İçeriğe geç

NİSYAN

Bölüm 2 · 5 dk okuma

NİSYAN

Bölüm 2

BÖLÜM 2 | SESSİZ DELİL

"Bir yüz, bazen bin gerçeği saklar."

Ertesi sabah savcılık binası yine yoğun ve yorucu bir güne uyanmıştı.

Mehri Hanım masasındaki dosyalara göz gezdirirken kapı çalındı.

"Gel."

İçeri kalem memuru girdi.

Elindeki not defterine baktıktan sonra konuştu:

"Savcım, dün bulunan kızın ailesine ulaşıldı. Bilgilerine ve ifadelerine başvurulmasını istemiştiniz."

Mehri dosyayı kapattı.

"Kızın durumu nasıl?"

"Doktorlara göre hayati tehlikeyi atlattı. Ancak henüz ayrıntılı ifade verebilecek durumda değil."

Mehri ayağa kalktı.

"Ceketimi alıyorum. Hazırlan."

"Hastaneye mi gidiyoruz savcım?"

"Evet."

Yaklaşık yarım saat sonra hastanenin koridorlarında yürüyorlardı.

Koridorun sonunda üç kişi bekliyordu.

Orta yaşlı bir kadın... Yanında endişeli görünen bir adam... Ve elindeki tespihi ağır ağır çeken yaşlı bir adam.

Kadının gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Adamın yüzünde ise saatlerdir uyumamış insanların yorgunluğu vardı.

Mehri yanlarına yaklaştı.

"Geçmiş olsun."

Kadın başını kaldırdı.

"Sağ olun."

Mehri kendini tanıttı.

"Ben dosyaya bakan Cumhuriyet Savcısı Mehri Saygın."

Kadının yüzü gerildi.

"Savcı mısınız?"

"Evet."

Kadın gözlerini silmeye çalıştı.

"Benim kızım ölümden dönmüş."

Sesi titriyordu.

"Ne olur onu bu hale getirenleri bulun."

Mehri'nin sesi sakindi.

"Bunun için buradayım."

Tam o sırada yaşlı adam dikkatle Mehri'nin yüzüne baktı.

Kaşları hafifçe çatıldı.

Sanki yıllar öncesinden bir hatırayı yakalamaya çalışıyordu.

"Affedersiniz..."

Mehri gözlerini ona çevirdi.

"Biz daha önce karşılaşmış olabilir miyiz?"

Kalem memurunun dikkati anında konuşmaya yöneldi.

Yaşlı adam birkaç saniye düşündü.

Sonra gözleri hafifçe büyüdü.

"Bir dakika..."

Elindeki tespih durdu.

"Yıllar önce bizim evin üst katında üniversite okuyan bir genç kalıyordu."

Mehri sessizce dinledi.

"Annesi başka şehirdeydi."

Yaşlı adam hatırlamaya çalışıyordu.

"Adınız..."

Sonra birden yüzündeki ifade değişti.

"Mehri Hanım..."

Mehri başını hafifçe eğdi.

"Evet."

Hazar Bey derin bir nefes aldı.

"Doğru ya..."

Başını salladı.

"Siz o zamanlar avukat olarak çalışıyordunuz."

Koridor birkaç saniyeliğine sessizleşti.

Mehri'nin bakışları kısa bir an uzaklara kaydı.

Sonra sakin bir sesle cevap verdi:

"Oğlum ölmeden önceydi."

Sözler koridorda ağır bir taş gibi yere düştü.

Kimse hemen konuşamadı.

Hazar Bey'in yüzündeki ifade yumuşadı.

"Allah rahmet eylesin."

Mehri yalnızca başını salladı.

Kalem memuru ise sessizce onları izliyordu.

Dünkü olay yeri yeniden gözlerinin önüne geldi.

Kaybolan iz...

Savcının tuhaf davranışı...

Ve şimdi ortaya çıkan eski bir tanışıklık...

İçindeki huzursuzluk biraz daha büyüdü.

Mehri sessizliği bozdu.

