İçeriğe geç

NİHÂN

Bölüm 5 · 14 dk okuma

NİHÂN

Bölüm 5

4- MİSAFİR

************

Üst üste gelen olaylar, durmak bilmeyen karmaşalar ve çaresizliği oluşturan belirsizlikler... Hayatımın birer lanetiydi. Öyle bir durumdaydım ki... Bundan sonrası için ne yapacağımı bilemez durumdaydım. Önümde kocaman bir gerçek vardı. Ben dahil herkesi sarsacak cinsten bir gerçek... Bu gerçeği tarihin derinliklerine gömmekten başka çarem yoktu. Ama bunun için yapacak hamlelerim bile zorluydu. Bunda en büyük etken ağabeyimdi. Birkaç gündür evdeydi. Resmen eve kurulmuş hareket alanımı daraltmıştı. Dün de ona göre mutluluk verici, bana göre acı verici sürpriz yapmıştı. Büyük bir keyifle, Efsun'un geleceğini söylemişti. Sanki her şey yolundaymış gibi derdime yeni bir dert eklenmişti. Dibe batışım için son hamle gerçekleşmişti. Çaresizliğim sesime yansımıştı.

"Neden geliyorsun Efsun? Neden?"

Cevabını almaya korktuğum sorular tarafından sarılmıştım.

"Yoksa düşündüğüm şeyi mi yapacaksın?"

"Ama neden şimdi? Her şeyi bırakıp gitmişken neden?"

Elime kalbime götürüp sakinleşmeye çalıştım. Dengesizliğe karşı zoraki bir mücadeleye giriştim. Arkama yaslanıp gözlerimi kapattım.

"Sakin olmalıyım."

Derin bir nefes alıp verip tekrarladım.

"Sakin olmalıyım."

Efsun buraya gelirken mi? Cihangir ağabeyimle ortak olurken mi? En önemlisi hak etmediğim bir canı taşırken mi? Sakin olmak bana uzaktı. Yasaktı. Hayatıma tersti. Bu yüzden, bu mücadele bile saçmalıktan ibaretti. Gözlerimi aralayıp bu işleme son verdim. Yataktan kalkıp rastgele odada gezindim. Belki de bu anlar burada geçirdiğim son zamanlardı. Ya Efsun söyleyecekti ya da Cihangir... Birinden biri gerçeği ortaya çıkaracaktı. O zaman da korktuğum ne varsa bir bir gerçekleşecekti.

"Bu sefer kesin bitti."

Korkum dışarı yansırken iyice telaşa kapıldım. Aklımdan sonu hayra çıkmayan bin bir olasılık geçti. Dolabımı açıp ara ara baktığım valizi çıkardım. Kaçmayı düşündüğüm her an gibi aynı duyguları tattım. Acı, korku ve azap peşimi bırakmadı. Bu sefer, büyük bir adım atmaya karar verdim. Hızla kendimi onayladım.

"En başından beri yapmam gereken buydu. Kimseyi zarara sokmadan kaybolmaktı. O zaman yapamadım. Ama şimdi yapacağım. Sonsuza dek hayatlarından kaybolacağım."

Daha fazla oyalanmandan dolabı boşaltmaya başladım. Kıyafetleri yerleştirip ihtiyacım olabilecek her şeyi koymaya çalıştım. Heyecanın baskısı altında, valizi zar zor kapattım. Bu sırada çalan kapı, tamamen heyecanla dolmama neden oldu.

"Zenan..."

Ağabeyimin sesi, korkumun sesiyle bir oldu. Elimi koluma bağlar cinsten oldu.

"Girebilir miyim?"

Kapı zorlandığı anda bağırdım.

"Bir dakika..."

Valizi yatağın yan tarafına çekip ağabeyim görmeyeceği şekilde durmasını sağladım. Fakat bu süreçte nefes nefese kaldım.

"Zenan! Müsait değil misin?"

Celladım gibi kapıma gelen ağabeyimi daha fazla bekletemedim. Son düzeltmelerimi yapıp olmadığım biri gibi davranma rolünü üstlendim. Kapıyı yavaşça araladım. İri meraklı gözlerle denk geldim.

