İçeriğe geç

NİSYAN

Bölüm 10 · 13 dk okuma

NİSYAN

Bölüm 10

BÖLÜM 10 | ŞÜPHE

"Bazı gerçekler hatırlanarak değil, yüzleşilerek ortaya çıkar."

Sabah henüz tam aydınlanmamıştı.

Pencerenin ardından süzülen soluk ışık, çalışma masasının üzerindeki dosyaların arasına düşüyor; geceden kalan yorgunluğu odanın her köşesine yayıyordu.

Mehri masanın başında uyuyakalmıştı.

Önünde açık duran klasörler, altı çizilmiş ifadeler, notlarla dolu yapışkan kâğıtlar vardı.

Gece boyunca Şimal'in dosyasını incelemişti.

Bir ifade eksik miydi?

Gözden kaçan bir detay var mıydı?

Belki de onlarca kez aynı sayfaları okumuştu.

Ama sonunda yorgunluk kazanmıştı.

Başını dosyaların üzerine koymuş, fark etmeden uyuyakalmıştı.

Kapı sessizce açıldı.

Doğan içeri girdiğinde ilk gördüğü şey buydu.

Masanın başında uyuyan kadın.

İstemsizce gülümsedi.

Yıllardır değişmeyen tek şeylerden biriydi bu.

Mehri bir davaya inanıyorsa...

Dünyayı unutuyordu.

Yavaş adımlarla yaklaştı.

Askıdaki ceketini aldı.

Sessizce Mehri'nin omuzlarına örttü.

Tam geri çekilecekken Mehri hafifçe kıpırdandı.

Kaşları çatıldı.

Gözlerini aralamaya çalıştı.

Sonra başını kaldırdı.

Bir an nerede olduğunu anlamadı.

Ardından karşısındaki adamı görünce yüzündeki sert ifade yumuşadı.

"Ne zamandır buradasın?"

Doğan sandalyenin kenarına yaslandı.

"Seni uyandırmaya kıyamadım."

Mehri hafifçe güldü.

"Başkomiser bey romantik olmaya mı karar verdi?"

Doğan omuz silkti.

"Arada sırada insanlık yapıyorum."

"Arada sırada mı?"

"Fazlası sana gelir."

Mehri gözlerini devirdi.

Ama gülümsemesini saklayamadı.

Doğan masanın üzerindeki dosyalara baktı.

"Yine bütün gece çalıştın."

"Bugün duruşma var."

"Farkındayım."

"Bu dosyada hata istemiyorum."

Doğan birkaç saniye onu izledi.

Sonra yumuşak bir sesle konuştu.

"Bazen her şeyi tek başına taşımaya çalışıyorsun."

Mehri başını kaldırdı.

"Çünkü güvenebileceğim insanlar az."

Doğan kaşını kaldırdı.

"Ben kırıldım şu an."

Mehri istemsizce güldü.

"Sen farklısın."

Doğan cevap vermedi.

Ama gözlerinde oluşan ifade, duyduğu cevabın hoşuna gittiğini belli ediyordu.

O sırada Mehri'nin bakışları masanın üzerindeki saate kaydı.

Ve bir anda yüzündeki ifade değişti.

Gözleri büyüdü.

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra bütün bina onun sesiyle yankılandı.

"DOĞAN!"

Doğan irkildi.

"N'oldu?"

"Saat kaç olmuş!"

Ayağa öyle hızlı kalktı ki sandalye geriye doğru kaydı.

"Sen neden beni uyarmıyorsun?"

"Yeni uyandın daha."

"Doğan!"

"Tamam tamam..."

"Mahkemeye geç kalacağım!"

Mehri telaşla kapıya yöneldi.

Ama daha ilk adımda masanın köşesine ayağını çarptı.

"Ah!"

Durup ayağını tuttu.

Doğan gülmemek için dudağını ısırdı.

Mehri gözlerini kısarak ona baktı.

"Sakın gülme."

"Gülmüyorum."

"Doğan."

"Tamam biraz gülüyorum."

Mehri eline geçen ilk dosyayı ona doğru fırlatacakmış gibi yaptı.

Doğan iki elini havaya kaldırdı.

"Suçsuzum."

