*******************
Cihangir... Kaçındığım hatam, duyduğum pişmanlığım ve içten içe çektiğim azabımdı. Beni köşeye sıkıştıran duygularımdı. Karanlığıma aldığım masum bir hayattı. O gün, o gece karanlığımla onu mahvetmiştim. Bana yardım etmek isteyen bir adamı pişman olacak bir hale getirmiştim. Diğerlerine yaptığım şeyi ona yapmak istememiş, ondan kaçmıştım. Ardıma bile bakmadan bunu yapmıştım. Sanmıştım ki sonsuza dek ondan kaçabilirim. O geceden o gerçekten uzaklaşabilirim. Ama başaramamıştım. Ne Cihangir'den kaçabilmiştim ne de o gecenin izlerinden... Şimdi buradaydı. Karşımdaydı. Ve ben en büyük korkumun içine hapsolmuş durumdaydım. Bedenen burada ruhen acının diyarındaydım. Her an bir şey olacak korkusundayım.
"Zenan..."
Ağabeyimin seslenişi kalbimin atışını hızlandırdı. Heyecan dört bir yanımı sardı. Ses tonundan bile anlam çıkaracak duruma geldim. Sesi öfkeli miydi? Sert miydi? Türlü türlü düşüncelerden geçtim. O an, elimin titrediğini fark ettim. Masanın altına gizleyip tereddütle ağabeyime baktım. Korkularımın aksine gülümsedi. Bakışları ben ve Cihangir arasında gidip gelirken dudaklarını araladı.
"Cihangir ile tanışıyorsun değil mi? Bizim oralardan."
Gözlerim hemen karşımdaki Cihangir'e takıldı. İstemediğim bir ana düşüp derin gözlerle denk geldim. Ne kadar istesem de kaçamadım. Anbean o gözlerin derinliğine düştüm. Bilinmeze tutuldum. Şimdi ne olacaktı? Ne diyecektim? Bilemedim. Çaresizce Cihangir'in tepkisini ölçmeye çalıştım. Bakışlarından ve yüz ifadesinden bir anlam çıkarmaya çalıştım. Bir çıkarım yaptım.
Meraklıydı. Ağzımdan çıkacak tek bir kelimeye dikkat kesilmiş durumdaydı.
Cihangir'in merakla bekleyişi, beni harekete geçirdi. Daha fazla dikkat çekmemek için bir cevap vermek zorunda kaldım. Gözlerimi Cihangir'den ayırmadan yalana koştum.
"Tanımıyorum ağabey. Ne isim olarak ne de sima olarak..."
Cihangir önce duraksadı. Sonra kaşının tekini yukarı kaldırıp gülümsedi. Bu gülümsemedeki alayı bir tek ben anlayabildim. Öfkelenmemek için kendimi zor tuttum. Ağabeyim bir şey anlayacak korkusuyla ne yapacağımı şaşırdım. Hızla Cihangir'den gözlerimi kaçırdım.
"Ya sen Cihangir? Sen de mi tanımıyor musun?"
Rahatsızlık veren soru, tekrar gün yüzüne çıktı. Bu sefer muhatabı Cihangir oldu. Ya bana ayak uyduracak ya da yalanımı ortaya çıkaracaktı. Ya kurtuluşum olacaktı ya da kaybedişim... Şimdi bütün ipler Cihangir'in elindeydi. Ben ise onun vereceğe cevaba mahkumdum. Korku, heyecan ve acı üçgeninde çaresizdim. Çaktırmadan ona bakmak istedim. Sesini duyduğum an bu isteğim hız kazandı. Gözleri gözlerimde hızla cevap verdi.
"Ben de sadece bir kardeşin olduğunu biliyordum. Ama sima olarak tanımıyordum. Kısmet bugüneymiş."
Cevaba karşı istemsizce rahat bir nefes alıp verdim. Bunu yaparken ağabeyime olan suçluluğum katlanarak arttı. Kendime olan nefretim körüklendi. Rahatlamayı bile kendime çok gördüm. Hem nasıl rahat nefes alabilirdim ki? Benim buna hakkım yoktu ki... Yalancı, gaddar ve bu kötü bir insan olarak en çok acı çekmeyi hak ediyordum.
