"Korku susturmuştu, gerçek konuşturacaktı."
İnsan bazen bir gerçeği öğrenince yıkılmaz. Asıl yıkım, o gerçeğin aslında uzun zamandır içinde yaşadığını fark ettiğinde başlar.
Çünkü bazı acılar kapıyı çalarak gelmezdi.
Sessizce yerleşirdi insanın içine.
Bir köşede beklerdi.
Aylarca...
Yıllarca...
Ve tam her şey düzeliyor sandığında ortaya çıkardı.
İnsan en çok da o zaman kırılırdı.
Çünkü umut ettikten sonra gelen acı, ilk acıdan daha ağırdı.
Şimal koşuyordu.
Nereye gittiğini bilmeden...
Nefes nefese...
Gözleri yaşlarla bulanmış halde...
Kulaklarında hâlâ silah sesi yankılanıyordu.
O gece.
O kulübe.
Kan.
Çığlık.
Kenan.
Şahin.
Yaman.
Her şey geri dönmüştü.
Aylarca zihninin karanlık bir köşesinde saklanan bütün anılar bir anda üstüne yıkılmıştı.
Sanki zihninin kapıları zorla açılmıştı.
Ve içeride ne varsa üzerine dökülmüştü.
Şimal nefes almakta zorlanıyordu.
Yol boyunca ağladı.
Ellerini yüzüne kapattı.
Ama görüntüler gitmiyordu.
Şahin'in Kenan'a attığı yumruk...
Yaman'ın elindeki silah...
Yere düşen beden...
Kan...
Her şey yeniden oluyordu.
Tekrar tekrar.
Ve en kötüsü...
Mahkemede söyledikleri aklına geliyordu.
"Şahin bunu yapmaz."
"O bana zarar vermez."
"İçimde böyle bir his var."
Şimal gözlerini sımsıkı kapattı.
Yeni bir hıçkırık boğazından koptu.
Kendinden utanıyordu.
Kendine kızıyordu.
Kendine öfkeleniyordu.
Çünkü o savunmuştu.
Herkesin önünde.
Defalarca.
Ve şimdi...
Gerçeği biliyordu.
Mehri Saygın'ın evinde sessiz bir akşam vardı.
Masasının üzerinde yarım kalmış dosyalar duruyordu.
Bir fincan kahve çoktan soğumuştu.
Mehri birkaç belgeyi incelerken kapı zili çaldı.
Bir kez.
Sonra ikinci kez.
Ardından üçüncü kez.
Aceleyle.
Panikle.
Mehri kaşlarını çattı.
Bu saatte kimdi?
Ayağa kalktı.
Kapıya yürüdü.
Kapıyı açtığı anda yüzündeki ifade değişti.
Karşısında Şimal vardı.
Perişan halde.
Gözleri kıpkırmızı.
Yüzü bembeyaz.
Nefes almakta zorlanıyordu.
"Şimal?"
Şimal konuşamadı.
Sadece gözyaşları aktı.
Mehri'nin yüreği sıkıştı.
Çünkü karşısındaki görüntü ona çok tanıdıktı.
İnsanlar böyle görünürdü.
Hayatları bir anda parçalandığında...
"Ne oldu?"
Şimal cevap veremedi.
Mehri bu kez daha sert sordu.
"Şimal ne oldu?!"
Şimal'ın dudakları titredi.
Sonunda güçlükle konuşabildi.
"Hatırladım..."
Mehri dondu.
"Ne dedin?"
"Hatırladım..."
Bir hıçkırık daha.
"Her şeyi hatırladım..."
Mehri'nin yüzü bir anda ciddileşti.
Hemen onu içeri aldı.
Kapıyı kapattı.
Koltuğa oturttu.
Kendisi de karşısına geçti.
Kalbi hızlanmıştı.
Çünkü aylarca bekledikleri şey buydu.
Ama Şimal'ın hali hiç iyi görünmüyordu.
"Tamam."
"Derin nefes al."
"Ve bana ne olduğunu anlat."