"Kes sesini."

Mehri hızla odadan çıktı.

Koridorda ayak sesleri yankılandı.

Birkaç saniye sonra içeriden sesi geldi.

"Hadi Doğan!"

Doğan başını iki yana salladı.

"Başladı yine..."

Koridordan yeni bir bağırış yükseldi.

"Çabuk hazırlan! Hiç taksiyle uğraşamam. Beni adliyeye sen bırakacaksın!"

"Daha psikologa uğrayacam, acele et!" diye ekler.

Doğan istemsizce gülümsedi.

Bazen bu telaş onu yoruyordu.

Bazen de hayatındaki en güzel şeyin tam olarak bu telaş olduğunu düşünüyordu.

Ceketini aldı.

Kapıyı kapatıp onun peşinden yürüdü.

Çünkü bazı insanlar insanın huzuru olurdu.

Mehri ise Doğan'ın hem huzuru...

Hem de en tatlı karmaşasıydı.

Psikoloğun odasında alışılmışın dışında sakin bir sabah vardı.

Bugünkü görüşme uzun sürmemişti.

Çünkü bugün ne yeni bir terapi uygulanmıştı ne de geçmişin derinliklerine inilmeye çalışılmıştı.

Bugün yalnızca yaklaşan duruşmanın ağırlığı konuşulmuştu.

Şimal koltuğun kenarında oturuyordu.

Parmakları birbirine kenetlenmişti.

Gergin olduğunu inkâr etmeye çalışsa da bunu en çok elleri ele veriyordu.

Psikolog bunu fark etmişti.

Ama üzerine gitmedi.

Bazen insanların konuşmaya değil, yalnızca duyulmaya ihtiyacı olurdu.

"Bugün senden bir şey hatırlamanı beklemiyorlar."

Şimal başını kaldırdı.

Psikolog sakin bir sesle devam etti.

"Kimse senden eksik parçaları tamamlamanı istemiyor."

Şimal'in gözleri yere kaydı.

"Ama herkes benden bir cevap bekliyor gibi hissediyorum."

Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.

Psikolog hafifçe gülümsedi.

"Hayır."

Şimal ona baktı.

"Bugün senden beklenen tek şey dürüst olman."

Kısa bir duraksama oldu.

"Hatırlamıyorsan hatırlamıyorum diyeceksin."

"Bilmiyorsan bilmiyorum diyeceksin."

"İnsan bazen gerçeğe sahip olmadan da doğruyu söyleyebilir."

Şimal derin bir nefes aldı.

Sanki omuzlarındaki görünmez yük biraz hafiflemişti.

"Ya yanlış bir şey söylersem?"

Psikolog başını iki yana salladı.

"Yanlış olan şey bilmediğin bir şeyi biliyormuş gibi anlatmaktır."

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Bugün kendine karşı dürüst olman yeterli."

Şimal uzun süre sustu.

Sonunda başını salladı.

Belki ilk kez kendisinden beklenen şeyin hatırlamak değil, yalnızca olduğu kişi olmak olduğunu hissediyordu.

Görüşme sona erdiğinde psikolog kapıya kadar eşlik etti.

Kapı açılır açılmaz dışarıdaki tanıdık yüzler göründü.

Dedesi ilk ayağa kalkan kişi oldu.

Yüzündeki endişeyi gizlemeye çalışıyordu ama yaşlı gözler her zaman gerçeği ele verirdi.

Şimal hiç düşünmeden ona sarıldı.

Yaşlı adam torununun saçlarını okşadı.

"Allah gönlüne ferahlık versin kızım."

Bu kez annesi yaklaştı.

Yavaşça yüzünü avuçlarının arasına aldı.

Çocukken yaptığı gibi başını okşadı.

Hiçbir şey söylemedi.

Ama bazen anneler konuşmadan da teselli edebilirdi.

Şimal ailesinin arasında birkaç saniye durdu.

Sonra birlikte koridor boyunca uzaklaştılar.

Psikolog onları izledi.

Sessizce.

Düşünceli.

Tam o sırada koridorda bekleyen Mehri ona doğru yaklaştı.

Dosyayı göğsüne bastırmıştı.

Gözlerinde uykusuz bir gecenin izleri vardı.