"Garip... Bizim memleket küçük bir yerdir. Neredeyse herkesin birbirine aşinalığı vardır. Mesela ben oradayken herkesi tanırdım."
"Sen sosyal bir insandın. Herkes senin gibi değil." dediğimde yengem gözlerini kısıp dikkatle ağabeyime baktı.
"Anlatsana Civan. Kimleri tanırdın? Bu kadar sosyal olduğuna göre belki anlatmak isteyeceğin anılar vardır. Hadi bir anlat. Sizin oranın kızları güzel midir? Var mı böyle aklına kazınan..."
"Tuzak soru... Ama bu soruna düşmeyeceğim canım." deyip yengemin eline uzandı. Bir öpücük kondurup gönlünü almaya çalıştı.
"Oranın kızlarını bilmem de karımın ne kadar güzel olduğunu bilirim. Şanslı bir adamım."
Göz kırpıp gülümsedi. Yengem onu karşılıksız bırakmadı. Aynı samimiyetle gülümsedi. Kısa süreliğine de olsa onların aşkına kapıldım. Onlarla beraber gülümsedim. Derdimden kaçındım. Kısa süreli kaçışım, Cihangir ile göz göze gelmemle son buldu. Karşımdaki gerçeği hatırlayınca gülümsemem hızla söndü. Cesaretimi toplayıp onun neden burada olduğunu öğrenmek istedim. Yüzüme tıpkı onunki gibi sahte bir tebessüm yerleştirerek dudaklarımı araladım.
"Misafirimiz buraları gezmeye mi geldi? Yoksa iş meselesi mi?"
"Hem tatil hem iş diyelim. Civan ile çok güzel bir ortaklık projemiz var."
"Aslında imzaları attıktan sonra söyleyecektim. Ama dayanamadım. Hem size bu haberi vermek hem de Cihangir'i kahvaltıya davet etmek istedim."
Kendimi tutamayıp öfkeyle ağabeyime baktım.
"Keşke öncesinde bize de haber verseydin. Daha güzel olmaz mıydı?"
"Sürpriz! Adı üstünde kardeşim. Hem bende bir ikilemdeydim. Aklımda böyle bir fikir yoktu. Ama Cihangir öyle bir teklifle geldi ki... Hayır demek aptallık olurdu." deyip gülümseyerek Cihangir'e baktı. Ardından konuşmasını sürdürdü.
"Londra ve İstanbul merkezli bir ortaklığa girişiyoruz. Harika bir otel projemiz var. Zaten Cihangir bu alanda deneyimli. Ben daha çok ona ayak uyduracağım."
"Estağfurullah Civan. Sen de yönetim alanında hatırı sayılır bir geçmişe sahipsin. İkimizin de birbirinden yararlandığı güzel bir ortaklık olacak."
Ağabeyim memnuniyetle gülümsedi. Sıradan gözüken gülümseme bana rahatsızlık verdi. İçten içe korktuğum sorularla yüzleştim. Normalde ciddi olan ağabeyim neden Cihangir'e karşı böyleydi? Yoksa ona kanı mı ısınmıştı? Bakışları ve memnuniyeti o kadar çok şey anlatıyordu ki... Beni zora sokuyordu. Ağabeyim onu sevmişti ve ortak olmak istemişti. Gerçekte neyin yaşandığı bilmeden onu dostu yerine koymuştu. Evimize sokmuştu. Bu kadarı fazlaydı. Her an tehlikede olmaktı. Üstelik ağabeyime karşı yapılmış büyük bir haksızlıktı. Yüzüne baka baka yalan söylüyorduk. Cihangir olduğu sürece de buna devam edecektik. Onu bir yalana alet edecektik. Her an, gerçeğin ortaya çıkma korkusuyla yaşayacaktık. Gerçek ortaya çıktığı an da ise korktuğum ne varsa sonsuza dek kaybedecektim. Beni hayata bağlayan her şey, ellerim arasından kayıp gidecekti. Önemli olan ben değildim. Ağabeyimdi. Ailemdi. Onlara bunu yaşatamazdım. Böyle bir şeye izin veremezdim. Bundan kurtulmanın tek yolu vardı. O da Cihangir'i sonsuza dek hayatımızdan çıkarmaktı. Bu ortaklığı başlamadan bitirmekti. Bu düşüncelerle ayağa fırladım. Herkesin bakışı üzerime kitlenirken heyecanla konuştum.
