İçeriğe geç

NİHÂN

Bölüm 2 · 10 dk okuma

NİHÂN

Bölüm 2

1-MECRUH

Ve ilk bölüm gelir🤗 Umarım güzel bir bölüm olmuştur. Yorumlarınızı merakla bekliyorum 💜

Buraya hikâyeye başlama tarihini yazar mısınız? Anı olarak burada kalsın istiyorum.

Neyse lafı fazla uzatmadan sizi bölümle baş başa bırakıyorum.

***************************

Zifiri karanlık.... Derin bir sessizlik... Ve bunları keskinleştiren buz gibi bir hava... Hayatımın birer özeti gibiydi. Geçmişim, bugünüm ve geleceğim, hepsi karanlıktan ibaretti. Sanki içimde ne var ne yok karanlığa gömülmüştü. İyi olan anılar bile tarihe karışmıştı. Silinecek duruma düşmüştü. Hayat , geriye susmayı görev edinmiş bir Zenan bırakmıştı. Geçmişe susan, bugüne susan ve geleceğe susan bir Zenan... Bu durum tek gerçeğim haline gelmişti. Hem başka çarem mi kalmıştı? Ne diye konuşacaktım ki? Dibe giden hayatımı mı? Üzdüğüm insanları mı? Çektiğim vicdan azabını mı? Yoksa Cihangir ile aramda geçenleri mi? Hangi birini konuşacak güçteydim ki? Hepsi birbirinden zordu. Ve ben bu zorluğu geçemeyecek kadar güçsüzdüm. Umutsuzdum. Korkaktım. Tek istediğim bir an önce ölüme gitmekti. İçimdeki azaba böyle son vermekti. Belki de son sığınağım da kurtuluşum da buydu. Ölüp gitmekti. Denediğim ama başaramadığım bir serüvendi. Belki de Cihangir olmasaydı şu an hayatta olmayacaktım. Ama olan olmuştu. Ne olursa olsun hayatta kalmıştım. Bu yüzden aynı şeyi tekrarlamayacaktım. Ailem için kendime zarar vermeyecektim. Sadece bekleyecektim.

Düşünceler içime işlerken gözlerimi kapattım. Şiddetli rüzgara karşı çıkmadım. İnadına savunmasız kaldım. Buz tutmuş hislerimi aynı soğukluktaki rüzgarla işkence çektirmek istedim. Dibine kadar titredim. Ama geri çekilmedim. Ne gözleri açtım ne de hareket ettim. O an, üzerime bir şeyin örtüldüğünü hissettim. Çok geçmeden ağabeyimin sesini duydum.

"Üşüteceksin. Bu havada incecik kıyafetlerle çıkmışsın."

Gözlerimi hızla açtım. Ona doğru döndüğümde tekrar sesini duydum.

"Hasta olmaya can atıyor gibisin."

Anlık gülümsedim. Dikkatle ağabeyimin yüzüne baktım. Sıra gözlerine geldiğinde duraksadım. Ne yapacağımı bilemedim. Suçluluk duygusu altında ezildim. Karşısında hükümlü hissettim. Ama o bunlardan habersiz, bana gülümsedi. Saçımı okşayıp, çocukken yaptığını tekrarladı. Yanağımı sıktı. Anında elini hızla geri çekti.

"Buz gibisin Zenan. Daha fazla burada durursan gerçekten hastalanacaksın. Hadi içeri giriyoruz."

"Ama..."

"Aması maması yok. Derhal içeri giriyoruz." deyip kolumdan tuttu. Hızla içeriye götürüp balkonun kapısını kapattı.

"Hem yengen çay koydu. Bizi bekliyor. Sıcak sıcak içer. Kendine gelirsin."