"Mahkemeden önce birkaç dakika konuşabilir miyiz?"

Psikolog başıyla onayladı.

"Elbette."

Birlikte yeniden odaya girdiler.

Kapı kapandığında Mehri doğrudan konuya girdi.

"Durumu nasıl?"

Psikolog masasının yanına geçti.

"Genel tablo aynı."

Mehri dikkatle dinliyordu.

"Hâlâ olay gecesine dair net bir hatırlama yok."

"Parçalı çağrışımlar var ama kesinleşmiş bir anı yok."

Mehri derin bir nefes verdi.

"Aslında bunu bekliyordum."

Psikolog başını salladı.

"Zaten gerekli değerlendirmeleri mahkemede ayrıntılı şekilde açıklayacağım."

Mehri teşekkür ederek ayağa kalktı.

Dosyasını aldı.

Kapıya yöneldi.

Tam çıkacakken arkasından gelen sesle durdu.

"Yakın zamanda sizi de beklerim, Mehri Hanım."

Mehri kaşlarını çattı.

Yavaşça döndü.

"Anlamadım?"

Psikolog birkaç saniye ona baktı.

Sanki kelimelerini dikkatle seçiyordu.

"Son zamanlarda oldukça zorlu dönemlerden geçtiğinizi düşünüyorum."

Mehri'nin yüzü değişmedi.

Ama bakışları sertleşti.

Psikolog devam etti.

"Sürekli güçlü kalmaya çalışan insanların en büyük problemi şudur..."

"Kırıldıklarını en son kendileri fark eder."

Odada sessizlik oluştu.

Psikolog yumuşak bir sesle ekledi:

"Travmalar yalnızca mağdurlarda görülmez."

"Bazen gerçeğin peşinden koşan insanlar da aynı yükü taşımaya başlar."

"Uyku düzensizlikleri..."

"Sürekli çalışma ihtiyacı..."

"Kendini dinlemeye fırsat vermemek..."

"Bunlar bazen yardım alınması gerektiğini gösteren işaretlerdir."

Mehri birkaç saniye konuşmadı.

Sonra küçük bir tebessüm etti.

Ama bu tebessüm gözlerine ulaşmadı.

"Düşüneceğim."

Psikolog başını salladı.

"Bence düşünmekle kalmayın."

Mehri cevap vermedi.

Kapıyı açtı.

Ve odadan çıktı.

Koridordaki hareketlilik yeniden üzerine çöktü.

İnsanlar koşuşturuyor, dosyalar taşınıyor, mahkeme salonlarına çağrılar yapılıyordu.

Ama Mehri birkaç saniye boyunca yürümedi.

Psikoloğun son sözleri kulağında kalmıştı.

İnsan bazen başkalarının yaralarını o kadar uzun süre taşırdı ki...

Kendi yaralarının ne zaman açıldığını fark etmezdi.

Koridorun sonunda büyük duruşma salonunun kapıları görünüyordu.

Birazdan o kapılar açılacaktı.

Birazdan onlarca insan aynı gerçeğin peşinden aynı salonda toplanacaktı.

Birazdan yıllardır cevabı aranan sorular yeniden sorulacaktı.

Ve belki de...

Bugün hiç kimse beklediği cevabı alamayacaktı.

Çünkü bazı duruşmalar suçluyu bulmak için yapılırdı.

Bazıları ise insanların içlerinde sakladıkları gerçekle ilk kez yüzleşmeleri için.

Ve bu duruşma...

İkinci türdendi.

Adliye binasının koridorları sabahın erken saatlerinden itibaren dolmaya başlamıştı.

Yüksek tavanların altında yankılanan ayak sesleri, insanların fısıltıları ve açılıp kapanan kapılar binanın içine ağır bir hareketlilik yayıyordu. Dışarıda güneş doğmuştu ama içeride zaman başka akıyordu.

Şimal, duruşma salonunun önündeki bankta oturuyordu.

Ellerini birbirine kenetlemişti.

Parmakları soğuktu.

Aslında üşümüyordu.

Ama içindeki gerginlik bedenine yerleşmişti.

Bugün burada olmayı istemiyordu.

Fakat aylardır peşinden sürüklendiği sorular onu bu kapının önüne kadar getirmişti.

