İçeriğe geç

NİHÂN

Bölüm 42 · 21 dk okuma

NİHÂN

Bölüm 42

41-KİMSİN SEN?

*********

Güneş, tüm etkisiyle yakıp kavururken arkama yaslandım. Soğuk suyumdan bir yudum alıp etrafa baktım. İstemsizce kendimi sorguladım. Yine bir maceranın peşindeydim. Ama bu bir isteğe bağlı değildi. Zorunluluktan ortaya çıkan bir işti. Hem kim böyle bir şey isterdi ki? Herhalde istemek için aklını kaçırmak gerekirdi. Sinirle iç geçirip tüm bunların ışığında düşünmeye başladım. Ama düşüncelerim yakın bir zamana değil de uzak bir zamana odaklandı. Geçmişin en güzel anlarına takıldı. Kavganın gürültünün olmadığı ve huzurun olduğu o güzel anlara... Özlem duygumu bastıramadım. Zorlukla yutkundum. Çocukken her şey o kadar masumdu ki... Hayallerin ve isteklerin bile masumdu. Ama şimdi o masumluktan bir eser yoktu. Eğer o masumluğa sadık kalsaydım, şimdi her şey bambaşka olabilirdi. Belki de çocukluk hayalimi gerçekleştirebilirdim. İnsanların değişmeyen düşüncelerine inat dansçı olabilirdim. Turneden turneye koşabilirdim. En önemlisi, Efsun ile eskisi gibi olabilirdim. O zaman, ne düşmanlarım olurdu ne de üzerime oynanan oyunlar olurdu. Kendi hâlimde takılabilirdim. Bunları düşününce iyi hoştu. Ama bu uğurda bazı şeyleri de kaybedebilirdim. Cihangir... İsmini söylemek bile benim için o kadar güzeldi ki... Onu tanımayabilirdim. Ona dair bütün güzellikleri kaybedebilirdim. Gerçek sevgi neymiş öğrenemeyebilirdim. En önemlisi kızımıza sahip olamayabilirdim. Bunları düşünmek bile o kadar can sıkıcıydı ki...Ne kızımın ne de Cihangir'in olmadığı bir hayat düşünebilirdim. Tamam çok maceralı bir hayatım vardı. Ama onlar için değerdi. Bu yüzden, bıkmadan usanmadan devam edecektim. O yılandan kurtulana dek bunu sürdürecektim. Kendi kendimi telkin ederken Yakut'un sesini duydum.

"Zenan..."

"Efendim?" deyip kendime gelmeye çalıştım.

"Sabahtan beri sana sesleniyorum. Ama oralı bile olmuyorsun."

"Kusura bakma. Duymamışım."

"Çünkü yine düşüncelere dalmışsın."

"Sorma. Bir düşünce çıkmazım var. Girmeye doyamazsın." dediğimde küçük bir kahkaha attı. Karşılık verip güldüm. Ama bu durum kısa sürdü. Dikkatle Yakut'a baktım. Yaptığımız şey doğru mu? Yoksa yanlış mı? Bilemedim. Kuşkuya düştüm. Bakışlarımdan anlamış olacak ki konuştu.

"Sorun yok Zenan. Bana öyle bakıp durma. Yanlış bir şey yapmıyoruz."

"Emin değilim. Çok fazla mı ileri gidiyoruz?" deyip endişemi açığa döktüm. Elimi kızıl peruğuma götürdüm. Bu peruk bana pek iyi şeyler anımsatmıyordu. O günü düşündürüyordu. Mafyalara oyun oynadığımız o lanet günü... Hayatıma yine kötü bir iz bırakmak istemiyordum.

"Of Yakut! Çok bunaldım." dediğimde benim bu memnuniyetsiz hâlime bakıp bıkkınlıkla söylendi.

"Peruğunla oynayıp durma. Biraz daha dayan."

"Peruklarla pek aram yok."

"Neden? Daha önce kullandın mı da?"

"Evet. Ama pek iyi anısı yok." deyip konuyu kapatmaya çalıştım. Arabanın aynasından kendime bakıp tekrar konuştum.

"Şu hâlimize baksana. Çok saçma değil mi?"

Başını hızla iki yana salladı.

"Tanınmamak için bu hâldesin Zenan. Bunu yapmak zorundasın. Yoksa kabak gibi açık bir hâlde oluruz. Ve bu şekilde Ebru'yu takip edemeyiz. Şikayet etmeyi bırak. Olaya odaklan. Hem ne yapıyor? Planı ne? Bilmek isteyen ben değildim. Sendin."

"Evet. Bendim. Çünkü durmayacak. Biliyorum." dedim. Ebru sağlıklı düşünemiyordu. Her an, her şeyi yapabilme potansiyeli taşıyordu. Ne yazık ki geçmişteki beni anımsatıyordu. Anlıyordum. Burada bu şekilde yaptıklarımın cezasını çekiyordum. Zaten buna da ilahi adalet denilmiyor muydu? Acıyla güldüm. Kefaretimi çoktandır ödüyordum. Ama bu savaşmayacağım anlamına gelmiyordu. Ailem için ne gerekiyorsa onu yapıyordum. Ve yapmaya da devam edecektim.

"Zenan biliyorsun, gece yola çıkıyorum. İstiyorum ki gitmeden sana yardım edebileyim. Ama eğer bir tereddütün varsa..."

Hızla sözünü kestim.