Israr etmeme fırsat vermedi. Koluma girip aşağı inene kadar bana eşlik etti. Aşağı indiğimde bambaşka bir atmosferle karşılandım. Kahkaha sesleri, çocuk sesleri ve sıcacık bir ortam, üzerimde ters bir etki yaptı. Dibine kadar yabancı olduğum ortama uzaktan baktım. Gözlerim baştan aşağı salonda gezindi. Bebeklerden biri yengemin diğeri ağabeyimin kucağındaydı. Eslem kıskançlıkla bir annesine bir babasına koşuyordu. İkisinin de ilgisini üzerine çekmek istiyordu. Ona bakarken kendimi görüyordum. Küçüklük halimi, ağabeyimi kıskandığım halleri görüyordum. İstemsizce gülümsedim. Ama bu uzun sürmedi. Düşündüğüm ihtimal hızla tebessümümü sildi. Asla böyle bir aileye sahip olamayacaktım.

Üç çocuklu bir aile hayatı, benim için imkansızdı. Hak etmediğim bir mutluluktu. Ben ne böyle mutlu olabildim ne de böyle bir yaşantıya sahip olabilirdim. Onca yaşanmışlık ve çektiğim azap, buna izin vermezdi. Hem böyle mutlu olsam adaletsizlik olmaz mıydı? Hayatını mahvettiğim insanlara haksızlık olmaz mıydı? İlahi adalet yerini bulmalıydı. Herkesin hayatını mahveden ben, acılı bir sona mahkum olmalıydım. Tam da hak ettiğim gibi...

"Hala..."

Bacağımı sarılan Eslem, beni gerçekliğe döndürdü. Onun boyuna göre eğilip gülümsedim.

"Cadı..."

Kaşlarını çatıp hırçın bir sesle cevap verdi.

"Ya ben cadı değilim ki... Cadılar çirkin olur. Ben çirkin değilim."dediğinde ağabeyim ve yengem güldü. Eslem, küskünce kollarını birbirine kavuşturdu. Babasına dönüp sinirle konuştu.

"Baba ben cadı mıyım?"

"Hayır kızım. Halan şaka yapıyor. Değil mi Zenan?" dediğinde Eslem'e döndüm. Göz kırpıp usulca konuştum.

"Sana bir sır vereyim mi?"

Eslem heyecanla bağırdı.

"Ver ver! Galiba ben biliyorum.

Sevgilin mi var? Aşkın mı var? Onu mu söyleyeceksin?"

Sözler karşısında gözlerimi irice açtım. Eslem'in patavatsızlığına diyecek bir söz bulamazken ağabeyimin öksürük kriziyle iyice gerildim. Ama Eslem susmak bilmedi.

"Sevgilinin adı ne? Yakışıklı mı? Söylesene hala."

"Evlenecek misin aşkınla?"

Ben dudaklarımı aralayamadan ağabeyim keskin sesini duyurdu.

"Eslem! Halanı bunaltma kızım. Hadi gel yanıma."

"Ama baba halam bana sır verecekti."

"Bende daha iyi sırlar var." dediğinde Eslem hızla babasına doğru koştu. O an rahat bir nefes aldım. Ayağa kalkıp onların yanına geçtim. Yengemin yanına oturdum. Oturur oturmaz bebeği kucağıma tutuşturdu.

"Biraz sende dursun. Hem elin alışsın."

Gözlerim kucağımdaki küçük canlıya kaydı. Ben ona nasıl bakıyorsam aynı şekilde bana bakıyordu. Dikkatli ve meraklı bir şekilde gözlerimin içine bakıyordu. Sanki bir yabancı bakıyormuş gibi hissettiriyordu. Böyle bakmakta haksız sayılmazdı. Sonuçta geldiğimden beri bebeklerden kaçmıştım. Onları kucağıma almaktan korkmuştum. Açıkçası günahlarımla masumluklarını kirletmekten çekinmiştim. Şimdi anlıyorum ki ne kadar kaçsam da başaramamıştım.

"Umut..."

Ellerinden tutup incitmemeye özen göstererek okşadım. Karşısında güçlü duygularla cebelleştim. Korku, telaş, endişe ve heyecan... Bebeğin bende bıraktığı etki bir his karmaşası oldu.

"Biraz daha sık tut. Kendine yakınlaştır."

Denileni yaptım. Bebeğin kendine has kokusu, etrafımı sardı. İstemsizce kokuyu içime çektim. Sanki temizliği ve masumluğu kokluyor gibi hissettim. Kendime engel olamayıp konuştum.