"Kusura bakmayın. Bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor."
"Hayırdır? Kim?"
"Civan! Kimse kim? Sana ne?"
Yengemin yardımına karşılık küçük bir tebessüm edip hızla masadan uzaklaştım. Salondan çıkar çıkmaz, sahte tebessümümden arındım. Stresle mutfağa doğru ilerledim. Rastgele etrafta gezinip sakinleşmeye çalıştım. Ama başaramadım. Durulmak bilmeyen öfkem dilime vurdu.
"Allah kahretsin."
"Şimdi ne olacak?"
"Ne yapacağım?"
"Bir şeyler yapmalıyım ki bu ortaklık başlamadan son bulsun."
Bir çıkış yolu aradım. Cihangir'den sonsuza dek kurtulmanın yolunu bulmaya çalıştım. Çabam sonuç göstermezken, kendimi zorladım. Tam bu sırada mutfağa yaklaşan ayak seslerini duydum. Duraksayıp gelen kişiye baktım. Planlarımın başrolü olan kişiyi tam karşımda buldum. Adım adım bana yaklaşırken istemsizce geriledim. Bir taraftan da arkadan birinin gelip gelmediğini kontrol ettim. Kimse yoktu. Sadece biz vardık. Geçmişin karanlığı ve kaçındığım gerçeğim vardı. Salonda ise ağabeyim vardı.Bu yüzden, her hareketim bir anlam taşımaktaydı. Yapacağım tek bir şey her şeyi mahvedebilirdi. Dikkatli olmalıydım. Derin bir nefes alıp etrafı kontrol ettikten sonra usulca konuştum.
"Burada ne işin var Cihangir?"
Soruma rahat bir tavırla gülümsedi. Benim aksime rahatlığını konuşturdu.
"Masada su kalmamış da..." deyip merakla etrafa baktı.
Her şey normalmiş gibi davranması sinirimi bozdu. Kaşlarını çatıp öfkeyle ona baktım. Ama bu onda etki etmedi. İnadına iyice gülümsedi. Sanki tüm sinirimi altüst etmek istercesine bunu yaptı.
"Telefon konuşman kısa sürmüş. Yoksa hiç konuşmadın mı?"
"Ne yapmaya çalışıyorsun Cihangir? Neden buradasın?"
Bardağına su doldurup bir yudum aldı. Yüzündeki gülümseme aniden silinirken dikkatle gözlerimin içine baktı. Bu bakıştan bir şey yakalamaya çalıştım. Ama bana izin vermedi. Aramıza bilinmez bir duvar ördü. Ne duygularını ne de amacını anlayabildim.
"Civan ile ortak oluyorum. Ağabeyin de anlattı ya..."
"Sen beni aptal mı sanıyorsun? Gerçekten buna inanacağımı mı sanıyorsun?"
Gözlerini kısıp bana doğru daha da yakınlaştı. Ben geriledikçe o ilerledi. Olmayacak yerde olmayacak cesarete büründü. Kaçışım bir duvara toslamamla son bulurken kalbim hızla atmaya başladı. Yakın mesafe, elimi kolumu bağladı. İstemsizce o anları anımsadım. O geceyi o yakınlığı anbean yaşadım. Dudaklarıma kapanan dudaklar, vücudumda keşfe çıkan eller ve günaha bulanan anlar... Zihnime kazandı. Nefesimi kesti. Ruhum o gecede, bedenim ise burada kaldı.
"Neden bu kadar gerginsin? Alt tarafı bir ortaklık... Ağabeyinle benim aramda bir iş mevzusu."
Hızla atan kalbimi yok sayıp onaylamaz bir tavırla onu süzdüm.
"Bu ortaklık başlamadan bitecek. Bir şey uydurup buradan çekip gideceksin. Yoksa..."
"Yoksa ne? Hadi devam ettir."
"Yoksa olacaklara katlanırsın. Beni en iyi sen tanırsın. İnsanların hayatını mahvetmekte ne kadar başarılı olduğumu bilirsin. Bir sonrakinin sen olmasını istemiyorsan ardına bile bakmadan git Cihangir."
