"Hatırlamak bazen iyileşmek değil, yeniden yaralanmaktır."
İnsan bazen bir gerçeği hatırlamaz.
Ama ona inanır.
Çünkü hafıza yalnızca yaşananları saklamaz.
Bazı duyguları da saklar.
Ve bazen insanın kalbi, zihninin unuttuğu şeyi hatırlamaya devam eder.
Mahkemeler delillerle çalışır.
Dosyalarla.
Raporlarla.
Tanıklarla.
Ama insan ruhu bunların hiçbirine benzemez.
Çünkü bazı bağların açıklaması yoktur.
Bazı güvenlerin sebebi bilinmez.
Ve bazı insanlar hakkında insanın içinde oluşan his, bütün mantığın önüne geçer.
Fakat hukuk başka bir şeydir.
Hukuk, hislerle değil; gerçeklerle yürür.
İşte bu yüzden bugün bu salonda yalnızca bir dava görülmeyecekti.
Birbirine karşı duran iki şey sınanacaktı.
Kalbin söyledikleri...
Ve dosyanın anlattıkları.
Mahkeme salonundaki herkes bunun farkındaydı.
Kimisi gerçeği bulmak için gelmişti.
Kimisi gerçeği savunmak için.
Kimisi ise yıllardır taşıdığı yükün altında biraz olsun nefes alabilmek için.
Ama hiçbiri bilmiyordu.
Bazen insanın kaderini değiştiren şey bir karar değil...
Söylenen tek bir cümle olurdu.
Mahkeme salonu her zamankinden daha kalabalıktı.
Herkes yerini almıştı.
Görevliler.
Avukatlar.
Ve davanın tarafları...
Şimal ile Mehri yan yana oturuyordu.
Şimal'in elleri birbirine kenetlenmişti.
Parmak uçları buz gibiydi.
Karşı tarafta Şahin vardı.
Kapı açıldı.
Hakim salona girdi.
Herkes ayağa kalktı.
Hakim kürsüye yerleşti.
Dosyayı önüne çekti.
Gözlüğünü taktı.
Sonra sakin bir sesle konuştu:
"Mahkemeye devam ediliyor."
Salon yeniden oturdu.
Hakim birkaç evrak inceledi.
Ardından gözlerini Şimal'e çevirdi.
"Şimal Aras."
Şimal ayağa kalktı.
"Buyurun sayın hakim."
Hakim birkaç saniye dosyaya baktı.
"Bir önceki duruşmadan sonra yeni bir şey hatırladınız mı?"
Salon sessizleşti.
Şimal düşündü.
Gerçekten düşündü.
Ama zihnindeki sis hâlâ dağılmamıştı.
Başını yavaşça iki yana salladı.
"Hayır sayın hakim."
"Yeni bir şey hatırlamadım."
Hakim not aldı.
Sonra tekrar sordu:
"Peki eklemek istediğiniz herhangi bir husus var mı?"
Şimal farkında olmadan Şahin'e baktı.
Gözleri yalnızca birkaç saniye buluştu.
Ama içinde bir şey kıpırdadı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra konuştu.
"Var."
Hakim başını kaldırdı.
"Dinliyorum."
Şimal'in sesi hafifçe titredi.
"Şahin bunu yapmaz."
Bir anda salonda sessizlik oluştu.
Hakim kaşlarını çattı.
Tam o sırada Mehri ayağa kalktı.
"Sayın hakim."
Hakim ona döndü.
"Buyurun Avukat Hanım."
Mehri kısa bir an Şimal'e baktı.
"İzniniz olursa müvekkilime birkaç soru yöneltmek istiyorum."
"Bu beyanını sizinle birlikte öğrenmiş bulunuyorum da."
Hakim başını salladı.
"Buyurun."
Mehri Şimal'e döndü.
Yüzünde avukat ciddiyeti vardı.
"Sayın müvekkilim..."
Şimal ona baktı.
"Hangi delile dayanarak sanığın bunu yapmadığını düşünüyorsunuz?"
Şimal sustu.
Mehri devam etti.
"Elinizde somut bir hatıra mı var?"
"Hayır."
"Yeni hatırladığınız bir olay mı var?"
"Hayır."
"Öyleyse neden yapmadığını düşünüyorsunuz?"
Şimal'in gözleri doldu.
Çünkü cevabı mantıklı değildi.
