İki aile, bir yemek ve ortaya çıkan sonuçlar... Akşamın karşılığı niteliğindeydi. Hâlâ olayın etkisindeydim. Duygularım yoğun, aklım karmakarışıktı. Ne düşüneceğim konusunda kararsızdım. İçimi kemiren bir şüphe vardı. Emin olmadığım noktalar vardı. Herkes, yavaş yavaş kapıya yönlenirken olduğum yerde duraksadım. Olup biteni algılamakta zorlandım. Ne yani bitmiş miydi? Sorun çıkmadan halletmiş miydik? Bu benim için o kadar garipti ki... Bir sorun çıkacak diye pusuda beklemiş, gergince yemeğimi yemiştim. Ama ne Cihangir'in tarafından ne de benim tarafımdan bir sıkıntı çıkmıştı. Ağabeyim Cihangir ile sohbet etmiş, kayınvalidem anneme samimiyet göstermişti. Alışık olmadığımdan garipsemiştim. Cevabını bilemediğim sorularla çevrilmiştim. Bu yaşananlar gerçek olabilir miydi? Kayınvalidem meleğe dönmüş olabilir miydi? Ya da bir anda her şey değişmiş olabilir miydi? Hâlâ olayın şaşkınlığını yaşarken, dünürler neşeyle son sohbetini gerçekleştirmişti.
"Bir akşam bize de bekleriz."
"İnşallah. Biz de yine bekleriz."
"Ellerinize sağlık. Her şey çok güzeldi."
"Afiyet olsun."
"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar."
Öyle bir görüntü vardı ki görenler kırk yıllık bir dostluk var sanırdı. Her şey hoştu. Güzeldi ama içime sinmeyen bir şey vardı. Bu yüzden, hemen evden çıkmak istemedim. Olayları hazmetmeye çalıştım. Oyalanır gibi yapıp onların tamamen çıkmasını bekledim. Biz bize kalınca annemin elinden sıkıca tuttum. Bulduğum ilk odaya çektim. Gözlerinin içine baktım. Gerçekten ne hissettiğini görebilmek istedim. Beni gerçekten affetmiş miydi? Yoksa bütün bunlar ağabeyimin zorlaması mıydı? Bilmek istedim. Bu sırada, ihtimallerle çevrildim. Kalbimi korku, dilimi heyecan sardı.
"A-Annem... "
Zar zor devam ettim.
"Sen beni gerçekten affettin mi?" diye sordum. Kötü bir cevap almaktan delicesine korktum. Soruma karşı gülümsedi. Korkumu hafifletti.
"Hangi anne evladından vazgeçer? Hata yaptın. Ama kabulümsün kızım. Benim isteğim, senin mutlu olman. Torunumu sağ salim doğurman."
Önce saçımı okşadı. Sonra iki yanağımdan da öptü.
"Mutlu bir yuvan olsun istiyorum. Gerçekten çok mutlu ol istiyorum."
Dayanamadım. Küçük bir kız çocuğu gibi hissettim. Annemin kolları arasına sığınmak istedim. Sıkıca ona sarıldım. Anne kokusuyla kavuştum. Özlemimi gidermeye çalıştım.
"Seni çok seviyorum anne. Çok ama çok seviyorum."
"Ben de seni çok seviyorum kızım."
Kendimden emin bir şekilde, dudaklarımı araladım.
"Yaptıklarım yüzünden çok pişmanım. Ama söz veriyorum. Telafi etmek için ne gerekiyorsa yapacağım. Kötü günleri unutturacağım. Bundan sonra hayırlı bir evlat olacağım."
Hüzünlü bir gülüş sergiledi.
"Önceden hatan olsa kabul etmezdin. Ne dersem dikine giderdin. Geride ne olmuş umursamazdın." dediğinde pişmanlıkla onay verdim.
"Değişmek istiyorum anne. Değişmek için çabalıyorum. Artık insanların kalbini kırmak istemiyorum. Kötü biri olarak anılmak istemiyorum. Her neye sebep olduysam telafi etmek istiyorum."