Şimal ellerini birbirine kenetledi.
Titriyordu.
"Biz..."
Sesi çatladı.
"Biz o gece görüşmüştük."
Mehri dikkatle dinliyordu.
"Şahinle..."
Şimal başını salladı.
"Sonra..."
Gözlerini kapattı.
O görüntüler yeniden geldi.
"Bir yere götürüldük."
"Bir kulübeye..."
Mehri öne eğildi.
"Sonra?"
"Sonra bizi dövdüler."
Mehri'nin yüzü sertleşti.
Şimal devam etti.
"Şahin'i de götürdüler."
"Ben de oradaydım."
"Her şeyi gördüm."
Mehri sessizdi.
Şimal ağlıyordu.
"Yaman da oradaydı."
Bu isim ilk kez duyuluyordu.
Mehri hemen sordu.
"Yaman kim?"
Şimal gözlerini kaldırdı.
Ve o cevapla odanın havası değişti.
"Şahin'in abisi."
Mehri birkaç saniye sustu.
İlk kez şaşırmıştı.
Şahin'in bir abisi olduğunu bilmiyordu.
Ama yine de konuşmadı.
Şimal anlatmaya devam etti.
"Silah vardı."
"Tehdit vardı."
"Her şey vardı."
Sonra bir anda sustu.
Sanki boğazına bir şey düğümlenmişti.
Mehri bunu fark etti.
"Sonra ne oldu?"
Şimal cevap vermedi.
Yalnızca ağladı.
Bu kez daha fazla.
Daha ağır.
Mehri kaşlarını çattı.
Çünkü Şimal'ın ağladığı şey yalnızca darp gecesi değildi.
Başka bir şey vardı.
Daha büyük.
Daha ağır.
"Şimal."
Sessizlik.
"Sonra ne oldu?"
Şimal dudaklarını ısırdı.
Gözleri boşluğa kaydı.
Ve fısıltıyla konuştu.
"Kenan..."
Mehri'nin yüzü değişti.
"Kenan mı?"
Şimal başını salladı.
Bir kez.
Sonra ikinci kez.
Ve sonunda yıkıldı.
"Kenan öldürülüdüyünde de ordaydım..."
"Bir şey yapamadım, yıllarca sustum..."
"Bir de mahkemede Kenan'ın katilini savundum..."
Odanın içinde sessizlik oluştu.
Şimal ağlıyordu.
Ama artık kontrolsüzce.
"Kenan öldü Mehri Hanım..."
Mehri hiçbir şey söylemedi.
Şimal devam etti.
"Ben unutmuşum..."
"Ben onu unutmuşum..."
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
"Nasıl unutabildim bilmiyorum."
"Nasıl yapabildim bilmiyorum."
Mehri'nin gözleri doldu.
Çünkü oğlunu kaybetmiş bir anne olarak o acıyı tanıyordu.
Şimal dizlerinin üzerine çöktü.
"Ben mahkemede Şahin'i korudum."
Bir hıçkırık.
""Yapmaz" dedim."
Bir tane daha.
"Onu savundum."
Mehri aniden ayağa kalktı.
Bu kez sesi daha sertti.
Daha kararlı.
"Hayır."
Şimal ağlamaya devam ediyordu.
Gözlerinin içine baktı.
"Şimdi bana bak."
Şimal baktı.
"Şimdi ne yapacağını biliyor musun?"
Şimal başını iki yana salladı.
Mehri ayağa kalktı.
Kararlıydı.
Aylar sonra ilk kez elinde gerçek bir yön vardı.
Gerçek bir ipucu.
Gerçek bir savaş.
"Doğan'a gidiyoruz."
Şimal şaşkınca baktı.
"Ne?"
"İfade vereceksin."
"Bugün."
"Şimdi."
Şimal derin nefes aldı.
Korkuyordu.
Ama kaçmak istemiyordu.
Artık değil.
Mehri birkaç saniye ona baktı.
Sonra yumuşadı.
Belki ilk kez yalnızca avukat gibi değil...
Bir anne gibi konuştu.
