İçeriğe geç

NİHÂN

Bölüm 40 · 32 dk okuma

NİHÂN

Bölüm 40

39-KRALİÇE GERİ DÖNDÜ

Herkese merhaba.❤️ Görüşmeyeli nasılsınız? Umarım herkes iyidir. Yine uzun bir bölümle karşınızdayım.

Bölüm sonunda oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Yorumlarınızı çok merak ediyorum. Ve emeklerimin karşılığını almak istiyorum. Ne kadar çok oy ve yorum, o kadar çabuk bölüm... Bilginize. Haydi bölümü okuyun. Bölüm sonunda size bekliyor olacağım.❤️

Bu arada, Instagram hesabını takip etmiyorsanız çok şey kaybediyorsunuz. Güncel paylaşımlar var. Haberiniz olsun.❤️

**********

Göze çarpan korumalar, temkinli davranışlar ve bunun getirdiği heyecanlar... Artık sıradan hayatımızın değiştiğinin göstergesiydi. Bundan sonra böyleydi. Hep daha temkinli hep daha dikkatliydi. Hepsinin sonucunun ben olduğunu bilmek acı vericiydi. Beladan uzak durmamamın bedeliydi. Bütün bunları düşünürken dikkatle dışarıyı seyrettim. Kaç gün olmuştu? Ama hâlâ bu görüntüye alışamamıştım. Ya da alışmak istememiştim. Hem kim buna alışmak isterdi ki? Baskı altında hissetmeyi, kapana kısılmış gibi yaşamayı ve bütün bunların sorumluluğuyla yüzleşmeyi... Derin bir iç çekip usulca konuştum.

"Sakin ol Zenan."

"Her şey yoluna girecek."

"Her şey güzel olacak."

Böylelikle kendimi rahatlatmak istedim. İyi olana inandırmak istedim. Güzel enerjiyi kendime çağırıp dikkatle nefes alıp verdim. Bu sırada Cihangir'in nefesini ensemde hissettim. Kollarıyla belimi sardı. Yanağımdan öptü. Hemen ardından kulağıma eğilip huylandırıcı bir şekilde fısıldadı.

"Gece gece neye bakıyorsun?"

"Hiç... Öyle bir bakayım dedim."

"Huzursuz mu oluyorsun?" diyerek dışarıyı kastetti.

"Sadece alışmaya çalışıyorum." deyip gülümsemeye çalıştım. Ama pek başarılı olamadım.

"Alışmak zorundayız Zenan. Başka yolu yok."

"Biliyorum ve kendimden nefret ediyorum." dediğimde derin bir iç çekti. Sinirlenmeye başladığını gösterdi.

"Zenan! Bu konuyu kaç kez konuştuk? Şimdi yine aynı konuyu mu konuşacağız?"

"Ama sonucu değiştiremedik. Nefretlik bir insanım. Haydi itiraf et Cihangir."

"İtiraf edilecek bir konu yok. Çünkü ortada bir nefret yok. Senden nefret etmiyorum Zenan. Hatta senin aksine sana bayılıyorum. Ne yapıyorsun? Ne ediyorsun? Bilmiyorum. Ama her geçen gün beni etkin altına alıyorsun." deyip saçımı okşadı. Şefkatle bunu sürdürdü.

"Keşke bir yöntemi olsa da bendeki yerini benim gözümden gösterebilsem. Benim için ne kadar önemli olduğunu hissettirebilsem. O zaman her şey çözülecek."

"Zaten biliyorum. Hissediyorum. Ama..."

"O zaman aması falan yok. Ortada bir sorun yok. Daha fazla canını sıkma." deyip saçımın hepsini sağ tarafta topladı. Nefesi yakıp geçerken boynuma doğru eğildi. Küçük bir öpücükle ödüllendirdi. Heyecanla yutkunup gözlerimi kapattım. Durmadı. Dozu biraz daha artırdı. Dudakları nefes kesici bir yol izledi. Yakmaya devam etti. Art arda sıralanan öpücükler ve küçük dokunuşlar, kendimden geçirdi. İstemsizce inledim. Adını söyledim.

"C-Cihangir..."

"Güzelim..."

Gülüp konuşmaya devam etti.

"Tüm gün bu anın hayalini kurdum Zenan. Sana dokunmayı, seni öpmeyi ve bu ana kapılmayı..."

Elleri kollarımdan omzuma doğru ilerledi. Küçük bir hareketiyle bile etkilemeyi bildi. Geceliğimin askılarına uzandı. Hafifçe indirdi. Omzumu dudak darbeleriyle süsledi.

"Ama Nefes..."

Hemen cevabımı verdi.

"Uyuyor. Hem de mışıl mışıl... Bu da demek oluyor ki güzel bir vakit geçirebiliriz."

Gülümsedim.

"Her şeyi düşünmüşsün."

"Hem de en ince ayrıntısına kadar..."

Çapkınca güldü. Tekrar konuştu.

"Bilmek ister misin?"

"Belki birazcık..." dediğimde kulağıma yaklaştı. Arsız bir adama dönüştü. Her bir kelimesi yakıp geçti. Beni bir tutku rüzgarına sürükledi. O an, dışarıdaki hareketliliği fark ettim. Cevap veremedim. Merakla dışarıyı seyrettim. Yakut ve kocası tartışıyordu. Hem de öyle böyle değildi. Bağırışlarını buradan bile duyabiliyordum. Ama ne hikmetse Cihangir duymuyordu. Israrla geceliğimi indirmek için fırsat kolluyordu. Elleri yerinde durmuyor. Haylazlık peşinde koşuyordu. Arsızca bedenimde geziniyordu.

"Cihangir durmalıyız."

Dışarıda hiç iyi şeyler olmuyordu. Yakut ağlıyor. Kocasının peşinden koşuyordu. Resmen gözümün önünde aile dramı yaşanıyordu.

"Cihangir!"

İnadına kendi bildiğini okudu.

"Durmak yok. Yola devam."

"Olmaz. Cidden olmaz."

Bıkkınca nefes alıp verdi. İstemeye istemeye durdu.

"Ne oldu?"

"Durmalıyız diyorum."

"Ciddi misin?"

"Dışarıda kıyamet kopuyor. Ama ne görüyor ne de duyuyorsun." deyip ona doğru döndüm. Gözleri dışarıya kaydı. Kaşlarını çatıp onlara baktı. Kendince söylendi.

"Bir bu eksikti. Şansıma edeyim."

Onaylamaz bir bakış atıp başını iki yana salladı. Karalar bağladı.

"Böylesi kimseyi bulmaz. Ama beni bulur."

"Aşağı inmeliyim. Durum gerçekten kötü görünüyor."

Cevap hakkı tanımadım. Koşar adımlarla kapıya doğru ilerledim. Cihangir, telaşla arkamdan bağırdı.

"Böyle mi çıkacaksın? Bu hâlde mi?"

Önce algılayamadım. Sonra ne hâlde olduğumu fark edip duraksadım. Salkım saçak açılmış geceliğimleydim. Oldukça dikkat çekiciydim. Cihangir hızla yanıma geldi. Geceliğimi düzeltip gözlerimin içine baktı.

"Bu hâlde hiçbir yere çıkamazsın Zenan."

"Deli miyim? Neden çıkayım?"

"Ama biraz önce çıkıyordun. Hem de koşa koşa..."

"Anın heyecanıyla hareket ettim. "

"Bence sen bu kadar heyecana kapılma." deyip göz kırptı. Dolabı açıp kucağıma rastgele bir elbise tutuşturdu. Ciddi miydi? Şaşkınlıkla önce ona sonra elimdeki elbiseye baktım.

"Yok artık! Davet elbisesi bu!" deyip hayretle elbiseyi inceledim. Sonra Cihangir'e gösterdim. Gülüp kendini savundu.

"Ne yapayım? Elime ilk geleni aldım. Günlük elbise sandım."

Dayanamayıp güldüm.

"Ben kraliyet ailesinden miyim Cihangir? Neden evde böyle şeyler giyeyim? Burası saray değil. Ben de bir prenses değilim. Şunun pembesine baksana."

"Evimiz bir saray olmayabilir. Ama sen bir prensessin."

"Tabii canım. "

"Ama gerçekten güzelmiş. Bir ara giy."

