Herkese merhaba. ❤️ İntikam dolu bir bölümle karşınızdayım. Bölüm sonunda emeklerin karşılığı için oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
Bölüm sonunda buluşalım.♥️
**********
Şu an ne yapıyordum? Ben bile kendime inanamıyordum. Ne ara bu kararı vermiştim? Ne ara buraya kadar gelmiştim? Şaşkındım. Ama olan olmuştu. Artık buradaydım. Yavaşça harekete geçtim. Kızımı kucağıma alıp karşımdaki eve baktım. Aniden verdiğim kararın sonucunu tarttım. Kaşlarımı hafifçe çattım. İçimden kendimi onayladım. Artık sessiz kalamazdım. Yerimde sayamazdım. Madem bir meydan okuma vardı. Karşılığını vermeden olmazdı. Bunun heyecanıyla arkama döndüm. Korumalara doğru son bir bakış attım.
"Hemen gelemeyebilirim. İşim uzayabilir. Haberiniz olsun."
İçlerinden en genç olanı konuştu.
"Ne zaman çıkarsanız çıkın, biz buradayız. Sizi bekliyor olacağız."
Baş onayı verip önüme döndüm. Kapıya doğru yaklaştım. Kızımı öpüp fısıldadım.
"Bugün anne kız, bir maceraya çıkıyoruz. Babaannene ve halana güzel bir ders veriyoruz. Anlaştık mı?"
Bir kez daha öptüm.
"Haydi başlayalım. Kimin kraliçe olduğunu onlara gösterelim." deyip art arda kapının ziline bastım. Kapıyı evin çalışanları açtı. Beklenmeyen bir misafir olduğum için şaşırdılar. Hazırlıksız yakalandılar.
"Hoş geldiniz."
Zoraki gülümsedim.
"Hoş buldum."
Yaşlı olan kadın, genç olana seslendi.
"Hatice, sen içeriye haber ver. Gelin Hanım gelmiş de."
Hızla engel oldum.
"Hiç gerek yok. Yabancı sayılmam. Sonuçta bu evin geliniyim." deyip kendimden emin bir şekilde eve girdim. Sanki evin sahibi benmişim gibi önden önden yürüdüm. Onlara ani bir baskın yapmak istedim.Salona kadar geldim. Dikkatle etrafa baktım.
Onları kahvaltı masasında buldum. Gökçe, telefonuyla uğraşıyor bir yandan da yemek yiyordu. Annesi ona bir şeyler diyor. Pek umursamıyordu. Aralarında bir gerginlik yaşanıyordu. İkisinin de suratından öfke akıyordu. Yüzüme sahte bir tebessüm yerleştirip iyice onlara yaklaştım. Konuşmadan önce onları iyice inceledim. Maalesef düşmanlarım çok uzakta değildi. Çok yakınımda hemen karşımdaydı. Sevdiğim adamın biricik ailesiydi. Annesi ve kardeşiydi. Biliyordum ve her şeyin farkındaydım. Ebru'nun bu kadar cesaret alması onların suçuydu. Hiçbir zaman vazgeçmemişlerdi. Beni sevmemişlerdi. Ebru'ya sürekli gaz verip bu aşamaya kadar getirmişlerdi. Beni de uykudan uyandırıp gerçeğe döndürmüşlerdi. Artık karşılarında arayı bulmaya çalışan bir Zenan yoktu. İyi olacağım diye didinen bir Zenan yoktu. Aksine hak edene hak ettiğini veren bambaşka bir Zenan vardı. Bu durum, onların eseriydi. Sonucuyla da yüzleşeceklerdi. Bunun bilinciyle sahtece konuştum.
"Günaydın."
Şaşkın bakışlar, bana çevrildi. Nedense bu hoşuma gitti. Her an, karşılarına çıkabileceğimi bilsinler istedim.
"Bölmüyorum değil mi?"
Kayınvalidem şoku atlatıp kendine geldi. Gülüşü benimkiyle yarıştı. Ayağa kalkıp bize baktı.
"Hoş geldiniz. Beklemiyorduk. Ondan şaşırdık."
"Bir sürpriz yapalım dedim. Hem Nefes'i de özlemişsinizdir."
"Özlemez olur muyuz? Çok özledik." deyip yanıma kadar geldi. Bebeğimi kucaklamak istedi. İçimden hiç gelmese de kucağına verdim. Sevip öptü.
"Maşallah benim kızıma. Ne güzel olmuş. Cicileri de pek yakışmış."
Kızımın iki yanağını da sesli bir şekilde öptü. O öperken canımdan can gitti. Kızım da hemen uyum sağladı. Sakince kucağında kaldı. Herhalde kan çekti. Bu sırada kayınvalidem konuştu.
"Kahvaltı yapmış mıydın?"
Başımı iki yana salladım. Hemen bana da bir servis açıldı. Gökçe'nin karşısına geçip dik dik ona baktım. Mecburen konuşmak zorunda kaldı.
"Hoş geldin."
Aynı soğuklukta cevap verdim.
"Hoş buldum."
Başka bir kelime etmeden önüne döndü. Tekrar telefonuyla ilgilendi. Sanki karşımda telefon bağımlısı bir ergen varmış gibi hissettirdi. O an, aklıma bir düşünce geldi. Telefona gömülmeler, gizli gizli gülüşler ve arada bir etrafı kontrol etmeler... Bu düşüncemi doğruladı. Kesin hayatında biri vardı. Başka bir açıklaması olamazdı. Aramız iyi olsa onun için sevinebilirdim. Ama şimdi umurumda bile değildi. Ne halt yiyorsa yiyebilirdi.
