***************
Şu an, hiç olmak istemediğim bir ortamda hiç olmak istemediğim kişilerleydim. Olunmaz denilenin en üst seviyesindeydim. Cihangir ve nişanlısıyla beraber bir akşam yemeğindeydim. Adeta bir kabusun içindeydim. Karşımda el ele göz gözeydiler. Sanki fazlalığımı ortaya koymak ister gibiydiler. Evet dibine kadar fazlalıktım. Olmamam gereken yerde olmamam gereken kişilerleydim. Bu yüzden, tek isteğim buradan çıkıp gitmekti. Ve bir daha onların yüzünü görmemekti. Bana kalsa, doğrusu bu diyerek bunu yapardım. Ama önümde kocaman bir ağabey faktörü vardı. Bugün, burada onu temsil ediyordum. Yaptıklarım kadar konuştuklarım da önemliydi. Daha özenli olup ağzımdan çıkan her kelimeye, dikkat etmek durumundaydım. Ama içten içe o kadar zordu ki... Resmen zorlu bir sınavın ortasında bilmediğim bir soruyla karşı karşıyaydım. Hem onlara bakıyor hem de sorularımla başa çıkmaya çalışıyordum. Bu kadın gerçekte kimdi? Nasıl bu aşamaya gelmişlerdi? Ve Cihangir hangi ara onu bulmuştu? Bu kadar kısa sürede bulması, aklıma tek bir ihtimali getiriyordu. O da o gecenin sonuçları oluyordu. Belliydi işte! Benden kurtulmak istemişti. O geceden sonra, baş belası olacağım korkusuyla işleri ciddiye bindirmişti. Bu konuda ona kızamıyordum. Geçmişte yaptıklarımın bir bedeli olarak ona hak veriyordum. Cihangir, en iyisini yapmıştı. Önüne bakması, onun için en doğru karar olmuştu. Ben de onun adına mutlu olmalıydım. En azından her ikimiz içinde rahatlamalıydım. Ama neden içimdeki bir şey buna engel oluyordu? Neden böyle hissediyordum? Neden canım acıyordu? Ve hangi hakla böyle bir şey hissediyordum? Bunu kendime sormam bile koca bir hataydı. Hakkım yoktu. Dibine kadar yanlıştı. Sürdürmenin anlamı yoktu. En çok da kendim için uzak durup konuyu kapatmalıydım. Önümdeki sudan bir yudum alıp ev sahibi rolüne girmeye çalıştım. Bu sırada, Ebru'nun sesini duydum. Ansızın göz göze geldik.
"Sanırım beni duymadın."
"Bir şey mi demiştin? Kusura bakma dalmışım." dediğimde gülümsedi. Cihangir'in elini tutup önce ona sonra bana baktı. Gözleri parıldadı. Sanki mutluluk yüzüne kalıcı olarak yansıdı. İçtenlikle gülümseyip dudaklarını araladı.
"Nişana gelir misin? Tabii senin içinde uygunsa..."
O an, gözüm sadece Cihangir'e takıldı. O da en az benim kadar ne yapacağını şaşırdı. Gerildi. Oturduğu yerde huzursuzca kıpırdandı. Ebru, hiçbir şey anlamasa da Cihangir açıkça tavrını belli etti. Beni yakınında istemiyordu. Özel hayatına girmemi istemiyordu. Ama kendisi benim özel hayatıma müdahale ediyordu.
"Güzel olmaz mı Cihangir? Zenan ve ailesini mutlu günümüzde yanımızda görsek..."
Masumane duygular, zoraki tebessüm ettirdi. Ona karşı suçluluk hissettim. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Son derece kibar ve masumdu. Daha fazla birilerinin canı yanmasın diye herkes için doğrusunu yapacaktım.
"Çok isterdim. Ama bu aralar, buradan ayrılmam mümkün değil. Yoğun bir dönemden geçiyorum."
Ebru'nun yüzündeki tebessüm, hızla silinirken Cihangir devreye girdi.
"Maalesef bu ay iş yoğunlukları çok fazla. Ben de birebir şahit oldum."
"O zaman kısmet değilmiş. İnşallah düğünde bir arada oluruz." dediğinde tekrar bir konuşma çabası içine düştüm.