"Yaparsın değil mi?"
Şimal sustu.
Mehri devam etti.
"Bizim için."
"Kenan için."
"Ve kendin için."
Şimal gözlerini kapattı.
Kenan'ın gülümsemesi geldi aklına.
Sonra başını kaldırdı.
Gözlerinde hâlâ yaş vardı.
Ama bu kez başka bir şey de vardı.
Kararlılık.
"Yaparım."
Mehri başını salladı.
"Öyleyse gidiyoruz."
Şimal ayağa kalktı.
Gözyaşlarını sildi.
Ve ilk kez...
Hatırladığı şeylerden kaçmak yerine onların üzerine yürümeye karar verdi.
Çünkü bazı gerçekler insanı parçalar.
Ama bazı gerçekler de insanı ayağa kaldırır.
Ve o gece...
Şimal Aras ilk kez kurban gibi değil...
Gerçeğin peşine düşen biri gibi yürümeye başladı.
Ama ikisi de bilmiyordu.
Bazı gerçekler ortaya çıkmadan önce...
Son bir bedel isterdi...
«Bazı gerçekler ortaya çıktığında insan rahatlamazdı.
Aksine...
İlk kez gerçekten yorulurdu.
Çünkü aylarca taşınan yükün adı sonunda konulurdu.
Ama yük yine orada kalırdı.»
Emniyet Müdürlüğü'nün koridorları her zamanki gibi sakindi.
Gece ilerlemişti.
Nöbetçi polislerin ayak sesleri uzaklardan yankılanıyor, floresan lambaların beyaz ışığı koridor boyunca uzanıyordu.
Mehri Hanım hızlı adımlarla yürüyordu
.
Yanında ise Şimal vardı.
Ama birkaç saat önceki Şimal değildi bu.
Yüzü bembeyazdı.
Gözleri ağlamaktan şişmişti.
Sanki bütün geceyi değil, bütün hayatını ağlayarak geçirmiş gibiydi.
Mehri bir an dönüp ona baktı.
Şimal'ın yürürken bile zorlandığını fark etti.
Ama durmadı.
Çünkü biliyordu.
Bazı yaralar ancak konuşularak açılırdı.
Ve bazı yaralar açılmadan iyileşmezdi.
Koridorun sonundaki kapıya geldiler.
Kapının üzerinde: «Başkomiser Doğan Saygın» yazıyordu.
Mehri kapıyı çalmadan açtı.
Doğan zaten onları bekliyordu.
Masasının üzerindeki dosyalara göz gezdirirken kapının açılma sesiyle başını kaldırdı.
Fakat içeri girenleri görünce yüzündeki ifade bir anda değişti.
Mehri Hanım'ın yüzü solgundu.
Ama asıl dikkatini çeken Şimal oldu.
Genç kızın gözleri ağlamaktan şişmişti. Yüzündeki renk çekilmiş, omuzları düşmüş, sanki birkaç saat içinde yıllarca yaşlanmış gibiydi.
Doğan hemen ayağa kalktı.
"Ne oldu?" diye sordu endişeyle.
Bakışları Şimal'ın üzerinde gezindi.
"Ne bu haliniz?"
Şimal cevap vermek istedi.
Ama boğazındaki düğüm buna izin vermedi.
Birkaç saniye boyunca yalnızca nefes almaya çalıştı.
Sonunda dudakları titreyerek aralandı.
"Hatırladım..."
Bu tek kelime odanın içindeki havayı değiştirmeye yetmişti.
Doğan'ın yüzündeki ifade dondu.
Mehri ise gözlerini kısa süreliğine kapattı.
Aylarca bekledikleri an sonunda gelmişti.
Şimal'ın omzuna hafifçe dokundu.
"Şimal ifade vermeye hazır," dedi yorgun bir sesle.
Sonra gözlerini genç kıza çevirdi.
"Hadi bitirelim bu işi..."
Sesi bu kez daha yumuşaktı.
"Ve kızımıza gidelim."
Şimal'ın gözlerinden yeniden yaşlar süzüldü.