"Haklısın. İşleri kökten çözmek gerekiyor. Ne gerekiyorsa onu yapalım."

Gülüp baş onayı verdi.

"Doğru olanı yapıyoruz. Ama bu kadın inadına çıkmıyor. " dediğinde derin bir iç çektim.

"Cidden neden hâlâ çıkmadı? Ya tüm gün evde oturursa... Baştan söyleyeyim o kadar bekleyemem. Bebeğim var benim. İdareten anneme bıraktım. Sütü falan hazır ama bu kadarı yetmez. Her an annem tarafından aranabilirim."

"Tamam canım. Sakin ol. Nefes her şeyden önemli. Annen ararsa hemen geri döneriz." deyip beni rahatlatmaya çalıştı. Bu sırada, karşıdaki evde bir hareketlilik olduğunu fark ettim. Konuşacakken Yakut'un engeliyle karşılaştım. Beni susturdu. Hızla, gözlük ve şapka uzattı. Sessizce istediğini yaptım. Gözlüğü ve şapkayı taktım. Nefretle Ebru'ya baktım. Hanımefendi sanki podyuma çıkıyordu. Öyle bir giyinmişti ki... Acaba kiminle buluşacak dedirtiyordu. Saçını arkaya atıp güneş gözlüğünü taktı. Etrafına son bir bakış atıp arabaya bindi. Dikkat çekmesin diye biraz bekledik. Öyle harekete geçtik. Merakıma engel olamayıp konuştum.

"Nereye gidiyor acaba?"

Yakut ,bana bakıp güldü.

"Cihangir'in yanına gidiyor olmasın. "dedi. Anında sinirlendim. Şakasına bile katlanmak istemedim.

"Hahaha çok komik." deyip bakışlarımla Yakut'a savaş açtım.

"Sadece şakaydı. Soğuk bir şaka..."

" Şakası bile kötü. Ayrıca önüne bak. Kaçırmayalım."

"Merak etme. Bu iş bende." deyip arabanın hızını artırdı. Bir de ortam hareketlensin diye şarkı açtı. Fakat bu şarkı gerilim müziği tarzında oldu. Şarkıya sanki ana diliymiş gibi eşlik etmeye başladı.

"Şarkı da epey anlamlı oldu." dedim.

"Gaza getirsin diye yaptım. Arada bunu açıp dinlerim. İyi gaza getirir. Tavsiye ederim."

"Belli." deyip güldüm. Yoğun bir trafik ortamına girdik. Ebru'yu kaçıracağız diye korkarken Yakut beni yanılttı. Takip işinde ne kadar usta olduğunu gösterdi. Kolaylıkla Ebru'yu takip etti. Uzun bir yolculuğun ardından bir mekânın önünde durduk. Biz arabayı biraz uzağına park ettik. Ebru içeri girmeyip dışarıda bekledi. Dikkatle etrafı inceledi. Arada bir saatine bakıp sinirlendi. Yakut merakla sordu.

"Neyi bekliyor?"

"Bilmiyorum. Birini arıyor gibi."

"Sanki biri onu ekmiş gibi..."

"Aynen öyle. Zaten buluşulacak bir insan değil ki..."

"Bak. İçeriden biri çıktı. Ebru'ya doğru yürüyor." dediğinde heyecanlandım. Karşımdaki manzaraya baktım. Genç bir adam, Ebru'ya yaklaştı. Merakımı adama yönelttim. Uzun boylu, esmer iri yapılı bir adamdı. Acaba Ebru'yla işi neydi? Ben bunları düşünürken onları ciddi ciddi bir meseleyi konuştu. Genç adam, ona doğru elini uzattı. Ebru etrafı kontrol edip çantasından bir zarf çıkardı. Adam hemen zarfı aldı. İçini açıp paralara baktı. Gözlerimi irice açtım. Bunlar ne işti? O paralar neyin parasıydı? Şaşkınlığı bir türlü üzerimden atamadım.

"Biz neyin içine düştük böyle? Burada ne oluyor Yakut?" dedim. Yakut, fotoğraflarını çekerken konuştu.

"Kirli işler dönüyor. Biz de işimizi sağlama alıyoruz."

Aklıma gelen şeyle irkildim. Bu manyak benim için birini tutmuş olabilir miydi? Belki bu para, yapacağı işin karşılığıydı. Ön ödeme gibi bir şeydi. İş tamamlanınca daha çok ödeyecekti. Baştan aşağı ürperdim.

"Bu adam kiralık katil olmasın." dedim.

"Yok artık! Uçtun."

"Neden olmasın? Benden kurtulmak istiyordu. Bu da kesin bir çözüm." dediğimde Yakut güldü.

"Tamam bir şey karıştırıyor. Ama bu kız katil değil."

Sinirle Ebru'ya bakıp söylendim.

"Ne işler karıştırıyorsun Ebru? Neyin peşindesin?"

Yakut benim aksime soğukkanlılığını korudu.

"Fotoğrafları sana da yolladım. Belki işimize yarar." dedi. Minnettarlıkla ona baktım. İyi ki yardımıma koşmuştu. Yoksa olayın heyecanıyla fotoğraf çekmek bile aklıma gelmezdi.

"Sen yok musun Yakut? Harikasın. Bu fotoğraf işi iyi oldu. Allah korusun! Eğer bana bir şey olursa yani bu manyak cidden kiralık katil tutmuşsa, bu fotoğrafları her yere yay. İşin peşini bırakma." dediğimde sözlerim Yakut'un hiç hoşuna gitmedi. Kaşlarını çatıp telaşla konuştu.

