"Bazı isimler gerçeği açıklamaz; yalnızca yeni şüpheler doğurur."
Sorgu odasında hava ağırdı.
Baba sandalyede huzursuzca kıpırdandı. Gözleri bir noktaya takılı kalmıyor, sürekli kaçıyordu.
Mehri Saygın dosyanın kenarını parmaklarıyla bastırdı.
Sessizliği ilk bozan Komiser oldu: “Olay gecesini yeniden anlat.”
Baba kaşlarını çattı.
“Ben anlattım zaten… Bu gün kızım uyanmıştı, beni neden tutuyorsunuz burada? Bırakın gideyim, gidip kızımı…"
Komiser bir anda masaya sertçe vurdu: “Biz sana soru sorduksa yeniden anlat!”
Odadaki hava bir anda gerildi.
Mehri irkildi.
Kaşları hafifçe kalktı.
Başkomisere baktı.
Başkomiser bir an duraksadı.
“Pardon Sayın Savcım…”
Ve Mehri’nin yanındaki sandalyeye oturdu.
Mehri dosyayı masanın üzerine bıraktı.
Sonra tamamen babanın gözlerine odaklandı.
“Murat Bey… lütfen bize yardımcı olmak için o geceyi bir daha anlatın. Bizim de işimizi zorlaştırmayın.”
Murat Bey derin bir nefes aldı.
“Vallahi savcı dedim, içkiliydim o gece. Eve geldim ve yattım.”
Savcı ekledi: “Ne kadar geç?”
Murat Bey: “11 olmamıştı daha.”
Savcı: “11 olmamış…” diyerek ayağa kalktı.
Murat Bey başıyla onayladı.
“Enteresan…” diye başkomiser ekledi.
Murat Bey şaşkın şekilde etrafında dönen savcıyı izliyordu.
Sonra savcı sordu: “Şahin Arslan tanıyor musunuz?”
Murat Bey: “Şahin Arslan mı?” diye tekrarladı savcının ağzından çıkan lafı.
Savcı: “Evet. Geçen hastanede kızınızın eşyalarının içinden fotoğrafı çıkan, telefonda mesajlaşmaları, foto ve videoları olan Şahin. Günlükte her gün ondan konuşduğu eski erkek arkadaşı Şahin Arslan.”
Murat Bey: “Hayır.”
Komiser yüksek sesle: “Bu daha enteresan savcım.” dedi.
Murat Bey meraklı bakışlarla komisere bakarken komiser masanın üstünden günlüğü alıp son yazılan sayfayı açtı ve okumaya başladı.
Komiser: “Bu bizim Şimal’i sabah bulduğumuz gecenin önceki geceye ait… hani sizin ‘evde uyuyorum’ dediğiniz, aslında eve adım atmadığınız gece.”
Murat Bey: “B-ben evdeyd-”
Komiser lafını kesti:
“23.57…”
“Günü yine o adamın tehditleriyle kapattım…”
“Belki de bu son cümlelerim…”
“Birazdan Şahin’le görüşeceğim…”
“Şahin bana bir şey yapmaz da o adamı bilemem…”
“Evden çıkmam hiç bu kadar rahat olmamıştı…”
“Oysaki ailem beni nasıl rahat ölüme terk edecek…”
“Belki Şahin terk edecek ölüme…”
“Belki ben 3 yıl önce çoktan kendimi ölüme terk ettim…”
“Bilemiyorum…”
“Annem salonda uyuya kaldı…”
“O bekledi ama ben asla gelmeyeceğimi biliyorum…”
“Zaten birkaç gündür eve uğramıyorum…”
“Ne garip… herkes kavgalarımızdan bıktı ama biz bıkmadık…”
“Neyse…”
“Ölüme gidiyor olan biri gibi çok rahatım…”
“Bir de buraya oturup yazıyorum…”
“Neyse saçmaladım…”
“Beni güzel hatırla günlük…”
“Ben çirkin biri değilim.”
Murat Bey ağlamaya başlamıştı bile.
Savcı ellerini sertçe masaya vurdu: “Naptınız kıza?”
Murat Bey: “Ben bilmiyorum… ben yapmadım… kızım bu hale gelsin istemezdim.”
Savcı:
“O adam dediği sen misin?”
“Şahin nerede?”
“Borcun mu vardı adamlara?”