"Kızım artık telefonu bıraksan da yüzümüze baksan."
"İşim var anne."
"Bu ne işiymiş? Bir bitmedi."
Ekmekten bir parça alıp hırsla çiğnedim.
"Herhalde güzel bir iş. Yüzünden tebessümler eksik olmuyor."dedim. Annesi iyice merak etti.
"Kim o ? Tanıdığım biri mi?"
"Yok! Bir arkadaşım."
"Kesin en sevdiğin arkadaşın..." diye laf çarptım.
"Bak şimdi iyice merak ettim. Niye cevap vermiyorsun kızım?"
Gökçe, sertçe telefonunu masaya bıraktı. Öfkeyle annesine baktı. Aralarında bir gerilim rüzgârı yaşandı. İçten içe asıl sebebini merak ettim. Ne olmuştu da? Bu hâle gelmişlerdi? Bilmek istedim. Düşüncelerim, telefonumun sesiyle gölgelendi. Telefonu elime alıp kimin aradığına baktım. Cihangir'in ismiyle yüz yüze geldim. Hemen masadan kalktım. Boş odalardan birine geçip açtım. Anında Cihangir'in sinir dolu sesi duyuldu.
"Alo Zenan..."
Önce algılayamadım. Sonra gerçeği yavaş yavaş idrak ettim. Sinirinin sebebini anladım. Bir anlık dalgınlığım pahalıya patlamıştı. Ona haber vermeyi unutmuştum. Haklı olarak sinirlenmişti. Ortam yumuşasın diye devreye girdim. Sesimi canlı tutup bir çıkış yolu aradım.
"Alo yakışıklı..." diye cevap verdim.
"Sesin pek keyifli geliyor."
"Senin de çok sinirli."
"Neden acaba?"
"Canım biliyorum kızgınsın. Ama beni bir dinlesen."
Sesini iyice yükseltti.
"Ne kızgınlığı? Çok sakinim Zenan. Hem de çok..."
"Özür dilerim. Tamamen aklımdan çıkmış."
Derin bir iç geçirdi.
"Sence bu unutulacak bir mesele mi? Nereye gittiğini adamlarımdan öğreniyorum. Temkinli olmamız gerekirken sen bana haber bile vermiyorsun. Olacak iş mi?"
"Üzgünüm. Haklısın. Ama bir anda karar verdim. Yoksa neden haber vermeyeyim? Her şey çok hızlı gelişti."
Sesi eskisine göre yumuşadı.
"Neden oraya gittin? Bir şey mi oldu?"
"Ailen Nefes'i görsün istedim. Özlemişlerdir diye düşündüm."
"Tüm mesele bu mu? Başka bir şey yok mu?" deyip şüphesini açığa bıraktı. Zekası hayran bıraktırdı. Bu sebeple burada olmadığımın farkındaydı. Ama bunu ona itiraf edemezdim. Yoksa planım sekteye uğrardı. Bunu göze alamazdım. Yolumdan dönemezdim. Daha fazla şüphe çekmek istemedim. Hemen söze giriştim.
"Başka ne olacak ki? Bugün bir aile ziyareti yapalım istedim. Belki buradan sonra da anneme geçeriz."
"Emin misin? Bir şeylerin peşinde falan değilsin değil mi?"
Lanet olsun ki çok dikkatliydi. Beni iyi çözmüştü. Yine de yolumdan dönmedim. Yalandan kızdım.
"Değilim Cihangir. Hiçbir şeyin peşinde değilim. Artık kızmaya başlıyorum. Ne yapsam sorguluyorsun. Sürekli bir şeylerin altını kazıyorsun. Böyle olmuyor. Söyleyeyim."
Tavrım onu iyice sakinleştirdi. Ters psikoloji hünerini gösterdi.
"Tamam. Öyle diyorsun öyledir. Kızma."
"İşte böyle. Rahat ol. Sen de bana kızma."
"Demesi kolay. Olaya bir de benim gözümden bak. Haylaz bir karın, üstelik intikam alacağım diye tutturan bir karın varsa endişeleniyorsun. Acaba aklında ne var diye düşünüp duruyorsun."
"Aşk olsun Cihangir. Sanki canavarım."
Güldü.
"Canavar değil de tatlı bir cadı diyelim."
"Oldu canım. Bir yüz yüze gelelim de sana cadıyı göstereyim."
"Sabırsızlıkla bekliyor olacağım."
Birkaç saniye sessiz kalıp öyle konuştu.
"Şimdi kapatmam lazım. Toplantı başlayacak."
"Tamam. Öptüm."
Bilindik o gülüşünü attı. O gülüşünü tamamlayan sözcükleri de sıraladı.
"Ben de öptüm. Ama dudaklarından..."
Cevap vermeme fırsat kalmadı. Telefon kapandı. Gülüp dışarıya çıktım. Odaların önünden geçerken Gökçe'nin sesini duydum. Fısır fısır biriyle konuşuyordu. Arada bir gülüyordu. Önce etrafa baktım. Birinin olup olmadığını kontrol ettim. Sonra kapıya doğru yaklaştım. Konuşmasına kulak verdim.
"Ne zaman buluşalım?"