"Çok güzel kokuyor."

"Çocuklarımın kokusunu parfümün kokusuna tercih ederim. Onları kokladığımda o kadar huzurlu hissediyorum ki... Annelik işte. Sıkı bir bağ oluşuyor." diyip gülümsedi. Sözlerine sessiz kaldım. Ama o yine de konuştu.

"Kucağına ne kadar güzel yakıştı. Darısı senin başına Zenan. İnşallah kendi bebeğini de böyle kucağına alırsın."

Duyduğum sözler heyecandan ne yapacağımı şaşırttı. Umut'u yengemin kucağına verip kendimden uzaklaştırdım. Hızla savunma yaptım.

"İyi düşüncelerin için sağ ol yenge. Ama ben böyle şeyler düşünmüyorum. Geleceğe dair hiç böyle bir planım yok."

Sözlerim yalnız yengemi değil ağabeyimi de şaşırttı. İkisi de aynı şaşkınlıkla bana baktı. İlk sözler yengemden geldi.

"Ne demek böyle bir şey düşünmüyorsun? Çocuğun olmasını istemiyor musun?"

Ağabeyim de sözleriyle ona destek verdi.

"Hayırdır Zenan? Geleceğe karşı neden bu kadar karamsarsın?"

Umursamazca omuz silktim. Gözlerimi kaçırıp usulca dudaklarımı araladım.

"Herkesin evlenip çocuk yapmak gibi bir zorunluluğu mu var? Açıkça söylüyorum. Benim böyle bir niyetim yok. Ne evlenmek istiyorum ne de çocuk yapmak istiyorum."

"Yaşlandığında ne olacak? Dur tahmin edeyim. Kedilerin olacak. Onlar beraber geçinip gideceksin. Değil mi?" diyen ağabeyime gülümsedim.

"Neden olmasın? Güzel fikir bence. Ama ölmeyi beklemek daha da mantıklı. Kedilerimle beraber yaşlanarak ölmeyi beklerim. Mis gibi bir gelecek planı..."

Ağabeyime baktığımda onda aynı tepkiyi bulamadım. Şaşkın ve hafiften öfkeli bir bakış yakaladım. Göz göze gelmemiz, tepkisini daha netleştirdi.

"Saçmalıyorsun kardeşim. Ya da beni sinirlendirmek istiyorsun. Böyle saçma gelecek planı mı olur? Ben kardeşimin düğününü göremeyecek miyim? Anne olduğunu da mı göremeyeceğim? Tüm güzel şeylerden kaçacaksın öyle mi?"

"Ciddi değildir Civan. Böyle karamsar bir plan mı olur?" deyip gülümseyen yengeme ayak uydurdum. Daha fazla dikkatleri üzerime çekmek istemedim. Gerçeğimden kaçarak sahteliğe büründüm. Gülümseyerek ağabeyime döndüm.

"Şaka yapıyordum. Hemen ciddiye aldınız. Merak etme. Başına kalmayacağım ağabey. Kendime göre birini bulup evleneceğim."

"Bir an ciddisin sandım. Öyle soğukkanlı konuşuyordun ki... Senin için endişelendim. Hayata küstüğünü düşündüm." dediğinde ona doğru yaklaşıp başımı omzuna yasladım. Ona güven vermek istedim.

"Benim için endişelenme. Her şey yolunda merak etme."

"Öyle diyorsan öyledir. Yeter ki mutlu ol. Geleceğe karşı umutlu ol. Hayatının ne getireceği belli olmaz. Mesela Efsun! Kız hayatında o kadar olumsuz şeyler yaşadı ki... Annesini kaybetti. Babasının sevgisinden oldu. Aile hayatından mahrum kaldı. Ama hak ettiği mutluluğa kavuşmasını bildi. Annemden duydum. Güzel bir evliliği varmış. Tam istediği gibi geniş bir ailesi de varmış. Onun adına çok mutluyum. Aynı mutluluğu gelecekte senin içinde yaşayacağım. Sen de hayalin ne varsa gerçekleştireceksin. Kuzenimiz gibi mutlu olacaksın."