Ama gerçekti.
"Bilmiyorum."
Sessizlik.
"Sadece..."
Yutkundu.
"İçimde böyle bir his var."
Salondaki herkes dikkatle dinliyordu.
"Onun bana zarar vereceğine inanamıyorum."
"Sebebini bilmiyorum."
"Ama inanamıyorum."
Tam o sırada Mehri hakime döndü.
"Sayın hakim."
"Müvekkilim ağır travma yaşamıştır."
"Psikolojik değerlendirme raporlarında da belirtildiği üzere olay gecesine ilişkin sağlıklı hafıza bütünlüğü henüz oluşmamıştır."
"Bu nedenle mevcut beyanlarının hukuki delil niteliğinde değerlendirilmemesi gerektiği kanaatindeyim."
Tam o sırada Başsavcı Levent Aksoy ayağa kalktı.
Salon ona döndü.
Levent'in yüzünde hafif bir tebessüm vardı.
"Mehri Hanım."
Mehri ona baktı.
"Müvekkiliniz size güveniyor."
"Siz neden güvenmiyorsunuz?"
Mehri cevap vermedi.
Levent devam etti.
"Yoksa siz de sanığa karşı objektifliğinizi kaybetmeye mi başladınız?"
Salonda hafif bir uğultu oluştu.
Levent son cümleyi ekledi.
"Sanırım aşık olan yalnız müvekkiliniz değil."
Bir anda herkes sustu.
Hakim bile başını kaldırdı.
Mehri birkaç saniye boyunca Levent'e baktı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Sayın Başsavcı..."
"Bir hukukçunun delil aramasıyla bir kadının aşık olması arasındaki farkı bilmiyorsanız..."
Kısa bir duraksama.
"Bu dosyanın değil, sizin probleminizdir."
Salondan hafif bir mırıltı yükseldi.
Levent cevap vermek istedi.
Ama söyleyebileceği hiçbir şey bulamadı.
Hakim tokmağını vurdu.
"Düzen."
Sessizlik yeniden sağlandı.
Hakim dosyaya uzandı.
"Mahkemeye sunulan yeni raporlar okunacaktır."
Salon tamamen sessizleşti.
Hakim ilk raporu açtı.
Gözlerini satırlarda gezdirdi.
Sonra yüksek sesle okumaya başladı.
"Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan inceleme raporuna göre..."
Sayfayı çevirdi.
"Şikayetçi Şimal Aras'dan alınan örneklerde sanık Şahin Arslan'a ait herhangi bir DNA bulgusuna rastlanmamıştır."
Salonda hafif bir hareketlilik oldu.
Hakim okumaya devam etti.
"Saç teli, deri dokusu, tükürük örneği veya biyolojik temas bulgusu tespit edilmemiştir."
Şahin gözlerini kapattı.
Hakim ikinci raporu açtı.
"Olay yerinde yapılan kriminal incelemelerde sanığa ait herhangi bir parmak izi bulgusuna rastlanmamıştır."
Başsavcı dosyasına baktı.
Hakim üçüncü raporu açtı.
"Psikiyatri Kurulu tarafından hazırlanan değerlendirme raporuna göre..."
Sessizlik.
"Şikayetçi Şimal Aras'ın yaşadığı travma nedeniyle olay gecesine ilişkin anılarında parçalanma ve hafıza boşlukları bulunduğu tespit edilmiştir."
Sayfayı çevirdi.
"Bu nedenle mevcut beyanların tek başına kesin delil olarak değerlendirilmesi bilimsel açıdan uygun değildir."
Salon tamamen sessizdi.
Hakim son sayfayı kapattı.
Gözlerini dosyadan kaldırdı.
"Dosyada mevcut raporlar incelendiğinde sanığın fiziksel temas kurduğunu ispatlayan herhangi bir bilimsel bulgu bulunmamaktadır."
Bu cümle salonda yankılandı.
Şahin başını eğdi.
Mehri derin bir nefes verdi.
Levent ise sessiz kaldı.
Hakim birkaç saniye düşündü.
Sonra Şahin'e döndü.
"Sanık Şahin Arslan"
Şahin ayağa kalktı.
"Eklemek istediğiniz bir husus var mı?"
Şahin'in gözleri Şimal'i buldu.
Sadece birkaç saniye.
Sonra hakime döndü.
"Var sayın hakim."