“Neden kızını öldüresiye döverken hiçbir şey yapmadın?”
“Nasıl babasın sen?”
Murat Bey: “Ben orada değildim… ben bir şey bilmiyorum.”
Komiser sinirlenir:
“Orada değildin, evde değildin… neredeydin be adam?! Konuş! Neden işimizi zorlaştırıyorsun?!”
Savcı, ağlayan babanın önünde Komiser’i tutar: “Bırak Komiser…”
Murat beye döner.
“Sus.”
“Suç üstüne kalınca, 15 yıl hatta 20 yıl ceza yediğinde… çünkü suçu maşallah kabarık…”
“Darp var… yalan var… var oğlu var…”
“Tüm ceza üstüne kalınca görür.”
“Kendimizi yormaya gerek yok.”
“Birilerinin cezasını ödemeye hazır, belli… onun suçu var.”
Diyerek kapıya yöneldiler, dosyaları alıp tam kapıdan çıkacakken baba konuştu:
“Eğer ilgilenmemek suçsa… evet suçluyum.”
“Tek suçum iyi baba olamamak.”
“Ben kızıma vurmam… yoksa…”
Ağlayarak devam etti.
Savcı: “Neredeydin onu söyleyecek misin?”
Murat Bey:
“Utanıyorum…”
“Kayınbabamın, karımın önünde…”
“Sizlere bir ilişkim olduğunu söyleyemedim…”
Komiser ve savcı birbirine baktı.
Murat Bey ekledi:
“Bir kadın var… baya zamandır tanışız…”
“Arada sırada ona giderdim…”
“Sonra evde çok kavgalar başlayınca…”
“Bazen günlerce eve gelmezdim.”
Başkomiser: “Peki Şimal nereden biliyordu gelmeyeceğini?”
Sert bakışla.
Murat Bey:
“Vallahi onu bilmiyorum…”
“Günlerdir gitmiyorum ya… oradan öylesine yazmışdır…”
“Bilemiyorum…”
“Canım kızım ne hissetti de yazdı bilmiyorum…”
“Pişmanım… çok pişmanım…”
“Yalan söylediğim için de… kızımla ilgilenmediğim için de…”
“Yapamadığım her babalık görevi için pişmanım.”
Ağladı.
Mehri savcı sinirlendi:
“Şimdi mi?”
“Acı olacak ama…”
“Pişman olmak için… görevlerinizi, sorumluluklarınızı hatırlamak için…”
“Kızınızın öldüresiye dövülmesine gerek yoktu.”
Ayağa kalktı.
Giderken Komiser sertçe bağırdı: “Gerekli işlemleri yap ve bana Şahin Arslanı bull Komiser!”
Başkomiser ona yetişmeye çalıştı ama yetişemedi.
Arkasından yavaş bir sesle, yalnız: “Başkomiser…”
Bir hafta geçmişti.
Zaman durmuş değildi.
Ama hiçbir şey de eskisi gibi olmamıştı.
Hastane koridorlarında aynı insanlar yürüyordu.
Aynı kapılar açılıp kapanıyordu.
Aynı saatler geçiyordu.
Ama Şimal artık o yoğun bakım odasında gözlerini açan kız değildi.
Yine kırılmıştı.
Yine korkuyordu.
Ama artık tamamen susmuyordu.
Psikoloji servisinin önünde tekerlekli sandalye durdu.
Sandalyeyi annesi sürüyordu.
Babası ise yanlarında yürüyordu.
Son günlerde omuzları daha düşük, saçları daha beyaz görünüyordu.
Annesi kızının saçlarını kulağının arkasına itti.
"Biz dışarıda olacağız tamam mı?"
Şimal gözlerini kaldırdı.
Annesine baktı.
Sonra çok hafif başını salladı.
Babası boğazını temizledi.
"Korkarsan çıkarsın kızım."
Şimal birkaç saniye ona baktı.
Sonra kısık bir sesle: "Tamam." dedi.
Bu tek kelime bile anne ve babasının gözlerini doldurmaya yetti.
Kapı açıldı.
Psikolog onları karşıladı.a
"Bugün biraz daha iyi görünüyorsun."
Şimal cevap vermedi.
Ama ilk günkü gibi gözlerini kaçırmadı.
Kapı kapandı.
Anne ve babası dışarıda kaldı.