Sözlerim Cihangir'i gülümsetti. Sinirden gülümsediği her halinden belli oldu.
"Bu sözlerinle beni korkutabileceğini mi düşünüyorsun? Ben seni iyi tanıyorum Zenan. Ama sen beni iyi tanımamışsın. Eğer tanısaydın senden zerre kadar korkumun olmadığını bilirdin. Hem burada korkması gereken ben miyim? Yoksa sen mi? Bunu iyice düşünüp öyle karşıma dikil. Olur mu?"deyip önümden çekildi. Bir şey dememe fırsat vermeden hızla mutfaktan çıktı.
Arkasından bir süre bakakaldım. Korku içinde duraksadım. Cihangir ne demek istemişti? Beni tehdit mi etmişti? Yüreğim korkuya kapılırken Cihangir'den hemen kurtulamayacağımı anladım. Ben onu alt etmek isterken o beni alt etmişti. Ne kadar zorlu bir savaş vereceğimi göstermişti. İçim içimi yerken yengemin sesini duydum.
"Zenan gelirken süt getirir misin? Esila istiyor da..."
"Tamam yenge geliyorum."
Bir bardağa süt doldurup hiç olmak istemediğim yere ilerledim. İçimde fırtınalar koparken üstüme yakışmayan role giriştim. Her şey yolundaymış gibi davrandım. Masadaki konuşmaları dinliyormuş görünümünde iç dünyama kapıldım. Düşüncelerle savaş verdim. Bu halim odak noktasının bana kaymasıyla son buldu.
"Zenan..."
"Efendim ağabey..."
"Biraz önce ne dediğimi duymadın mı?
"Dalmışım kusura bakma."
"Her neyse... Bugün Cihangir'i şirkete götüreceğime söz vermiştim. Oradaki belgeler ile bir işimiz vardı. Ama daha acil bir işim çıktığı için maalesef onunla gidemeyeceğim. Benim yerime sen götürsen gerekli belgeleri versen olur mu? "dediğinde duyduğuma inanmak istemedim. Yanlış duymak istedim.
"Zaten çok uzun sürmez. Benim için bu iyiliği yaparsın değil mi?"
Üzerime oluşturulan baskı ve Cihangir'in varlığı, zorluklarla sınanmama neden oldu. Ağabeyim ilk defa benden bir şey istemişti. Şimdi hayır dersem olmazdı. Ağabeyimin dikkatini çekmiş olurdum. Evet dersem de Cihangir ile aynı ortamda olmak durumunda kalırdım. Bir tarafta ağabeyim bir tarafta Cihangir... Her türlü yanmışım demekti. Kötü ve kötünün kötüsüyle mücadelem demekti. Ne olursa olsun ağabeyimin dikkatini çekmek istemiyordum. Bir şekilde Cihangir'den kurtulmalıydım. Bunun için her fırsatı denemeliydim. Bunu bile bir fırsat olarak görmeliydim. Ufak bir tebessüm edip cevabı geciktirmedim.
"Sen nasıl istersen ağabey. Misafirimiz içinde uygunsa şimdi gidebiliriz. Ben hemen hazır olurum."
"Benim için uygundur. Burada seni bekliyorum. Yardımın için teşekkür ederim Zenan."
Cihangir'i taklit edip onun tarzıyla gülümsedim.
"Rica ederim."deyip ayaklandım.
Hızlı adımlarla odama geçtim. Öfkeden bağırmamak için kendimi zor tuttum. Sakinleşmek için birkaç saniye bekledim. Derin derin nefes alıp verdim. Kendime güç vermek istedim.
"Sakin olmak zorundayım. Sakin olmaktan başka bir çarem yok. Yoksa her şeyi mahvederim." deyip odanın içindeki banyoya geçtim. Yüzümü bol suyla yıkadım. Aynadaki yansımama bakıp kendime çeki düzen verdim. Saçıma şekil verip hafif makyaj yaptım. Hasta gibi görünen yüzüme canlılık kazandırdım. Daha fazla vakit kaybetmeden aşağı indim. Cihangir'i hazır bir halde beni beklerken buldum. Hiçbir şey demeden onunla beraber dışarı çıktım.
"Benim arabamla gidebiliriz."