Sözleri bir hançer gibi yüreğimi dağladı. Vicdanımı sızlattı. O an yanı başında ağlayacak duruma geldim. Yaptıklarımın ağırlığıyla tükendim. Zar zor dudaklarımı araladım.

"Hep mutlu olsun. Mutlu olmayı en çok o hak ediyor."

Ben hariç hepsi mutlu olmayı hak ediyordu. Efsun, Azat, Doğu ve Cihangir... Onlara bir hayat borçluydum. Ve mutlu olmaları için elimden ne geliyorsa yapmaya hazırdım. Zaten çoktan kendimden geçmiştim. Ama ne olursa olsun çıkardığım hasarı tamir etmek istiyordum. Ne yazık ki bu durumun olanları değiştirmeyeceğini biliyordum. Ben bir katildim. Onların umudunun, hayalinin ve güvenin katiliydim. Hiçbir şey bunu değiştirmeyecekti. Ne onlar beni affedecekti ne çektiğim azap son bulacaktı.

" Efsun demişken eskiyi özledim. Eskiden ne güzeldi. Hep beraberdik. Efsun hafta sonları kalmaya bize gelirdi. Çok güzel vakitler geçirirdik. Özellikle ikiniz birbirinizden asla ayrılmazdınız. O zamanların kankasıydınız." deyip gülümsedi. Bunu yaparken bana ne kadar acı çektirdiğini fark etmedi. Eskiyi konuşmak benim cehennemimdi. Acı içinde acı çekmem demekti. Ama o bundan habersizdi.

"Bence bir buluşma ayarlayalım. Efsun ve eşini bize davet edelim. Hem eskiyi yâd edersiniz. Hem de özlem giderirsiniz."

Yengemin sözleri, ağabeyimi heyecanlandırdı. Bu heyecan sesine yansıdı.

"Harika olur. Ben yarın Efsun'u bir arayım. Ya da sen ara Zenan. Onları bize davet et."

Başımı ağabeyimin omzundan hızla kaldırdım. Hızla atan kalbimi yok sayıp telaşla ağabeyime baktım. Onun gözlerinde bu isteğin gücüyle karşılaştım. Parıldayan gözlere karşı mecbur kaldığım davranışı gerçekleştirdim. Başımı hızla iki yana salladım. Gözlerimi kaçırdım.

"Olmaz!"

"Ne? Neden?"

Ona gerçeği nasıl söyleyebilirdim ki? Hayatını mahvettiğim insanları dalga geçermiş gibi buraya çağırmak onları en büyük hakaretti. Hem onlara hem de bana azaptı. Ne ben kaldırabilirdim bunun ağırlığını ne de onlar... Ben onlar için yoktum. Artık olması gereken de buydu.

"Zenan...."

Ağabeyimin uyarıcı sesiyle, bir yalana koştum.

"Çünkü Efsun ile daha yeni konuştum. Bu aralar başka planları var. Günleri yoğun geçiyor. Bu yüzden başka zaman yapalım. Hatta ben ne zaman uygun olurlarsa sana söyleyeyim. Sen boşu boşuna onları rahatsız etme. Olur mu?"

"Madem öyle diyorsun. Dediğini yapalım bakalım. Başka zamana inşallah."

Kısa süreli bir sessizlik yaşanırken istemsizce rahatladım. Bir şekilde kurtulmuştum. Ama bu yarını ondan sonraki günleri garantilemiyordu. Sonuçta bir sürü hatam vardı. Her biriyle başım ayrı dertteydi. Yalanlarımın beni ne zamana kadar koruyacağı bilinmezdi. Her an açık verebilirdim. Kısacası hayatım ördüğüm yalanlardan ve tehlike yollardan ibaretti. Sonu her türlü ihtimalle bitebilirdi. Bu düşüncelerle çayımdan bir yudum aldım. Arkama yaslanıp daha çok düşünmeye başladım. Kalabalığın için bağımlısı olduğum yalnızlığı yaşadım. Düşüncelerimle bir başıma kaldım. Bir çıkmazın içinde kıvrandım. Burada daha kötü olacağımı hissedince hızla ayaklandım. Ama ani bir baş dönmesiyle duraksadım. Duvardan tutunup derin derin nefes aldım. Düşüp bayılmamak için tüm gücümü korudum. Ağabeyim hemen yanıma koştu. Kolumdan tuttu.