Karşı taraftan ses alamadım. Telefonda konuştuğunu anladım.
"Tamam. Bana uyar."
"O zaman yarın görüşürüz."
Kapıdan geri çekildim. Benlik bir şey olmadığını hissettim. Sevgilisiyle konuşmalarını da dinleyecek değildim. Yönümü salona doğru çevirdim. Tekrar masaya geçtim. Gökçe de hemen benim arkamdan geldi. Direkt olaya geçmek istemedim. Kahvaltı bitene kadar sessiz kaldım. Kahvelerimiz gelirken dudaklarımı araladım.
"Ne var? Ne yok?"
Gülüp devam ettim.
"Görüşmeyeli nasıl gidiyor?"
İmalı bir şekilde ikisine de baktım. Pek aldırış etmediler. Cevabı kayınvalidem verdi.
"Yine aynı. Ne olsun?"
Alayla ona baktım.
"Emin misiniz?"
"Ne olacak ki? Anlamadım kızım."
Bir insanın ağzına hiç mi yakışmazdı? Bir de utanmadan kızım diyordu. Yapmacık tavırlar sergiliyordu. Ona inat arkama yaslanıp bacak bacak üstüne attım. Gözlerinin içine baktım. Bu kadın, zerre kadar saygıyı hak etmiyordu.
"Ebru'yu diyorum. Haberiniz yok mu?" diye sordum. Anne kız bakıştı. Bir kaçış yolu aradı. Onaylamaz bir şekilde başımı iki yana salladım. Kahvemden bir yudum daha aldım.
"Geçen ağabeyimin doğum gününe geldi. Hem de davetli olmamasına rağmen utanmadan çekinmeden geldi. Gerçekten bununla bir ilginiz yok mu?"
Şüpheyle gözlerimi kıstım. İlk cevap veren kişi Gökçe oldu.
"Ebru ile görüşmüyorum. O yüzden ne yaptığını da bilmiyorum. Bilmek bile istemiyorum."
"Demek öyle. Görüşmüyorsunuz."
Heyecanla baş onayı verdi.
"Evet uzun zamandır görüşmüyoruz."
Şaşırmış gibi davrandım. Sonra özüme geri dönüp konuştum.
"Maalesef güvenebileceğim en son insanlardan biri olabilirsin. Bunu dediğine göre kesin görüşüyorsunuzdur."
Hızla başını iki yana salladı.
"Yemin ederim. Tüm bağlantımı kestim. Benim üzerime gideceğine ısrarla onunla buluşanların üzerine git." deyip annesine baktı. Bir kargaşa ortamı yaşandı. Şüphemi kayınvalideme çevirdim.
"Demek Ebru ile hâlâ görüşüyorsunuz."
"Yok. Ne görüşeceğim? Oğluma söz verdim."dediğinde Gökçe sinir dolu bir gülüş attı.
"Kocaman kadınsın anne. Ama doğruyu söyleyecek kadar yüreğin yok."
"Gökçe! Benimle doğru dürüst konuş. Karşında arkadaşın yok annen var."
"Doğruları konuşuyorum. Sana dedim. Artık Ebru ile buluşma dedim. Ama beni bir kere bile umursamadın. Daha iki gün önce onunla buluştun."
Bana doğru döndü. Konuşmasına öyle devam etti.
"Ebru kafayı yemiş. Saçma salak konuşuyor. Öyle uçmuş ki ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Sen bana inanmıyor olabilirsin. Ama ben sözümü tutuyorum Zenan. Akıl sağlığı her geçen gün giden biri için ağabeyimi harcamıyorum."
Zoraki güldüm. Gökçe doğru mu yoksa yalan mı söylüyor? Bilemedim. Ama insan kendi annesini böyle bir şey için harcar mıydı? Cevap veremedim. Kayınvalideme doğru baktım. Tavırları Gökçe'nin sözlerini doğruladı. Öfke ve korku arasında gidip geldi.
"Çoktan tarafınızı seçmişsiniz. Keşke Cihangir'e de söyleseydiniz."
Ayağa kalkıp bebeğimi ondan aldım. İnatla gözlerinin içine baktım.
"Bir tarafta Cihangir ve torununuz, bir tarafta Ebru vardı. Siz ilk seçeneği itip Ebru'yu tercih ettiniz. Cihangir ve torununuzu kaybettiniz."
Telaşla ayağa kalktı. Ne yapacağını şaşırdı. Zar zor konuşmaya çalıştı.
"Oğluma bir şey söyleme. Kötü bir niyetle görüşmüyordum."
"Cihangir size tek bir şey söyledi. O da Ebru ile görüşmeyin oldu. Ama onu bile yapamadınız. Bu buluşmalar ne için yapılıyordu? Her şey belli. Siz oğlunuzun yuvasını bozmaya çalışıyorsunuz. Küçücük bebeğe rağmen bunu yapıyordunuz. Siz bana acımadınız. Ben de size acımayacağım. Artık Cihangir de her şeyi öğrenecek."
Gözleri doldu. Ölümüne korktu.
"Oğlumu benden alma. Bir anneye bunu yaşatma. Anneyle evladın arasını bozma."
"Siz bana acıdınız mı? Üstelik oğlunuzu ben almıyorum. Siz kaybediyorsunuz. Hata üstüne hata yaparak bu bedeli ödüyorsunuz. Artık bu evde Ebru ile bir ömür yaşarsınız. Onu evladınız yerine koyarsınız. Oğlunuzun ve torununuzun hasretini, onunla gidermeye çalışırsınız." deyip olayları daha ciddi boyuta taşıdım. Telefonumu onlara gösterip bir yalana koştum.