Konuştukça rahatladığımı hissettim. Hızla devam ettim.
"İyi bir anne olmak istiyorum. Ama ne kadar becerebilirim ? Bilmiyorum."
"Yeter ki iste kızım. Yeter ki çabala. Ne kadar istekli olursan, o kadar başarılı olacaksın. İstediğine ulaşacaksın."
Yavaşça kolları arasından ayrıldım. Gözlerinin içine baktım. İçtenlikle gülümsedi. Elini karnıma götürdü. Şefkatle okşadı.
"Biliyorum korkuyorsun. Bebek gözünü korkutuyor."
"Çok korkuyorum. Ona yetememekten korkuyorum." diye cevap verdim. Annem aynı şefkatle saçımı okşadı.
" Korkman normal. İlk defa anne olacaksın. Bir bebeğin bakımını üstleneceksin. Onunla beraber sen de büyüyeceksin. Ben de ilk hamileliğimde çok korkmuştum. Zaten kendim de küçüktüm. Civan ile büyüdüm. Yeri geldi korktum yeri geldi üzüldüm. Ama en çok mutlu olmayı bildim. Evlatlarımın bir gülüşü buna yetti."
"Benim seni mutlu etmediğim kesin. Ağabeyimin yanında bir hiç kalırım."
"Artık üzme kendini. Karnındakini düşün. Onun için güçlü dur.Ağabeyin benim için neyse sen de osun. Sen de benim canımsın ciğerimsin." diye uyardı.Bir anda gözleri doldu. Sözlerine zar zor devam etti.
" Allah var. Çok istedim. Her şey gönlümce olsun. Seni öyle gelin yapayım istedim. Ama hayat bu! Böyle bir şeyi karşıma çıkardı. Çok üzüldüm. Çok kızdım. Küssem yeridir dedim. Ama dayanamadım. Senden de torunumdan da vazgeçemedim."
Hüzünle baş onayı verdim.
"İyi ki varsın annem. İyi ki yanımdasın."
Tekrar kolları arasına aldı. Öpüp kokladı.
"Beni iyi dinle kızım. Söylediklerimi hiçbir zaman unutma."
Sessizce konuşmasını bekledim. O da sözlerine hızla devam etti.
"Evlilikte sıkıntılar çıkabilir. İstemediğin şeyler yaşayabilirsin. Bir şey olursa bana geleceksin. Bana anlatacaksın. Arkanda annenin olduğunu bileceksin. Ben her zaman buradayım. Ne zaman ihtiyacın olursa yanındayım. Sakın utanma. Çekinme. Gerekirse torunuma da sana da ben bakarım."
"Böyle konuşma anne. Her şey yolunda. Cihangir ile gayet mutluyum."
"Ben diyeceğimi diyeyim de... Bak teyzene sahip çıkamadım. Yüreğimde hâlâ onun acısını yaşarım." dediğinde ellerinden öptüm. Hüzünle gülümsedim.
"Cihangir çok iyi bir adam. İyi de bir baba olacak. İçin rahat olsun anne."
Usulca başını salladı.
"Kocanı fazla bekletme. Sonra yine konuşuruz."
"Tamam. Yine gelirim. Hep gelirim."
"Tamam kızım. Dediklerimi unutma."
Sessizce onay verdim. Onunla beraber odadan çıktım. Kapıya kadar geçirdi. Bahçede Cihangir ve ağabeyimi buldum. Hararetli bir şekilde konuştuklarını fark ettim. Benim geldiğimi görünce sustular. Gülümseyip onlara baktım. Son durağım, bu akşamın mimarı oldu.
"Her şey için teşekkür ederim ağabey. Bu akşam senin eserin." dedim. Heyecanıma karşılık verdi. Genişçe tebessüm etti.
"Ben bile bu kadar ılıman hava olmasına şaşırdım."
"Her şey yoluna girdi gibi..."
"Yine de erken konuşmayalım kardeşim."