"Bir şey mi oldu? Sabah sabah bu kapıma dayanmalar ne?" deyip dikkatle onu süzdüm. Gülümseyip ellerini omzuma koydu.

"Sana bir işim düştü kardeşim."

Tepkimi ölçmek istercesine gözlerimin içine baktı. O an, kendi içimde bir savaş verdim. Tüm duygularımdan arınmaya yeminli gibi mücadele ettim. Gülümsemesini karşılıksız bırakmayıp dudaklarımı araladım.

"Hayırdır? Senin bana kolay kolay işin düşmezdi."

"Bu seferlik öyle oldu. Benim için bir güzellik yaparsın değil mi?"

"Tabii. Senin için ne yapabilirim?" dediğimde sözlerimin onu keyiflendirdiğini gördüm. Gülümsemesini genişletip yanağımı sıktı.

"Bugün Efsun gelecek. Zaten biliyorsun. Ama o buraların yabancısı. Onu güvenle evimize getirmek istiyorum. Bu yüzden, daha önceden verdiğim sözü benim yerime senin yerine getirmeni istiyorum. "

"Tam olarak ne yapacağım?"

Soruyu sorarken içim içimi yedi. Korktuğum ihtimallerle karşılaşmaktan çekindim. Aynı zamanda bunu belli etmemek için çaba verdim. Ağabeyim keyfinden ödün vermeden cevap verdi.

"İyi bir ev sahibi olarak Cihangir ve misafiriyle ilgilenmeni istiyorum."

"Ne?"

İç tepkim istemsizce açığa çıktı. Bundan sonrası için kendimi tutmak mümkün olmadı. Şaşkınlıkla ağabeyime baktım. Söylediği şeyin bir hayal olmasını istedim. Ya da hiç duymamak istedim.

"Neden böyle tepki verdin? Bir sorun mu var?'

"H-Hayır... Sadece ne dediğini anlayamadım."

"İkidir Cihangir'e söz veriyorum. Ama bir iş çıkıyor tutamıyorum. Bu sefer de bir şey yapılmazsa ayıp olacak."

"Müsait olduğun zaman halledersin. Olmaz mı?" dediğimde başını hızla iki yana salladı. Kendisi pek fark etmese de bu tepki benim için bir darbe niteliğinde oldu.

"Kırk yılın başında bir şey için rica ediyorum. İnan bana müsait olsaydım bir şekilde yapardım. Hem adama hem de misafirine ayıp olmasın. İyi bir ev sahibi ol. Bizim adımıza bir yemeğe çıkar."

"Yengem..."

Lafımı tamamlamadan duraksadım. Gerçek tüm yolumu tıkadı. Yengem hastalanmıştı. Odasında dinleniyordu. Üstelik çocukları vardı. Bu durumda tek başımaydım. Ailemizi temsilen ağabeyim için orada olmak durumundayım. Hem ağabeyim böyle bakarken nasıl hayır diyecektim ki? Ricasını nasıl yok sayacaktım? Uğruna zora düşmek olsa dahi kabul edecektim. Bir nevi işlediğim günahların bedeli uğruna razı olacaktım. Hiç istemesem de karnımdaki gerçeğe rağmen onunla buluşacaktım. Belki de son kez olacaktı.

"Zenan..."

Ağabeyim yoklamak için bana seslenirken, düşüncelerimden hızla çıkış yaptım.

"Tamam. Akşam yemeği mi olacak?"

"Evet. Rezervasyon yaptırdım. Aslında ailecek orada olacaktık. Yengen hastalanmasaydı. Benim de işim çıkmasaydı."

"Merak etme. Gözün arkada kalmasın. Tam senin adına layık bir ağırlama olacak. Hem Cihangir hem misafiri memnun kalacak." dediğimde sıkıca bana sarıldı.

"Teşekkürler kardeşim. Bana büyük bir iyilik yaptın."

"Bir yemekle de biz ödeşiriz." deyip göz kırptım.

"Baş başa kardeş kardeş güzel bir yemek ayarlarız. Olur mu?"

Tebessüm edip başımı olumlu anlamda salladım. Kol saatine bakıp bir iki adım geriledi.

"O zaman daha fazla geç kalmadan gideyim."

"Hoşça kal."