"Ayrıca bu konuşmayı ses kaydına aldım. Cihangir'e göndermem an meselesi."
Yaşlı kadın, telaşla bağırdı.
"Söz. Bir daha buluşmam. Ne istersen onu yaparım. Yeter ki oğluma gönderme."
Ufak bir tebessüm ettim.
"Yani bir şey istersem yapmaya hazırsınız."
"Evet. Ne istersen?"
Gülüşüm genişledi. Bakışlarım ikisi arasında gidip geldi. Sabırsızca konuştum.
"Ebru'yu buraya çağıracaksınız. Ve ağzının payını vereceksiniz. Öyle bir konuşma yapacaksınız ki aranızda hiçbir bağ kalmayacak. Bu konuşmanın sonunda bir yabancıdan farksız kalacaksınız."
"Ama..."
"Ama yok. Tamam mı? Devam mı? Karar sizin. Ya Ebru'ya burada haddini bildirirsiniz ya da oğlunuzun gerçeği öğrenmesine neden olursunuz. Yalnızca bununla kalmayabilir. Bunun sonunda oğlunuzu sonsuza dek kaybedebilirsiniz. Ona göre karar verin."
Suratını astı. İstemeye istemeye kabul etmek zorunda kaldı. Dikkatim Gökçe'ye yöneldi.
"Ebru'yu sen ara."
"Ben mi?"
"Böylelikle doğru mu yoksa yalan mı söylediğini öğrenmiş oluruz."
"Tamam. Bana uyar." deyip numarayı aradı. Hoparlöre verdi. Çok geçmeden neşe dolu bir ses duyuldu.
"Bak sen! Yanlış mı görüyorum? Gökçe beni mi arıyor?"
"Evet. Bir aramak istedim."
"Ne o? Ettiğin laflardan mı pişman oldun?"
Gökçe derin bir iç çekti. Ebru onu laf bombardımanına tuttu. Böylelikle Gökçe'nin doğruyu söylediğini gösterdi.
"Yoksa beni mi özledin? Haydi itiraf et. Bal gibi de pişmansın. Şimdi de benimle barışmanın yolunu yapıyorsun."
Gökçe bana baktı. Ne yapacağım dercesine bunu yaptı.Baş onayı verdim. Huyuna gitmesini istedim.
"Evet haklısın. Pişmanım. Seninle görüşmek istiyorum." dediğinde Ebru aldığı zaferle sevindi.
"Ben demiştik demeyi sevmiyorum. Ama ben demiştim. Bugünlerin geleceğini söylemiştim."
"Bize gelsene. Bunu detaylıca bir konuşalım. Hem annem de istiyor. Onu kırmazsın. Değil mi?"
"Asla. Bir saate geliyorum." deyip telefonu kapattı. Gökçe dikkatle bana baktı.
"Şimdi bana inandın mı? O güller de benim işim değildi. Ne böyle bir şey yaparım ne de yardım ederim. O kadar zalim biri değilim."
Bir cevap vermedim. Sessiz kaldım. Derin bir sessizliğin altında planımı düşünüp onayladım. Sonra onlara aktardım. Kabul etmek zorunda bıraktım. Bebeğim uykuya dalarken kapı çaldı. En yakın odalardan birine geçip kendime güvence altına aldım. Bebeğimi yatırıp kapıya yaklaştım. Hafif aralıktan onları seyretmeye çalıştım. Bu sefer, bir akıllılık yapıp videoya aldım. Ebru, saçma bir sevinçle koşar adımlarla kayınvalideme yaklaştı. Sıkıca ona sarıldı. Ama istediği karşılığı alamadı. Buz gibi bir duvarla karşılaştı. Şaşkınlıkla geri çekildi.
"Ne oldu? Bir sorun mu var?"
"Var. Çok büyük bir sorun var. Biz bunu çözemedik."
Gökçe de konuşmaya karıştı.
"Sorun sensin Ebru. Sen ve senin saçma davranışların."
"Ne dediğinin farkında mısın? Beni buraya çağıran sendin. Bir özür beklerken gördüğüm şu muameleye bak."
"Sen bunu çoktan hak ettin. Seni kaç kere uyardım. Dinlemedin."
Ebru, bir kurtarıcı olarak kayınvalidemi gördü. Onunla konuştu.
"Gökçe aklını karıştırmış olmalı. Ama bizim yolumuz belli. Hak ettiğim yere geçene kadar durmayacağız."
Sinirle kaşlarımı çattım. Ebru'yu yerle bir etmek istedim. Kendimi zar zor durdurdum.
"Duracaksın Ebru. Artık buna son vereceksin."
"Ne? Şaka değil mi?" deyip hayal kırıklığına uğradı. Kayınvalidem sözleriyle onu sarsmaya devam etti.
"Artık dur Ebru. Bir hayalin peşinden gitme. Kendine yazık etme."
"Bu işte yalnız değildim. Sen de vardın. Beni buna sen inandırdın. Cihangir mutsuz dedin. Onu sen mutlu edersin dedin. Şimdi ne oldu? Ne oldu da değiştin? Birden onun yanına mı geçtin? Zenan'ı mı seçtin?"