Salon nefesini tuttu.
Şahin'in sesi sakindi.
Yorgundu.
Ama sakindi.
"Yapmadım."
Sessizlik.
"Başından beri söylediğim tek şey buydu."
"O gece ona zarar vermedim."
"Bugün de aynı şeyi söylüyorum."
Sonra yerine oturdu.
Hakim dosyayı kapattı.
Tokmağını eline aldı.
Herkes sonucu bekliyordu.
"Mahkeme ara kararını açıklıyor."
Salondaki herkes ayağa kalktı.
Hakim yüksek sesle konuştu.
"Dosyada bulunan mevcut raporlar doğrultusunda sanığın suç işlediğine dair kesin ve doğrudan bilimsel delil bulunmadığı anlaşılmıştır."
Kısa bir duraksama.
"Ancak maddi gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması amacıyla soruşturmanın genişletilmesine..."
"Eksik hususların tamamlanmasına..."
"Ve yargılamanın devamına karar verilmiştir."
"Ve bu süreçte sanık Şahin Arslanın serbest bırakılmasına karar verirmişdir"
Tokmak masaya vuruldu.
"Duruşma ertelenmiştir."
Bazı insanlar birbirlerine dokunmadan da yakın olabilir.
Çünkü yakınlık her zaman mesafeyle ölçülmez.
Bazen yalnızca bir bakış yeter.
Mahkeme salonu yavaş yavaş boşalmaya başladı.
İnsanlar konuşuyordu.
Dosyalar kapanıyordu.
Sandalyeler çekiliyordu.
Ama Şimal hiçbirini duymuyordu.
Çünkü gözleri yalnızca bir kişiyi arıyordu.
Şahin.
Şahin de ona bakıyordu.
Kalabalığın ortasında.
Sessizce.
Aylar sonra ilk kez ikisinin arasında korkudan daha güçlü bir şey vardı.
Umut.
Şimal yavaşça ayağa kalktı.
Mehri onu izledi.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Şimal birkaç adım attı.
Şahin olduğu yerde kaldı.
Sanki yaklaşırsa her şey kaybolacakmış gibi.
Şimal durdu.
Aralarında yalnızca birkaç adım kalmıştı.
Gözleri doldu.
Şahin'in de.
Sonra hiç düşünmeden ona sarıldı.
Ne uzun sürdü.
Ne de gösterişliydi.
Sadece gerçekti.
Şahin önce donup kaldı.
Sonra gözlerini kapattı.
Aylarca taşıdığı yalnızlığın içinde ilk kez nefes alabildiğini hissetti.
Şimal'in sesi omzunda duyuldu.
Fısıltı kadar hafifti.
"Hatırlamıyorum..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Nasıl tanıştığımızı..."
"Nasıl yakınlaştığımızı..."
"Ne yaşadığımızı..."
Başını kaldırdı.
Gözlerinin içine baktı.
"Ama seni özlediğimi hissediyorum."
Şahin'in nefesi kesildi.
Aylardır duymayı beklediği şey buydu belki de.
Elini yavaşça Şimal'in yanağına götürdü.
Ve yalnızca bir cümle söyledi.
"Ben buradayım."
Bazen insanın hatırladığı ilk şey bir anı olmaz.
Bir his olur.
Ve belki de bazı hikâyeler yeniden başlamadan önce...
Kalp, hafızadan önce hatırlar.
Çünkü bazı insanlar unutulmaz.
Sadece bir süreliğine kaybolurlar.
«Bazı bekleyişler vardır; insan onları takvimle ölçemez.»
Çünkü zaman her insan için aynı hızda akmazdı.
Mutlu olanlar için günler kısa sürerdi.
Acı çekenler içinse saatler bile ağırlaşırdı.
Ama en tuhafı, birini özleyen insanların zamanıydı.
Çünkü özlem, zamanı yavaşlatırken umudu hızlandırırdı.
M
ahkeme salonunda verilen kararın üzerinden haftalar geçmişti.
Ağaçların yaprakları biraz daha büyümüş, günler biraz daha uzamıştı.
Hayat herkes için kaldığı yerden devam ediyor gibi görünüyordu.
Ama bazı insanlar için hiçbir şey aynı değildi.
Şimal için de öyleydi.
Son haftalarda psikolog görüşmelerine düzenli devam etmişti.