"Fark etmez." deyip omuz silktim. O aracına yönlenirken sessizce onu takip ettim. Arabaya bindiğimizde zor anların içine çekildim. Evden uzaklaştığımızdan emin olunca, öfke oklarımı ona çevirdim.
"Saçmalıyorsun Cihangir. Bu ortaklık ne sana fayda getirir ne de bana... Lütfen aklını başına topla. En mantıklısını yapıp çekip git."
Gözünü yoldan ayırmadan cevap verdi.
"Boşuna çabalıyorsun. Kararımı çoktan verdim. İyi bir iş adamının yapacağını yaparak iyi bir işe imza attım. Yani beni vazgeçiremezsin Zenan."
"Bula bula Civan'ı mı buldun?"
"Yurtdışında evet. Ondan başka seçeneğim yoktu."
Cevapları alay eder gibiydi. Katlanmak sabır işiydi. Önüme dönüp camı açtım. Temiz havayla temas etmek istedim. Öfkem, gerginliğim ve stresim azalmak yerine arttı. Sabrımı zorladı. Belli bir dakikadan sonra sessiz kalmak mümkün olmadı. Aksine konuşma isteğim arttı. Dudaklarımı hızla araladım.
"Sana inanmıyorum Cihangir. Beni zora sokmak için yapıyorsun. Aklında ne var bilmiyorum. Tek bildiğim şey benimle ilgili bir şey planladığın. Bunun da pek iyi bir şey olmadığı... Hadi itiraf et. Sen değil misin doğruluk abidesi olan? Yanlışa katlanamayan biri olan... Hadi şimdi de itiraf et."
Işığı fırsat bilip hızla bana döndü. Gözlerini gözlerime dikti. Yüzündeki tebessüm dikkatimi çekerken gür sesini duydum.
"Ne sanıyorsun sen Zenan? Tüm dünyanın senin etrafında döndüğünü falan mı? Yoksa o geceden bir anlam mı çıkarıyorsun? Eğer böyle bir şey düşünüyorsan büyük bir yanılgıdasın. O gece, hiçbir duygusal anlam içermeyen sarhoşluk zırvasıyla dolu bir geceydi. Yaşanmaması gereken saçmalıktı. Benim gözümde hiçbir önemi olmadı. Olamaz da... Bu yüzden, asla bundan bir anlam çıkarıp saçma sapan düşüncelere kapılma."
Her bir kelimede ayrı acılara kapıldım. Sözlerle nasıl yaralanırmış anbean yaşadım. Sinirden ağlayacak duruma geldim. Boğazım düğümlendi. Acım zirveye tırmandı. Aslında tüm bunlar beklediğim bir şeydi. Yaptıklarımın karşılığıydı. Canını yaktığım insanlara karşı, hak ettiğim mutsuzluktu. Ama yine de kadınlık gururumun ayaklar altına alınması acı vericiydi. Gördüğüm muamele de hem kendimden hem de Cihangir'den nefret etme sebebimdi. İçimdekilere zıt, zoraki bir kahkaha attım. Sandım ki acımı gizleyebilirim. O herkesin nefret ettiği Zenan'a dönebilirim. İçimdeki isteğe ayak uydurdum. Tüm kalbimle benden nefret etsin istedim. Beni görmeye bile tahammül edemesin istedim. Bu istekle konuştum.
"Hayırdır Cihangir? Bir geceden anlam çıkarmak isteyen sen misin? Yoksa ben mi? Ben o geceyi sabahında yok saydım. Tarihin karanlık sayfaları arasında hatırlanmamak üzere rafa kaldırdım. Tıpkı hiç yaşanmamış gibi seni hiç tanımamışım gibi yaptım. Hem sen kimsin ki? Hangi hakla bu cüreti buluyorsun? Konuşmamı o saçma sapan şeye bağlıyorsun. Ben sana birkaç beden büyük gelirim. Taşıyamazsın."
Yüzündeki tebessüm hızla silindi. Yüzündeki damarlar belirginleşirken ani bir öfkeye sürüklendi. İstediğimi almanın hevesiyle zoraki gülümsedim. Başarmıştım. Cihangir'i sinirlendirme amacına ulaşmıştım. Ama yetmezdi. Daha fazlasını yapmalıydım. Öyle şeyler yapmalıydım ki... Kaçarcasına burayı terk etsin. Bir daha buraya gelmeyi aklının ucundan dahi geçirmesin.