İşte gerçek buydu. Başından beri bir plan içindeydiler. Beni bitirmek istiyorlardı. Ama şimdi işler tersine dönmüştü. Biten ben değil onlar olacaktı. Ortada ne planları ne de ortaklıkları kalacaktı. Bunun rahatlığıyla onları dinledim. Kayınvalidem konuştu.
"Gerçeği anladım. Oğlum mutlu Ebru. Karısını seviyor. Yuvasında huzurlu. Artık anla. Peşini bırak."
"Biz böyle konuşmamıştık. Gelininiz ben olacaktım. Zenan kapı dışarı olacaktı."
Devreye Gökçe girdi.
"Böyle bir şey olmayacak."
Ebru sinirle güldü.
"Olacak. Başka yolu yok."
"Kendine gel Ebru. Vazgeç. Bizi de rahat bırak. Yanımıza gelme. Önüne bak. "
Kapıyı biraz daha araladım. Sessiz olmaya özen gösterdim. Kameranın görüş alanını genişlettim. Ebru'nun sesi titredi. Ani bir ruh değişimi yaşadı.
"Başlarda beni istiyordun. Yengem ol diyordun. Cihangir'e beni yakıştırıyordun. Ne çabuk unuttun?" deyip Gökçe'nin elinden tuttu. Gökçe sertçe onun elini boşluğa bıraktı.
"O gerçekleri görmeden önceydi. Gerçekleri gördüm. Ve anladım. Senin de anlamanı istiyorum. Ağabeyim yuvasında huzurlu ve mutlu. Onu rahat bırak. Daha fazla onun gözünde küçük düşme. Kendine gel. Kendine yeni bir hayat kur."
"Benim hayatım burası Gökçe. Benim hayatım Cihangir. Başka bir hayat yok."
"Yapma Ebru. Böyle olmaz."
"Beni yarı yolda bıraktınız. Beni harcadınız."
"Olması gerekeni yaptık. Doğru olan bu. Herkes kendi yoluna. Lütfen bunu sen de anla."
Ebru'nun hiddetiyle beraber sesi de yükseldi.
"Madem bunu bana yaptınız. Beni böyle ortada bıraktınız. Bedelini ödeyeceksiniz. Beni umutlandırmanın cezasını çekeceksiniz. Siz hepiniz ben tek... Anladınız mı? Sizi bir başıma yeneceğim."
Öfkeyle dolup taştı. Gideceğini anladım. Hemen içeri girip saklandım. Kapı şiddetle kapandı. Çıkışı da kendi gibi olaylı oldu. Bir süre bekledim. Emin olduktan sonra çıktım. Ortada tek yıkılmış vardı. O da kayınvalidemdi. Gökçe ona göre rahatlamış gibiydi. Dik dik, onlara bakıp konuştum.
"Eğer beni oyuna getirmeye kalkar tekrar Ebru ile buluşursanız..."
Konuşmam Gökçe tarafından bölündü.
"Onu anneme söyle."
Dikkatimi dediği kişiye verdim. Sözlerime öyle devam ettim.
"Bundan haberim olur. Gerçekten anında haber uçar bana. Her tarafta kuşlarım var. Bir haber almama bakar. Sonra bir bakmışsınız oğlunuz Mardin'i terk etmiş."
Onaylamaz bir şekilde onu süzdüm.
"Biliyor musunuz? Önceden size saygım vardı. Beni sevmiyordunuz. Yine de saygı duyuyordum. Aramız iyi olsun diye çabalıyordum. Ama artık öyle bir şey söz konusu bile değil. An itibariyle onu da kaybettiniz. Size güvenmiyorum. Size saygı duymuyorum. Sadece acıyorum."
"B-Ben sadece oğlum mutlu olsun. Her şey olması gerektiği gibi olsun istedim." dediğinde sinir dolu bir kahkaha attım.
"Siz oğlunuzun mutluluğunu değil. Kendi mutluluğunuzu istediniz. Ebru sizin mutluluğunuzdu. Ben de Cihangir'in mutluluğuydum. Bunu göre göre yanlış bir seçim yaptınız. Bu uğurda Ebru'yu harcadınız. Zehirli düşüncelerle beynini yıkadınız. Onu bu hâle siz getirdiniz. Çünkü biliyorum. Ebru bu kadarına yapacak biri değildi. Kendi yoluna bakabilirdi. Kendini iyileştirebilirdi. Ne olduysa sizinle buluşmalarından sonra oldu. Onu bir masala inandırdınız. Ve kötü sonla sarsıldınız."
Gökçe, burukça tebessüm ettim.
"Doğru!" diye fısıldadı.
"Yazık! Gerçekten çok yazık!" deyip kayınvalideme son bir bakış attım. Uyuyan kızımı kucaklayıp hızla kapıya doğru ilerledim. Gökçe peşimden bana yetişmeye çalıştı.
"Ebru'ya dikkat et. Gözü dönmüş. Kafayı yemiş. Her şeyi yapabilir." dedi. Ufak bir tebessümle karşılık verdim.
"Daha ben yeni başlıyorum Gökçe. Önce ben yapacağımı yapayım. Sonra burayı mı terk eder? Yoksa kapıma gelip af mı diler? Görürüz."