"Şimdiden tebrik ederim. Çok yakışıyorsunuz. Sanki birbirinizin tamamlayıcısı gibi gözüküyorsunuz." deyip gülümseyerek samimi bir hava vermeye çalıştım. Konuşmam Ebru'nun hoşuna giderken Cihangir'de aynı tepkiyi bulamadım. Daha çok durgun ve şüpheliydi. Beni az çok tanıyordu. Adım kadar emindim ki şu an oynadığımın bile farkındaydı.
"Teşekkür ederiz. Sözlerin bizim için çok kıymetli."
Bir şey söylemesi için Cihangir'e döndü. Ondan bir tepki alamayınca ne diyeceğini şaşırdı. Fırsat bu fırsat diyerek hızla dudaklarımı araladım.
"Nasıl tanıştınız? Sizden ilk görüşte aşk hikâyesi bekliyorum."
Dikkatle ikisine de baktım. Birinden birinin başlamasını bekledim. Daha çok olayın özüne inmek istedim. Ebru, başını Cihangir'in omzuna yaslayıp gülümsedi.
"Öyle romantik bir hikâyemiz yok. Zaten uzun yıllardan beri birbirimizi tanıyoruz. Ailelerimizin de uzun zamandan beri süre gelen bir dostlukları var. Aramızdaki ilişki geç oldu ama güç olmadı."
Cihangir de hafifçe tebessüm etti. Sevgili nişanlısına karşılık verdi.
"Olması gereken zamanda oldu."
Nedense Cihangir'den bir samimiyet yakalayamadım. Sanki içinden gelmeyen bir şekilde davranıyordu. Ne yazık ki bunu Ebru anlamıyordu. O kadar aşkla bakıyordu ki geri kalan şey umurunda olmuyordu.
"Ne güzel! Dostluğa dayanan güzel bir ilişkiniz var."
"Öyle. Cihangir gibi biriyle olacağım için çok şanslıyım. İyi ki hayatımda..."deyip Cihangir'in yüzünü okşadı. Gözlerini gözlerinden ayırmadı.
"Asıl şanslı olan benim. Böylesine iyi kalpli bir kadınla, bir ömür geçireceğim için çok ama çok şanslıyım."
Karşılıklı gülüştüler. Bu görüntü karşısında midem bulandı. Gözlerimi kaçırıp onlardan en uzak olan yere diktim. Ama Ebru ortaya bir soru atarak, tekrar onlara dönmeme sebep oldu.
"Çok özel olmayacaksa bir soru sorabilir miyim?"
"Tabii..."
" Senin de hayatında biri var mı?"
Sorunun etkisiyle öylece kalakaldım. O kadar ani oldu ki hazırlıksız yakalandım. Cevap vermeden önce tek tek yüzlerine baktım. Ebru, meraklı ve güler yüzlüydü. Cihangir de meraklıydı. Ama onun ötesinde çözemediğim bir şey vardı. Ela gözlerinde bir yakıcılık vardı. Baktıkça içine çeken aynı zamanda baştan ayağı yanmana sebep olan bir şey...
"Kusura bakma. Birden dan diye sordum. Tabii sen de neye uğradığını şaşırdın." diyen Ebru, beni harekete geçirdi. O an, aklımdan ne geçti bilmiyorum. Ama yaptığım tek şey, Cihangir'den gözlerimi ayırmadan cevap vermek oldu.
"Evet. Hayatımda birisi var."
Anbean Cihangir'in gerginliğine şahit oldum. Yüz kasları gerildi. Sanki hoşnutsuz bir ifadeye büründü. Onun aksine zoraki gülümsedim. Aramızdaki gerginlikten kaçınmaya çalıştım. Ebru'ya döndüğümde neşeli ifadesine maruz kaldım. Yakın bir dostuymuşum gibi sevindi.
"Biliyordum. İçime doğmuştu. Olmasaydı şaşırdım."
Önündeki içecekten bir yudum alıp heyecanlı tavrını sürdürdü.
"Aklıma çok güzel bir fikir geldi. Yemekten sonra eğlenceli bir mekana gidelim. Sen de erkek arkadaşını çağırırsın. Hem tanışmış oluruz. Hem de çifte randevuya çıkmış oluruz. Ne dersin?"
Cevap vermeye fırsat bulamadan Cihangir'in sesini duydum.
"Başka bir zaman ertelesek olmaz mı? Belki başka işleri vardır insanların."