"Saçma sapan konuşma Zenan. Öyle bir şey olmayacak. Kötü kötü konuşup durma."

"Ben sadece büyük bir ihtimal üzerinde duruyorum."

"Bu ihtimalden Cihangir'e de bahsetmek ister misin? Dikkatle dinleyeceğinden eminim." deyip bana meydan okudu. Cihangir'in ismini duymamla sessizliğe çekilmem bir oldu. Zaten bugün, Cihangir'in peşime taktığı adamları atlatıp çok saçma bir işe imza atmıştım. Anlık kararla gaza gelip bunu yapmıştım. Ama akşamı düşündükçe korkuyordum. Çünkü büyük bir kavga kaçınılmazdı. Biliyordum. Bir de şu an yaptığım şeyleri öğrenirse işler daha kötü bir boyuta varacaktı. Sonumu düşünmeden sürekli bir olaya atlamanın bir cezasıydı bu.

"Ne oldu? Sesin kesildi."

"Cihangir fena kızacak." dedim.

"İyi tarafından bak. Hâlâ aramadı. Demek ki farkına varmadı. O anlayana kadar biz işimizi halletmiş oluruz." deyip beni rahatlatmaya çalıştı.

"Anlamaz mı?"

"Anlamaz. Biz olabildiğince işimize ne yarar onlara bakalım. Sonra Cihangir'e gereken açıklamayı yaparsın."

"Teşekkür ederim Yakut. Benimle uğraştığın işe bak."

"Ne demek. Lafı bile olmaz. Arkadaşlar bugünler içindir." dediğinde güldüm.

"Uğrunda birini takip etmek olsa bile mi? "

"Aynen öyle canım."

"Seninle gerçekten iyi takım olduk. Baksana ilk dakikalardan bir şeyler yakaladık."

"Bence de... Keşke daha önceden tanışsaydık. O zaman ortalığın tozunu attırırdık." deyip güldü. Konuşmamız Ebru'nun hareketlenmesiyle bozuldu. Ebru, arabaya binince tekrar takibe başladık. Yol uzadıkça uzadı. Dolandıkça dolandık. Sonunda bir evin önünde durduk. Şüpheyle evi süzdüm. Lüks bir evdi. Çevresinde pek ev yoktu. Kafa dinlemek için ideal tarzdaydı. Acaba kimin eviydi? Cevabı çok geçmeden aldım. Ebru, anahtarla kapıyı açtı. Yakut da hemen şaşkınlığını dile döktü.

"Bu kızın kaç evi var?"

"İnan ben de bilmiyorum. Emlak zengini gibi takılıyor."

Arabadan inmek için manevra yaptım. Ama Yakut hemen engel oldu.

"Biraz daha bekle. Öyle inelim." dedi. Karşı çıkmadım. Dediği gibi bekledim. İşaret verince indim. Koluma girip fısıldadı.

"Konuşmuyoruz. İşaretlerle anlaşıyoruz. Tamam mı?"

"Tamam."

"Ne olursa olsun, sinirlenip Ebru'ya saldırmıyorsun."

"Asla! Sence şiddet yanlısı bir insan gibi mi duruyorum?" derken kendimle çeliştim. Kimi kandırıyordum ki? Daha geçen gün Ebru'yu dövmemiş miydim?

"Güzel şimdi harekete geçebiliriz." dedi. Usul adımlarla eve yaklaştık. İçeriyi görebileceğimiz bir yer aradık. Her yer, sıkı sıkı perdeyle kapalıyken son çare olarak bahçeye geçtik. Orada istediğimize ulaştık. Saklanarak salonun içini görmeye çalıştık. Dikkatle etrafı süzdüm. O an, karşımda gördüğüm manzarayla neye uğradığımı şaşırdım. Gözlerimi irice açtım. Bu gerçek olabilir miydi? Olamazdı. Olmamalıydı. Ama karşımdaki şey gerçeğim diye bağırıyordu. Kendimi tutamayıp konuştum.

"C-Cihangir..."

Yakut telaşlandı. Hızla etrafa baktı.

"Hani nerede?"

Elimle karşımda duran koca fotoğrafı gösterdim. İçim acıyarak konuştum.

"Bu kaçık sürtük, benim kocamın fotoğrafını asmış."

Hem de en yakışıklı olanını...

"Ben de gerçekten burada sandım Zenan. Aşk olsun."dediğinde onu umursamadım. Fotoğraftan gözümü alamadım. Benim kocam, başka bir kadının salonunu süslüyordu. Yakışıklı yakışıklı orada duruyordu. Kim bilir Ebru ona bakarak ne hayaller kuruyordu? Neler düşünüyordu? Şeytan git orayı başına yık diyordu. Ne hayal kurduysa yıkıp geç diyordu.

"Hayatının hatasını yaptı." derken hırsla oraya baktım. Cihangir benimdi. Her şeyiyle bana aitti. Bu fotoğrafın yeri de orası değil benim yanımdı. Sadece benim yanım... İçten içe kendimi hırslandırdım. Öfkenin derinliğine kapıldım. Bir şey yapmadan duramazdım. Öyle kolay olamazdı. Benim olan orada duramazdı. Daha fazla dayanamadım.