Cevap hakkı tanımadım. Son lafı ben söylemek istedim. Aldığım zaferin etkisiyle kendime geldim. Kendimden emin bir tavırla ilerledim. Arabaya binmeden önce son kez eve doğru dönüp baktım. Bugünlük hedefim tamamlanmıştı. Acıya karşılık acı alınmıştı. Şimdi onlar düşünecekti. Benimle uğraşmanın bedelini böyle ödeyeceklerdi. Bambaşka bir tavırla ve bambaşka bir Zenan'la...
*******
Çayı bardaklara doldurup tabağı da kurabiyelerle doldurdum. Yakut'a uzatıp karşısına geçtim. Sabırsız bir şekilde bana baktı. Olaylardan haberi vardı. Ama bir türlü konuşamamıştık. Bu yüzden, bu kadar sabırsızdı. Bu kadar heyecanlıydı. Etrafı kontrol edip usulca konuştu.
"Artık konuşabilir miyiz?"
"Evet. Cihangir yukarıda. Kolay kolay aşağı inmez. Özel konuşacaklarımız vardır diye..."
Heyecanla güldü.
"Güzel! O zaman konuşalım. Bugün bana anlatmadığın eksik bir şey var mı? Yeni bir gelişme?"
"Yok. Hepsini biliyorsun."
"Vay be! Zaten başka bir olay kaldıramazdım. Bu bile büyük bir olay...Bugün bildiğin maceradan maceraya koştun."
Omuz silkip cevap verdim.
"Ne yapayım?Beni buna onlar mecbur bıraktı. Yoksa uslu uslu evimde oturacaktım. Ama gel Zenan haddimizi bildir dediler. Ben de kıyamadım."
Gülüp gururla bana baktı.
"Sonuna kadar haklısın Zenan. Arkandayım. Ne zaman istersen yardımına koşarım. Cidden bir telefona bakarım."
"Biliyorum. Telefonunu açık tut. Her an, seni arayıp yardıma çağırabilirim."
"Her zaman... Anında yanında olurum." deyip göz kırptı.
"Güzel! Yardım birliğim de hazır."
"Aynen öyle. Bu arada cidden bunu yapman iyi oldu. Hem Ebru bunu çoktan hak etmişti. Hem de kayınvalidene birinin dur demesi gerekirdi. İpleri elini almakla doğru olanı yaptın. Artık en ufak hareketini bile düşünüp durur."dediğinde güldüm.
"Sorma. İyi korkuttum."
Çayımdan bir yudum aldım. En sevdiğim kurabiye eşliğinde içmeye devam ettim. Yakut bana bakıp güldü.
"Rahatlamış gözüküyorsun."
"Hem de nasıl? Tüm sinirimi attım. İçimde tuttuklarımı bıraktım. Onların yüzünü hatırladıkça rahatlıyorum."
"Peki Cihangir'e anlatacak mısın?"
Duraksadım. Önümde koskoca söz vardı. Bizi birbirimize bağlayan kutsal bir söz... Bunu yıkamazdım. Sevdiğim adamın güvenini bu uğurda harcayamazdım. Tereddüt etmem bile saçmaydı.
"Anlatacağım. Aramızda sır olmayacak."
"Seni tebrik ediyorum Zenan. Bu devirde böyle evlilikler kalmadı. Bir de benimkini düşününce imrenmeden edemiyorum."dediğinde kendimi bir garip hissettim. Hiçbir zaman göz önünde olan bir evliliğim olsun istememiştim. Ama şimdi imrenilen taraf oluyordum. İçten içe çekiniyordum. Sonuçta her bakış hayırlı olmayabiliyordu. Göze gelmek en son isteyeceğim işti. Konuyu dağıtmak için dudaklarımı araladım.
"Sen ne yaptın? Avukatla görüştün mü?"
Hüzünle baş onayı verdi.
"Bugün dilekçemi verdim. En kısa zamanda boşanmak istiyorum."
"Anlaşmalı mı olacak?"
"Evet. Hiç uğraşmak istemiyorum. Ne malını ne de parasını istiyorum. Sadece hayatımdan çekip gitsin istiyorum."
"İnanıyorum Yakut. Bundan sonra her şey, senin için çok güzel olacak."
İç çekip cevap verdi.
"Hiç umudum yok."
"Böyle yapma. Gençsin. Güzelsin. Hayat bu ne olacağı belli olmaz. Umudunu kestiğin an, bir ışık parlar. Sonra Zenan demişti dersin."
"Bir olsun. İlk sana koşacağım." deyip güldü. Bu sırada telefonu çaldı. Meşgule atıp ayağa kalktı.
"Ben artık gideyim."
"Ama daha yeni gelmiştin. Hemen nereye?"
"Beyefendinin eşyaları kalmış. Onu almaya gelecekti. Bir hazırlık yapayım. Hepsini çöp poşetine doldurayım. Yüzüne fırlatayım."
"Yardıma geleyim mi? Gömleklerini bir makas darbesiyle süsleriz. Yeni bir moda akımı başlatırız. Ne dersin?"