Yanında Mehri vardı.

Sessizce oturuyor, ara sıra Şimal'e bakıyordu.

Bir avukat olarak sakin görünmeye alışkındı.

Ama bugün sakin olmak kolay değildi.

Çünkü bu dosya artık yalnızca bir dava değildi.

İnsanların hayatlarına dokunmuş, onları değiştirmiş bir hikâyeye dönüşmüştü.

Şimal derin bir nefes aldı.

"Ya hiçbir şey hatırlayamazsam?"

Sesi neredeyse fısıltıydı.

Mehri ona döndü.

Bakışları yumuşaktı.

"Hatırlamadığın şeyler için kendini zorlamak zorunda değilsin."

Şimal gözlerini yere indirdi.

"Ama herkes cevap bekliyor."

"Bugün senden cevap değil, doğruları söylemen bekleniyor."

Şimal acı bir gülümsemeyle başını salladı.

Doğrular...

Sorun da buydu zaten.

Kendi doğrularını bile bilmiyordu.

Görevlinin sesi koridorda yankılandı.

"Duruşma salonuna geçebilirsiniz."

Şimal ayağa kalktı.

Kalbi bir kez daha hızlandı.

Kapıya doğru yürürken içindeki huzursuzluk büyüyordu.

Sebebini bilmiyordu.

Ama kötü bir şey olacakmış gibi hissediyordu.

İçeri geçtdiler.

Mahkeme salonu beklediğinden daha sessizdi.

Ahşap sıralar.

Yüksek kürsü.

Duvarlarda asılı bayrak.

Her şey düzenliydi.

Ama havada görünmeyen bir ağırlık vardı.

Şimal ve Mehri yerlerine oturdular.

Şimal gözlerini salonun içinde dolaştırdı.

Sonra kapı açıldı.

Ve zaman bir anlığına durdu.

İçeri polisler girdi.

Aralarında Şahin vardı.

Şimal'in nefesi yarım kaldı.

Gözleri büyüdü.

Ona bakmayı bırakamadı.

Şahin'in ellerinde kelepçe yoktu ama iki polis yanında yürüyordu.

Yüzü yorgundu.

Birkaç gün öncesine göre daha solgun görünüyordu.

Ama gözleri aynıydı.

Şimal'in zihninde eski saat dükkânının önü canlandı.

"Ben sana zarar verecek biri değilim."

"Yapmam."

O ses kulaklarında yeniden yankılandı.

Şimal istemsizce Mehri'ye döndü.

"Burada ne işi var?"

Sesi şaşkınlıkla çıktı.

Mehri birkaç saniye sustu.

Sonra sessizce cevap verdi.

"Seni darp etmekle suçlanıyor."

Şimal'in gözleri yeniden Şahin'e döndü.

Bir şey boğazına düğümlendi.

"İtiraf etti mi?"

Mehri başını iki yana salladı.

"Daha konuşmadı."

Kısa bir duraksama oldu.

"Ama birazdan onu da dinleyeceğiz."

Şimal hiçbir şey söylemedi.

Söyleyemedi.

Çünkü Şahin'e baktıkça aklı karışıyordu.

Karşısında oturan adam suçlu gibi görünmüyordu.

Ama görünüşler hiçbir şeyi kanıtlamazdı.

Yine de...

Kalbi neden bu kadar direniyordu?

O sırada mübaşirin sesi duyuldu.

"Herkes ayağa."

Hakim salona girdi.

Ardından tok ses yükseldi.

"Mahkeme başladı."

Ama Şimal o ana kadar gözlerini Şahin'den ayıramamıştı.

İfadeler başladı... Önce kimlik tespiti yapıldı... Dosya okundu... Suçlamalar tekrarlandı... Ardından hakim yüzünü Şimal'e çevirdi.

"Mağdur olarak ifadenizi almak istiyorum."

Şimal ayağa kalktı.

Bütün gözlerin üzerinde olduğunu hissediyordu.

Kalbi yeniden hızlandı.

Hakim sakin bir sesle konuştu.

"O geceyi hatırlıyor musunuz?"

Şimal yutkundu.

"Hayır."

Salon sessizleşti.