"Hoşça kal kardeşim." deyip öpücük gönderdi. Sabırsızlıkla gidişini bekledim. Kapıyı kapattığı an gizlediğim ne duygu varsa açığa çıkardım. Hüzün, öfke ve çaresizlikle dibe gömüldüm. Sanki her şey yolundaymış gibi Cihangir'i yemeğe çıkaracaktım. Resmen ağabeyim, kuzuyu kurda teslim ediyordu da haberi yoktu. Ama ne yapacağımı biliyordum. O yemeği Cihangir'e zehir edecektim. Gitmesi için son kez çaba verecektim. Ya o gidecekti ya da ben gidecektim. Başka bir yolu yoktu.

*******************

Aynadaki yansımama bakıp son kez kendimi kontrol ettim. Hafif göz makyajı yapıp koyu kırmızı rujumu sürmüştüm. Akşam yemeğine değil de savaşa hazırlanıyor gibiydim. Hırslı ve öfkeliydim. Cihangir'in canını okumaya yeminliydim. Amacım da en büyük isteğim de onu sonsuza dek buradan göndermekti. Kendimden emin bir şekilde konuşup güvenimi yerine getirdim.

" Öfkemin de gücümün de sebebi de sensin Cihangir. Ama bugün bitecek. Bir daha hiç gelmemek üzere buradan gideceksin."

Yüzümde hafif bir tebessüm oluştu. Düşüncenin güzelliği ile mutlu oldum. Cihangir giderse sorunun bir kısmından kurtulacaktım. Sonra asıl meseleye gelip hamilelik olayına çözüm bulacaktım. Tabii kesin rahatlığa Efsun meselesi ile ulaşacaktım. Eğer benim olayım için gelmediyse bir süre de olsa tehlikeden kaçacaktım. Ama kalbimdeki acı ve hiç dinmeyen azabım, ebedi olarak içimde kalacaktı. Aklıma diğer ihtimal geldiğinde tebessümüm hızla söndü.

"Ya başaramazsam... Cihangir'i buradan gönderemezsem..."

Arka tarafa dönüp valizin olduğu tarafa baktım.

"O zaman yapacak tek bir şey kalıyor. Ardıma bile bakmadan kaçmak..."

Başımı sallayıp kendimi onayladım.

" Cihangir olduğu sürece her şey daha da dibe batacak. Darbe üstüne darbe acı üstüne acı eklenecek. Sırf inat uğruna yaptığı şey ikimizi de yakacak. Yalnız ikimiz olsa iyi herkes etkilenecek. Ben artık daha fazla insanın acı çekmesini istemiyorum. Bunun da tek çözümü var. Ya o gidecek ya da ben gideceğim. Başka yolu yok."

Derin bir nefes alıp ayağa kalktım.

"Son kez." diye fısıldadım. Çantamı takıp odadan çıktım. Derin bir sessizliğin ortasında bitmek bilmeyen düşüncelerle ilerledim. Bu durum, yengemin odasının açılmasıyla son buldu. Beni görünce öksürerek geri çekildi. Kısılmış sesiyle zar zor konuştu.

"Vay! Ne kadar güzel olmuşsun."

"Teşekkür ederim."

"Yoksa randevuya mı çıkıyorsun?" deyip gülümsedi. Korkuyla etrafı kontrol ettiğimde gülümsemesi genişledi.

"Korkma! Ağabeyin daha gelmedi. O yüzden, rahat rahat konuşabilirsin. Kimle buluşuyorsun? Anlat bana."

"Hasta hasta düşündüğün şeye bak!"

Omuz silkip heyecanla konuştu.

"Tabii merak edeceğim. Ancak merakımı cevap vererek dindirebilirsin."

"Sandığın gibi bir durum yok. Ağabeyim rica etti. Cihangir'i ve misafirini ailemiz adına yemeğe çıkaracağım." dediğimde heyecanı duraksadı. İstediği cevabı alamamanın burukluğuyla bana baktı. Bir anda anlayamadığım bir olay yaşandı. Gözleri parıldadı ve dudaklarının arasından bir kahkaha firar etti. Tabii kısık seste bana bir işkence yaşattı.

"Yenge! Neler oluyor?"