"Çok isterdim. Ama onu çoktan yaptım. Sen bebeğinin yanında kal." deyip hızla kapıya ilerledi. Kapıya kadar geçirdim. Hemen ardından yukarıya çıktım. Nefes hâlâ uyanmamıştı. Cihangir de koltuğa oturmuş, bir kitaba dalıp gitmişti. Uzaktan o kadar karizmatik duruyordu ki... Aklımı karıştırıyordu. Kitapla değil de benimle ilgilensin istiyordum. Kucağında o kitap değil de ben olayım istiyordum. Bunun düşüncesiyle heyecanlandım. Fırsattan istifade aklımdakini yapmak istedim. Saçımdaki tokayı çözüp saçımı serbest bıraktım. Arkaya doğru savurdum. Gömleğimin birkaç düğmesini açtım. Aynadan yansımama baktım. Biraz daha süslenmek istedim .Cihangir'i kontrol ettim. Kitaptan gözlerini ayırmadığını görünce en sevdiğim ruju sürdüm. Hemen ardından da onun parfümünü bolca sıktım.Yüzüme bir tebessüm yerleştirip Cihangir'e doğru yaklaştım. Önünde dikildim. Ama fark etmedi. Nedense elindeki kitap daha cazip geldi.Dozu biraz daha arttırıp kucağına oturdum. Sonunda fark edilebildim. Göz göze geldik. Dudakları çapkınca yukarıya kıvrıldı. Bakışlarıyla detaylı bir keşfe çıktı. Elindeki kitabı bırakıp kollarıyla belimi sardı. Biraz daha kendine doğru yaklaştırdı. Ortada sınır denilen şey bırakmadı.
"Vay! Sen hiç buralara uğrar mıydın Zenan Hanım?" deyip göz kırptı. Kollarımı boynuna dolayıp güldüm.
"İstersen kalkabilirim." diye harekette bulundum. Hemen engelledi.
"Buraya kadar gelmişsin. Seni hiç gönderir miyim?
"Ne okuyordun?"
"Tarihi bir roman... En son savaşa gidiyorduk. Ama bir baktım. Seni kucağımda buldum. Kendime bir soru sordum. Savaş mı? Zenan mı? Tabii ki de Zenan dedim. Daha çok ilgimi çektin."
Gözlerimi kısıp ona baktım.
"Beni kitapla bir mi tutuyorsun Cihangir?"
Elini saçıma götürüp saçımla oynadı.
"Alakası yok. Senin verdiğin heyecanı hiçbir kitap veremez."
"Diyorsun."
"Diyorum."deyip parfümü kokladı. Ukalaca sırıttı.
"Benim parfümü kullanmışsın. Elini de korkak alıştırmamışsın."
"Senin değil. Artık benim."
"Şuna bak. Her şeyimi sahipleniyorsun. Oluyor mu böyle?"
"Olur. Olur. Bal gibi olur. Hem ne var ki? Sen de bana ait değil misin? Bir parfümün lafını mı edeceksin?"
Sözlerim hoşuna gitti. Gözlerinden bir parıltı geçti.
"Tüm parfümler sana feda olsun Zenan."deyip yüzümü okşadı. Dudaklarıma baktı.
"Aynı şey senin içinde geçerli. Bunun farkında mısın?" deyip parmağını dudağımda gezdirdi. Uzun uzun yavaş yavaş ,tatlı bir işkence bıraktı.
"Sen de bana aitsin. Her zerrenle benimsin."
"Özellikle bu dudakların yok mu? İnsanı kendine bağımlı ediyor."
Küçük bir öpücük bıraktı. Tekrar fısıldadı.
"Hiç kopmak istemiyorum."
Cevap vermeme zaman kalmadı. Hızla dudaklarıma yapıştı. Tutkuyla öpmeye başladı. Kısık kısık inledim. Ona karşılık vermeye çalıştım. Alt dudağını dişlerimin arasına alıp ısırdım. İnleyip bir küfür savurdu.
"Yine cadılık yüklenmiş."
"Hiç gitmemişti ki..." deyip dudaklarını dudaklarımla örttüm. Hemen karşılık verdi. Dil ve diş darbelerini eksik etmedi. Elleri boş durmak nedir bilmedi. Eteğimi yukarıya kıvırıp bacaklarımı okşadı. Aşağıdan yukarıya doğru bir yol izledi. Tehlike sularda ilerledi. Odada sadece benim inleyişim duyuldu. Bu onu daha da istekli hâle getirdi. Tutkuyu zirveye taşıdı.Zar zor dudaklarından kopup konuştum.
"Sana bir şey demem gerekiyor."
"Şimdi olmaz. Sonraya bırakalım." deyip dudaklarıma yaklaştı. Yüzümü yan tarafa dönüp ona engel oldum.
Bu da sinirlenmesine neden oldu.
"Zenan!"
"Üzgünüm sevgilim. Ama konuşmak zorundayız." deyip ona baktım. Sıkıntıyla iç geçirip arkasına yaslandı.
"Hep böyle yapıyorsun. En güzel anımızda ortaya bir olay sıkıştırıyorsun."
"Ama bilmen gerekiyor."
"Acelesi mi var?
"Yok ama..."
"O zaman sorun da yok. Sonra konuşuruz." deyip tekrar dudaklarıma kapandı. Dayanamadım. Ana kapılıp ona ayak uydurdum. Elleri gömleğimin düğmelerine uzandı. Tek tek hepsini açtı. Hızla üzerimden çıkardı. Sonra bir topak hâline getirip yere fırlattı. Gördüğü manzaradan memnun kalıp gülümsedi.
"Bu yeni galiba." dedi. Dikkati karşısında şaşırdım.
"Nereden anladın?"
Çapkın bir gülüş sergiledi.