"Bence hazır bir aradayken tadını çıkaralım. Hem ne ara bu fırsatı yakalayacağız ki?" deyip umutlu bakışlarını bana çevirdi. Bir taraftan umut dolu bakışlar bir taraftan hayır dememi isteyen öfke dolu bakışlar, aynı anda canımı okudu. Anında söylediğim yalan için pişman oldum. Ne diyeceğimi şaşırdım.
"Lütfen Zenan. Teklifimi kabul et. Güzel misafirperverliğin karşısında ben de bir şey yapmak istiyorum. İnan bana pişman olmayacaksın. Aksine memnun kalacaksın."
Gözlerimi ondan kaçırdım. Sağlıklı bir karar verebilmek için kendime zaman tanıdım. Zaten hiç olmak istemediğim insanlarlaydım. Bir de onlarla daha fazla zaman mı geçirecektim? Resmen bu kendime bile isteye işkence çektirmekti. Üstelik erkek arkadaş olayını nasıl örtecektim? Bir şey bulmalıydım. Hem de hemen! Eve gitsem de pek bir şey değişmeyecekti. Orada da Efsun olacaktı. İki cehennem arasında kalmıştım. Birinden birine seçmek zorundaydım. Tedirgince iç geçirdim. Her iki taraf içinde en mantıklı olanını yapacaktım. Biraz onların yanında duracak, bir yalan uydurup yanlarından kaçacaktım. Erkek arkadaş olayını da başka bir yalanla kapatacaktım. Kısacası, dibe gömülmeye devam edecektim.
"Zorlama Ebru. Biz gidelim. Onlarla da başka bir zaman gideriz."
"Aslında bana uyar. Erkek arkadaşıma haber veririm. O da uygunsa yanımıza gelir." dediğimde Ebru neşeyle el çırptı.
"İşte bu! Çok eğleneceğiz."
Çaktırmadan Cihangir'in tepkisini baktım. Ama o kadar huzursuz bir görünümü vardı ki anında önüme geri döndüm.
"Ben bir lavaboya gideyim. Gelince çıkarız." deyip ayağa kalktığında Cihangir ile baş başa kaldım. Bir şey soracağı korkusuyla, hızla telefonuma baktım. Gözümü oraya kilitleyip tüm dikkatimi ondan kestim. Fakat ortaya dökülen ses tonu, tüm planımı mahvetti.
"Neden yalan söyledin?"
Kaşlarımı çatıp gözlerinin içine baktım. Yalanımı bir şekilde gölgeleyip ona karşı üstünlük kurmaya uğraştım.
"Pardon!"
Tepkim onu gülümsetti. Ama bu gülüş, anlık öfke dolu bir gülüş oldu.
"Bir ilişkin yok. Ama yalan söyledin. Olmayan sevgilinle gelmeyi kabul ettin."
"Yalan söylediğimi nereden çıkardın?"
"Bir şeyler uydurup eve dön Zenan." dediğinde sinirden gülen taraf, bu sefer ben oldum. Aklımdan ne geçtiyse söyleme isteğiyle doldum.
"Kusura bakma Cihangir. Ne dersen de hiçbir yere gitmiyorum."
"Peki sevgilin gelecek mi? Yoksa hiç olmadığı için bir yalan mı uyduracaksın?"
"O zaman görürsün. Yalan mı söylüyorum? Yoksa gerçeği mi?" dediğimde onaylamaz bir tavırla başını iki yana salladı. Gülüşündeki alay, sinirime dokundu. Bir şey deyip onu lafımla ezerek, yerin dibine geçirmek istedim. Baştan aşağı öfkeyle doldum. O an ne dilimden ne de aklımdan geçenlerden çekindim.
"Asıl sana ne demeli Cihangir? Kısacık süre içinde aşka mı tutuldun? Üstelik kalbinde derin bir yara varken..."
Yüzünde öfkeden başka bir şey kalmadı. Göz göze geldikçe öfkelerimiz çarpıştı. Gerginliğini ortaya koyarak aramızda zorlu bir mücadele başlattı.
"Geçmişin kapısını sıkıca kapattım. Yaptığım en iyi şey de bu oldu."
Sessiz kaldığımı görünce sözlerinin etkisini sürdürdü.