"Peki size bunu kimin yaptığını biliyor musunuz?"

Şimal'in gözleri istemsizce Şahin'e kaydı.

Şahin ona bakıyordu.

Sessizce.

Hiç konuşmadan.

Şimal başını salladı.

"Bilmiyorum."

Hakim not aldı.

"Sanığı tanıyor musunuz?"

Bu soru geldiğinde Şimal'in yüzü değişti.

"Tanıyorum."

"Nereden tanıyorsunuz?"

"Üniversiteden."

Sesi biraz daha yumuşamıştı.

"Birinci sınıfta tanıştık."

Hakim birkaç saniye bekledi.

"Peki size bunu yapabileceğini düşünüyor musunuz?"

İşte soru buydu.

Bütün salonun beklediği soru.

Şimal sustu.

Uzun süre sustu.

Çünkü bu sorunun cevabı yoktu.

Hatırlamıyordu.

Ama hissediyordu.

Ve hisleri birbirine düşmandı.

Sonunda gözlerini yere indirdi.

"Bilmiyorum. Hala o geceyi hatırlamıyorum."

Hakim başını salladı.

İfade sona erdi.

Psikolog kürsüye davet edildi... Psikolog kürsüye doğru yürürken salondaki sessizlik biraz daha ağırlaştı.

Dışarıda yağmur başlamıştı. Yağmur damlalarının yüksek pencerelere vuran sesi, mahkeme salonundaki gergin sessizliğe karışıyordu. Ahşap sıralarda oturan birkaç kişi yerlerinde kıpırdandı. Dosya kapakları açıldı, kalemler hazırlandı.

Ama Şimal hiçbirini duymuyordu.

Gözleri istemsizce birkaç sıra ötesindeki Şahin'e kayıyordu.

Adam başını eğmiş oturuyordu.

Kelepçeleri çıkarılmıştı ama elleri hâlâ önünde birleşikti.

Sanki özgür olsa bile gidecek bir yeri kalmamış gibiydi.

Hakimin sesi salonda yankılandı.

"Uzman görüşünü alalım."

Psikolog önündeki dosyayı açtı.

Gözlüğünü düzeltti.

Sonra sakin ama net bir sesle konuşmaya başladı.

"Mağdurda travma sonrası hafıza kaybı bulguları mevcuttur."

Şimal'in parmakları dizlerinin üzerinde kenetlendi.

Bu cümleyi onlarca kez duymuştu.

Ama her duyduğunda aynı yere dönüyordu.

O geceye.

Hatırlayamadığı geceye.

Psikolog devam etti.

"Travma yaşayan bireylerde anılar bazen parçalar hâlinde geri döner. Kimi zaman gerçek anılarla korkular birbirine karışabilir."

Başsavcı yavaşça ayağa kalktı.

Sanki uzun süredir beklediği an buydu.

"Söylediklerinizden şu sonucu çıkarabilir miyiz? Mağdur bugün burada gördüğü kişiyi saldırgan sanıyor olabilir."

Salondaki birkaç kişi başını kaldırdı.

Şimal'in kalbi hızlandı.

Mehri anında ayağa kalktı.

"İtiraz ediyorum sayın hakim."

Sesindeki sertlik bütün salonu kesti.

"Uzman böyle bir değerlendirme yapmadı."

Hakim psikoloğa döndü.

Psikolog hiç düşünmeden cevap verdi.

"Hayır."

Başsavcının yüzündeki emin ifade bir anlığına dağıldı.

Psikolog devam etti.

"Mağdur yanılıyor olabilir."

Salonda sessizlik oldu.

Sonra ekledi.

"Ancak yanılmıyor da olabilir."

Bu kez Mehri'nin gözleri parladı.

Ama psikolog konuşmasını sürdürdü.

"Şu an elimizdeki verilerle kesin sonuca ulaşmak mümkün değil."

Bir an için ne savcının ne de Mehri'nin elinde tutunacak bir şey kalmamıştı.

Başsavcı yeniden söz aldı.

"Peki mağdurun sanığa karşı açık bir korku tepkisi göstermemesi?"

Mehri hemen döndü.

Ama başsavcı devam etti.