"Giyerim kocacığım. Bekle sen."

"Büyük bir zevkle." deyip çapkınca bir bakış attı. Zamanım olsa uğraşırdım. Ama vakit kaybedemezdim. Üstelik dışarıda böyle bir olay yaşanırken... Daha fazla vakit kaybetmemek için harekete geçtim. Günlük elbiselerden birini giydim. Cihangir de benimle beraber aşağı indi. Koruma kalabalığının önünden geçip dış kapıya kadar gittim. Yakut'u yere çökmüş bir vaziyette ağlarken buldum. Koşarak yanına gittim.

"Yakut..."

"Her şey bitti." deyip kendince söylendi. Yanına eğildim. Tekrar seslendim. Gözlerini bana dikti. Zorlukla konuştu.

"Gitti Zenan. Beni böylece bırakıp gitti. Ardına bile bakmadan... Ağlamamı umursamadan... Kaçıp gitti."

Ayağa kalkıp sıkıca bana sarıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

"Canım çok yanıyor. Kalbim acıyor Zenan."

"Birden ne oldu? İyiydiniz. Her şey yolundaydı."

"Değilmişiz. Hiç olmamışız. Ben salak gibi kendimi kandırmışım. Aptal bir masala inanmışım."

Gözyaşları art arda sıralandı. Onu böyle görmek içimi sızlattı.

"Burada olmaz. Benim eve gidelim. Senin elini yüzünü yıkayalım. Öyle konuşalım."

"Rahatsızlık vermek istemem."

"Saçmalama. Ne rahatsızlığı? Duymamış olayım."

"Teşekkür ederim. İyi ki varsın." deyip koluma girdi. Cihangir bizim geldiğimizi görünce kenara çekildi. Yol verdi. Yakut, zar zor konuştu.

"Kusura bakma Cihangir. Sizi de gece gece rahatsız ediyorum."

"Lafı bile olmaz. Komşular bugünler için vardır. Hoş geldin. Kendi evin gibi rahat ol."

"Çok teşekkür ederim."

Cihangir, küçük bir tebessüm etti.

"Ben sizi yalnız bırakayım. Bir şeye ihtiyacınız olursa yukarıdayım." deyip içeriye girdi. Onun ardından biz de içeriye girdik. İlk işimiz, Yakut'un elini yüzünü yıkamak oldu. Sonra mutfağa girdik. Bir bardağa su doldurup ona uzattım. Birkaç yudum alıp bana baktı.

"Gecenize kâbus gibi çöktüm. Size karşı mahcubum."

"Herkesin başına gelebilir. Her şey dört dörtlük olacak değil. Ama anlamadığım bir nokta var. Aranızda ne geçti? Bu duruma nasıl geldiniz?"

"Bir süredir aramız kötüydü. Sürekli tartışıyorduk. Ama bugün bardağı taşıran son damla oldu."

Acıyla güldü.

"Bu hâle nasıl geldik? Neden bunları yaşadık? Bilmiyorum ama her şey çok değişti. Sevdiğim adam bir anda yabancı bir adama dönüştü. Bakışlarından tut tavırlarına kadar her şey yabancılaştı. Gizli gizli telefon görüşmeleri, eve geç gelmeler ve kaçamak cevaplar..."

Bakışlarım değişti. Söylemeye dilim varmadı. Fark edip duraksadı.

"İnsanın söylemeye bile dili varmıyor. İnanmak istemiyor."

'"Yani seni gerçekten..."

Devamını getiremedim. Bu kadar güzel bir kadını aldattığına inanamadım. Nasıl olur? Neden yapar? Düşündükçe iğrendim. Yakut iç çekip baş onayı verdi.

"Yakaladım. Yazışmalarını okudum. İnkar etti. En acısı da ne biliyor musun? Yalan söylediğini bile bile ona inanmak istedim. Onu kaybetmek istemedim. Yıllardır sevdiğim adamı, böyle iğrenç bir şeyle lekelemek istemedim. Ne kadar acınası değil mi? Zavallıyım. Beni aldatan pisliğe inanacak kadar zavallı..."

Destek olmak istedim. Elimi elinin üzerine koydum.

"Bu olayda tek bir acınası biri var. O da seni kaybetmek pahasına aldatan aşağılık. O kaybetti Yakut. Bunu anlayacak. Kafasına vura vura bunu yaşayacak. Ama iş işten geçmiş olacak. Geriye dönüp baktığında ne güzel yuvası ne de güzeller güzeli karısı kalacak."

"Öyle! Adi herif!" deyip suyundan içti. Derin bir nefes alıp verip konuştu.

"Yıllarımıza verdiğimiz emeklere yazık."

Gözlerimin içine bakıp acıyla güldü.

"Erkekler hiçbir şeye değmez Zenan. Hepsi aynı. Hepsi yalancı pislik."

Duraksayıp tekrar konuştu.

"Bir kişi hariç. Senin eşin. Yani umarım seni kaybedecek kadar aptal değildir."

Bir şey diyemedim. Demek istemedim. Çünkü onu daha fazla üzmek istemedim.

"Lavaboya girebilir miyim?"

"Yerini zaten biliyorsun."

Ayağa kalkıp mutfaktan çıktı. Bunu fırsat bilip yukarıya çıktım. Bebeğime bakmak istedim. Odaya girdiğimde Nefes'i Cihangir'in kollarında buldum. Gülüp duvara yaslandım. Usulca onları seyrettim. Bu an, biraz önceki gerginliği kısa bir anlığına unutturdu. Anbean huzurla yüzleştirdi. Cihangir, Nefes'i öpüp kokladı. Onunla konuştu.

"Sen babayı çok mu özledin? Kucağıma alır almaz sustun."

Gülüp ellerinden tuttu.

"Baban da seni çok özledi kızım. Öyle böyle değil. Daha önce kimseyi bu kadar çok özlememiştim. Anneni bile... Ama bu aramızda kalsın. Sakın annen duymasın." dediğinde yalandan öksürüp kaşlarımı çattım.

"Tüh be! Yakalandık." deyip bana doğru döndü.

"Demek ki tahtım sallanıyor Cihangir. Baksana! Beni bile bu kadar çok özlememişsin."

"Özledim. Ama kızımız bir tık daha ağır basıyor."

"Vay be!"

"Kızımızı da kıskanmazsın annesi." dediğinde kollarımı birbirine kavuşturup omuz silktim.

"İçimden bir ses, ileride baba kız bir olup seni dışlayacak diyor."

"Sen o sese hiç inanma. Duymamış gibi yap." deyip yanıma kadar geldi. Alnımdan öpüp güldü.

"Ayrı gayrı yok. Biz bir takımız."

Bakışları kucağındaki kızımıza döndü.

"Değil mi kızım?" diye onu da öptü. Dayanamayıp güldüm. Sabırsızca kızıma uzandım. Bebek kokusunu doya doya içime çektim. Bu sırada, Cihangir konuştu.

"Ne yaptınız? Konuştunuz mu?"

Usulca başımı salladım.

"Mesele çok ciddi. Evlilikleri bitme raddesine gelmiş."

"Niye? Ne olmuş ki?"

Sinirle konuştum.

"Aldatmış pislik. Kadını perişan hâlde bırakıp gitmiş."

Cihangir şaşırdı. Benim biraz önceki verdiğim tepkinin aynısını verdi.

"Çok iyi gözüküyorlardı. Birbirlerini seviyor gibilerdi."

"Maalesef bu sevgi tek taraflıymış."

Duraksayıp tekrar dudaklarımı araladım.

"Yakut bugün biz de kalsa olur mu? Kimsesi yok. Bu hâlde bırakmayalım."

"Tabii ki kalabilir. İyi düşünmüşsün. Ne zamana kadar kalmak isterse kalsın."

Minnettarlıkla gülümsedim. Nefes'i onun kucağına verdim.

"Misafir odasını hazırlayıp hemen geliyorum." deyip hızla odadan çıktım. Aşağı indim. Yakut'u kapının önünde beklerken buldum.

"Ben artık gideyim Zenan."

"Hayır. Hiçbir yere bırakmam. Bugün misafirimsin."

"Daha fazla yük olmak istemiyorum."