"Beni bir kenara bırak. Sana ne oldu? Hani her şeyden vazgeçmiştin. Şimdi ne oldu da bir ilişkiye başladın? Yani dediğine göre başlamışsın ya!"
Sözleri, canımı yakmaya odaklıyken ses tonum, isteğimin aksine sakin ve zayıf çıktı.
"Bu iyi bir şey değil mi? Bak senin gibi ben de önüme baktım. Geleceğime odaklandım."
"O zaman neden sana inanmıyorum?"
Tebessüm ettim. İçimdeki burukluğu gizlemeyi tebessümde gördüm.
"Gayet doğal. Haklısın da... Nadir olacak ama doğru olduğunu göreceksin."
Baştan aşağı yalana bulanmıştım. Konuştukça yalanla bütünleşiyordum. Birinin beni durdurması gerekiyordu. Yoksa daha kötü duruma düşecektim. Sanki iç sesim duyulmuşçasına Ebru geldi.
"Herkes için uygunsa gidelim mi?"
Baş onayı verip ayağa kalktım. Ani kalkmanın etkisiyle, karnıma bir ağrı girdi. Yüzümü hafifçe buruşturup derin bir nefes alıp verdim.
"İyi misin?" diyen endişeli sese zar zor cevap verdim.
"Evet. Gidebiliriz."
Tüm gücümle durup ağrıyı umursamamaya çalıştım. Heyecandan kaynaklı ağrı olabileceğini düşünüp rahatlamaya çalıştım. Onların arkasından usul adımlarla ilerledim. Tedirginliğim geçmezken, arada bir Cihangir'in beni kontrol ettiğini gördüm. Sanki iyi olduğuma emin olmak ister gibiydi. Ya da tamamen kafamdan uydurduğum düşünceydi.
"Araba sağ tarafta."
Başımı sallayıp onların hızına yetişmeye çalıştım. Arabaya ulaşıncaya kadar akla karayı seçtim. Çok dikkat çekmeden içten içe acıyı yaşadım. Arkama yaslanıp derin bir sessizliğe gömüldüm. Yavaş yavaş kendime gelirken, Cihangir'in nişanlısıyla konuşmasına kulak verdim.
"Sence hangisini giymeliyim? Mavi olanı mı yoksa su yeşili olanı mı?"
"İkisi de çok güzel duruyordu."
"Çok yardımcı oldun Cihangir. Sağ ol ya!"
Cihangir sözlere gülümsedi. Bu gülümseme bana yabancı geldi. Hiç bana göstermediği gülüştü. Samimi ve huzurlu... Belki de benim hak etmediğimdi.
"Bana yardımcı ol. O gün çok güzel olmak istiyorum. Hem de seninle uyumlu olmak istiyorum."
"Merak etme. Her şey çok güzel olacak. O gün, hangi elbiseyi giyersen giy herkesten güzel olacaksın. Telaş yapma."
"Gerçekten mi? Yoksa beni rahatlatmak için mi söylüyorsun?"
"Gerçeği söylüyorum."
Daha fazla bu konuşmalara dayanamadım. Başımı cama çevirip olaydan uzaklaştım. Ne onların varlığına ne de bu hallerine sabrım kalmıştı. Onları yok sayıp dişimi sıkmam, arabadaki herkes için en iyi olacaktı. Tabii ne kadar mümkün olursa...
"İşte burası. Geldik."
"Erkek arkadaşına haber verdin mi Zenan?"
Apar topar kendime çeki düzen verdim.
"Evet. Ama net bir şey söylemedi."
"Umarım gelebilir." dediğinde zoraki bir tebessümle geçiştirdim. Cihangir'in arabayı park etmesinden ardından, onlarla beraber eğlence mekanına doğru ilerledim. İçeri girer girmez, yoğun bir gürültü ile karşılandık. İnsan kalabalığı, müziğin şiddeti ve havasız ortam, gitmemi istercesine rahatsızlık verdi. Duraksayıp tedirgince etrafa baktım. Aklıma pek hoş olmayan anılarım geldi. Bu tarz yerler, bana kötü durumlardan başka bir şey vermemişti. Kötü karakterim de bunalımlı karakterim de hep bu yoldan geçmiş. Sonu acıya neden olan sonuçlara imza atmıştı. Şimdi yine bu tarz yerdeydim. Geçmişin yansımalarıyla birdim. Tek isteğim, başıma bir şey gelmeden buradan çekip gitmekti.