"Ruh hastası! Manyak!"

"Hiştt. Sessiz ol Zenan."

En son düşüneceğim olay, Yakut'u umursamak oldu.

"Şimdi seni bitirdim Ebru. Sen kimsin ki benim kocamın fotoğrafını asarsın? Kimsin ki onu evinde tutarsın?"deyip tüm öfkemle hareket ettim. Yakut, hızla ağzımı kapattı. Beni susturmaya çalıştı. Usulca konuştu.

"Sessiz ol Zenan. Bizi yakalatmak mı istiyorsun?"

Elini çektiği an tekrar konuştum.

"Sapık sürtük! Ben bunu gebertirim. Saçındaki saçları tek tek yolarım. Yemin ederim yaparım."

"Biraz önce şiddet yanlısı değilim diyordun."

"O bunu görmeden önceydi. Şimdi şeytan diyor ki saç baş dal."

"Zenan!"

"Ama benim kocam..."

"Hiştt! Geliyor." deyip beni de kendiyle beraber kenara çekti. Sıkıca tuttu. Bir çılgınlık yapmamı istemedi. Ama asıl çılgınlığı Ebru yaptı. Cihangir'in fotoğrafına yaklaştı. Okşayıp bir öpücük bıraktı. Gözlerimin önünde benim kocamı öptü.Sinirden gözüm döndü. Ters tepki olarak güldüm. Gördüğüme inanmak istemedim. Ama gerçek gözümün önünde tekrarlandı. Bir öpücük daha geldi. O andan sonra kendimi tutamadım.Öne doğru atıldım. Koşarak o salona dalmak istedim. Yakut beni sıkıca tuttu. Geriye doğru çekti. Sinirimi ondan çıkardım.

"Bırak beni."

"Saçmalama Zenan."

Debelendim. Bırakması için tüm gücümü kullandım. Onun da inadı tutunca bir anda yere kapaklandık.

"Ruh hastası manyak! Seni geberteceğim. Tutma beni Yakut. Şunu bir güzel döveyim." dedim. Gerçekten öyle bir dövmek istedim ki saçını başını yolmak istedim. Yakut ısrarla beni bırakmadı. Tüm gücünü benim üzerimde kullandı.

"Zenan. Ne olur sakin ol. Bizi açığa çıkaracak bir şey yapma."

"Nasıl sakin olayım? Kocama yaptığı şey hafife alınacak bir şey mi?"

Bakışlarını görünce tekrar konuştum.

"Yoksa o kaltağın ne yaptığını görmedin mi?"

"Gördüm."

"Benim kocamı öptü."dedim. Konuşurken bile o anın nefretini içimde hissettim.

"Fotoğrafını öptü."diye düzeltti. Sinirimi ona çevirdim.

"Ne fark eder? Öptü diyorum. Sen ne diyorsun? Benim için ha fotoğrafı ha kendisi..."

"Biliyorum canım. Ama sakin olmak zorundasın. Böyle yaparak planı bozarsın. Amacımızı unutma. Kökten sonunca ulaşacağız." deyip gözlerimin içine baktı. Sıkıntıyla iç geçirip fısıldadım.

"Ondan nefret ediyorum. Ruh hastası geri zekalı..."

"Şunu bir atlatalım. Sonra istediğin kadar bağır çağır."diyen Yakut'a bakıp sakinleşmeye çalıştım. Sinirimi içimde yaşamaya çalıştım. Biliyorum. Çok zordu. Ama sakin olmak zorundaydım. Amacıma ulaşmak için bunu yapmak zorundaydım. Yakut ayağa kalkıp elini bana uzattı. Yardımını kabul edip yerden kalktım. Tekrar salona baktım. Hâlâ fotoğrafın önündeydi. Kocamı seyredip duruyordu. Sapık bir ruh hastası olma yolunda ilerliyordu. Telefonu çalınca buna son verdi. Konuşması saniyelik sürdü. Sonra hızla salondan çıktı. Yakut fısıldadı.

"Gidiyor galiba."

"Evet. Şu ağacın arkasına saklanalım."

"Niye? Vakit kaybederiz. Takip etmeyecek miyiz?"dediğinde hızla başımı iki yana salladım.

"Burada kalıp o evin içine gireceğiz." dedim. Yakut şaşkınca bakakaldı.

"Ne? Doğru mu duyuyorum? Eve mi gireceğiz?"

"Evet. O eve ya gireceğiz ya da gireceğiz. Başka yolu yok. O evde kim bilir başka neler vardır? Düşünsene Yakut. Bu manyak Cihangir'e ait neler saklıyordur? Kocamı hangi emellerine alet ediyordur? Baştan söyleyeyim. Beni bu yoldan kimse çeviremez." deyip kararlılığımı sergiledim. Sandım ki engel olacak. Ama öyle olmadı. Tam destek yanımda bulundu. Ebru arabasına binip hızla çekip giderken, kapının önüne geldik. Etrafı şöyle bir kontrol ettik. Kamera yoktu. Yakut iç geçirip konuştu.

"Büyük bir şeyi atlamış. Sağ olsun."

"İyi hoş ama kapıyı nasıl açacağız?" dediğimde Yakut çantasından kredi kartını çıkardı.

"Bununla yapacağız."

Kendinden emin bir şekilde kapıya yaklaştı. Kartı kapının arasına koyup hızla bir şeyler yaptı. Ben anlayana kadar kapı açıldı.