Doğan hâlâ tam olarak ne olduğunu anlayabilmiş değildi.
Masasının önüne geçti.
"Eee..." dedi sakin kalmaya çalışarak.
"Birisi bana açık açık anlatacak mı ne olduğunu?"
Odanın içine ağır bir sessizlik yayıldı.
Mehri, Şimal'ın titreyen ellerine baktı.
"Hazır olduğunda başlayabilirsin."
Şimal başını öne eğdi.
Ellerini birbirine kenetledi.
İki yıldır zihninin karanlık bir köşesinde kilitli duran anılar şimdi birer birer ortaya çıkıyordu.
Ve her biri diğerinden daha ağırdı.
Bir süre yalnızca nefes almaya çalıştı.
Sonra kısık bir sesle konuşmaya başladı.
"Biz... Şahin'le hep kavga ederdik ya..."
Sesi titriyordu.
"O zamanlar aramız çok kötüydü."
Başını kaldırmadan devam etti.
"Sürekli tartışıyorduk. Sürekli..."
Doğan sessizce dinliyordu.
Şimal artık odayı görmüyordu.
Gözlerinin önünde iki yıl önceki o gün vardı.
Sahil...
Rüzgâr...
Ve yarım kalan bir gün...
"O gün..." dedi güçlükle.
"Kenan'ın öldüğü gün..."
Yutkundu.
"Beraberdik."
Odayı yeniden sessizlik kapladı.
Şimal derin bir nefes aldı.
"Sonra birden bana gitmem gerektiğini söyledi."
Başını kaldırdı.
"Beni yolda bıraktı."
Gözleri boşluğa kaydı.
"Ve gitti. Bende peşinden gittim."
Doğan dikkat kesilmişti.
"Peki sen neden peşinden gittin?"
Şimal acı dolu bir gülümsemeyle başını salladı.
"Başkası var sandım."
Kendi söylediğine kendisi bile inanamaz gibi güldü.
"Bana ihanet ettiğini düşündüm."
Bir anlığına kimse konuşmadı.
Hayat bazen insanı en büyük felakete götürürken çok daha sıradan sebepler kullanıyordu.
"Taksiye bindim," diye devam etti Şimal.
"Onu takip ettim."
Sesi giderek kısılıyordu.
"Sonra şehirden uzaklaştık."
"Ve o yere vardık."
Elleri yeniden titremeye başladı.
"Her yer karanlıktı."
Gözlerini kapattı.
"Çok karanlıktı..."
Doğan öne doğru eğildi.
Şimal'ın yüzündeki korku yeniden canlanmıştı.
"Sonra Kenan'ın sesini duydum."
Bu kez Doğan'ın yüzü değişti.
Şimal devam etti.
"Şahin onu yumrukluyordu."
Gözlerinden yaşlar aktı.
"Vuruyordu..."
"Neden?" diye sordu Doğan.
"Bir şey duymadın mı?"
Şimal başını iki yana salladı.
"Hayır."
Sonra gözlerini kapattı.
"Ama Kenan'ın söylediklerini hatırlıyorum."
Sesi fısıltıya dönüştü.
"Sürekli aynı şeyi söylüyordu."
Odanın içindeki herkes onu dinliyordu.
"'Bu yaptığınız yanınıza kalmayacak.'"
Şimal'ın sesi kırıldı.
"'Adaletsizliğin bedeli elbet ödenir.'"
Bu sözlerin ardından Mehri yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Oğlum..." diye fısıldadı.
Şimal ise sanki yıllardır dağılmış bir yapbozu tamamlamaya çalışıyordu.
Her parça yerine oturdukça biraz daha canı yanıyordu.
"Sonra..." dedi.
Nefesi hızlandı.
"Sonra Yaman silahı çıkardı."
Doğan'ın bakışları sertleşti.
Şimal'ın sesi titriyordu.
"Ve ateş etti..."
Cümlenin son kelimesi odanın içinde asılı kaldı.
Sanki hiç kimse devamını duymak istemiyordu.