Koridorun biraz ilerisinde Mehri ve Başkomiser bekliyordu.
Başkomiser camın önüne geçti.
"İlk seansından daha farklı."
Mehri gözlerini odadan ayırmadı.
"Çünkü artık korkusunun içinden çıkmaya başladı."
İçeride psikolog sandalyesini Şimal'in karşısına çekti.
Masada dosya yoktu.
Kalem yoktu.
Sorgu yoktu.
"Bugün nasılsın?"
Şimal omuz silkti.
"İdare eder."
Psikolog hafifçe gülümsedi.
"Bu ilerleme."
Şimal anlamamış gibi baktı.
"Bir hafta önce olsaydı cevap vermezdin."
Şimal gözlerini yere indirdi.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra psikolog konuştu.
"Bugün hatırlamaya çalışmayacağız."
Şimal başını kaldırdı.
"Çalışmayacak mıyız?"
"Hayır."
"Niye?"
"Bazen insan ne kadar zorlarsa hafıza o kadar saklanır."
Şimal sessiz kaldı.
Psikolog devam etti.
"Gözlerini kapatmanı istiyorum."
Şimal birkaç saniye bekledi.
Sonra gözlerini kapattı.
"Şu an güvende hissettiğin bir yerde olduğunu düşün."
Sessizlik.
"Neredesin?"
"Denizde."
Psikolog başını salladı.
"Yalnız mısın?"
Uzun bir sessizlik oldu.
"...Hayır."
Psikolog dikkat kesildi.
"Yanında biri mi var?"
Şimal'in kaşları hafifçe çatıldı.
"Evet."
"Kim?"
Şimal'in nefesi değişti.
"Bilmiyorum."
"Yüzünü görebiliyor musun?"
"Hayır."
Psikolog birkaç saniye sustu.
"Peki sana nasıl hissettiriyor?"
Şimal'in cevabı gecikmedi.
"Güvende."
Psikolog bunu not etti. Zihninde.
Korktuğu kişinin yanında insan kendini güvende hissetmezdi.
"Peki sonra ne oluyor?"
Şimal'in elleri titremeye başladı.
"...Yağmur."
Psikolog ses tonunu değiştirmedi.
"Başka?"
Şimal'in nefesi ağırlaştı.
"...Bir ses."
"Ne diyor?"
Uzun bir sessizlik.
Sonra dudakları aralandı.
"...Kaç."
Dışarıda Mehri doğruldu.
Başkomiser camın önüne yaklaştı.
İçeride psikolog sakinliğini korudu.
"Ne dedi?"
Şimal'in yüzü gerildi.
"...Kaç..."
"...Geç olmadan kaç..."
Psikolog dikkatle dinliyordu.
"Sonra?"
Şimal'in göz kapakları titredi.
"...Kapı."
"Nasıl bir kapı?"
"...Kapalı."
Bir anda kalp atışları hızlandı.
Parmakları sandalyenin kolunu sıkmaya başladı.
Psikolog bunu fark etti.
"Şimal."
"Buradasın."
"Odadasın."
"Benim sesimi dinle."
Ama Şimal artık terapi odasında değildi.
Yağmur...Karanlık...
Bir erkek sesi: "Kaç!...Şimal kaç!"
Kapı...Çarpma sesi... Silah sesi...Birinin bağırışı...Ve sonra...Bir yüz...İlk kez...Dağılmadan...Eksilmeden...Net...
Şimal'in gözleri bir anda açıldı. Nefes nefeseydi.
Psikolog öne eğildi.
"Şimal?"
Dışarıda Mehri ve Başkomiser ayağa kalkmıştı.
Psikolog tekrar seslendi.
"Kimi gördün?"
Şimal'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
Dudakları titredi.
Sanki üç yıldır boğazında kalan isim sonunda yolunu bulmuştu.
Ve ilk kez söyledi.
"Şahin... Şahin vuruldu"
Koridor sessizliğe gömüldü.
Mehri'nin yüzü taş kesildi.
Başkomiser ona baktı.
Ama Mehri'nin gözleri çoktan başka bir yere gitmişti.
Çünkü o an, oğlunun mezarı başında kendine verdiği sözü hatırlamıştı.
Ve yıllardır peşinden koştuğu şüphe...
İlk kez bir isim olmuştu.
"Şahin Arslan."
✍️ m.n