"Bir keresinde dışarıda kalmıştım. Anahtarı da evde unutmuştum. Ondan karta bir alışkanlığım var. " deyip durumu açıkladı. Minnetle ona bakıp hız kaybetmeden içeriye girdim. Tek hedefim, fotoğrafın olduğu salon oldu. Koşarak içine girip Cihangir'in fotoğrafını elime aldım.

"Kurtardım seni Cihangir." diye fısıldadım. Bu sırada Yakut'un sesini duydum.

"Peki ya diğerlerini de kurtaracak mısın?" deyip bana duvarı gösterdi. Korkarak karşı tarafa baktım. Duvarın bir kısmı Cihangir ve Ebru'nun nişanına ait fotoğraflarla süslüydü. Sanki her şey normalmiş gibi orada duruyorlardı. Ebru'nun neşeli pozu ve Cihangir'in hafif tebessümü canımı yakıyordu. Öyle pozlar vardı ki... Gerçekten mutlu bir çifte bakıyor gibiydim. Fotoğraftaki herkes mutluydu. Aileler mutlu ve gururluydu. Onlara baktıkça hem üzülüyor hem de sinirleniyordum. Kendime bu konuda engel olamıyordum.

"Eğer Cihangir'in hayatına girmeseydim onlar evlenecekti." deyip hüzünle gülümsedim.

" Cihangir seni seçti Zenan. O fotoğraftaki gibi kalmak isteseydi kalırdı. Ama o bunu istemedi. Seni istedi."

Yakut konuşmasında haklıydı. Ama bu fotoğraflarla yüz yüze gelmek benim için hiç kolay değildi.

"Ebru bir zamanlar gerçekten normaldi. Yoluna bakabilecek biriydi. Şimdi her şeyi yitirdi. Aklını kaybetti. Bu fotoğrafları asması bile o kadar korkunç ki... Hâlâ Cihangir'i bitiremediğinin göstergesi. Sanki bu fotoğrafların yanına düğün fotoğraflarını asacak gibi. Öyle kendinden geçmiş." dediğimde Yakut destek vermek istercesine elini omzuma koyup sıvazladı.

"Şimdi bunların da fotoğrafını çekip sağlıklı düşünemediğini herkese göstereceğiz. Ama önce bir uzaklaştırma kararı almalısınız." deyip beni uyardı. Fotoğraf işini o halletti. Cihangir'in fotoğrafını sıkıca tutup salondan çıktım. Daha fazla orada durmaya katlanamadım. Tek tek diğer odaları gezmeye karar verdim. Gezdiğim odalarda her şey normal gibi dururken bir oda bana asıl sürprizini yaptı. Hayretle karşımda asılı duran gelinliğe baktım. Anbean kanımın çekildiğini hissettim. Bu gelinliği biliyordum. Ebru'nun bana defalarca kez gösterdiği gelinlikti. Cihangir'in yanında hayallerini kurduğu gelinlikti. Sanki her an giyilecekmiş gibiydi. Öyle düzenli öyle gösterişliydi. Bu o kadar korkunçtu ki... Ebru bazı şeylerin bittiğine inanmıyordu. İnanmak istemiyordu. Kendince bir yalanı devam ettiriyordu. Belki de ona bakıp bakıp korkunç hayallere kapılıyordu. Beni aradan çıkarıp onunla yuva kurmanın özlemini yaşıyordu. Ama benim buna izin vermeyeceğimi bilmiyordu. Yuvamı korumak için neleri göze alacağımı bilmiyordu. Beni geçtim Cihangir'i bilmiyordu ki... Cihangir asla onu istediğini vermezdi. Bebeğini ve karısını bırakıp ona gelmezdi.

"Yok artık! Bu nereden çıktı?" diyen Yakut'la kendime geldim. Sinirle gülümsedim.

"Ebru'nun gelinliği. Herhalde Cihangir ile bir düğün yapmayı düşünüyor." dedim. Yakut endişeli gözlerle gelinliği seyretti.

"Çok korkunç Zenan. Karşımızdaki normal bir insan değil. Takıntılı bir manyak."

Başımla onu onayladım.

"Cihangir'in her şeyden haberi olma. Ne gerekiyorsa yapılmalı."

Etrafa bakarken duvarlar üzerime üzerime geldi. Bir de buna boğucu bir hava eklendi. Dayanmam mümkün olmadı.

"Artık çıkalım." dedim.

"Zaten alacağımızı aldık." diye karşılık verdi. Önden önden ilerledim. Bir an önce bu evden çıkmak istedim. Yakut da hemen arkamdan yetişti. Kapıyı kapatıp dikkatle arabaya geçtik. Cihangir'in fotoğrafını yanımdan ayırmadım. Kucağıma alıp arkama yaslandım.

"Nereye gidiyoruz?"

"Anneme. Ama çabuk olalım. Nefes'i özledim." dediğimde güldü. Arabayı biraz daha hızlandırdı. İçimden hiç konuşmak gelmedi. Bıkkınca düşüncelerime kulak verdim. Kafam şu an gerçekten kazan gibiydi. Fokur fokurdu. Her bir yeri doluydu. Ne yapacaktık? Ne zaman normal bir hayatımız olacaktı? Bunların cevabını bilmek istedim. Ama her zamanki gibi bilinmezlikle sınandım. Bir anda bir araba önümüze çıktı. Yakut ani bir frenle durdu. Kim olduğuna bakacakken asıl olayın şimdi başladığını anladım.