"Aklıma çok güzel bir şey geldi. Cihangir genç yakışıklı bir adam... Neden olmasın diye düşündüm. Yan yana çok güzel dururdunuz. Hem Civan da onu çok sevdi. Çok güzel olurdunuz. Belki bu akşam bu önerimi haklı bulursun. Ve iyi değerlendirirsin. Ne dersin?" deyip göz kırptı. Söylediklerini idrak ettiğimde bir öksürük krizine tutuldum. Zar zor kendime gelip nefes nefese, yengeme baktım. Yüzündeki tebessüm kalıcı olarak yerleşmiş, imalı bir şekilde bana bakıyordu. Ama bilmiyordu ki gerçeği... Eğer bilseydi bu durumu ağzına bile almazdı. Gerçeğin keskinliği karşısında susardı. Ben günahımla karanlığımla yakışmazdım ona. Kabusu olur çıkardım. Bu yüzden şu an imkansızın da imkansızı konuşulmaktaydı.

"Allah korusun! Yazdıysa bozsun."

Şaşkınlıkla bakakaldı.

"Neden öyle diyorsun?"

"Tipim değil yenge. Allah sahibine bağışlasın deyip bu konuyu tamamen kapatalım." dediğimde geri çekilmek yerine ortaya iddialı bir laf attı.

"Ya sahibi sensen. Büyük konuştun canım. Hayat bu ne olacağı belli olmaz."

"Of yenge! Yeter artık. Hem bu sesinle kendine de bana da bu işkenceyi yapma." deyip koşar adımlarla yanından uzaklaştım. Ne yazık ki arkamdan nasıl güldüğünü duydum. Sanki alay eder gibiydi. Moralim çok yerindeymiş gibi yerle bir etmişti. Sözlerini düşünmemek için çabalayıp sakinleşmeye çalıştım. Ağabeyimin önceden hazırlatmış olduğu arabaya binip derin sessizliğe gömüldüm. Yol boyunca, düşüncelerimi de susturdum. İçten içe kısa bir inzivaya geçiş yaptım. Arabanın lüks bir mekanda durmasıyla geldiğimizi anladım. Hemen inmek istemedim. Önce kendimi biraz zaman verdim.

"Bu akşam ya o kazanacak ya da ben kazanacağım."

Gözlerimi kapatıp heyecanla yutkundum.

"Umarım şans benden yana olur."

Birkaç saniyelik sürecin ardından gözlerimi açtım. Yüzüme bir tebessüm yerleştirip hızla arabadan indim. Topuklularımla, kendimden emin adım atarak öz güvenli görünmeye çalıştım. İçeriye girdiğimde ilk gelenin ben olduğumu gördüm. Tam da ev sahibine yakışacak bir şekilde önceden gelmiştim. Ağabeyim görseydi kesin gurur duyardı. Ama ben erken gelmeyi değil de geç gelmeyi tercih ederdim. Cihangir'i bıktırana kadar bekletmek ve aslında bizim gözümüzde hiçbir değerinin olmadığını göstermek isterdim. Ne yazık ki ben ne kadar kabaysam, ağabeyim insanlara karşı o kadar düşünceliydi. Aramızdaki en belirgin farklardan biri buydu. Arkama yaslanıp etrafı dikkatle süzdüm. Bu gidişle, bekleyen taraf ben olacaktım. Ne gelen ne görünen vardı. Ama ne yapacağımı iyi biliyordum. Bu yemeğin her lokması onun için zehir olacaktı. Sinirle gülümseyip telefonumu çıkardım. Saati kontrol ettim. Denilen saati yarım saat geçmişti. Bakalım Cihangir Bey ne kadar bekletecekti? Bir saat? İki saat? Yoksa daha mı fazla? Bir saate doğru geçerken, kapı tarafına hareketlilik gördüm. O an hislerimin beni yanıltmadığını fark ettim. Cihangir, kapı tarafında belirdi. Şık takımıyla iddialı bir giriş yaptı. Sanki ikimiz gerçek bir randevuya çıkıyor gibiydik. İkimiz de son derece özenliydik. Ama olayın özü bambaşkaydı. Dıştan farklı içten daha da farklıydı. Beni görmesi için yalandan gülümseyip el salladım. Gözleri beni bulduğu an duraksadı. Şaşkınlıkla bana baktı. Anlaşılan burada olmam onun için kötü bir sürpriz olmuştu. Adım adım bana yaklaşırken hiç istemesem de kibarlığın göstergesi olarak, ayağa kalktım. Gülümsememi genişletip elimi uzattım.