"Sonuçta burada kendisini ağır şekilde darp ettiği iddia edilen bir kişi bulunuyor."

Psikolog başını iki yana salladı.

"Bu da tek başına bir anlam taşımaz."

Başsavcı kaşlarını kaldırdı.

Psikolog derin bir nefes aldı.

"Bazen travma yaşayan insanlar saldırganlarından korkar."

Bir duraksama oldu.

"Bazen de korkmaz."

Salondaki sessizlik daha da ağırlaştı.

Çünkü herkes aynı cevabı kendi istediği yere çekmeye çalışıyordu.

Psikolog ise ikisinin de elinden o cevabı alıyordu.

Şimal başını kaldırdı.

İlk kez gözleri Şahin'le buluştu.

Ve o an içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk büyüdü.

Çünkü psikolog konuşurken aklında tek bir soru vardı:

Eğer bu adam yaptıysa...

Neden ona baktığımda korkmuyorum?

Duruşma devam etdi...

"Tanık kürsüye gelsin."

Hakimin sesiyle birlikte yaşlı adam ağır adımlarla ayağa kalktı.

Bastonunun zemine vuran sesi mahkeme salonunda yankılandı.

Her adımında yaşını hissettiriyordu.

Ama gözleri hâlâ canlıydı.

Kürsüye ulaştığında önce Şimal'e baktı.

Sonra Şahin'e.

Sonra hakime döndü.

"O gece ne gördünüz?"

Yaşlı adam boğazını temizledi.

"Arabayla gidiyordum sayın hakim."

Salondaki herkes sessizdi.

Adam anlatmaya devam etti.

"Torunumun düğününe yetişmeye çalışıyordum."

Yüzünde kısa bir gülümseme geçti.

Sonra ciddileşti.

"Bir araba önümden geçti."

Şimal nefesini tuttu.

"Biraz ileride durdular."

Adam eliyle Şimal'i işaret etti.

"Önce şu su gibi güzel kızım indi arabadan."

Şimal istemsizce başını kaldırdı.

Yaşlı adam devam etti.

"Hızlı yürüyordu."

Bir an düşündü.

"Korkmuş gibiydi."

Salondaki hava değişti.

Mehri'nin bakışları sertleşti.

Başsavcı kalemini bıraktı.

"Sonra şu genç oğlan indi."

Bu kez Şahin'i gösterdi.

"Peşinden gitti."

Hakim öne eğildi.

"Tartışıyorlar mıydı?"

"Biraz."

Yaşlı adam omuz silkti.

"Ama bağırma yoktu."

Şimal gözlerini kapattı.

Sanki zihni o geceyi zorla hatırlamaya çalışıyordu.

Adam devam etti.

"Oğlan bir şeyler söyledi."

"Kız durdu."

Sonra kısa bir sessizlik oldu.

"Bana karı koca gibi geldiler."

Salonda hafif bir kıpırdanma oldu.

Başsavcı hemen ayağa kalktı.

"Zorla bindirildiğini gördünüz mü?"

"Hayır."

"Bağırdığını?"

"Hayır."

"Fiziksel müdahale?"

"Hayır."

Başsavcı yerine otururken yüzündeki ifade güçlenmişti.

Ama Mehri ayağa kalktı.

Bu kez sesi daha sertti.

"Sayın tanık."

Yaşlı adam döndü.

"Saldırıyı gördünüz mü?"

"Hayır."

"Kızın saatler sonra ağır yaralı bulunduğunu biliyor muydunuz?"

"Hayır."

"O hâlde bütün anlattıklarınız yalnızca birkaç dakikalık bir gözlem."

Yaşlı adam başını salladı.

"Doğrudur."

Mehri yerine otururken salondaki hava yeniden değişmişti.

Çünkü yaşlı adam Şahin'i suçlamamıştı.

Ama aklamamıştı da.

Hakim son kez başını kaldırdı.

"Sanık Şahin Arslan."

Salondaki bütün bakışlar aynı anda ona döndü.

Şahin yavaşça ayağa kalktı.

Kıyafetleri düzgündü.

Ama gözlerinin altındaki yorgunluk saklanamıyordu.

Hakim konuştu.

"Söylemek istediğiniz bir şey var mı?"