"Yük değilsin. Arkadaşımsın. Ve ben seni bu hâlde bırakmak istemiyorum. Misafirim olmanı istiyorum." dediğinde gözleri doldu. Sesi titredi.

"İyi ki varsın Zenan."

Sıkıca sarıldı. Karşılık verip gülümsedim.

"Şimdi güzelce dinlen. Sana odanı göstereyim."

Bir kat yukarı çıktık. Koridorun başındaki odaya girip içini gösterdim.

"Her şeyi hazır. Daha yeni çarşafları yenilendi. Oda güzelce temizlendi. Rahatça uyuyabilirsin."

"Teşekkür ederim."

"İyi geceler."

"İyi geceler."

Son kez ona bakıp odadan çıktım. Kendi odama girdim. Cihangir Nefes'i yatağa yatırmış. Kendi de yanına uzanmıştı. Hemen yanlarına gidip yatağın diğer ucuna da ben uzandım. Gözlerimi Cihangir'e diktim.

"Üstüne alınma ama erkekler çok pislik."

Ufak bir tebessüm etti.

"Erkek nefreti yüklenmiş. Olay seni çok etkilemiş."

" Öyle oldum. Ama sen hariç..."

"Bir zahmet. Yoksa kalbimi çok fena kırardın." deyip elini kalbine götürdü.

Elinden tutup güldüm.

"En güvendiğim erkek sensin. Bunu üstüne basa basa söylüyorum."

Sözlerim hoşuna gitti. Keyifle sırıttı.

"Civan bunu duymalı. Yüzünün alacağı şekli çok merak ediyorum."

"Sakın!"

"Neden en çok güvendiğin kişi ben değilim diye söylenip durur. Suratını asarak seni cezalandırır. Bundan korkuyorsun. Değil mi?"

Bizi çözmüştü. Ve bundan keyif alıyordu.

"Şuna bak! Nasıl da hoşuna gitti."

"Tabii bulmuşum fırsatını kaçırır mıyım? Her fırsatta, beni sinirlendirmek için elinden geleni yapıyor. Gün intikam günüdür. Şimdi düşünsün Civan Efendi!"

"Ama yarın doğum günü."

"Eee yani?"

"Yengem onun için çok güzel bir organizasyon yaptı. Lütfen yarın ağabeyime iyi davran. Canını sıkacak bir şey yapma."

"Bir düşünürüm."

"Ya Cihangir!"

Keyifle beni izlediğini görünce hızla dudaklarımı araladım.

"O zaman, bugün hayalini kurduğun gece yarın da yaşanmaz. Şimdiden haber vereyim. Yani boşuna hayaller kurayım deme."

Keyifli hâlinden eser kalmadı. Suratı hemen düştü.

"Bu bir tehdit mi?"

"Sence?"

"Çok fenasın."

"Huyum kurusun.'

"Doğum günün hatırına bir şey yapmayacağım. Ama o benim için aynı şeyi yapmazdı. Alay edeceği bir şey buldu mu kimse onu durduramazdı. Bunu da söylemiş olayım."

"Biliyorum. Ama sen iyi bir insansın. Karını üzmezsin." deyip yüzünü okşadım. Elimi öpüp gözlerimin içine baktı. Uzun uzun, derin derin... Elaların güzelliğine kapılıp konuştum.

"Biz hiç kötü olmayalım. Olur mu? Hep birbirimizin yanında olalım. Hep böyle kalalım."

"Korkma." deyip elime uzandı. Parmaklarını parmaklarımın arasından geçirip sıkıca birbirine kenetledi.

"Biliyorum. Bu Yakut olayı seni çok üzdü. Ama biz öyle olmayacağız. Sözlerimize ve güvenimize ihanet etmeyeceğiz. Bu yüzden, sana tekrar ve tekrar sözümüzü hatırlayacağım . Ve bunu hatırlatmaktan asla bıkmayacağım. Ne demiştik?"

Gülüp konuştum.

"Ne olursa olsun, bu eller birbirinden hiç ayrılmayacak."

Devamını getirdi.

"İyi günden kötü güne hep bir arada duracak."

Bunları duymak rahatlattı. Cihangir konuşmayı sürdürdü.

"İkimiz de bu söze sadığız. Bu yüzden canını sıkma. Kötü şeyler düşünme. Ne zaman kendini kötü hissedersen bu sözümüzü hatırla."

Gülüp baş onayı verdim. Kendimi tekrar ona hayran kalırken buldum. İçimden iyi ki dedim. İyi ki sen Cihangir... İyi ki sen...

*******

Sabah sabah kalkar kalkmaz ilk işim, bebeğimin karnını doyurmak oldu. Büyük bir iştahla emip kendince sesler çıkardı. Nefes alıp verişiyle , yumuk elleriyle ve çıkardığı anlamsız sesleriyle, güzel bir film seyrediyormuşum gibi hissettirdi. Doya doya onu seyrettim. Tüm kalbimle ona sahip olmanın huzurunu yaşadım. Parmağımı sıkıca kavradı. Gülüp dudaklarımı araladım.

"Annenin elini hiç bırakma kızım. Ne zaman ihtiyacın olursa sıkıca tut. Olur mu?"

Parmağımı öyle güçlü sıkıyordu ki hiç bırakmak istemedim. Hep bu anda kalmak istedim. Eline hafif bir öpücük bıraktım. Doyduğundan emin olunca hemen bırakmadım. Biraz daha onunla ilgilendim. Deyim yerindeyse sevgiye boğdum. Sonunda istemeye istemeye beşiğine bıraktım. Cihangir'in olduğu tarafa doğru baktım. Hâlâ uyanmamıştı. Derin bir uykudaydı. Uyandırmaya kıyamadım. Ama öpmeden de geçemedim. Yanağından öpüp üstünü örttüm. Usul adımlarla odadan çıktım. Mutfağa girdim. Bugün misafirimize özel daha özenli bir kahvaltı hazırlamak istedim. Hazırlığa giriştim. Çeşit çeşit kahvaltılık hazırlamaya çalıştım. Ne kadar süre bu hazırlıkla uğraştım? Bilemedim. Ancak Yakut'un sesiyle duraksadım.

"Günaydın."

"Günaydın."

Hazırladığım şeylere bakıp gülümsedi.

"Çok güzel şeyler hazırlamışsın. Ne zahmet ettin?"

"Senin kadar iyi yapamadım. Ama yine de bir şeyleri başardım gibi..." deyip güldüm. Tekrar konuştum.

"Nasıl? Rahat uyuyabildin mi?"

Sıkıntıyla iç geçirdi.

"Gözüme uyku girmedi desem. Düşünüp durdum. Bundan sonra ne olacak? Nasıl devam edeceğim? Sonra internetten boşanma avukatı araştırdım. Onu da pek beceremedim. Ellerim geri geri gitti. Sanırım kendime biraz daha zaman tanımalıyım. Doğru dürüst düşünüp boşanma davasını açmalıyım."

"Biliyorum çok zor. Ama ben yanındayım Yakut. Neye ihtiyacın olursa buradayım. Ağlayacak omuz istersen, destek istersen ve gel o adamı dövelim dersen buradayım." dediğimde güldü.

"Son seçenek hoşuma gitti. Ciddi ciddi benimle onu dövmeye gelir misin? Çünkü bunu gerçekten çok istiyorum. Saçlarını çekiştirip duvara fırlatmak ya da tekme tokat dalmak...Düşüncesi bile o kadar güzel ki..."

Tereddüt etmeden cevap verdim.

"Hiç gelmez olur muyum? Gelirim. İkimiz bir olup onu bitiririz. Tüm hırsımızı çıkarırız."

"Bu fikri çok sevdim Zenan. Düşüncesi bile bu kadar rahatlatıyorken gerçeği kim bilir nasıldır?"

Karşılıklı gülerken içeriye Cihangir ve Nefes girdi. Yakut heyecanla Nefes'in yanına gitti. Kucağına alıp sevdi. Biraz önceki hâlinden eser kalmadı. Bildiğin Nefes ile başka bir havaya girdi. Derdini onunla beraber unutmaya çalıştı.

"Günaydın canım."

Hayranlıkla ona baktı.

"Çok güzelsin sen ya. Annene mi çektin? Bu ne güzellik?"

Cihangir, alayla söylendi.