"Hadi Zenan! Aşağı inelim." diyen Ebru koluma girdi. İçimden o kolu çekip atmak gelse de kendimi zor tuttum. Sakin kalmak için kendimle savaşa tutuştum.
"Nasıl beğendin mi?"
"Yani..."
"Biraz alışalım. Seveceğine eminim." dediğinde merakla Cihangir'e baktım. Hemen arkamızda derin düşüncelerdeydi. Anlaşılan o ki aramızda tek mutlu olan Ebru'ydu. Aramızda en masum olan da oydu. Öyle bir durumdaydım ki... Etrafım masumlar doluydu. Her hareketim her davranışım birer tehlikeydi. Azap, acı ve suçluluk duygusuyla bin beterdim. Ne olacaktı? Bundan sonra ne yapacaktım? Tam bir muammaydı. Şu an, tek yaptığım anı yaşamak ve kendim dahil herkesi bir şekilde kurtarmaktı.
"Bir şeyler içeriz değil mi?" diyen Ebru hızla nişanlısına döndü. İçmek lafı, pek iyi hatırlatmadığı için irkildim. Delicesine içip kendimi Cihangir'e bıraktığım an, aklıma belirdi. Korkuyla başımı iki yana salladım. Bir daha asla aynı hataya düşmeyecektim. Daha da önemlisi gerçeğe gözleri kapatmayacaktım. Ne kadar kabul etmek istemesem de bana bağlı bir can vardı. Masum küçük bir can... Bu yüzden, duymayacakları korkusuyla sesimi yükselttim.
"Bana getirmeyin."
İkisi de duraksadı. Şaşkın bakışlar aynı anda beni buldu.
"Midem hassas. Siz keyfinize göre alın."
"İstersen daha hafif bir şeyler alabiliriz."
Ebru'nun teklifine hızla karşı çıktım.
"Teşekkür ederim. Ama risk almayayım."
Bu sırada Ebru'nun telefonu çaldı. Arayan kişiyi görünce gözleri parıldadı.
"Annem arıyor. Dışarı çıkıp onunla konuşayım. İçecekleri de geldiğimde getiririm. Siz ben gelene kadar keyfinize bakın." deyip aceleyle ortadan kayboldu. Tabii bunu kuzuyu kurda teslim ettiğini bilmeden yaptı. O gider gitmez, büyük bir tedirginliğin içine düştüm. Cihangir'in üzerimde olan gözleriyle, ağır bir işkenceye maruz kaldım. Ne yapacağım konusunda büyük bir bilinmezlikle boğuştum. Ne yapmalıydım? Ne yapmalıydım ki Cihangir'in dikkatini üzerime çekmeyeyim. Onun gibi inadına gözlerinin içine mi baksaydım? Yoksa hiç ilgilenmeyip gözlerimi kaçırsa mıydım? Korkak olmak yerine aptal cesareti seçtim. Gözlerinin içine bakıp ondan korkmadığımı göstermek istedim. Gözlerini kısıp gülümsedi.
"Sen ve içmemek biraz garip değil mi?"
"Bazı şeylerden ders çıkardım." deyip onun gibi gülümsedim. Ama benim sözlerimle onun gülüşü, hızla söndü. Anbean bozuldu. Hem geçmişi kapattım deyip hem söylenenlerden rahatsız olması garipti. Çizip attıysa neden dediklerimi umursuyordu ki? Baştan ayağı tersliklerin adamıydı da haberi yoktu. Aramızdaki konuşmanın bununla son bulacağını sanırken yanıldım. Ne olduysa hemen toparladı.
"Bak dediğim oluyor. Gelen yok. Çünkü yalan söyledin."
"Amacın ne Cihangir? Saçmalayıp duruyorsun."
"Sadece yalanını ortaya çıkarıyorum." dediğinde beni hırsa bürüdü.
"Ortada bir yalan var. Ama bu sadece benimle ilgili değil. Bizimle ilgili... Gözlerinin içine baka baka sevdiğin kadına yalan söylüyorsun. Geçmişte hiçbir şey yaşanmamış gibi benim yemeğime getiriyorsun."
Kaşları anında çatık hal aldı. Sıkıntıyla iç geçirip hırsla dudaklarını araladı.
"Orada senin olduğunu bilmiyordum. Civan ile bulaşacağımızı sanıyordum."