Eskisi kadar içine kapanmıyor, sorulardan kaçmıyor, konuşurken gözlerini yere indirmiyordu.
Hâlâ hatırlamadığı şeyler vardı.
Hâlâ zihninde eksik kalan parçalar vardı.
Ama artık o boşluklar onu eskisi kadar korkutmuyordu.
Çünkü insan bazen her şeyi hatırlamadan da ilerleyebileceğini öğrenirdi.
Bugün de görüşmelerden biriydi.
Psikoloğun odası her zamanki gibi sakindi.
Pencereden içeri süzülen güneş ışığı kitaplığın üzerine vuruyor, odanın içini yumuşak bir aydınlıkla dolduruyordu.
Şimal koltukta oturuyordu.
Ama bugün farklıydı.
Ayağı sürekli hareket ediyor...
Parmakları birbirine dolanıyor...
Bazen fark etmeden gülümsüyor...
Bazen de saate bakıyordu.
Psikolog bunu görüşmenin ilk dakikasından beri fark etmişti.
Normalde konuşurken düşünerek cevap veren Şimal, bugün sorulara kısa kısa cevap veriyor, dikkati sürekli başka yere kayıyordu.
Bir süre daha onu izledi.
Sonunda kalemini masaya bıraktı.
Ve hafifçe gülümsedi.
"Şimal..."
Şimal başını kaldırdı.
"Efendim?"
Psikolog koltuğuna yaslandı.
"Bugün nasıl hissettiğini konuştuk."
Şimal başını salladı.
"Evet."
"Geçmiş hakkında konuştuk."
"Evet."
"Kendini nasıl gördüğünü konuştuk."
Şimal hafifçe gülümsedi.
"Evet."
Psikolog birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerinin içine baktı.
"Peki geldiğinden beri neden bu kadar heyecanlı olduğunu konuşacak mıyız?"
Şimal bir anda durdu.
Sanki suçüstü yakalanmıştı.
"Ben mi?"
Psikolog gülümseyerek başını salladı.
"Evet sen."
Şimal istemsizce güldü.
Sonra gözlerini kaçırdı.
"Aslında..."
Durdu.
"Nasıl desem bilmiyorum."
Psikolog sessizce bekledi.
Şimal derin bir nefes aldı.
"Yaptığım şey yanlış mı doğru mu bilmiyorum."
"Ne yaptın?"
Şimal dudağını ısırdı.
Sonra utangaç bir gülümseme yayıldı yüzüne.
"Bugün onunla görüşeceğim."
Psikoloğun kaşı hafifçe kalktı.
"Onunla?"
Şimal başını eğdi.
Yanakları hafifçe kızarmıştı.
Psikolog gülümsememek için kendini zor tuttu.
"Kim bu 'o'?"
Şimal birkaç saniye sustu.
Ama yüzündeki ifade cevabı zaten veriyordu.
"Şahin."
Odadaki sessizlik bu kez farklıydı.
Ağır değil.
Yumuşak.
Hatta biraz sıcak.
Psikolog başını hafifçe salladı.
"Anladım."
Şimal hemen konuştu.
"Yanlış anlama lütfen."
"Dinliyorum."
"Ben sadece..."
Durdu.
Kelimeleri seçmeye çalışıyordu.
"Onu görmek istiyorum."
Gözleri yavaşça doldu.
"Çünkü ne zaman yanında olduğumu hatırlasam içim sakinleşiyor."
Sessizlik.
"Tam olarak nedenini bilmiyorum."
"Korkutuyor mu bu seni?"
Şimal düşündü.
Sonra başını iki yana salladı.
"Hayır."
Gülümsedi.
"Galiba ilk kez korkutmuyor."
Psikolog bu cevabı dikkatle dinledi.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Şimal, bazen insan birine neden güvendiğini açıklayamaz."
Şimal sessizdi.
"Çünkü güven mantıkla kurulmaz."
"Nasıl kurulur?"
"Zamanla."
Şimal düşünceli görünüyordu.
Psikolog devam etti.
"Hatırlamadığın şeyler olabilir."
"Ama hissettiğin şeyler de önemlidir."
"Yani yanlış yapmıyorum?"
Psikolog hafifçe gülümsedi.
"Ben sana ne yapman gerektiğini söyleyemem."
"Ancak şunu söyleyebilirim."
Şimal dikkatle baktı.