"Hadi diyelim oldu ya ağabeyim bazı şeyler duydu. O saçmalığı öğrendi. O zaman kaçacak yer ararsın Cihangir. Onun öfkesinden de azabından da kurtulamazsın. Hem yalan söylediğin için hem de onu aptal yerine koyduğun için canını okur. Demedi deme."
Arabayı hızla bir kenara çekti. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan öfkesini konuşturdu.
"Beni geç Zenan! Kendine odaklan. Ya Civan senin olayları duyarsa... Az şey yapmadın. Düşün bir! Neler neler duyacak? Öz kuzenine yaptıklarını, iki kardeşi birbirine düşürüşünü ve hatta ve hatta canından vazgeçişini.... Benim yaptığım şey mi sinirlendirir onu? Yoksa canından çok sevdiği kardeşinin yaptıkları mı? Düşünmeden tehdit savurma. Beni de yapmak istemeyeceğim şeylere maruz bırakma."
Bu sefer, darbeyi olan taraf ben oldum. Onu yıkmak isterken yıkıldım. Onu yenmek isterken yenildim. İçten içe sarsıldım. Dibe çöktüm. Çıkmazın içinde oradan oraya savruldum. Tükenen gücümle onun karşısında öylece kalakaldım. Ne haykırabildim ne de bir harekette bulunabildim. Sessizce onun gözlerinde bitik düştüm.
"Engelim olursan engelin olurum. Bunu gerçekten yaparım. Özel meselelerini geçtim. Zaten onu anlatmak bana düşmez. Ama canına kıymak isteyişini anlatırım. Önceden yapmadığımı senin tek bir hamlende yaparım.Tercih senin Zenan. Savaş mı yoksa barış mı?"
"Sen kötü biri olamazsın Cihangir.Ben olurum. Ama sen olamazsın. Bir kere sana yakışmaz. Üzerinde durmaz. Bunu biliyorsun değil mi?"
"Ne o şimdi de vicdanıma mı oynamak istiyorsun?"
"Hayır! Sadece olmadığın biri gibi davranma diyorum. Kötülüğe bulaşma diyorum. Kendimden geçtim. Ben zaten umutsuz vakayım. Ama sen gelecek kurabilirsin. Mutlu olabilirsin. Benimle aynı ortamda olmak sana zarar getirir. Bunu bir tehdit olarak görme. Bir tavsiye olarak düşün. Kaç kurtar kendini Cihangir. Benim karanlığımından ve kötülüğün kendini kurtar. Sana bulaşmasına izin verme." deyip kapıya uzandım. İnmeden önce tekrar konuştum.
"Şirketin yerini biliyorsundur. Ben oradakilere ismini veririm. Sana gereken belgeyi verirler."
"Sen nereye..."
Devamını beklemeden araçtan indim. Olabildiğince ondan kaçmak istedim.
Hızlı adımlarla caddedeki kalabalığa karıştım. Kalabalığın içinde bir yabancı kaldım. Bu ülkeye, aileme, Cihangir'e ve önemlisi kendime yabancı kaldım. Adeta bir arayışa düştüm. Ne yapacaktım? Nasıl kurtulacaktım? Birçok soruyla baş başa kaldım. Çoğu cevapsız kaldı. Ya da karamsar bir cevap aldı. Anladım ki bu da benim dünyadaki imtihanımdı. Ödediğim bedelimdi. Her gün bir korkuyla ve azapla yaşamak kaderimdi. Bunları yaşamaktan başka çarem yoktu.
Adımlarım aniden duraksarken etrafa baktım. Her taraf dönüyordu. İnsanlar sanki üzerime geliyordu. Gözlerimi kapatıp açtım. Ama düzelmedi. Dengem tamamen ortadan kayboldu. Gözlerim karardı. Dayanacak gücüm kalmadı. Düşmeden önce hatırladığım tek şey bir çığlık sesi oldu.
-Bölüm Sonu-
Bölüm nasıldı?
Yorumlarınızı merakla bekliyorum. Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur. Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın ❤️🤗