"Biri de babaya benziyor desin. Herkes mi anne der?"

Yalandan sinirlenmiş gibi yaptım. Cihangir'e baktım.

"Ne o Cihangir ? Bu durum seni rahatsız ediyor gibi..."

"Etmiyor da insan özeniyor. Farkında mısın? Herkes sana benzediğini söylüyor. Bana gelince de iyi ki sana benzememiş diye alaya vuruyorlar. Özellikle o Civan yok mu? Deli gibi uğraşıyor benimle. Ama gün gelecek. Devran dönecek." deyip güldü.

"İnsanlar takılıyor. Özellikle dediğin gibi ağabeyim... Ona yeter ki seninle uğraşma fırsatı doğsun."

Usulca Yakut'un olduğu tarafa baktım. Tüm ilgisinin Nefes'in üzerinde olduğunu görünce önüme döndüm. Cihangir'e yaklaştım. Sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla konuştum.

"Gözleri sana benziyor. Elanın en güzel tonuyla bakıyor. Şanslı bir kadınım. Ona baksam ayrı bir huzur sana baksam ayrı bir huzur yaşıyorum."

Dudakları memnuniyetle yukarı kıvrıldı. Bakışları yine haylaz bir çapkınlıkla buluştu.

"Bunu duymak ne kadar güzel. İltifat duymaya duymaya, insan hasret kalıyor. Arada bu garibi sevindirip iltifat etsen çok güzel olur." dediğinde güldüm.

"Bakarız." deyip masaya doğru döndüm. Yakut , Nefes ile ilgilenirken Cihangir ile masayı hazırladık. Gururla masaya bakıp sevindim.Her şey dört dörtlüktü. Neredeyse hiç eksik yoktu. Tam da olması gerektiği gibiydi.

"Haydi kahvaltı zamanı. Herkes masaya." deyip Nefes'i Yakut'un kucağından aldım. Ana kucağına bırakıp yanına oturdum. Herkesin oturmasıyla kahvaltıya başlandı. Bir süre, derin bir sessizlik yaşandı. Herkes kahvaltısıyla ilgilendi. Bu sessizliği bozan kişi, Cihangir oldu. Yakut'a bakıp konuştu.

"Bir şeye ihtiyacın varsa çekinmeden söyleyebilirsin Yakut. Yapılacak bir şey varsa yaparız. Sakın çekinme. Bizi bir dost bil. Ne zaman ihtiyacın olursa gel. Ya da ara."

Yakut, hüzünle tebessüm etti. Dolan gözleriyle bize baktı.

"Teşekkür ederim. Düşünmeniz yeter. Bu bile benim için o kadar anlamlı ki eksik olmayın."

"İstediğin kadar kalabilirsin. Yanıma gelebilirsin. Kapımız sana her zaman açık." deyip gülümsedim.

"Biliyorum. Komşu yönünden çok şanslıyım. Yalnız komşu değil dost da oldunuz bana. Bu zamanda kimse kimseye yardım etmezken siz bana yardım ettiniz. Gerçekten minnettarım."

Cevabını veren kişi Cihangir oldu.

"Biz yapılması gerekeni yaptık Yakut. Lütfen mahcup olma."

Yakut hüzünle başını salladı. Çayından bir yudum alıp tabağındakilerle oynadı. Zoraki yediği anlaşıldı. Bize doğru bakıp konuştu.

"Bu arada dikkatimi çekti. Soracaktım ama unuttum. Dışarıdaki adamlar kim? Bir sürü adam var. Koruma gibiler... Ama tam olarak anlayamadım. Size sorayım dedim."

Cihangir ile göz göze geldik. Ne diyeceğimi bilemedim. Ona gerçeği söylemezdik. Yoksa bizden korkardı. Mafya ile iş birliğinde olan karanlık kişilerden sanırdı. Bu durum, Cihangir ile aramızda bir sırdı. Kimseye söylemeyecek. Kendi içimizde halledecektik. Bunu bildiğimden olayı Cihangir'e bıraktım. Fazla bekletmeden cevabını verdi.

"Doğru. Artık korumalarımız var."

"Neden? Ne oldu ki?"

"İş meselesiydi. Güvenlik meselesine döndü. Tehditlere kadar vardı. Ne olur ne olmaz diyerek ailemi güvence altına aldım."

"Vay be! Neler olmuş? Etraf kötü insanlarla kaynıyor."

"Öyle... Kimin ne olduğunu bilemiyorsun."

"Ama iyi yapmışsınız. Tedbir her zaman iyidir." deyip tekrar tabağına döndü. Zar zor bir şeyler yemeye çalıştı. Beğeni dolu sesler çıkarıp gülümsedi.

"Harika olmuş Zenan. Ellerine sağlık."

"Afiyet olsun canım."

Cihangir'e döndüğümde çoktan tabağını bitirmiş olduğunu gördüm. Şaşkınlıkla bakakaldım.

"Ne ara bitirdin?"

"Nasıl bittiğini ben de anlayamadım. Yedikçe yiyesim geldi."

"Bir tabak daha ister misin?"

"Hayır demem." deyip tabağı uzattı. Gülüp tabağını doldurdum. Aklıma gelen fikirle Yakut'a bakıp konuştum.

"Bu akşam ağabeyimin doğum günü var. Güzel bir ortam olacak. Tam kafa dağıtmalık bir ortam olacak. Sen de gelir misin? Değişiklik olur."

"Size iyi eğlenmeler. Ben hiç gelmeyeyim."

"Israr ediyorum Yakut. İnan bana. Geldiğine değecek. Evde oturup düşünmek yerine eğleneceksin." dediğimde duraksadı. Kararsız kaldı. Bunu fırsat bilip ısrar ettim. Sonunda kabul etmek zorunda kaldı. Aldığım zaferle sevinip konuştum.

"Pişman olmayacaksın."

Kahvaltının geri kalanı sakin geçti. Yakut mutfağı toplamama yardım etti. Akşam buluşmak için söz verip evine gitti. Akşama kadar ailecek vakit geçirdik. Nefes ile ilgilendik. Vakit yaklaşınca hazırlanmaya başladık. Dolabın önüne geçip hangi elbiseyi giyebileceğime baktım. Gözüme siyah elbise ilişti. İşte benim rengimdi. Benim çizgimdi. Hevesle ona uzanacakken Cihangir yanıma geldi. Dünkü elbiseyi gösterdi.

"Bence bunu giymelisin."

"Öylesine almıştım. Hangi kafayla aldığımı bile bilmiyorum. Rengi çok pembe. Barbie pembesi gibi... Yani hiç tarzım değil. Ama siyah öyle mi? Şu asalete bak. Siyah dediğin her zaman kurtarır."

"Orası öyle de... Bence bunu da bir dene. Çok yakışacak."

"Madem bu kadar ısrar ediyorsun. Giyelim bakalım." deyip elbiseyi üzerime geçirdim. Ama hamilelik öncesi aldığım için zorlandım. Zar zor içine girdim. Vücudumu tüm hatlarıyla gösterdi. Şimdiden nasıl çıkaracağım diye endişelendirdi. Cihangir'in aynadaki yansımasını görüp güldüm. Şaşkınlık ve pişmanlık dolu bakıyordu. Bunun üzerine gitmeye karar verdim. Onu kışkırtmayı seçtim. Çok beğenmişim gibi kendimi inceledim.

"Çok iyi oldu. Tam oturdu." deyip ellerimi belime koydum. Cihangir'e poz kestim. Dehşet olmuş bir şekilde bana baktı. Hızla başını iki yana salladı.

"Bence başka zaman giyersin. Siyahı giy."

Sahte bir şaşkınlık gösterdim.

"Ne oldu birden? Pembeyi isteyen sendin."

"İstedim istemesine de şimdi de siyah daha iyi durur gibi geldi. Sen en iyisi siyahı giy." dediğinde gözüme çok sevimli gözüktü. Kırmamak için laflarını özenle seçiyor. Beni vazgeçirmeye çalışıyordu. Bu çabası takdiri hak ediyordu. Yine de kendimi durduramadım. Biraz daha oynadım.

"Şahsen ben çok beğendim. Hiç kusura bakma. Çıkaramam."

"Zenan! "

"Hiç boşuna uğraşma. Kararımı verdim."