"Şimal'in anne ve babası siz misiniz?"

Adam başını salladı.

"Evet."

Mehri dosyasını açtı.

"Şu an önceliğimiz Şimal'in sağlığı."

Ardından ekledi:

"Ancak soruşturmanın ilerleyebilmesi için sizden de bazı bilgiler almam gerekebilir."

Şimal'in annesi bir anda gerildi.

"Neyi öğrenmek istiyorsunuz?"

"Şimal'in son günlerde kimlerle görüştüğünü, herhangi bir sorun yaşayıp yaşamadığını, çevresinde dikkat çeken biri olup olmadığını."

Kadın gözyaşlarını silmeye çalıştı.

"Benim kızım ölüm kalım savaşı veriyor savcı hanım."

Sesi yükseldi.

"Yoksa bizi mi suçluyorsunuz?"

Koridorda kısa bir sessizlik oluştu.

Mehri'nin yüzündeki ifade değişmedi.

"Hayır."

Kadın devam etti:

"O zaman kızımı bu hale getirenleri bulun."

"Bulacağız."

Mehri'nin sesi kararlıydı.

"Ama bazen gerçeğe ulaşmak için en küçük ayrıntıya bile ihtiyaç duyulur."

Kadın cevap vermedi.

Hazar Bey yavaşça kızının omzuna dokundu.

"Zehra, sakin ol, kızım."

Ardından Mehri'ye döndü.

"Ne öğrenmek istiyorsanız sorabilirsiniz, savcı hanım kızım."

Tam o sırada koridorun diğer ucundan beyaz önlüklü bir doktor yaklaştı.

Elindeki dosyaya göz atarak durdu.

"Şimal Aras'nın yakınları?"

Zehra hemen ayağa kalktı.

"Ben annesiyim."

Doktor başını salladı.

Mehri öne çıktı.

"Cumhuriyet Savcısı Mehri Saygın"

Doktorun yüzündeki ifade ciddileşti.

"Memnun oldum savcım."

Mehri doğrudan konuya girdi.

"Hastanın durumu nasıl?"

Doktor elindeki dosyayı açtı.

"Hayati tehlikeyi atlattı. Bilinci henüz tam olarak yerine gelmedi ancak durumu düne göre daha iyi."

Zehra'nın omuzları hafifçe düştü.

Sanki saatlerdir tuttuğu nefesin bir kısmını bırakabilmişti.

Mehri birkaç saniye bekledi.

"Adli inceleme tamamlandı mı?"

"İlk rapor tamamlandı savcım."

Mehri'nin bakışları sertleşti.

"Cinsel saldırıya ilişkin herhangi bir bulgu var mı?"

Koridor bir anda sessizleşti.

Zehra'nın yüzü gerildi.

Hazar Bey'in elindeki tespih durdu.

Doktor kısa bir an sustu.

"Kesin değerlendirmeyi adli tıp yapacaktır."

Ardından devam etti:

"Ancak yapılan ilk incelemelerde cinsel saldırıya ilişkin herhangi bir bulguya rastlamadık."

Zehra'nın gözlerinden yaş süzüldü.

Bu kez korkudan değil...

Rahatlamadan.

"Şükür..." diye fısıldadı.

Doktor başını hafifçe salladı.

"Elbette son sözü adli tıp söyleyecek. Ancak mevcut bulgular saldırının cinsel amaç taşıdığı yönünde değil."

Koridordaki hava biraz olsun yumuşadı.

Mehri düşünceli bir ifadeyle sordu:

"Peki başka?"

Doktor dosyaya baktı.

"Baş bölgesine aldığı darbe sonucu bilinç kaybı yaşamış. Vücudunda sürüklenmeye ve fiziksel şiddete bağlı izler mevcut."

Sonra dosyayı kapattı.

"Şimdilik raporda yer alanlar bunlar."

Mehri birkaç saniye sustu.

Bakışları doktorda kaldı.

Sanki bir şey düşünüyordu.