Ama herkes duymak zorundaydı.
Şimal'ın gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
İki yıl boyunca zihninin en karanlık yerine gömdüğü anılar artık saklanmayı bırakmıştı.
Mehri'nin omuzları titredi.
Oğlunun ölümünü yıllardır biliyordu.
Fakat bir annenin bildiğiyle duyması aynı şey değildi.
Bir annenin en ağır yüklerinden biri de buydu.
Gerçeği her duyduğunda yeniden yaşamak...
Doğan yavaşça Mehri'ye baktı.
"İsterseniz biraz dışarı çıkın," dedi sakin bir sesle.
"Biraz yüzünüzü yıkayın."
Mehri gözyaşlarını sildi.
Ama başını iki yana salladı.
"Hayır."
Sesi titriyordu.
"Dinleyeceğim."
Doğan birkaç saniye sustu.
Sonunda başını salladı.
"Peki."
Ardından yeniden Şimal'a döndü.
"İyisin değil mi?"
Şimal cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
İyi değildi.
Belki hayatında hiç olmadığı kadar kötüydü.
Ama konuşması gerektiğini biliyordu.
Başını hafifçe salladı.
Doğan sandalyeye yaslandı.
"Yaman kimdi?"
Bu soru odanın içindeki havayı değiştirdi.
Şimal gözlerini sildi.
Sonra ilk kez doğrudan Doğan'a baktı.
"Şahin'in ağabeyi."
Doğan kaşlarını çattı.
"Devam et."
Şimal birkaç saniye düşündü.
Yaman'ın yüzü gözlerinin önüne geldi.
Soğuk bakışları...
Tehditleri...
Bitmek bilmeyen korku...
"Her şey onun elindeydi."
Sesi yorgundu.
"Emirleri o verirdi."
Bir an durdu.
Sonra ekledi:
"Ama galiba onun da üstünde biri vardı."
Bu ayrıntı Doğan'ın dikkatini çekmişti.
Ama sözünü kesmedi.
Şimal devam etti.
"Günlüğümde bahsettiğim kişi Yaman'dı."
"Benimle uğraşan..."
"Beni tehdit eden..."
"Telefonlar açan..."
"Mesajlar atan..."
Doğan'ın yüzü sertleşti.
"Çünkü Kenan'ın ölümünü bildiğimi öğrenmişti."
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.
Şimal gözlerini yere indirdi.
"Aslında uzun süre kimseye belli etmedim."
"Şahin'e bile."
Başını salladı.
"Sonra bir gün ağzımdan kaçtı."
"Nasıl oldu bilmiyorum."
"Bir anda söyledim."
Acı dolu bir nefes verdi.
"Ve birkaç ay sonra Yaman da öğrendi."
Doğan kalemini eline aldı.
Şimal konuşurken not almaya başlamıştı.
"Ondan sonra sürekli tehditler geldi."
"Mesajlar..."
"Telefonlar..."
"Takip edildiğimi hissediyordum."
Bir an sustu.
Sonra başını kaldırdı.
"Ben hepsini Şahin yapıyor sanıyordum."
"O zamanlar aramız baya kötüydü çünki..."
Bu cümle odadaki herkesi susturdu.
Şimal'ın gözleri yeniden dolmuştu.
"Şahin'in numarasından geliyordu."
"Şahin'in yaptığını düşündüm."
"Bu yüzden ona daha çok kızdım."
Sesi kırıldı.
"Meğer değilmiş."
Mehri gözlerini kapattı.
Doğan ise dikkatle dinlemeye devam ediyordu.
"Peki..." dedi.
"O gece."
"Şahin sana zarar verdi mi?"
Şimal hiç düşünmeden başını salladı.
"Hayır."
Bir kez daha.
"Hayır."
Sonra derin bir nefes aldı.
"O geceye kadar da hiçbir şeyi bilmiyordum."
"Ben sadece sürekli bana neden küfür ediyor diye düşünüyordum."
Acı bir tebessüm oluştu yüzünde.
"Şahin yazıyor sanıyordum."