"O zaman ben de en dar gömleğimi giyerim. Kendime daracık bir takım yaparım. Karı koca günün en dikkat çeken isimleri oluruz. Manşete taşınırız."

"Giy. Benim için hava hoş."

"Cidden mi?"

Baş onayı verip güldüm.

"Peki o zaman." deyip gömleklerini çıkardı. Beyaz gömleği seçip giydi. Gömlek üzerine yapıştı. Dediği gibi daracık oldu. Lanet olsun ki çok dikkat çekici oldu.

"Bunu zayıfken almıştım. Şimdi de kilo aldım. Epey dar oluyor. Ama mecbur giyeceğiz." dediğinde korkuyla ona baktım. Ciddi miydi? Giyer miydi?

"Ağabeyim seninle dalga geçer. Cidden bunu yapar."

"Biliyorum. Sorun yok. Gereken cevabı veririm."

"Ama hiç olmadı ki..."

"Seninki de hiç olmadı."

"Kötü oldu. Çıkar."

"Seninki de çok dar oldu. Darında darı oldu." deyip elbiseme baktı. Suratımı asıp konuştum.

"Tamam giymiyorum. Sen de bu gömleği giyme."

"Anlaştık."

"Bir gün bu elbiseyi sana inat giyeceğim."

"Ama bugün değil." deyip güldü. Elbiseyi çıkarmaya çalıştım. Ama başaramadım. Birkaç denemenin ardından nefes nefese çıkardım. Cihangir'e doğru fırlattım. Alayla konuştum.

"Bunu gerçekten giyeceğimi düşündün. İnanmıyorum sana Cihangir."

"Giymeyecek miydin?"

"Saçmalama. Bunu giyersem her an bir rezillik çıkabilir. O kadar dar ki... Sadece seninle uğraşıyordum."

"Aklımı çıkardın. Çok fenasın." deyip gömleğini çıkardı. Yere fırlattı.

"Bu dolaptan gitmesi gerekenler var."

"Kesinlikle katılıyorum." deyip tekrar dolaba baktım. Siyah çizgime geri döndüm. Siyah elbiseyi giydim. Memnuniyetle makyajıma geçtim. Göz makyajımı hafif yaptım. Göz kalemi, rimel ve açık tonlarda bir far... Heyecanla rujlara baktım. Tercihim her zamanki gibi kırmızı rujdan yana oldu. Dudaklarımın üstünden bir kez daha geçtim. Saçıma şekil verip dalgalandırdım. Son olarak parfümümü sıkıp aynadan kendime baktım. Memnuniyetle gülümsedim.

"Ben hazırım."

Cihangir ıslık çalıp yanıma geldi.

"Çok güzel gözüküyorsun." deyip bana doğru eğildi. Anı yakalayıp yanağından öptüm. Ruj izim yanağına çıktı. Gülüp bana baktı.

"Bilerek yaptın."

"Sayılır."

"Bu rujun çok zor çıkıyor. Bunu da biliyorsun. Değil mi?"

"Dayanamadım. Ne yapayım? "deyip yanağındaki izi çıkarmaya çalıştım. Birkaç denemenin ardından başardım.

"İşte bu kadar! Artık çıkabiliriz."

Kalkacakken beni durdurdu. Kolumdan tutup kulağıma doğru eğildi. Nefesi huylandırıcı bir etki bıraktı. Sanki inadına yaparmış gibi usul usul konuştu. Nefesini tenime işledi.

"Gece bu rujun tadına bakmak istiyorum. Şimdiden söyleyeyim."

"Çok beklersin." diye ona takıldım. Hemen ciddileşti.

"Bir anlaşmamız vardı. Unutturmam."

"Daha akşam bitmedi Cihangir. Ona göre konuşuruz."

"Kıvrandırmak senin işin. Ama bu işin peşini bırakmam haberin olsun." deyip kendinden emin bir bakış attı. Geri çekilip beşiğe yöneldi. Kızımızı kucaklayıp önden çıktı. Ben de arkalarından onlara yetişmeye çalıştım. Dışarıya çıktığımızda Yakut'un çoktan hazır bir şekilde bizi beklediğini gördüm. Çok şık olmuştu. Tam anlamıyla kaybettiğin kadına dön de bir bak havasında olmuştu. El sallayıp seslendim. Gülüp yanımıza geldi.

"Çok güzel gözüküyorsun."

"Diyene bak. Ateş ediyorsun."

"Nefes'i ben tutarım sen öne geç."

"Emin misin?"

"Bana bırak. Zevkle bakarım." deyip Nefes'i kucağına aldı. Onlara yardım edip arkaya oturttum. Kendim de ön koltuğa geçtim. O an, arkadaki araba dikkatimi çekti. Birkaç adam, aracın içine bindi. Hemen ardımızdan bizi takip etti. Görüntü canımı sıksa da belli etmedim. Dikkatimi başka yöne verdim. Bu yönde en iyi seçeneğim Cihangir oldu. Merakla konuştum.

"Hediye aldın mı?"

"Aldım. Almaz olur muyum? Sonuçta biricik kayınçomun doğum günü..." deyip bana takıldı. Heyecanla sordum.

"Ne aldın?"

"Sürpriz olsun."

Suratımı astım.

"Ama benim doğum günüm değil. Bana söyleyebilirsin."

"Az sabır."

"Ben de sana söylemeyeceğim." deyip küskünce omuz silktim. Ukala bir gülüş sergiledi.

"Biliyorum desem."

"Atıyorsun desem."

"Harcamalarını gördüm. En son şık bir ayakkabı almışsın. Tam Civan'ın tarzı." dediğinde kaşlarımı çattım.

"Bu haksızlık. Biliyorsun değil mi? Sen biliyorsun. Ama ben bilmiyorum."

Yanağımdan sıkıp güldü.

"Az kaldı. Dayan."

Cevap vermeyip gözlerimi devirdim. Telefonumla ilgilendim. Sosyal medya hesaplarımda gezindim. Kim kiminle nerede buluşmuş? Öğrendim. Çıkmak üzereyken Cihangir'in paylaşımını fark ettim. Heyecanla inceledim. Kızımızın elinden tutmuş, el ele poz vermişti. Sadece elleri gözüküyordu. Bu bile o kadar tatlı duruyordu ki... Minicik eller, gel beni öp diyordu. Altındaki yazıyı görünce güldüm.

"Baba kız bir anlaşmaya vardık. Ben onu pek anlamadım. Ama bence o beni anladı. Yirmi yıl sonra bu konuyu tekrar konuşalım kızım.❤️"

Şaşkınlıkla Cihangir'e döndüm. Fotoğrafı gösterdim.

"Ne ara paylaştın? Haberim bile yok."

"Öyle içimden geldi."

"Neymiş bu anlaşma? Benden habersiz neler konuşuyorsunuz? Merak ettim."

Gülüp cevap verdi.

"Kusura bakma. Söyleyemem. Baba kız özelimiz."

"Süper yine dışlanıyorum. Öyle olsun Cihangir."

"Hemen de küsmeye hazırsın." deyip elimden öptü. Elimi çekmeye çalıştım. Ama başaramadım. İnadına sıkı sıkı tuttu. Gülüp durdu.

"Farkında mısın? Araba kullanıyorsun."

"Zaten geldik."

Bir şekilde elimi kurtarıp arkaya döndüm. Yakut'un dikkatle bizi izlediğini fark ettim. Kendimi istemsizce suçlu hissettim. Daha dün yuvası yıkılan kadının önünde neler yapıyorduk? Sanki nispet ediyorduk. İçten içe kendime kızdım. Yakut , bozuntuya vermeden gülümsemeye çalıştı.

"Sanırım Nefes beni sevdi. Hiç ağlamadı."

"Evet. Hâlinden memnun duruyor." deyip tebessümle karşılık verdim. Araba durunca etrafa baktım. Otele geldiğimizi fark ettim. Yol boyunca dalgın olduğum için ancak şimdi anlayabildim. Cihangir ben sormadan cevap verdi.

"Organizasyonu burada yaptık."

"Vay be! Yine hiçbir şeyden haberim yok. Baksana onun için neler yapmışsın? Haydi itiraf et. Ağabeyimi seviyorsun. "

Hızla başını iki yana salladı.