"C-Cihangir..."

"Kahretsin! Şimdi bittim."

Cihangir hızla arabadan indi. Öfkeyle bize doğru baktı. Elaları uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar korkunç baktı. Bir şimşek gibi parladı. Yakmaya yemin eder gibi üzerimde dolaştı. Kalbim delicesine bir korkuyla attı. Ne yapacağımı bilememenin şaşkınlığıyla dolup taştım. Zorlukla yutkundum. Adım adım bana doğru yaklaştı. Kapıyı sertçe açtı. Teslim olup sessizce arabadan indim. Polise yakalanmış bir suçlu gibi hissettim. Beni baştan aşağı süzdü. Onaylamazcasına başını iki yana salladı. Öfkeyle bağırdı.

"Ne o karıcığım? Benden habersiz kostüm partisine mi gidiyordun?"

Elimde olmadan şaşırdım. Onca değişikliğe rağmen beni nasıl tanımıştı? Bilemedim. Kendime engel olamayıp konuştum.

"Hemen nasıl tanıdın?"

"Konumuz bu mu Zenan? Seni nerede nasıl olursan ol tanırım." deyip kolyemden tuttu. Konuşmasına öyle devam etti.

"En ufak detayından bile tanırım."

Önce şapkamı sonra gözlüğümü çıkardı. Öfkeyle gözlerimin içine baktı. Hemen gözlerimi kaçırdım. Bunu yapınca damarına bastım. Daha da öfkelendi.

"Sakın! Sakın o gözlerini kaçırma."

Tereddütle ona baktım.

"B-Ben aslında..."

Hızla sözümü kesti.

"Arabaya geç Zenan."

Gözlerini Yakut'a dikti.

"Bugünlük bu kadar macera yeter hanımlar!"

"Cihangir biz sadece bir gezintiye çıkmıştık." dediğinde Cihangir sinirle gülümsedi.

"Demek öyle... Bir gezelim dediniz."

Yakut saçmalama yolunda benimle yarıştı.

"Evet her şey bir anda gelişti. Gezmek deyince kadınları bilirsin. Nasıl vakit kaybettiklerini bilmezler."

"Bilirim. Bilmez olur muyum? Ama artık bu gezintiyi yalnız devam etmenin zamanı geldi. Çünkü Zenan'ın bugünlük gezi kotası doldu. Değil mi karıcığım?"

Yakut ne diyeceğini şaşırdı. Lafı ağzında geveledi.

"Tabii. "

"Görüşürüz Yakut."

"Görüşürüz." diye karşılık verdi. Cihangir sertçe kapıyı kapattı. Araba hızla yanımızdan ayrılırken dik dik bana baktı.

"Arabaya binecek misin? Yoksa zorla mı bindireyim?"

"Hiç binmek istemiyorum. Orada büyük bir kavga yaşanacak gibi hissediyorum." dediğimde sıkıntıyla nefes alıp verdi.

"Neden acaba? Hiçbir yere kaçamazsın karıcığım. Öyle ya da böyle bu arabaya binilecek. " deyip kolumdan tuttu. Bu sırada, sıkı sıkı sarıldığım fotoğrafı fark etti.

"Bu ne?"

Cevap almayı beklemeden fotoğrafı kendine çevirdi. Ve anında öfkesi şaşkınlığa evrildi.

"Bu fotoğrafın sende ne işi var?"

Elini başına götürüp ovaladı.

"Bunların hepsini konuşacağız. Şimdi arabaya bin." dediğinde karşı çıkmadım. Onu daha fazla sinirlendirmeden arabaya bindim. Yaramazlık yapan bir çocuk gibi cezamı bekledim. Arabaya binip bakışlarını bana dikti. Göz göze gelmeye çekindim. Derin bir iç çekip konuştu.

"Korumalara yalan söylemek ne oluyor Zenan? Ben onları sen gönder diye mi çalıştırıyorum?"

"Yapmak zorundaydım." diye fısıldadım. Hayretle bana baktı.

"Neyi yapmak zorundaydın Zenan? Yalan söylemeyi mi? Bebeğini bırakıp iş çevirmeyi mi? Yoksa onca tehlikeye rağmen kocanı delirtmeyi mi?"

Sinirle direksiyona vurdu.

"Seni kaç kere aradım Zenan. Kaç kere! Meraktan öldüm. Ama senin umurunda olmadım."

Telaşla telefonuma baktım. Cevapsız aramaları gördüm. Suçluluk duygusuyla yanıp tutuştum.

"Üzgünüm. Duymamışım."

"Benim kadar üzgün olamazsın."

"Cihangir..." deyip elinden tuttum. Hızla elini geri çekti. Onu dokunmamı bile istemedi. Ne diyebilirdim ki? Hak etmiştim. Onu üzmüştüm. Hem de çok üzmüştüm.

"Biz oyun oynamıyoruz. O korumalar boşuna dikilmedi. Sürekli entrika peşinde koşamazsın. Oyun kurup saçmalayamazsın. Anlıyor musun? Hayat sandığın gibi bir oyun parkı değil. Özellikle senin durumunda hiç değil. Mafya tehlikesi var. Her an her şeyin olma ihtimali var. Bu kadar sorumsuz olamazsın. Bunu bana da kızımıza da yaşatmazsın."