"İyi misin?"

"İyiyim. Bir anda kalkınca başım döndü."

"Dün de böyle oldun. Az yiyorsun. Sonra da zayıf düşüyorsun."

"Odaya çıkıp dinlenirsem kendime gelirim."

"Eşlik edeyim mi?" dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım. Adımlarımı daha sağlam atarak ilerledim. Odaya girer girmez yatağa kıvrıldım. Başımı ovalayıp kendime gelmeye çalıştım. Ama ağrı azalacağına keskinleşti. Sık sık yaşadığım durumu hatırlattı. Baş dönmesi, baş ağrısı ve halsizlik... Bu aralar peşimi bırakmayandı. Sanırım ağabeyim haklıydı. Bunların hepsi neredeyse hiçbir şey yemememe bağlıydı. Ne iştahım vardı ne de gücüm... Hayatla her anlamda bağımı koparmıştım. Sadece ot gibi yaşamaktaydım. Dümdüz ve sıradan... Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Birkaç saatliğine yarı ölü duruma düşüp ve tüm sıkıntılarımı bir kenara koymak istedim. Mücadelem, gözlerimin uykuya yenik düşmesiyle son buldu. Uyanışım ise bir zil sesiyle oldu. Gözlerimi zar zor açıp algılamaya çalıştım. Güneşe karşı yüzümü buruşturup yan tarafa döndüm. Telefona uzanıp saate baktım. Oflayıp söylendim.

"Sabah sabah kim bu?"

"Belki de hayal gördüm." deyip tekrar uyumaya hazırlandım. Fakat zil inadına yaparmış gibi tekrar çaldı. Duymazlıktan gelmek istedim. Gözlerimi sıkıca kapattım. Ama tekrar ve tekrar aynı sesi duydum. Susmak bilmeyen bir zil sesini... Benden başka kimsenin açmayacağını anlayınca ayağa kalktım. Ne durumda olduğumu umursamadan, yarı uykulu halde kapıya yaklaştım. Kapı deliğini bakmakla uğraşmadım. Hızla kapıyı açtım. Ve ummadığım bir anda ummadığım bir kişiyle karşılaştım. Rüya sandım. Hatta kabustayım sandım. Gerçek olmasını ihtimal bile vermedim. İmkansız görüntüye çekinerek baktım. Bu bir kabustu. Her zaman gördüğüm ve uyandığımda kurtulduğum bir kabus... Şimdi de öyle olacaktı. Gözlerimi kapatıp birkaç saniye bekledim. Hemen ardından umutla tekrar açtım. Boşlukla karşılaşacağıma yine onu buldum. Gerçekten de buradaydı. Kaçındığım adam karşımdaydı. İdrak ettiğim gerçek, kalbimi korkuyla çevirdi. Adeta nefesimi kesti. Hızla tüm gücümü tüketti. Beni onun karşısında savunmasız bıraktı. Kendimi bir anda onun adını fısıldarken buldum.

"C-Cihangir..."

Tek bir isimde birçok gerçekle temas ettim. Ağırlığıyla sarsıldım. Göz göze geldiğimizde kalbim durma noktasına geldi. O an, anladım ki bitti sandığım her şey daha yeni başlıyordu. Asıl cehennemim şimdi başlıyordu.

-Bölüm Sonu-

*******************************

Bölüm nasıldı?

İlk bölüm izlenimleriniz nasıl? Merakla bekliyorum. Biliyorum bölüm kısa oldu. Ama ilk bölüm olmasına verin. Bu bölümü isteyen o kadar kişi vardı ki kıramadım. Bir sürpriz yaparak yazmak istedim. Bakalım tepkiler nasıl olacak? Ona göre yeni bölümü konuşuruz🤗

Bölüm sonu

6 yorum