"Sevmiyorum. Sadece katlanıyorum."

"Şu kadarcık bile mi?" deyip iki parmağımı bir araya getirmeye çalıştım. Tekrar onaylanmayan bir cevap aldım. Fazla üstelemedim. Hızla araçtan indim. Nefes'i kucağıma alıp öpüp kokladım. Yengemi daha fazla bekletmemek adına hızlandım. Yakut da usulca yanımızdan yürüdü. Kutlamanın yapılacağı alana yani en alt kata indik. Yoğun bir kalabalıkla karşılandık. Yengem yine bildiğini okumuş. Dolu dolu, doğum günü partisi yapmıştı. Adım gibi emindim. Ağabeyim bundan hiç hoşlanmayacaktı. O daha az insan olsun, sevdiklerimle kutlayım havasındaydı. Ama yengem herkes olsun kalabalık olsun derdindeydi. Bu yüzden, sürekli orta yolu arıyorlardı. Çoğu zaman bulmakta zorlanıyorlardı. Annemin bize el salladığını görünce onun masasına ilerledik. Sıkıca sarılıp öptüm. Kulağına yaklaşıp konuştum.

"Bu kadar kalabalığı beklemiyordum. Abartmış gibi..."

Annem, memnuniyetsizce konuştu.

"Sorma. Herkesi çağırmış. Düğünden düğüne gördüğüm adamlar bile var. Düğün dolusu adam var."

"Öyle ama artık yapacak bir şey yok." dediğimde baş onayı verip Nefes'i kucağına almak istedi. Seve seve anneannesine verdim.

"Kuzum ne güzel olmuşsun sen." deyip öptü. Hasretini giderdi.

"Ben bakarım. Durmayınca sana seslenirim."

"Yorulursun anne."

"Olur mu öyle şey? Kim bu mis kokuludan yorulur? Huzur kokuyor." deyip güldü. Vermek istemedi. Ben de fırsattan istifade yapılacak bir şeyler var mı diye etrafa baktım. Yakut'u da masada bırakıp Cihangir'in yanına gittim. Birileriyle konuşuyor. Yapılacakları söylüyordu. Kendimi de bu işe katmak istedim.

"Bana ihtiyaç var mı? Yapabileceğim bir şey varsa hemen yapayım."

"Her şey hazır sayılır. Zaten beş dakikaya geliyorlarmış."

Dikkatle etrafı süzüp güldüm. Birazdan halay müziği çalacak herkes halay çekecek gibi duruyordu.

"Davet listesini yengem mi hazırladı?"

"Evet. Günlerce uğraştı."

"Belli. Dıdımızın dıdısını da çağırmış."

Gözlerimi kısıp şüpheyle Cihangir'e baktım.

"Ona bu konsepti sen mi önerdin? Masalar, ortam ve şarkılar... Sanki düğündeymişiz gibi hissettiriyor."

Keyifle güldü.

"Yardımım dokundu. Sonuçta biricik Civan'ın doğum günü..."

Bile bile böyle bir şey yapmıştı. İntikamını böyle almaya çalışmıştı. İnadına üzerine oynadım. Ciddi bir tavırla konuştum.

"Sana da böyle bir parti yapayım mı? İster misin? Davullarla zurnalarla karşılayım."

Gözlerini irice açtı.

"Sakın!"

"Renk olarak maviyi seçeriz. Herkes mavi giyer."

Ciddi olduğumu sanıp telaşlandı.

"Hayır Zenan. Sakın öyle bir şey yapayım deme. Çocuk muyum ben?"

"Herkesi de çağırırım. İş arkadaşları, komşular ve akrabalar... Bir düğün havasında geçer."

"Zenan aklındaki bu düşünceyi çöpe atıyorsun. Hiç açmamak üzere kapatıyorsun. Ben parti ya da kutlama insanı değilim. Evde ailem olsun. Bir pasta keselim bana yeter. Çoğunda gözüm yok." dediğinde dayanamayıp güldüm. Öpmemek için kendimi zor tuttum.

"Şaka yapıyorum Cihangir. Asla böyle bir şey yapmam. Sen merak etme."

"Emin misin? Yengene uyup bir çılgınlık falan yaparsın."

"Yengem abartıyı sever. Ama ben hiç sevmem. Korkma. Sadelik benim işim."

"Güzel." deyip derin bir nefes alıp verdi. Bu sırada mekânın ışıkları parlaklığını yitirdi. İçeriye yengem ve ağabeyim girdi. Onlar girer girmez, bir müzik çaldı. Herkes bir ağızdan bağırdı.

"İyi ki doğdun Civan..."

"Mutlu yıllar sana..."

Ağabeyim hayretle etrafa baktı. Ne yapacağını şaşırdı. Yengem sıkıca ona sarılıp kahkaha attı.

"İyi ki doğdun hayatım."

Kendine gelmeye çalıştı. Her hâlinden belli olan zoraki bir gülüş sergiledi.

"Teşekkür ederim. Ne zahmet etmişsiniz."

"Her şey senin için..."

Gülüp derin bir iç çekti. Yengemi üzmek istemedi. Gayet memnunmuş gibi davrandı. Cihangir kulağıma eğilip fısıldadı.

"Civan'a bak. Can çekişiyor."

"Sana da gün doğuyor."

"İlk hediyesini ben vermek istiyorum." deyip öne atıldı. Hızla ağabeyimin yanına gitti.

"İyi ki doğdun Civan."

"Sağ ol. "

"Ortamı beğendin mi?" dediğinde ağabeyim sinirlendi. Kaşlarını çattı. Dövecek gibi baktı.

"Bu organizasyonla sen mi ilgilendin?"

"Evet. Senin için bir haftamı feda ettim."

Ağabeyim sinirle güldü.

"Aferin iyi halt etmişsin. Ortalığı düğün yerine çevirmişsin. Şuna bak! İnsanların elinde halay mendili var. Halay çekmek için sabırsızlanıyorlar." deyip elini Cihangir'in omzuna attı. Sıkıca kavradı.

"Bunun karşılığı olacak."

Cihangir onu umursamadı. Ceketinin cebinden bir kutu çıkardı.

"Hediyen..."

Yengem huysuzca söylendi.

"Ama daha ben hediyesini vermedim. Alacağın olsun Cihangir."

"Neyse hayatım. Bir bakalım. Ne almış Cihangir?" deyip kutuyu açtı. Kutunun içinden özel yapılmış bir tespih çıktı. Ne alaka diye bir ağabeyime bir tespihe baktım. Cihangir, üzerine düşen açıklamayı yaptı.

"Ağır abi işi. Tam sana göre. Elinden eksik etmezsin. Kullandıkça beni hatırlarsın."

"Hatırlamaz olur muyum Cihangir? Özellikle senin yanında kullanacağım. Malum senin yanındayken sabırlı olmam lazım. Artık ya sabır çekip dururum. Sağ olasın." dediğinde güldüm. Birbirleriyle iyi uğraşıyorlardı. Acımıyorlardı. Bu da o anlardan biriydi.

"Güle güle kullan." diyen Cihangir kenara çekildi. Sabırsızca ağabeyime yaklaşıp sıkıca sarıldım.

"Doğum günün kutlu olsun. İyi ki doğdun."

"Sağ ol kardeşim. "

"İyi ki varsın."

Kenara çekilip diğer insanlara müsaade ettim. O an, gözüm kapı tarafına kaydı. Yok artık dedirttirecek bir an yaşadım. Gözlerimi kapatıp açtım. Ama görüntü gitmedi. Aksine orada takılıp kaldı. Ebru duvara yaslanmış bir şekilde bana baktı. Gülüp el salladı. Bu ne yapıyordu?

Canına mı susamıştı? Burada ne işi vardı? Resmen utanma duygusu yoktu. Her fırsatta dibimize kadar gelip huzursuzluk çıkarıyordu. Gel Zenan bana dal diyordu. Usulca konuştum.

"Kahretsin!"