"Seni korkutmak istemedim. Çok üzgünüm. Ama bizim için yaptım Cihangir. Yemin ederim. Hayatımız düzene otursun. Kimse düzenimizi bozmasın diye uğraştım. Ebru'nun peşine takıldım."

"Bebeğimizi bırakıp Ebru'nun peşine mi takıldın?" deyip canımı acıtan bir bakış attı. Direkt kalbimi hedef aldı. Boğazım düğümlendi. Sesim titredi.

"Her şeyini ayarlayıp anneme bıraktım. Hemen dönecektim. Sana da her şeyi anlatacaktım."

"Hep aynı şeyi yapıyorsun. Önce harekete geçip bir şeyler yapıyorsun sonra bana haber veriyorsun. Durum tehlikeli mi? Umurunda bile olmuyor." deyip arabayı çalıştırdı. Hızla kendimi açıklamaya çalıştım.

"Ben her şeyi ailemiz için yaptım. Kötü bir niyetim yoktu. Öyle şeyler gördüm ki Cihangir kanım çekildi."

"Bugün resmen arkamdan iş çevirdin Zenan. Bunu hiçbir açıklama aklayamaz."

"Ama Cihangir..."

"Hiçbir şey duymak istemiyorum." deyip önüne döndü. Hırsını trafikteki insanlardan çıkardı. Bir ara bakışları bana döndü.

"Şu peruğu da çıkar." dedi. Sinirle başımı iki yana salladım.

"Çıkarmayacağım."

" Başka biri gibi olmuşsun. Yapay yapay..."

"Ne güzel! Saçımın rengini buldum. Yarın bu renge boyatıyorum." dedim. Sırf benimle konuşsun diye zıt gittim.

"Ne yaparsan yap Zenan! Zaten bana sorduğun mu var? Yaparsın sonra da açıklarsın. Hep yaptığın gibi..."

Yumuşayacak gibi değildi. Bakışlarıyla tavırlarıyla bunu ele veriyordu.

"Özür dilerim. Ben sadece ailemizi düşündüm. Küçük mutlu yuvamızı düşündüm. Her şeyi onun için yaptım. Bak bir anlatacaklarımı dinle ona göre..."

Lafımı tamamlamama izin vermedi. Yüksek sesiyle bastırdı.

"Dinlemek istemiyorum. Bence bir süre konuşmazsak daha iyi olur. Hem bu süre boyunca nerede hata yaptığını düşünürsün. Benim neden bu kadar öfkelendiğimi düşünürsün?"

Hüzünle sordum.

"Artık beni sevmiyor musun?"

"Ya sabır! Öyle bir şey mi dedim?"

Hüzünle başımı yan tarafa çevirdim. Ağlamamak için direndim. Yolculuk bitene kadar sesimi çıkarmadım. Zor olsa da ağlamamayı başardım. Başımdaki peruğu çıkarıp fotoğrafı oturduğum yere koydum. Hemen ardından arabadan indim. Yukarı çıkıp Nefes'i aldım. Annem ısrar etse kalmadım. Hemen evime gitmek istedim. Kızımla beraber arka koltuğa geçtim. Arada bir Cihangir'i seyrettim. Eve gidene kadar ağzını bıçak açmadı. Sanki sessizlik yemini etti. Ona uyup sessiz kaldım. Arabayı park edip kapımı açtı. Nefes'i benden aldı. Gözlerinin içine bakıp konuştum.

"Gerçekten bana küsecek misin?"

"Ben çocuk değilim Zenan. Küsmem. Sadece sana da kendime de zaman tanıyorum. İkimiz de nerede hata yaptığımızı oturup düşünelim. Öyle yüz yüze gelelim." deyip ardına bile bakmadan eve doğru ilerledi. Arkasından bakakaldım. Sonumu düşünmeden hareket etmenin cezasını yaşadım. Cihangir haklıydı. Onu endişelendirmiştim. Ama ben de haklıydım. Ailem için bu işlere girişmiştim. Bu yüzden Cihangir ile aramı bozmuştum. Biliyordum. Bunu düzeltmek hiç kolay olmayacaktı. Hem de hiç...

**************

Yemekleri tabaklara koyup hepsini tek tek tepsiye dizdim. Cihangir geldiğinden beri bir şey yememişti. Ona götürecektim. Bir şekilde onu görmek için bahanem olacaktı. Hatta şartları zorlayıp konuşmaya da çalışacaktım. Sakin kalmaya çalışarak yukarıya çıktım. Odaya girip etrafa baktım. Onu çalışma masasında bilgisayara bakarken buldum. Heyecanla yanına gittim.

"Sana yemek getirdim." dedim. Anlık yüzüme baktı.

"Aç değilim." deyip kestirip atmak istedi. İzin vermedim. İnatla tekrar konuştum.

"Geldiğinden beri yemek yemedin Cihangir. Az da olsa ye."

Tepsiyi masaya koydum.

"Hem senin en sevdiğin yemeklerden yaptım."

"İştahım yok Zenan. İşim var. Çıkarken kapıyı kapatır mısın?" deyip kibarca beni yanından kovdu. Kalbim acıdı. Gitmedim. Gidemedim. Ona olan sevgim daha baskın geldi. Önüne geçip elinden tuttum. Gözlerinin içine baktım.

"Böyle yapma Cihangir. Seni çok seviyorum. Gerçekten çok ama çok seviyorum. Sen böyle yaptıkça çok üzülüyorum. Kalbim acıyor. Canım yanıyor."