Sonra sakin bir sesle konuştu:

"Doktor Bey, sizinle ayrıca konuşmak istediğim birkaç konu var."

Kalem memurunun dikkati bir anda onlara yöneldi.

Doktor başını salladı.

"Tabii savcım."

Mehri kalem memuruna döndü.

"Sen burada kal."

"Emredersiniz savcım."

Ardından Şimal'in ailesine baktı.

"Birazdan uygun bir oda ayarlanacak."

Dosyasını kapattı.

"O zaman ifadelerinize başvuracağız."

Hazar Bey başını salladı.

"Bekleriz savcı hanım kızım."

Mehri başka hiçbir şey söylemedi.

Doktorla birlikte koridorun sonuna doğru yürümeye başladı.

Kalem memurunun gözleri onların üzerindeydi.

Doktor bir şey anlatıyor, Mehri dikkatle dinliyordu.

Bir süre sonra ikisi koridorun köşesinden dönerek gözden kayboldular.

Kalem memuru olduğu yerde kaldı.

Ama zihni çoktan başka yere gitmişti.

Dünkü olay yeri...

Savcının toprağın üzerindeki o tuhaf hareketi...

Şimal'in ailesiyle ortaya çıkan eski tanışıklık...

Ve şimdi doktorla yapılan özel görüşme...

Belki bütün bunların mantıklı açıklamaları vardı.

Ama parçalar yan yana geldikçe ortaya çıkan tablo, ona hiç de sıradan görünmüyordu.

İlk kez...

Savcısından şüphe duyduğu için kendini suçlu hissetmedi.

Hastane odasında Şimal'in eşyaları küçük bir kutu içinde masaya bırakıldı.

Zehra elleri titreyerek kutuya uzandı.

"Bunlar... kızımın eşyaları mı?"

Hemşire başını salladı.

"Evet hanımefendi."

Kalem memuru not defterine bir şeyler yazdı.

Mehri sessizdi.

Zehra kutunun kapağını açtı.

Telefon, birkaç kişisel eşya ve küçük bir defter...

Bir an eli durdu.

Defterin arasından kayarak düşen bir fotoğraf yere süzüldü.

Kimse hemen fark etmedi.

Mehri eğilip fotoğrafı aldı.

Bakmadı.

Bir saniye tuttu.

Sonra gözleri fotoğrafa kilitlendi.

O an odadaki hava değişti.

Kalem memuru bunu fark etti.

"Savcım?"

Mehri cevap vermedi.

Fotoğraftaki yüz...

Sarışın bir gençti.

Açık renk gözleri vardı.

Bakışı ilk anda bile rahatsız ediciydi.

Havalıydı.

Ama o havanın içinde açıklanması zor bir sertlik vardı.

Sanki gülümsemeyen bir özgüven değil...

Güvenilmeyen bir rahatlık taşıyordu.

Şahin.

Kalem memuru bir adım yaklaştı.

"Bu kim?"

Zehra da fotoğrafa bakmıştı.

"Şimal bunu neden saklasın ki...?"

Mehri fotoğrafı yavaşça indirdi.

Yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Ama sesi düşük çıktı.

"Sorun o değil."

Kısa bir sessizlik oldu.

Kalem memuru gözlerini Mehri'den ayırmadı.

Mehri fotoğrafı dosyanın içine koydu.

"Bu yüz..."

Bir an durdu.

Sanki kelime seçer gibi.

"Bir yerde daha vardı."

Kalem memurunun kaşları çatıldı.

"Daha önce mi gördünüz?"

Mehri başını çevirmedi.

Sadece çok sakin bir sesle konuştu.

"Eski bir dosyada."

Zehra anlamadı.

"Ama bu çocuk kim?"

Mehri kısa bir an sustu.

Sonra tek cümle söyledi:

"Yaklaşılması kolay ama unutulması zor türden biri."

Kalem memuru o an fark etti.

Bu sadece bir fotoğraf değildi.

Bu, açılmamış başka bir dosyanın kapağıydı.

✍️ m.n
Bölüm sonu

4 yorum