Başıyla kapıyı gösterip dışarı çıktı. Birinin onu görüp görmediğinden emin olmak istedim. Etrafıma baktım. Herkesi kendi hâlinde takılırken buldum. Çaktırmadan yanlarından ayrıldım. Dikkatle kapıya doğru yaklaştım. Son kez onlara bakıp dışarıya çıktım. Ebru tam da tahmin ettiğim gibi beni bekliyordu. Yine o aptal sırıtışıyla bana bakıyordu. Kaşlarımı çatıp öfkeyle ona yaklaştım.

"Burada ne işin var? Kafayı mı yedin?"

Omuz silkip konuştu.

"Hiç. Eski bir dostun doğum gününe geldim. Hem de bomba bir hediyeyle."

Kolundan sıkıca tuttum.

"Burada kimse seni istemiyor. Neyini anlamıyorsun? Boşuna çabalayıp duruyorsun. Şimdi defol git."

Kolunu kurtarıp başını iki yana salladı.

"Hiçbir yere gitmiyorum. Hediyemi vermeden asla!"

Sinirden güldüm.

"Senin hediyene mi kaldık? Ya usul usul gidersin ya da saçından sürükleyerek çıkarırım. Tercih senin."

Dik dik bana baktı.

"Hediyemi küçümseme Zenan. Herkes bugün seninle ilgili bir şey öğrenecek. Civan, Cihangir, annen ve buradaki herkes..."

Sinir damarıma baskı yaptı. Yerimde duramadım. Hızla omuzlarından ittim. Geriye sendeledi ama umursamadı.

"Ne diyorsun? Yine ne saçmalıyorsun?"

"Biliyorum Zenan. Senin nasıl bir sürtük olduğunu biliyorum."

"Ağzını topla."diye bağırdım. Susmadı. Devam etti.

"Senin ne cevherlerin varmış? Hiç söylemiyorsun. Önce Azat Kadirhan ile sevgili olmuşsun. Sonra da onun kardeşi Doğu Kadirhan ile... Üstelik Doğu senin kuzenin Efsun ile evlenmiş. Bildiğin pembe dizi çekmişsiniz."

Beynimden aşağı kaynar sular döküldü . Öylece kaldım. Geçmişimle karşı karşıya kaldım. Çıkmazın en derinini yaşadım. Bunu nereden kimden öğrenmişti? Nasıl bilebilirdi? Düşündükçe çıldıracak gibi oldum. Elim ayağım boşaldı. Çaresizce ona baktım. En kötü sırrım elindeydi. İki dudağının arasındaydı. Bu nasıl olurdu? İzin veremezdim. Yeni bir felaket yaşattıramazdım. Zar zor konuşmaya çalıştım. İnkâr yoluna gittim.

"Bu söylediğine kendin inanıyor musun? Yalan söylüyorsun. Kendi yalanına kendin inanıyorsun. İyice delirdin. Olmayan şeylere inanır oldun."

"Yalan mı? Değil mi? Bir deneyelim. Şimdi bunu herkese söyleyim. Civan nasıl tepki verelim görelim. Onu az çok tanıyorsam çıldıracak. Bu işin peşini bırakmayacak. Gerçeği öğrenince de seni silecek."

Gerçek yüzüme tokat gibi çarptı. Maalesef doğruydu. Bunu öğrenince ailem kalmayacaktı. Beni sileceklerdi.

"Ya Cihangir ya onun ailesi... Düşünsene Zenan. Sana nasıl gözle bakacaklar? Herkes arkandan konuşacak. Herkesin dedikodu masasına meze olacaksın. Çok ama çok kötü anılacaksın. Burada tutunamayacaksın. Yalnız sen değil ailen de aynı sonu yaşayacak."

Bunları söylerken zevk aldı. Kahkahaları kulağımı tırmaladı. Gözüm döndü. Her an onu parçalayacak duruma geldim.

"Şimdi gerçeği herkese açıklayalım."deyip kapıya uzandı. Duraksayıp tekrar konuştu.

"Ya da güzelce konuşup anlaşalım."

Sakin kalmaya çalışarak baş onayı verdim. Belki de en zorunu başardım. Kolundan sıkıca tuttum. Tüm gücümle bastırdım.

"Yukarıda konuşalım."

Bir şey demesine fırsat vermeden asansöre ilerledim. Kapı açılır açılmaz, onu içeriye ittirdim. Geriye doğru sendeleyip düştü.

"Ne yaptığını sanıyorsun?"

"Kes sesini!" deyip en son kata bastım.

"Konuşacağız Ebru. Hem de senin anlayacağın dilden..."

Zar zor ayağa kalktı.

"Bittin Zenan. İpin elimde. Ben ne dersem onu yapmak zorundasın."

"Kim demiş?"

Sinirle güldü.

"Bu son çırpınışların. Her şey bitti. Kabul et."

Gözlerimi gözlerine diktim. Hırsla konuştum.

"Ben bitti demeden hiçbir şey bitmez."

Parmağımı sertçe kafasına bastırdım.

"Onu bu küçük aklına sok. Yoksa ben sokmasını bilirim."

Asansör açıldığında kolundan tuttum. Tüm gücümle çekiştirdim.

"Manyak mısın? Bıraksana!"

Etrafa bakıp bağırmaya başladı.

"Kimse yok mu?"

"Yardım edin."

Tırnağımı etine geçirdim.Acıyla inledi.

"Seni burada kimse duyamaz Ebru. Burası yönetime ait özel alan. Bir şey olmadıkça kimse burada olmaz. " deyip kolunu sertçe boşluğa bıraktım. Bileğini tutup bana baktı.

"Cihangir'i kaybetmekten korkuyorsun. Bu yüzden bu kadar vahşileştin. Ama elimdeki bilgiyle onu çoktan kaybettin."

Sinirden kahkaha attım.

"Sana fırsat sunuyorum Zenan. Cihangir'den ayrıl. Çocuğunu da alıp çek git. Böylelikle kimse bu gerçeği öğrenmez. Medenice ayrılmış olursunuz."

"Bak sen! Ne kadar da zekisin!"

"Elimle sana altın tepsi sunuyorum. Bunu kabul etmeyecek kadar aptal olma."

İç çekip onu baştan aşağı süzdüm.

"Arsız bir sürtük olma yolunda ilerliyorsun. Boş hayallerin peşinde koşuyorsun. "

Ellerimi havaya kaldırıp bağırdım.

"Sana bir sürprizim var. Cihangir her şeyi biliyor. Hem de senden daha fazlasını... Git şimdi ne anlatırsan anlat. Düşündüğün gibi bir şey olmayacak. Sana lafını verip kovacak. Beni asla bırakmayacak."

Başını hızla iki yana salladı. Deli gibi gülmeye başladı.

"Yalan! Yalan söylüyorsun."

"Dene bakalım."

"Yalancısın."

"Sen de takıntılı manyağın tekisin." dediğimde hırsla bağırdı. Üzerime doğru atladı. Beraber yere düştük. Saçlarıma yapıştı. Çekmeye başladı. Acıyla bağırıp karnına tekme attım. Art arda bunu yaptım. Acı içinde kalıp beni bırakmak zorunda kaldı. Bu sefer, ben saçlarına yapıştım. Tüm gücümü kullandım.

"Takıntılı sürtük." diye bağırdım.Elimi ısırdı.

"Cihangir senin gibi biriyle olamaz. Ona geçmişi kirli biri değil ben yakışıyorum. Sadece ben..."

"Anca hayal dünyanda görürsün. Kabul et. Biz ayrılmayacağız. Mutluyuz. Ve bir ömür boyu böyle kalacağız."

Elimi bir kez daha ısırdı. Geri çekildiğim an hamlesini yaptı. Beni yere bastırdı.

"Sülük gibisin Zenan. Hayatımıza bir girdin bir daha çıkamadın."

Gülüp cevap verdim.

"Ben ait olduğum yerdeyim. Çıkacak biri varsa o da sensin."

Kollarımı sıktı.

"Senden nefret ediyorum. Ölümüne nefret..." diye bağırdı. Boşluğundan fırsat bulup onu ittirdim. Hızla ayağa kalktım. Koşarak üzerime geldi. Yan taraftaki saksı gözüme ilişti. Hızla ona doğru fırlatım. Ayağının önünde parçalandı. Cam parçaları bacağına denk geldi. Acıyla inledi.

"Kaltak!"

"Beter ol."