"Şahin tehdit ediyor sanıyordum."
Başını eğdi.
"Yanılmışım."
Sessizlik.
Şimal devam etti.
"O gün bana ağabeyiyle görüşeceğini söyledi."
"Karşı çıktım."
"Gitmek istemedim."
Sonra gözlerini kapattı.
"İkna etti."
Sanki o ana geri dönmüştü.
""Bir şey olmayacak" dedi."
""Korkma" dedi."
""Yanındayım" dedi."
Bu sözleri söylerken sesi yavaşladı.
Çünkü ilk kez o geceye başka bir yerden bakıyordu.
İlk kez bazı şeyleri farklı görüyordu.
"Sonra kulübeye gittik."
"Oturduk."
"Ortam çok huzursuzdu."
"Bir tuhaflık vardı."
Doğan dikkatle dinliyordu.
"Ama Şahin sürekli sakinleştirmeye çalışıyordu beni."
""Korkma" diyordu."
""Bir şey olmayacak" diyordu."
Şimal'ın sesi yeniden titremeye başladı.
"Sonra Yaman kahve koymaya gitti."
Bir sessizlik.
"O sırada dışarıdan bir ses geldi."
Şimal'ın nefesi hızlandı.
"Şahin dışarı çıktı. Bakmak için kim diye"
Odanın içindeki herkes farkında olmadan gerilmişti.
Şimal'ın gözleri boşluğa sabitlendi.
"Sonra..."
Yutkundu.
"Sonra bağırdı."
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıldı.
"'Şimal kaç!'"
Mehri gözlerini sımsıkı kapattı.
Şimal devam etti.
"Sonra silah sesi geldi."
Bir nefes.
"Bir tane."
Bir tane daha.
"Ben ne olduğunu anlayamadım."
"Peşinden gitmeye çalıştım."
Başını iki yana salladı.
"Ama Yaman izin vermedi."
O an yeniden kulübedeydi sanki.
Yeniden aynı korkunun içindeydi.
"Kulaklarımda hâlâ sesi var."
Fısıldadı.
"Hâlâ duyuyorum."
Doğan'ın elleri yavaşça yumruk oldu.
Şimal konuşmaya devam etti.
""Hem kardeşimle aramı bozmamam..." dedi."
Gözlerinden yaşlar aktı.
""Hem de seni aradan kaldırmam gerek.""
Odanın içindeki sessizlik ağırlaştı.
Şimal'ın sesi kırıldı.
"Sonra bana baktı."
"Ve..."
Dudakları titredi.
""Affet beni abicim." dedi."
Mehri ağlamaya başladı.
Bu kez sessizce değil.
Yıllardır içinde tuttuğu acı ilk kez dışarı çıkıyordu.
Şimal da ağlıyordu.
"Sonra silahı bana doğrulttu."
"Kaçtım."
"Direndim."
"Nefes alamıyordum."
"Ellerim titriyordu."
"Bağırıyordum."
Sesi parçalandı.
"Ama kimse duymuyordu."
Doğan başını eğdi.
Şimal devam etti.
"En son gözlerimi açık tutamıyordum."
"Her yer kıpkırmızı görünüyordu."
"Sanki dünya dönüyordu."
"Her yerimde sıvı bir şey hiss ediyordum..."
"Kan akıyordu qaliba..."
Bir nefes aldı.
"Silahı kaldırdı."
Oda sessizleşti.
"Tam ateş edecekti ki..."
Şimal gözlerini kapattı.
"Polis sirenleri duyuldu."
"Ve kaçtı."
Cümle bittiğinde odadaki hiç kimse konuşamadı.
Uzun süre...
Hiç kimse.
Yalnızca Şimal'ın hıçkırıkları duyuluyordu.
Birden yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Vallahi korktum..."
Sesi çocuk gibi çıkıyordu.
"Korktuğum için sustum."
"Susmak istemedim."
"Gerçekten istemedim."
Başını kaldırdı.
Gözleri kıpkırmızıydı.