"Ben de seni seviyorum Zenan. Ama sen de beni üzüyorsun. Sonunu düşünmeden işlere kalkışıyorsun."

"Özür dilerim. Gerçekten çok özür dilerim. Aptallık ettim. O korumalara yalan söylememeliydim. Sana baştan haber vermeliydim. Ama izin vermezsin diye korktum." dediğimde sinirle baş onayı verdi.

"Vermezdim Zenan. Neden vereyim? Saçma sapan işler."

"Ama o saçma dediğin şey sayesinde çok şey gördüm. Ebru'nun evinin içinde..." dediğimde gözlerini hayretle açtı.

"Ebru'nun evinin içine mi girdin?"

"Orada çok şey gördüm Cihangir."

"Gizli gizli girdin değil mi? Böyle bir şeyi nasıl yaparsın Zenan?" deyip elini elimden çekti. Ayağa kalkıp benden uzaklaştı. Öfkeden ne konuştuğunu bilemedi. Sesinin ayarını bulamadı. Yüzüme yüzüme bağırdı.

"Suça bulaşmadan duramıyorsun. Değil mi? Nerede suç var oraya koşuyorsun. Yapacağını yapıyorsun. Sonra da özür diliyorsun. Bu işler böyle yürümez Zenan. Bu kadar kolay olamaz."

Boğazımda acı bir yumru oluştu. Yutkunamadım. Gözlerim dolarken ağlamamak için savaş verdim.

"Kalbimi kırıyorsun Cihangir. Sanki keyfime yapmışım gibi davranıyorsun. Kendim için değil ailem için yaptım. Sizin için her şeyi yaparım. Evet suç olsa bile yaparım. Ne yapacaksın? Senin karın da suçlunun teki."

"Zenan..."

Hızla sözünü kestim.

"Biliyor musun? Bence de bir süre konuşmayalım." deyip odadan çıktım. Kapıyı sertçe kapattım. Odadan çıkar çıkmaz, gözyaşlarımı serbest bıraktım. Koşar adımlarla evden çıktım. Ağlayacak bir omuz ve destek verecek bir arkadaş istedim. Yakut'u istedim. Cihangir'in arkamdan seslendiğini işittim. Duymak bile istemedim. Evin karşısına geçtim.

"Zenan!"

"Dur!"

Ayak seslerini hemen ardımdan hissettim. Ona inat daha da hızlandım. Kapının önüne gelip art arda zile bastım. Tam o an, başka bir ses daha duydum. Bana seslenen tanıdık bir ses... Arkama döndüğümde Cihangir'i onun arkasında da Demir'i gördüm. Hafif topallayarak bize doğru yürüyordu. Biri onu fena hırpalamıştı. Yaklaştıkça belli oluyordu. Yüzü yara bere içinde nefes nefese geliyordu. Cihangir ona bakarak söyleniyordu.

"Senin ne işin var lan burada?"

"Nereden çıktın sen?"

Kapının açılma sesini duyunca neye bakacağımı şaşırdım. Gözlerim önce Yakut'a döndü. Sonra arka tarafa... Demir duraksadı. Şaşkınlıkla benim olduğum tarafa baktı. Gözlerini irice açtı. Ne olduğunu anlayamadım. Baktığı yöne baktım. Dikkatle Yakut'a baktığını anladım. Yakut da ona bakıyordu. Sadece ona... Bu bakış normal bir bakış değildi. İki yabancının bakışı değildi. Çok farklı bir bakıştı. Kelimelerin sustuğu gözlerin konuştuğu bir andı. Demir, şaşkınlıkla fısıldadı.

"Sen..."

Gözlerini kapatıp açtı. Tekrar Yakut'a baktı.

"Gerçek mi bu?" dedi. Gözlerini kaçırdı. Elini alnına götürüp ovaladı. Kendinden şüphe etti. Sonra tekrar Yakut'a baktı.

"İrina..."dedi. Yanlış duyduğumu sandım. Demir tekrarladı. İnanmayan gözlerle ona baktı.

"İrina... Sensin. Ama saçların..."

Yakut gülümsedi. Uzun uzun Demir'e baktı. Bir an da ne olduğunu anlamadan silahını çıkardı. Demir'e doğrulttu. Dudaklarımın arasından korku dolu bir çığlık kaçtı. Ellerimle ağzımı kapattım. Cihangir yanıma gelip beni kolları arasına aldı. Korku içinde Yakut'a baktım. Gördüklerime inanmak istemedim. Sabahki gördüğüm kadınla şimdiki kadının aynı olmamasını istedim. Yakut'un tek odağı Demir oldu. Ondan gözünü ayırmadan konuştu.

"Uzun zaman oldu Demir. Beni özledin mi?"

Beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Öylece kalakaldım. Bir şey demek istedim. Ama yapamadım. İçimdeki şok dalgasını aşamadım. Şu yaşadığım an, kâbus olsun diye içten içe yalvardım. Yakut İrina olamazdı. Arkadaş bildiğim yerine geçtiğim kadın olamazdı. Olmamalıydı.

-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı?

Yakut sizi şaşırttı mı?

Bol bol yorum bekliyorum. Umarım herkesin hoşuna giden bir bölüm olmuştur. Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın.💜 Sevgiyle kalın 💙

Bölüm sonu

1 yorum