"Hoş geldin Cihangir."

"Civan'ın geleceğini sanıyordum."

"Son dakika sürprizi işte!" dediğimde elimi elinin arasına alıp gözlerimin içine baktı. Sanki yakıcı bir maddeyle temas ediyormuşçasına sarsıldım. Fakat bunu Cihangir'e belli etmedim.

"Hoş bulduk."

Zihnimi okumaya çalışmasından korktum. Bu bakış ve bu tebessüm ne yapacağımı şaşırttı. El ele olduğumu gerçeği, hızlı bir tepki vermeme neden oldu. Hızla elimi geri çekip sandalyeme oturdum.

"Misafirinin olacağını sanıyordum."

"Evet. Ama bize biraz geç katılacak."

"Desene misafirinden senden bin betermiş. Artık onu bekler dururuz." dediğimde gülümsedi. Gözleri hafifçe kısılırken istemsizce kendimi onu seyrederken buldum.

"Umarım misafirime de böyle davranmazsın. Ve ağabeyini iyi temsil edersin. "

"Nasıl davranıyormuşum ki ?"

"Dıştan prenses gibi görünürken içten içe cadılık yapıyorsun."

Hemen bir şey söyleyemedim. Cihangir şimdi övmüş müydü? Yoksa gömmüş müydü? Of! Neler düşünüyordum? Bana neydi ki? Ne yaparsa yapsın. Umurumda bile değildi.

"Sana ne demeli Cihangir? Bu sakin tavır, sana hiç yakışmıyor. Sahte duruyorsun. İçten kim bilir neler yaşarken dışarıdan hiçbir şey olmamış gibi takılıyorsun."

"Doğru olanı yapıyorum. Senin aksine ana takılı kalmıyorum. Güne odaklı yaşıyorum. Sana da tavsiye ederim."

"Aman kalsın." deyip alayla onu süzdüm. İnadına bunu sürdürdüm. Onunla göz göze bir mücadele ettim. Ne o çekti ne de ben çektim. Neden bunu yaptım bilmiyorum. Ama hızla ayağa kalkıp dibindeki sandalyeye oturdum. Bir nefes kadar yakın oldum.

"Hayırdır? Yerini mi beğenmedin?" deyip bana döndü. Yüz yüze azımsanmayacak bir mesafede durduk. Ela gözlere meydan okuyup dudaklarımı araladım.

"Hemen bir bilet alıyorsun. Ve hiç dönmemek üzere buradan gidiyorsun."

Kahkaha atıp arkasına yaslandı.

"Ancak rüyanda görürsün."

Elimi omzuna koyup bana dönmesini sağladım. Göz göze geldiğimiz an, öfkeye geçiş yaptım.

"Sana tavsiyede bulunmuyorum. Git diyorum."

"Uşağın mı sanıyorsun? Böyle yaparak sinirimi bozuyorsun."

"Sen de burada durarak benim sinirimi bozuyorsun. Bu şehir aynı anda ikimizi kaldırmaz. Ya sana dar gelir ya da bana... Anlamamak için aptal olmak gerekir. Kan mı çıksın istiyorsun? Yoksa vahşet mi? Gerçekten gözünü bu kadar kararttın mı?" dediğimde omzunda duran elimi yere indirdi. İyice bana yaklaşıp alayla baktı. Aramızdaki mesafeyi tamamen kapatıp çok yanlış bir görüntüye imza attı.

"Ne yapıyorsun Zenan? Evde bunları çalışıp sonra bana mı geliyorsun? Hayal dünyanı takdir ediyorum. Ama olmuyor be Zenan. Ne kadar uğraşırsan uğraş başaramıyorsun. Ne sözlerinle ne de o takındığın tavırla beni etkileyebiliyorsun."

Kaşlarımı çatıp tamamen öfkeye büründüm. Etrafa bakıp tanıdık bir yüzün olup olmadığını kontrol ettim. Emin olunca Cihangir'in kulağına yaklaştım.