"Çok özür dilerim."
"Çok özür dilerim."
Doğan sandalyesinden kalktı.
Bu kez sesi bir komiserden çok bir baba gibiydi.
"Tamam."
Şimal'a yaklaştı.
"Tamam kızım"
"Ağlama."
"Korkma."
"Artık yalnız değilsin."
Şimal gözlerini kapattı.
Doğan devam etti.
"Şimdi bize yardım edeceksin."
"Tamam mı?"
"Bu işi bitireceğiz."
"Yaman'ı da bulacağız."
Bir an durdu.
Sonra daha yumuşak bir sesle ekledi:
"Ve gerçeği de."
Şimal gözyaşlarının arasından başını salladı.
"Tamam, ne isterseniz..."
Mehri daha fazla dayanamadı.
Ayağa kalkıp Şimal'a sarıldı.
Genç kız ilk kez kendini tutmayı bıraktı.
Başını Mehri'nin omzuna yasladı.
Ve uzun uzun ağladı.
Doğan birkaç saniye onları izledi.
Sonra masasına döndü.
Telefonu eline aldı.
"Bir memur yönlendirin."
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından kararlı bir sesle ekledi:
"İfade alınacak."
Telefon kapandığında odadaki hava değişmişti.
Çünkü artık yalnızca bir şüphe yoktu.
Bir tanık vardı.
Bir ifade vardı.
Ve karanlığın içinden çıkmaya başlayan bir gerçek vardı.
Ama hiçbiri bilmiyordu...
O gerçek ortaya çıkmadan önce son kez kan dökülecekti.
«Bazı insanlar birbirini bir kurşunla kaybetmezdi.
Bazıları yıllarca sustuğu için kaybederdi.»
Gece ağırdı.
Gökyüzü kapkaranlıktı.
Rüzgâr eski fabrikanın kırık camlarına çarpıyor, içeride uğultulu bir ses bırakıyordu.
Şimal binanın içinde tek başına bekliyordu.
Ellerini sıkıca birbirine kenetlemişti.
Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki kendi nefesini bile duyamıyordu.
Ama artık geri dönüş yoktu.
Bu gece bitecekti.
Ya korkusu...
Ya da yıllardır peşinden gelen karanlık.
Uzakta ayak sesleri duyuldu.
Şimal başını kaldırdı.
Şahin geliyordu.
Onu görür görmez durdu.
Şahin birkaç saniye konuşamadı.
Sanki gerçekten karşısında olduğuna inanamıyordu.
Sonunda yavaşça yaklaştı.
"Nasıl oldun?"
Şimal cevap vermedi.
Şahin devam etti.
"Dün neden gittin?"
Sesi kırılmıştı.
"Seni aradım."
"Bulamadım."
Başını eğdi.
"Korktum."
Şimal'ın gözleri doldu.
Ama kendini topladı.
"Abine haber verdin mi?"
Şahin şaşırdı.
"Ne?"
"Yaman'a."
Sessizlik.
"Verdin mi?"
Şahin başını salladı.
"Aradım."
Şimal'ın nefesi sıklaştı.
"Peki burada olduğumu söyledin mi?"
"Hayır."
"Neden söylemeyeyim?"
Şimal gözlerini kaçırdı.
"Çünkü onunla konuşmam lazım."
Şahin'in kafası karışmıştı.
"Şimal ne oluyor?"
Bu kez Şimal doğrudan gözlerinin içine baktı.
"Her şeyi hatırladım."
Şahin'in yüzündeki renk çekildi.
Bir anda.
Hiçbir şey söyleyemedi.
Şimal devam etti.
"Her şeyi."
Uzun bir sessizlik oldu.
Şahin başını eğdi.
Omuzları düştü.
Sanki iki yıldır taşıdığı bütün yük aynı anda üzerine çökmüştü.
"Özür dilerim..."
Şimal sustu.
Şahin'in sesi titriyordu.
"Ne desem boş biliyorum."
"Ne yaparsam yapayım boş biliyorum."
Gözleri doldu.