"Her ne olursa olsun yine de bu bir yalan değil mi?"
Başını iki yana sallayıp öfkesini üzerime geçirmeye devam etti.
"Değil! Göz göre göre söylenen bir yalan yok. Sadece bahsedilmeyen bir gerçek var."
"Geçiştirdiğin bu olay, bir kadın için oldukça yaralayıcı... Seven bir kadın için çok daha beter bir durum."
"Şimdi de iyi insan rolü mü yapıyorsun? Sen kendinden başka kimse için üzülmezsin Zenan."
Onunla muhatap olmak istemedim. Başımı başka bir yöne çevirdim. Ama o konuşmaya devam etti.
"Endişeleniyormuşsun ya! Kendini harap etme. Ebru, benimle beraber mutlu olacak. Sen aksine inansan bile olacak bu."
Sinirden gülümsedim. Cevap vermek yerine aklıma gelen ilk şeyi yaptım. Yanından uzaklaştım.
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
Ardıma bile bakmadan cevap verdim.
"Geldiğimde anlarsın."
Arkamdan geleceği korkusuyla hızıma hız kattım. Onun göremeyeceği alana kadar geldim. Heyecanla planıma başlamak istedim.
"Başarmaktan başka çarem yok."
Öncelikle sakin olmalı, kendime bir rol arkadaşı bulmalıydım. Öyle bir rol arkadaşı olmalıydı ki onları inandıracak cinsten olmalıydı. Cihangir'i bozguna uğratacak bir güçte olmalıydı. İyi de kim kabul ederdi? Tanımadığı bir kadına neden yardım ederdi? Söylediğim anda sapkın olduğumu düşünür. Beni kendinden uzaklaştırırdı. Ama denemek zorundaydım. Her ihtimali göz ününde bulundurarak şansımı denemek zorundaydım. Dikkatle etrafa bakıp kurtarıcımı aramaya başladım. Gözüme tek başına oturan bir adam takıldı. Telefonla uğraşıyor. Etrafla ilgilenmiyordu. İşte bulmuştum. Vakit kaybetmeden yanına gitmek istedim. Fakat adımlarım ani bir hamleyle durdu. Adamın yanına güzel bir kadın geldi. Birbirlerine sıkıca sarıldılar. Sarılmaları öpücükle boyut değiştirirken gülümsedim. Çok yanlış kişiyi seçmiştim. Hem güzel sevgilisi karşısında şansım bile yoktu. Onları mutlu anda baş başa bırakıp başka bir hedef aramaya başladım. Ama neredeyse imkansızın içinde olduğumu hissettim. Çaresizce bar taburesine oturdum. Bu sırada, öfkeli bir ses duydum.
"Hay edeyim böyle bir işe."
"Beni oraya getirtme! Şerefsiz piç..."
Şaşkınlık ve heyecan arasında gidip geldim. Hızla arkama dönüp sesin sahibine baktım. Hafif uzun saçlı, kirli sakallı esmer bir adamdı. Gerginliği ve öfkesi, yüzüne sabitti. Bunu umursamadan inat yaptım. Ayağa kalkıp telefonla uğraşan adama yaklaştım. Karşısına dikilip masumane gülümsemeye çalıştım.
"Merhaba..."
Gözünü telefondan ayırmadan cevap verdi.
"Merhaba..."
Saniye geçmeden hızla bana baktı. Şaşkınlıkla dudaklarını araladı.
"Türk müsün?"
"Evet."
Öfkesini derine gömecek bir değişim yaşandı. Gözleri heyecanla parıldadı. Çoğu Türkün yaşadığı heyecanı yaşadı. Gurbet yerde tanıdık hisle buluşmanın mutluluğunu yaşadı. Heyecanla yutkunup diğer adımı attım.
"Kusura bakmayın. Rahatsız etmek istemedim. Türk olduğunu duyunca dayanamadım. Memleket özlemimi durduramadım.'
Biraz önceki öfkeli adamdan eser kalmadı. Yüzünde geniş bir tebessüm oluştu.
"Sizi en iyi ben anlarım. İnsan uzun süre ülkesinden ayrı kalınca özlemi durduramıyor."
Kısa bir sessizlik oluştu. Konuşacağım sırada o benden önce davrandı.
" Size bir içecek ısmarlayayım."