Bacağı kanamaya başladı ama umursamadı. Bana doğru yürümeye devam etti. Ondan önce davranıp üzerine atladım. Sertçe yere düştük.

"O tehditleri sana yediririm Ebru. Sen kimsin ki beni tehdit ediyorsun? Tehditlerin benim sonumu değil senin sonunu getirir. Cihangir yine yanımda kalır. Senden hesabını sorar. Sen de beni kışkırttığınla kalırsın. Yazık olur."

Saçlarını tutup dipten çekiştirdim.

"Bile isteye bana bulaştın. Artık ne sabır bıraktın ne de sakinlik... Bunun bedelini ödeyeceksin."

"Sen hiçbir şeyi hak etmiyorsun Zenan. İzin vermem. Seni mutlu etmem."

Tırnaklarını yüzüme bastırdı. Yüzüm derin bir acıyla sarsıldı. Acıyla inledim. Kanadığını hissettim. O benim canımı acıttıkça ben de onun saçını çektim. Elime bir tutam saç geldi.

"Sen etkisiz elemansın Ebru. Hayatımda hiçbir etkin olamaz. Anlıyor musun?"

"Sen nesin? Gönül gönüle gezen bir sürtük..."

"Ağzını topla. Ruh hastası manyak."deyip elini ısırdım. Acıyla bağırdı. Bu sırada, tanıdık bir ses duyuldu. Cihangir, her ikimizi de duraksattı.

"Zenan!"

"Ebru!"

"Ne oluyor burada?" diye bağırdı. Koşarak bize yaklaştı.

"Çıldırdınız mı siz? Ne yapıyorsunuz?"

Kucaklayarak beni çıkarmak istedi. Sinirden gözüm onu görmedi. Dirseğimle onu ittirdim.

"Bırak beni."

"Zenan. Kendine gel." diye beni geriye doğru çekiştirmeye çalıştı.

"Ebru'nun saçını bırak Zenan."

"Sen de onun yüzünden elini çek Ebru."

Cihangir sinirle bağırdı.

"Hey! Size diyorum. İkiniz de bırakın."

Karşılıklı bıraktık. Elimdeki saçı tiksinerek yere bıraktım. Ebru'ya baktım.

"Bu burada bitmedi Ebru. Her şey daha yeni başladı. Bunu böyle bil."

Cihangir, beni kucaklayıp kaldırdı. Sıkıca belime sarıldı. Ondan zar zor kurtulup tekrar Ebru'ya baktım. Nefes nefese ayağa kalktı. Nefretle dolup taştım. Hızla konuştum.

"Geçmişimi kurcalayarak hata ettin.Yanlış işlere girdin. Eski Zenan'ı uyandırdın ."

Saçımı düzeltip derin bir nefes alıp verdim.

"Tebrik ederim Ebru. Zoru başardın. Kraliçeyi geri döndürdün. Bundan sonra sana özel hareket edecek. O tehditleri sana yedirecek. Seni mahvedecek. Artık sana huzur yok. Rahat bir nefes yok. Aksine

bolca macera var. O da benim insafımda.Yerinde olsam arkama bile bakmadan kaçardım."deyip bakışlarımla onu yerin dibine soktum. Ardıma bile bakmadan hırsla yürüdüm. Cihangir arkamdan bana yetişmeye çalıştı. Art arda seslendi.

"Zenan."

"Bekle!"

Asansörde bana yetişti. Dikkatle yüzüme baktı. Yüzümü avuçlarının içine aldı.

"Yüzün kanamış. Acıyor mu?"

Başımı iki yana salladım.

"Hiç acımıyor."

"Emin misin?"

"Evet."

"Pişman mısın?"

"Hayır! Keşke daha fazlasını yapsaydım." dediğimde güldü.

Derin bir iç çekip konuştu.

"Kavga hiçbir şeyin çözümü değil diye başımın etini yiyordun karıcığım. Ama şimdi yaptığına bak. Resmen benim dişi versiyonum olmuşsun. Maşallahımız var.

Karı koca pek uyumluyuz. Biri damarımıza basınca kimseyi tanımıyoruz. "

Elimde olmadan güldüm. Ama anlık sürdü.

"Beni bu hâle o getirdi. Başka seçenek bırakmadı. Yoksa yapmam. Yani yapmazdım. Ama artık neler yapabilirim? Ben bile bilmiyorum. Ebru'yu bitirmek istiyorum."

"Sakin ol. Derin bir nefes al."

"Bundan sonra kimse benden bir sakinlik beklemezsin."

"Bunu detaylıca konuşacağız. Ama önce bir yüzüne bakalım. Seni iyi yapalım."deyip kucağına aldı. Sesimi çıkarmayıp kollarımı boynuna doladım. Başımı boynuna gömüp gözlerimi kapattım. Bir süre böyle kalmak istedim. Hiçbir şey demeden sevdiğim adamın kollarında olmak istedim. Ama bu pek mümkün olmadı.

Boş odalardan birine geçtik. Beni usulca yatağa bıraktı. Gidecekken kolundan tuttum. Onu durdurdum.

"Gitme."

"Yüzün için bir şeyler getireceğim."

"Cihangir..."

"Hemen gelirim."

"Ebru geçmişi biliyor."

Şaşkınca duraksadı. Algılayamadı.

"Geçmişi öğrenmiş. Beni tehdit etti. Herkese söylerim dedi."

Cihangir kaşlarını çattı.

"Nasıl? Nereden öğrenmiş?"

"Bilmiyorum ama kendinden çok emindi. Kaynağı kimse kuşkusuzca güvenmiş."

"Kim söyler ki? Bilenler belli. Asla söylemezler." deyip yanıma oturdu. Suçluluk içimi kemirdi. Başımı yere eğip gözlerimi kaçırdım. Geçmişinden kurtulamıyordum. Hep karşıma çıkıyordu. Başımızı ağrıtıyordu. O kadar çok utanıyordum ki... Geçmiş açıldıkça kendimden iğreniyordum. Yanlış ilişkiler, hatalar ve sonuçlar... Geçmişimi lekeliyordu. Yalnız beni değil Cihangir'i de etkiliyordu.

"Geçmişten kurtulamıyoruz." diye fısıldadım. Bastırdığım duyguları açığa çıkardım. Gözlerim doldu. Sesim titredi.

"Özür dilerim Cihangir. İyi bir geçmişe sahip olmadığım için sürekli bunlarla başını ağrıttığım için..."

Çenemden tutup hafifçe kaldırdı. Gözlerimin içine baktı.

"Biz geçmişi kapattık. Çünkü karşımdaki kadın geçmişteki kadın değil. Hatalarından ders alıp değişen bir kadın... İyi olmak için çabalayan bir kadın... Bu yüzden kendini suçlama. Sen yapman gerekeni yapıyorsun."

"Ama bizi rahat bırakmıyorlar Cihangir. Uğraşıp duruyorlar. Sürekli önümüze çıkarıyorlar."

Sıkıntıyla iç geçirdi. Kollarını açıp beni bekledi. Hemen ona sığındım. Sıkıca sarıp sarmalandım.

" Bazıları haddi olmayan şeylere burnunu sokuyor. Ama halledeceğim. Bu işin arkasında kim varsa öğreneceğim. Sana söz. Bu burada kalmayacak. Ebru bunun bedelini ödeyecek."

"Ebru'yu bana bırak."

"Olmaz."

Kendimden emin bir şekilde konuştum.

"Bu mesele tek kişiyi aşar. Artık benim de devreye girmem gerek."

"Zenan! Senin uğraşmanı istemiyorum. Böyle bir işe bulaşma. Sen huzurlu ol, her şeyi bana bırak."

"Bu işe çoktan bulaştım bile. Artık kimse beni durduramaz. Onu bitirmeden bu yoldan dönmem." deyip konuyu kapattım. Cihangir'i duymamış gibi yaptım. Ebru ,kendi etmiş kendi bulmuştu. Uyuyan kraliçeyi uyandırmıştı. Yolum belliydi. Dönmek yoktu. Ya Ebru'yu bitirecektim ya da bitirecektim. Başka yolu yoktu. Kazanmaktan başka çarem yoktu.

-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı? Bol bol yorum bekliyorum.

Umarım güzel bir bölüm olmuştur. Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın. Sevgiyle kalın.💜🌸

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.