"Neredeyse her takımın aklımda. Bu da çok güzelmiş. Ama favorim kırmızı dantelli olan..." deyip elini çıplak bedenimde gezdirdi. Yakıp geçti. İlave olarak buna dudak darbeleri de eklendi. Dudakları göbeğimin üzerinde gezindi. Kendimi tutamadım. Sesimi bastıramadım. İnleyişim odayı kapladı. Cihangir başını kaldırıp bana baktı. Alayla gülümsedi.
"Sessiz olmalısın. Nefes'i uyandırmayalım."
"Demesi kolay."
"Lütfen biraz kendini tut. Yoksa uyanırsa işimiz yaş. Demedi deme." deyip başıyla beşiği gösterdi. Gülüp hızla baş onayı verdim. Yüzünü avuçlarımın içine alıp gözlerinin içine baktım. Tutkuyla kaplanan elalara karşı koyamadım. Tekrar dudaklarına kapandım. Ayağa kalkacağını anlayınca bacaklarımı beline doladım. Sıkıca beni tuttu. Hızla sırtımı duvarla buluşturdu. Duvarın soğukluğu ile ürperdim. Nefeslerimiz birbirine karışırken Cihangir'in üstünü çıkarmaya çalıştım. Kısa bir anlığına birbirimizden ayrıldık. Cihangir'in üstünden kurtulduk. Cihangir, Nefes'in uyanma ihtimaline karşı acelece davrandı. Hızla beni yatağa taşıdı. Ağırlığını üzerime vermeden bana doğru eğildi. Dikkatle yüzümü inceledi. Sonra dudaklarını huylandırıcı bir şekilde yüzümde gezdirdi.
"C-Cihangir..."
"Hımm..."
Başını kaldırıp bana bakmadı. Yine de konuşmaya çalıştım.
"Bugün annene sadece ziyaret için gitmedim."
Dudakları yüzümden boynuma doğru yol aldı. Zar zor sesimi duyurmaya çalıştım.
"Haklıydın. Aklımda bir plan vardı."
Boynum öpücüklerle donatılırken inledim. Cihangir'in ensesindeki saçı çekiştirdim.
"Beni dinliyor musun?"
Başını kaldırıp bana baktı.
"Sonra konuşacaktık. Ama illa bir olay katayım istiyorsun. Hep böyle anlarda çok konuşuyorsun. Farkında mısın?"
Suratımı astım. Küskünce ona baktım.
"Ama ben seni susturmanın yolunu biliyorum." deyip dudaklarıma yaklaştı. Hızla kavradı. Boşluğundan faydalanıp üstüne çıktım. Kaşının tekini yukarı kaldırıp güldü. Beni bekledi. Yüzüne doğru eğildim. Saçlarım yüzüne düşerken saçımı elini alıp kokladı.
"Bu kokuya bayılıyorum. Sanki senin saçların için özenle seçilmiş gibi..."
Saçımla oynadı. Bir taraftan da bana baktı.
"Şu an için içini yiyor. Değil mi?"
"Hayır. Kim demiş?"
"Anlatamadığın için kızıyorsun Zenan."
"Kızmıyorum."
"Bunu derken bile kızıyorsun. Ve bu hâlin epey ateşli gözüküyor." deyip parmağıyla dudağımı okşadı. Sertçe yutkunup fısıldadım.
"Dayanamayacağım. Kusura bakma. Benden bu kadar!"
Kendi bildiğimi okuyup konuştum.
"Oraya Ebru'yu çağırttım. Bir daha umut bulmasın diye tüm umudunu kırdım. Tamam sana önceden söylememiş olabilirim. Ama bir şey yapmadan da duramazdım."
Derin bir iç çekti. Kızacak sandım ama yanılttı. Gülüp bana baktı.
"Bir şeylerin peşinde olduğunu biliyordum. Aynı zamanda bana bir şeyler anlatacağını da biliyordum. Çünkü seni çok iyi tanıyorum Zenan. Bana anlatmadan duramazsın. Nerede nasıl durumda olduğumuz fark etmez, ağzındaki baklayı çıkarırsın. Tıpkı şimdiki gibi..."
"Bana kızdın mı? Önceden söylemedim diye."
"Kızmadım. Ama biraz daha böyle durursak kızacağım."deyip elleriyle sırtımı sardı. Ani bir hamleyle tekrar yerlerimizi değiştirdi. Üstünlüğü ele geçirdi.
"Bu saatten sonra konuşmak yok."
"Hiç mi?
"Hiç." deyip güldü.
"Ama..."
Parmağını dudaklarıma koyup beni susturdu.
"Hiştt! Kendini bana bırak." deyip harekete geçti. Sözlerine uyup konuyu kapattım. Uslu biri oldum. Ona uyum sağladım. Sadece ana kapıldım. Tutku dolu bir geceye imza atarken dayanamayıp fısıldadım.
"Seni seviyorum Cihangir."
Güldü. Memnuniyetle bana baktı. Aynı şekilde fısıldadı.
"Seni seviyorum Zenan."
"Çok mu?"
"Sence?"
Gözlerimi kısıp ona baktım.
"Tahmin ettiğinden daha çok seviyorum."deyip alnımdan öptü. Kalbim huzurla doldu. Bu sevgi hiç bitmesin istedim. Bir ömür boyu, Cihangir tarafından sevilmek istedim.
-Bölüm Sonu-
Bölüm nasıldı?
40. bölüme kadar geldik. Buraya kadar hikâye nasıldı?
Bol bol yorum bekliyorum. Yorumlarınızı merak ediyorum. Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın. Sevgiyle kalın.💜