"Teşekkür ederim. Ama içecek halde değilim." deyip gözlerimi kaçırdım. Sıkıntıyla iç geçirip zorlu görevi üstlendim.
"Çok saçma gelecek. Hatta deli olduğumu düşüneceksiniz. Ama inanın bana çok çaresizim."
"Bir sorun mu var? Yardım edebileceğim bir şey var mı?" dediğinde dokunaklı olduğunu umduğum bir bakış attım. Koyu gözlere bakıp halsizce konuştum.
"Bana yardım edebilir misiniz? Sadece bir saat... Sonra ne ben sizin yüzünü göreceğim ne de siz benim yüzümü göreceksiniz."
Duraksadı. Bir şey demedi. Sözlerimin devamını dinlemek istercesine bekledi. Fazla bekletmeden konuşmamı sürdürdüm.
"Bir saatliğine yalandan sevgilim olur musun?"
Beklemediğim bir tepki aldım. Gözlerimin içine baka baka kahkaha attı. Benim ciddiyetimi görünce buna son verdi.
"Şaka değil miydi? Gerçekten bunu benden istedin mi?"
"Küçük bir iyilik..."
"Karşıdan bakınca ne gibi görünüyorum?"
"Sadece bir saatliğine..."dediğimde onaylamaz bir şekilde başını iki yana salladı.
"Farkında mısın? Beni tanımıyorsun. Senin için yabancıyım. Hiç mi korkmuyorsun? Ya psikopatsam ya manyaksam?"
Öfke sınırı aşıldığında sizli bizi ifade ortadan kalktı.
"Sen de beni tanımıyorsun. Aynı ihtimaller benim içinde geçerli. Ama bu durumda olan bir insan, psikopat olduğunu kabul etmez. Sadece senden bir iyilik istedim. İyiliğine karşı iyilik... Karşılıklı olacak."
"Neden böyle bir şey istiyorsun?" dediğinde sesli bir biçimde iç geçirdim.
"Anlaşılan istemiyorsun. Seni zorlayacak halim yok. Yine de teşekkür ederim."
Ona arkamı dönüp usulca birkaç adım attım. Beni durdurması için en yavaş halimle hareket ettim. Bu sürede üzgün bir ifade takındım. Bu aşamadan sonra kendimi durduramadım. Amacıma ulaşmak için sahteliğe büründüm.
"Pardon bekler misin?"
Rahat bir nefes alıp yavaşça ona doğru döndüm.
"Boş ver. Hiç konuşmamış varsayalım. Aptalca bir şeydi zaten."
"Lütfen sebebini söyle. En azından neden bana böyle bir şey teklif ettiğini anlayayım."
Hüznü bırakmadan cevap verdim.
"Eski sevgilim, sevgilisiyle beraber burada. İstemeden onlarla aynı ortamda bulundum. Sırf onların yanında iyi görünmek için bu yalanı attım. Şimdi de sevgilimin geleceğini sanıyorlar. Ama yalan olduğu ortaya çıkacak. Rezil olacağım."
Gülümsedi.
"Keşke hiç bulaşmasaydın. Ne gerek vardı."
"Keşke ama iş işten geçti. Daha fazla rezil olmadan gideyim." deyip tekrar önüme döndüm. Bu sefer adım atmama fırsat bile olmadı. Önüme geçip hızla konuştu.
"Kabul ediyorum. Ama iyiliğine karşı iyilik bekliyorum. Benim iyiliğime karşılık senin iyiliğin..."
Heyecanla ona baktım. Gülümsemeden edemedim. Elini uzatıp konuşmasını sürdürdü.
"Bu arada ben Demir. Yeni oyun arkadaşın."
Elimi uzatıp benden ne isteyeceğini bilmeden karşılık verdim. Neye güvendiğim belirsiz bir şekilde dudaklarımı araladım.
"Ben de Zenan. Kısa süreliğine rol arkadaşın..."
Tokalaşıp göz göze baktık. Geleceğin ne getireceğinden habersiz bir anlaşma yaptık. Bu anlaşmayla ya bugünü kurtaracaktım ya da rezilliğin dibine vuracaktım.
-Bölüm Sonu-
Bölüm nasıldı?
Bol bol yorum bekliyorum.
Yorumlarınız ve desteğiniz ilham sebebimdir. Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın❤️💮💜