"Ama özür dilerim."
"Kenan için."
"Senin için."
"Kendim için."
Şimal'ın boğazı düğümlendi.
Sonra yavaşça konuştu.
"Beni Yaman dövdü."
Şahin başını kaldırdı.
Ne duyduğunu anlamamış gibiydi.
"Ne?"
"Beni Yaman dövdü."
"Bunun için de pişman mısın?"
Şahin birkaç adım geri çekildi.
"Hayır."
"O gece."
"Hayır."
"Beni öldürmeye çalıştı."
Şahin başını iki yana sallıyordu.
"Hayır."
Ama artık kendi sesi bile ona inanmıyordu.
Tam o sırada karanlığın içinden başka bir ses yükseldi.
"Demek sonunda anlattın."
İkisi birden döndü.
Yaman.
Kapının yanında durmuştu.
Yüzünde yorgun bir ifade vardı.
Ama gözlerinde yıllardır biriken öfke duruyordu.
Şahin ona baktı.
Uzun uzun.
Belki ilk kez gerçekten baktı.
"Neden?"
Yaman sustu.
"Neden yaptın?"
Sessizlik.
"Neden abi? Kardeşdik lan biiiz!"
Yaman güldü.
Ama o gülüşün içinde mutluluk yoktu.
"Kardeşlik mi kaldı?"
Sesi yükseldi.
"Ne kardeşliği Şahin?"
Yılların öfkesi dışarı taşıyordu.
"Ben çocukken babam neredeydi biliyor musun?"
Şahin sustu.
"Ben beklerken neredeydi?"
Yaman'ın gözleri doldu.
"Aklı hep sizdeydi."
"Evimizde değildi."
"Bizde değildi."
Şahin'in gözleri de dolmuştu.
Çünkü ilk kez kardeşinin içindeki yarayı görüyordu.
Yaman devam etti.
"Sen hep sahip olduğun şeylerle yaşadın."
"Ben kaybettiklerimle."
Sessizlik.
Uzun bir sessizlik.
Şahin yavaşça başını salladı.
"Ben senin düşmanın değildim."
Yaman'ın gözleri titredi.
Çünkü duymak istemediği şey buydu.
"Geç kaldın."
Şimal korkuyla ikisine bakıyordu.
Her şey kontrolden çıkıyordu.
Şahin bir adım attı.
"Abi..."
Yaman'ın eli titredi.
"Yaklaşma."
"Abi."
""Yaklaşma" dedim."
Rüzgâr içeriden geçti.
Kimse nefes almıyordu.
Bir saniye.
İki saniye.
Ve sonra...
Geceyi yaran sesler duyuldu.
Her şey bir anda oldu.
Bağırışlar.
Koşuşturmalar.
Yankılanan sesler.
Şimal'ın çığlığı.
Şahin'in sesi.
Yaman'ın donup kalan bakışları.
Sanki zaman durmuştu.
Sonra uzaktan polis sesleri yükseldi.
Fabrikanın içine insanlar dolmaya başladı.
Ama Şahin hiçbirini duymuyordu.
Çünkü bütün dikkati Şimal'daydı.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Titreyen elleriyle yüzünü tuttu.
"Şimal..."
Sesi parçalanmıştı.
"Şimal gözlerini aç."
Şimal güçlükle ona baktı.
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Yavaşça yanağına indi.
Şahin ağlıyordu artık.
"Ne olur konuş."
"Ne olur."
Şimal dudaklarını araladı.
Sanki kalan son gücünü topluyordu.
Ve fısıldadı:
"Beni susturan korkuydu..."
Şahin'in nefesi kesildi.
Şimal birkaç saniye durdu.
Sonra gözlerini onun gözlerine kilitledi.
Ve son kez konuştu.
"Peki ya seni susturan neydi, Şahin?"
Bir damla yaş yanağından süzüldü.
Sessizlik oldu.
Uzun bir sessizlik.
Ve o soru...
O gece orada bulunan hiç kimsenin hayatından bir daha hiç çıkmadı.
✍️ m.n