"Bugün senden ilk kez gelecekle ilgili heyecan duyan bir insan görüyorum."
Bu kez Şimal sustu.
Çünkü bunun doğru olduğunu biliyordu.
Aylar boyunca yalnızca geçmişi düşünmüştü.
İlk kez geleceği merak ediyordu.
Psikolog saate baktı.
Görüşmenin sonuna gelmişlerdi.
Kalemini kapattı.
"Bugünlük bu kadar."
Şimal şaşkınca baktı.
"Zaman nasıl geçti anlamadım."
Psikolog gülümsedi.
"Bu iyiye işaret."
Şimal ayağa kalktı.
Eskiden her görüşmenin sonunda biraz daha yorgun görünürdü.
Bugünse tam tersiydi.
Sanki omuzlarından görünmez bir yük kalkmıştı.
Kapıya yöneldi.
Sonra dönüp psikoloğa baktı.
"Teşekkür ederim."
Psikolog başını salladı.
"Ben teşekkür ederim."
"Kendine iyi bak Şimal."
Bu kez Şimal'in gülümsemesi daha içtendi.
"Görüşürüz."
"Kesinlikle."
Kapı kapandı.
Psikolog birkaç saniye kapıya baktı.
Sonra masasının başına geçti.
Defterini açtı.
Kalemini eline aldı.
Ve yazmaya başladı.
«Şimal bugün görüşmeye önceki seanslara göre belirgin şekilde daha canlı bir ruh hâliyle geldi. Dikkati sık sık başka noktalara kayıyor, geleceğe dair düşünceleri konuşmanın önüne geçiyordu. Bu durum ilk bakışta odaklanma güçlüğü gibi görünse de altında kaygı değil, heyecan bulunuyordu.
Travma sonrası süreç yaşayan bireylerde geleceğe yönelik olumlu beklentiler geliştirmek önemli bir iyileşme göstergesidir. Şimal'in bugün sergilediği davranışlar, yalnızca geçmişiyle değil, geleceğiyle de yeniden bağ kurmaya başladığını göstermektedir.
Hatırlayamadığı olaylar hâlâ mevcut. Ancak bu eksiklikler artık onun kimliğini tamamen belirlemiyor. Kendisini yalnızca kayıplarıyla tanımlamıyor. Bu önemli bir ilerleme.
Şahin'den bahsederken ses tonunda belirgin bir değişim gözlemlendi. Güven duygusu hâlâ güçlü şekilde korunuyor. Bu güvenin kaynağını tam olarak açıklayamasa da duygusal hafızasının bilişsel hafızadan daha güçlü çalıştığı görülmektedir.
İnsan bazen birini neden sevdiğini unutabilir.
Ama yanında huzur bulduğunu unutmaz.
Şimal'in iyileşme süreci devam ediyor. Ancak bugün ilk kez yalnızca geçmişten uzaklaşan değil, geleceğe yaklaşan bir insan gördüm.»
Psikolog son noktayı koydu.
Defteri kapattı.
Koridordan yeni danışanların ayak sesleri geliyordu.
Hayat devam ediyordu.
Yeni hikâyeler...
Yeni yaralar...
Yeni başlangıçlar...
O ise bir sonraki danışanını karşılamak için ayağa kalktı.
Dışarıda zaman sessizce akıyordu.
Ve aynı dakikalarda...
Şimal, kalbinin hızlanan ritmini bastıramadan binanın merdivenlerinden iniyordu.
Adımları her zamankinden daha hızlıydı.
Çünkü bazı yollar insanı geçmişe götürürdü.
Bazıları ise geleceğe.
Bugün ilk kez...
Şimal hangi yöne yürüdüğünü biliyordu.
Ve uzun zaman sonra ilk kez, o yolda yürümekten korkmuyordu.
Bazı insanlar birini beklerken zamanı izler. Bazıları ise kapıları.
Öğleden sonra güneşi psikolog merkezinin camlarına vuruyordu.
Şehrin kalabalığı birkaç metre ötede bütün hızıyla devam ederken, binanın önünde duran Şahin için dünyanın geri kalanı durmuş gibiydi.
Siyah aracının yanında durmuştu.
Bir eli cebindeydi.
Diğer elinde ise küçük bir lavanta demeti vardı.
Yaklaşık on dakikadır aynı noktada bekliyordu.
Belki daha fazla...
Ama onun için sürenin önemi yoktu.