Şahin önce hakime baktı.

Sonra savcıya.

Sonra Mehri'ye.

Ve en son...

Şimal'e.

Sanki bütün salon bir anda yok olmuştu.

Sanki orada yalnızca ikisi kalmıştı.

Şimal nefes almayı unuttu.

Çünkü ilk kez bu kadar yakından bakıyordu ona.

Ve ilk kez gözlerinde öfke değil...

Yorgunluk görüyordu.

Şahin dudaklarını araladı.

"Yapmadım."

Salonda sessizlik oldu.

Hakim kaşlarını çattı.

"Başka?"

Şahin'in gözleri hâlâ Şimal'deydi.

Bir an bile kaymadı.

"Yapmadım."

Şimal'in göğsünde bir şey sıkıştı.

Çünkü o an salondaki herkes kendini savunuyordu.

Savcı dosyaları.

Mehri iddiaları.

Tanık gördüklerini.

Psikolog bilimsel verileri.

Ama Şahin...

Sanki yalnızca ona cevap veriyordu.

Ve bu, Şimal'in kafasını daha önce hiçbir şeyin karıştırmadığı kadar karıştırıyordu.

Saatler sonra hakim önündeki evrakları kapattı.

Salonda yeniden sessizlik oluştu.

Herkes kararı bekliyordu.

Hakim konuşmaya başladı.

"Dosyada beklenen raporların henüz ulaşmadığı görülmektedir."

Kısa bir duraksama oldu.

"Bu nedenle duruşmanın ileri bir tarihe ertelenmesine..."

Şimal nefesini tuttu.

Hakim devam etti.

"...mevcut delil durumu göz önünde bulundurularak sanık Şahin Arslan'ın tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir."

Tokmak vuruldu.

Duruşma sona ermişti.

Ama hiçbir şey bitmemişti.

Polisler Şahin'in yanına geldi.

Onu götürmek için harekete geçtiler.

Şimal yerinden kalktı.

Kalbi deli gibi atıyordu.

Düşünemiyordu.

Sadece hareket ediyordu.

Koridora çıktı.

"Şahin!"

Şahin durdu.

Polisler de durdu.

Yavaşça arkasına döndü.

İlk kez bu kadar yakınlardı.

İlk kez bu kadar uzaktılar.

Şimal'in gözleri dolmuştu.

Nefesi düzensizdi.

"Hani yapmamıştın?"

Koridor sessizleşti.

Şahin ona baktı.

Uzun süre baktı.

Sanki söylemek istediği yüzlerce şey vardı.

Ama hiçbirini söyleyemiyordu.

Sonunda dudakları aralandı.

Ve sadece tek bir cümle çıktı.

"Yapmadım."

Şimal'in içindeki bütün dengeler biraz daha bozuldu.

Çünkü o cevapta savunma yoktu.

Öfke yoktu.

Korku yoktu.

Sadece yorgunluk vardı.

Polislerden biri koluna dokundu.

"Hadi."

Şahin yeniden yürümeye başladı.

Ama birkaç adım sonra istemsizce başını çevirdi.

Şimal hâlâ oradaydı.

Olduğu yerde.

Kırılmış gibi.

Kaybolmuş gibi.

Şahin bakabildiği son ana kadar ona baktı.

Ve kimsenin duymayacağı kadar kısık bir sesle mırıldandı.

"Yapmadım..."

Belki Şimal duymadı.

Belki duydu.

Ama o an ikisinin de içinde aynı şey vardı.

Eksik kalan bir gerçek.

Ve henüz söylenmemiş bir hikâye.

Şimal koridorun ortasında tek başına kaldı.

Şahin ise uzaklaşan adımların arasında gözden kayboldu.

Birinin elinde cevaplar yoktu.

Diğeri ise cevapları söyleyemiyordu.

Bazen insanlar birbirlerinden uzaklaştıkları için kaybolmazdı.

Bazen aynı gerçeğin iki farklı tarafında kaldıkları için birbirlerini bulamazlardı.

Ve o gün mahkeme salonundan çıkan hiç kimse bunu bilmiyordu.

Ama ikisinin hayatı da artık geri dönülmeyecek şekilde değişmişti.

✍️ m.n

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.