"Eğer çekip gitmezsen bu gece ağabeyime anlatırım. Aramızda geçen o saçmalığı öğrenir. Ve öğrenir öğrenmez kibar halinden eser kalmaz. Seni yeri kat yerin dibine gömer. Blöf değil gerçekten yaparım. Umurumda bile olmazsın. Ya benim merhametimle buradan gidersin ya da ağabeyimin zulmüne maruz kalırsın." deyip geri çekildim. Ama anında başladığım yere geri döndüm. Bileğimden sertçe çekip ayağa kalktı. Nereye gittiğimizi bilmeden beni de ardından sürükledi.

"Ne yaptığını sanıyorsun? Bıraksana!"

Ne sözlerim ne de çırpınmam umurunda oldu. Rastgele bir odaya girip kapıyı kilitledi. Elimi serbest bırakıp bir hışımla bana döndü. Bağırışıyla irkildim.

"Yanlış adama oynuyorsun Zenan! Hem de en yanlışına..."

"Mecbur bırakıyorsun. Rica ettim olmadı. En sonunda bu aşamaya kadar getirdin. Bunu neden yapıyorsun? Amacın ne? Neden ya? Neden Cihangir?" deyip en az onun kadar yüksek sesle bağırdım. Titremeye başladım.

"Ben hiçbir şey yapmıyorum. Ağzımı açıp ağabeyine tek bir kelime bile etmiyorum. Geçmişi hiç yaşanmamış gibi davranıyorum. Ama sen geçmişi deşip deşip önüme çıkıyorsun."

Başımı hızla iki yana salladım.

"Çünkü geçmiş geçmişte kalmıyor. Gerçek silinip gitmiyor. Sen burada kaldıkça tehlike sürüyor. Neyini anlamıyorsun?" deyip buz kesen kollarımı sıvazladım. Titremeden duramadım.

"Önünde kocaman bir gerçek var. Ama görmüyorsun Zenan. Kendine kendine eziyet çektiriyorsun. Kimse seni cezalandırmazken sen kendini cezalandırıyorsun. Senin bir düşmanın var. Ama o ben değilim. Sensin. Kendinin en büyük düşmanısın."

Bir şey söylememe fırsat vermeden yanıma yaklaştı. Ceketini çıkarıp üzerime giydirdi. Sesimi çıkarmadan izin verdim. Elini yüzümde hissettiğimde ağlamamak için kendimi zor tuttum. Gözlerimi kaçırdım. Anlamasın ve beni böyle görmesin istedim. Ama o inadına yaparmış gibi hafifçe çenemden tutup kaldırdı. Göz göze gelmemizi sağladı.

"Tehditlerle hiçbir yere varamayız. Kimin geçmişi daha karanlık bilinen gerçek. En çok acıyı çeken de sen olursun. Ben bunları duymamış gibi yapacağım. Sen de hiç konuşmamış gibi..."

"Ama..."

"Aması falan yok. Bu savaştan vazgeç. Kaybedenin belli olduğu savaşa girişme. Artık aşman gereken şeyleri aş. Kendini kurtar." dediğinde gözlerim doldu. Nefes alıp verişim zorlaştı.

"Ya kurtulmak istemiyorsam..."

Bakışları değişti. Tepkisinde aynı anda farklı duygular oluştu.

"Tedavine devam ediyorsun değil mi? Hiç bırakmadın?"

Arkamı dönüp halsizce fısıldadım.

"Beni yalnız bırak."

"Zenan!"

"Lütfen! Yalnız kalmaya ihtiyacım var."

"Tamam. Bir şeye ihtiyacın olursa kapının önündeyim. Beraber geçeriz." dediğinde cevap vermedim. Sadece çekip gitmesini bekledim. O gittiği zaman, halsizce yere çöktüm. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. Ama yapamadım. Kapının ardındaki kişi, elimi kolumu bağladı. Acımı dahi sessizce yaşadım. Gözyaşlarımı içime akıttım. İçten içe acımı döktüm. Kaybetmenin vermiş olduğu zararla ebedi yıkılışa geçtim. Kaybetmiştim. Cihangir'e karşı yenilmiştim. Onun iyi niyetiyle bitmiştim. Ne yaparsam yapayım onu yenememiştim. Benim kötülüğüme karşı hep iyiliğini konuşturmuştu. Artık benim bu iyi adam karşısında yapacağım hiçbir şey kalmamıştı. O kalacaktı. Ben de gidecektim. Kazanan da kaybeden de hak ettiği değeri görecekti.