Çünkü bazı bekleyişlerde saatler değil, özlem yorardı insanı.
Şahin başını kaldırıp binanın girişine baktı.
Sonra saatine.
Sonra tekrar girişe.
Kendi hâline gülümsedi.
"Mahkeme kararını beklerken bile bu kadar gerilmemiştim."
Derin bir nefes aldı.
Elindeki lavantaları düzeltti.
Bir tanesi diğerlerinden biraz yukarıda kalmıştı.
Onu da hizaladı.
Sonra yine girişe baktı.
Tam o sırada kapı açıldı.
Ve Şimal dışarı çıktı.
Şahin'in bakışları istemsizce yumuşadı.
Açık renk elbisesi rüzgârla hafifçe hareket ediyordu.
Saçları omuzlarına dökülmüştü.
Yüzünde son zamanlarda nadir görülen bir huzur vardı.
Şahin birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Sanki aylardır görmek istediği bir şeyi yeniden görüyormuş gibi.
Şimal onu fark etti.
Göz göze geldiler.
Önce küçük bir tebessüm oluştu.
Sonra gülümseme büyüdü.
Şahin ona doğru yürüdü.
Ve lavantaları uzattı.
Şimal şaşkınlıkla çiçeklere baktı.
Sonra Şahin'e.
"Lavanta?"
Şahin omuz silkti.
"En sevdiğin çiçek."
Şimal birkaç saniye durdu.
Gözlerindeki şaşkınlık bu kez mutluluğa dönüştü.
"Bunu hatırlıyor musun?"
Şahin hafifçe gülümsedi.
"Sen unutmuş olabilirsin."
Bakışlarını ondan ayırmadı.
"Ama ben unutmadım."
Şimal istemsizce sustu.
Parmakları lavantaların arasında dolaştı.
Belki de onu mutlu eden şey çiçek değildi.
Hatırlanmış olmaktı.
Yavaşça gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Şahin başını iki yana salladı.
"Bugün teşekkür etmek yasak."
"Neden?"
"Çünkü öyle."
Şimal güldü.
O kadar doğal ve içten güldü ki Şahin birkaç saniye onu izlemekle yetindi.
Sonra kendine gelip arabanın yolcu kapısını açtı.
"Buyurun."
Şimal kaşlarını kaldırdı.
"Ne kadar kibarsın."
"Bugünlük öyleyim."
"Yarın?"
"Yarın yine normal hâlime dönerim."
Şimal yeniden güldü.
Ardından arabaya bindi.
Şahin de sürücü koltuğuna geçti.
Motor çalıştı.
Yumuşak bir müzik aracın içine yayıldı.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
İkisi de aynı anda konuşmaya çalışınca istemsizce durdular.
Sonra birlikte güldüler.
"Önce sen."
"Hayır sen."
"Tamam."
Şimal camdan dışarı bakarken merakla sordu:
"Nereye gidiyoruz?"
Şahin emniyet kemerini taktı.
Direksiyonu tuttu.
Sonra ona kısa bir bakış attı.
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Özel bir yere."
Şimal merakla baktı.
"Özel yer mi?"
"Evet."
"Neresi?"
"Şimdi söylersem sürpriz olmaz."
Şimal dudak büktü.
"Hiç sevmiyorum böyle insanları."
"Ben de seni seviyorum."
Şimal istemsizce sustu.
Sonra yüzünü cam tarafına çevirdi.
Ama gülümsemesini gizleyemedi.
Şahin bunu fark etti.
Fark etti ama bir şey söylemedi.
Sadece hafifçe gülümsedi.
Ve ayağını gaz pedalına bastı.
Araba yavaşça şehir trafiğinden uzaklaşırken ikisi de henüz bilmiyordu...
Bazı yollar insanı sevdiği kişiye götürürdü.
Bazıları ise kaçmaya çalıştığı gerçeklere.
Şahin yavaşça elini Şimal'in yüzüne götürdü.
Saçlarının yanağına düşen tutamını kulağının arkasına bıraktı.
Şimal'in kalbi hızlandı.
Ama geri çekilmedi.
Aksine ilk kez ona biraz daha yaklaştı.
Gözleri gözlerine kilitlendi.
"Şahin..."
Şahin gülümsedi.
"Efendim?"
Şimal birkaç saniye sustu.
Sonra istemsizce güldü.