"Zenan!"

Kapının çalmasıyla ayağa kalktım. Aynadan kendimi kontrol edip düzeltmeler yaptım.

"İyi misin?"

Cihangir'in endişeli sesi, beni utandırmaya devam etti. Onun karşısında küçük düştüğümü hissettim. Bir şey demeden kapıyı açtım. Üzerimdeki ceketi çıkarıp ona uzattım.

"Teşekkür ederim."

"Nasılsın?"

"İyiyim. Misafirin de geldiyse yemeğe geçebiliriz." deyip sanki biraz önce hiçbir şey yaşanmamış gibi davrandım. Üzerimdeki bakışlardan rahatsızlık duyarak ilerledim. Masamızda bir genç kadını görünce istemsizce duraksadım. Emin olamadım. Cevap ararcasına Cihangir'e baktım.

"Sanırım misafirimiz gelmiş."

"Evet. Sonunda yemeğe geçebiliriz." deyip gülümsedi. O önde ben arkada masaya geçtik. Genç kadın, Cihangir'i görür görmez ayağa kalktı. Gülümseyerek sıkıca sarıldı. Dostane bir sarılıştan başka izlere rastladım. Onlar samimi bir sevgiyle sarılırken arkalarından bakakaldım. Genç kadının parıldayan gözlerinde aşina olduğum duygulara rastladım. O bu kadar mutlu olurken ben o anda acıya yakalandım. Durduğum yerde hüznün rüzgarına kapıldım. Kalbim acıdı. Yüreğim daraldı. Sebebini bilmediğim darbelere maruz kaldım.

"İyi akşamlar. Fazla bekletmedim değil mi?" deyip sevimli bir bakış attı. Bakışımla onu inceledim. Cihangir'den epey kısa ama sevimli bir kadındı. Benim aksime cıvıl cıvıldı. Yüksek bir enerjisi vardı. Tam da Cihangir'in yanında olması gereken kadındı.

"Sorun değil. Çok bekledik sayılmaz."

"Bilerek ayıp olmasın diye Cihangir'i önceden gönderdim." deyip bana yaklaştı. Heyecanla elini uzattı.

"Bu arada ben Ebru."

İsim tanıdık geldi. Ama çıkaramadım. Biraz zorlayınca aklıma Cihangir'in telefon konuşması geldi. Bahsettiği kadın buydu. Elimi uzatıp dudaklarımı araladım.

"Ben de Zenan. Cihangir'in ortağının kardeşiyim. Peki ya siz?"

Gözlerim önce Cihangir de sonra Ebru da gezindi. Cevap çok geçmeden geldi.

"Tabii daha açık olayım. Cihangir'in müstakbel nişanlısıyım."

Nişanlı mı? Doğru mu duymuştum ? Cevap karşımda dururken ansızın tepetaklak oldum. Tüm gücümü tükettim. Yüreğimin daralması feci bir duruma geçti. Huzursuzluk altında kıvranışa geçtim. Neden bilmiyorum? Ama canım çok yandı. Düştüğüm ani boşlukta ağlayacak duruma geldim. Bebek, Cihangir ve bu gerçek çıkmazında boğuldum. Karnım feci bir ağrıya tutuldu. Tek bir sözle dengesiz düştüm. Hayatımı yerinden oynatacak son parçanın da geldiğini hissettim. O kadar yoğun duygular hissettim ki içime doğdu. Ebru ve Cihangir hayatımdan hemen çıkmayacaktı. Sanki daha beter olaylar yaşanacaktı. Ateş ve barut misali yakıcı anlar yaşanacaktı. Peki ya hazır mıydık? Yanmaya ve yakmaya...

-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı?

Bol bol yorum bekliyorum❤️🖤

Yorumlarınız ve desteğiniz ilham sebebimdir. Bu da bölümlerin erken gelme nedenidir. Sizleri seviyorum. Umarım en kısa zamanda görüşürüz. Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın. 🖤❤️

Bölüm sonu

1 yorum