"Aslında seni hiç hatırlamıyorum."
Şahin'in yüzünde buruk ama sıcak bir ifade oluştu.
"Biliyorum."
"Ama..."
Şimal gözlerini ondan ayırmadı.
"Yanındayken özlediğim bir şeyi bulmuş gibi hissediyorum."
Şahin bir an konuşamadı.
Çünkü aylardır beklediği cümle belki de buydu.
Şimal devam etti.
"Garip mi?"
Şahin başını iki yana salladı.
"Hayır."
Bir adım yaklaştı.
"Sana çok benziyor."
Şimal güldü.
"Neresi?"
"Kalbin."
Bu kez ikisi de sustu.
Denizden gelen rüzgâr saçlarını savuruyordu.
Şimal'in elindeki lavantalar hafifçe sallandı.
Şahin yavaşça çiçekleri aldı.
Bankın üzerine bıraktı.
Sonra tekrar ona döndü.
"Bir şey söyleyebilir miyim?"
Şimal başını salladı.
"Söyle."
Şahin gözlerini gözlerinden ayırmadan konuştu.
"Seni tekrar tanımak..."
Derin nefes aldı.
"İlk tanıştığımız günden daha güzel."
Şimal'in gözleri doldu.
Ve o an aralarındaki bütün mesafe yok oldu.
Şahin onu kendine çekti.
Şimal karşı koymadı.
Başını göğsüne yasladı.
Aylarca özlenmiş bir huzur gibiydi.
Şahin saçlarını öptü.
Alnını.
Şaka yapmadan.
Konuşmadan.
Sadece onu yanında hissederek.
Şimal gözlerini kapattı.
Sonra başını kaldırdı.
Ve bu kez aralarındaki son mesafeyi kendisi kapattı.
Dudakları buluştu.
Yavaş.
Çekingen.
Ama birkaç saniye sonra özlemin ağırlığıyla daha derin.
Dünya sanki durmuştu.
Ne mahkeme vardı.
Ne geçmiş.
Ne korkular.
Sadece onlar vardı.
Ve tam o sırada...
Şimal'in gözleri bir noktaya takıldı.
Yolun karşısından geçen eski bir arazi aracı...
Aracın dikiz aynasına asılı kırmızı kamp feneri...
Bir saniye.
Belki daha kısa.
Ama yeterliydi.
Öpücük aniden kesildi.
Şimal'in nefesi durdu.
Gözbebekleri büyüdü.
Kulaklarında uğultu başladı.
Yağmur.
Kulübe.
Kenan'ın yüzü.
Yere düşen sandalye.
Şahin'in öfkeli sesi.
Kenan'ın ağzından akan kan.
"Yeter!"
Bir yumruk.
Bir tane daha.
Yaman.
Silah.
Patlama.
Çığlık.
Kan.
Yere düşen beden.
Kan.
Kan.
Kan.
Şimal bir anda geri çekildi.
Sanki karşısındaki adam Şahin değilmiş gibi.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
Ellerini ağzına götürdü.
Nefes alamıyordu.
Şahin'in gülümsemesi kayboldu.
"Şimal?"
Şimal cevap vermedi.
Sadece ona bakıyordu.
Korkuyla.
Şaşkınlıkla.
İnanamıyormuş gibi.
Bir adım geri gitti.
Şahin'in kalbi sıkıştı.
"Ne oldu?"
Bir adım daha.
Şimal'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
Ama tek kelime etmedi.
Çünkü konuşursa gerçek olacaktı.
Bir adım daha attı.
Sonra aniden arkasını döndü.
Ve koşmaya başladı.
"Şimal!"
Şahin peşinden fırladı.
Ama Şimal durmuyordu.
Sanki yıllardır kaçtığı kabus yeniden peşine düşmüştü.
Ve birkaç dakika sonra kalabalığın içinde kayboldu.
Şahin olduğu yerde kaldı.
Nefes nefese.
Ne olduğunu anlamadan.
Az önce onu kollarında tutuyordu.
Şimdi ise sadece arkasından bakabiliyordu.
Bankın üzerinde unutulmuş lavantalar rüzgârda sallanıyordu.
Ve ilk kez...
Şahin'in içine gerçek bir korku düştü.
Çünkü bazen insan sevdiği kişiyi kaybettiğini, onu yeniden bulduğunda anlar.
✍️ m.n