Konuşmamıza Cihangir de katıldı.
"Artık evine dönebilirsin Civan. Malum ne zamandır buradasın. Ailen özlemiştir."
Ağabeyim Cihangir'e uzun uzun baktı. Sonrasında zorlama olduğu hissedilen bir kahkaha attı.
"Zaten sabaha biletim var. İngiltere'ye gidiyorum."
Cihangir, aniden keyiflendi. Gözlerinde parıltı, yüzünde kocaman bir tebessüm oluştu. Sesine de bu neşeyi yansıttı.
"Süper! En doğru karar Civan. Geç oldu ama güç olmadı."
Cihangir kadar mutlu kalamadım. Ne de olsa ağabeyimdi. Yarın İngiltere'ye dönecekti. Ve benim bundan yeni haberim oluyordu. Belki de onu aylarca görmeyecektim. Hormonların baskısıyla daha da duygulandım. Sıkıca ağabeyime sarıldım.
"Neden daha önce söylemedin?"
"Fırsat olmadı."
"Bilseydim. Daha çok vakit geçirirdik. Bu hiç olmadı."
"Sakin ol kardeşim. Zaten İngiltere defterini kapatıyorum."
Şaşkınca kolları arasından ayrıldım. Keyifle gülümseyen ağabeyime baktım.
"Bu ne demek oluyor?"
Ağabeyim, bakışlarını Cihangir'e çevirdi.
"Aslında size sürpriz yapacaktım. Ama kısmet olmadı. İngiltere'ye ailemi getirmek için gidiyorum."
Söylediklerini hazmetmek kolay olmadı. Cihangir ile birbirimize öylece bakakaldık. Ne yani temelli mi dönecekti? Her şeyi bırakıp buraya mı yerleşecekti? Zar zor toparlandım. Ama Cihangir şoku kolay kolay atlatamadı. Hayretin izlerini taşıdı. Tabii bu durum ağabeyimin işine yaradı.
"Cihangir'in devreler yandı. Tipe baksana." deyip alay etti. Cihangir, hayal kırıklığıyla dudaklarını araladı.
"Şaka yapıyorsun. Değil mi? Ciddi olamazsın."
Küçükte olsa bir umuda tutunmak istedi. Son çırpınışlarını sergiledi.
"İşin orada duruyor Civan. Yoğunluk desen bitmek bilmiyor. Oraya dönmelisin. Dönmekten başka çaren yok."
Ağabeyim, ona karşı umursamazca gülümsedi. Her an, şaka yaptım diyecek sandım. Ama yanıldığımı fark ettim. Ağabeyimin zorlu yapısıyla karşı karşıya kaldık.
"Sana şaka yapmak, en son tercih edeceğim şey Cihangir. Hem ben sözünün eriyimdir. Bunu unutmuş olamazsın."
"İşlerin ne olacak Civan? Alay etmeyi kes!"
"Beni bu kadar düşündüğünü bilmiyordum. Ama takılma. Ben yolumu bilirim."
Cihangir, öfkeyle sesini yükseltti.
"Bunu yapamazsın. Sırf bir inat uğruna aileni buraya taşıyamazsın."
"Size başından söylemiştim. Benden kolay kolay kurtulamazsınız. Size hâlâ güvenmiyorum. Özellikle de sana Cihangir... Zaten bu tepkinle şüphe duymakta haklı olduğumu gösterdin."
Araya girmeye çalıştım.
"Aileler arasını düzeltti. Biz de iyiyiz. Neden hâlâ güvenmiyorsun ki?"
"Size tek tek açıklama yapacak değilim. Gerekli gördüm ki kalıyorum."
Cihangir, onaylamazcasına başını iki yana salladı. Bir şey diyecek gibi oldu. Sonradan vazgeçti. Arabaya binip kapıyı sertçe kapattı. Ağabeyim onun ardından gülümsedi.
"Benden kolay kolay kurtulacağını sanıyordu. Ama başaramadı. Planları suya düştü."
Ne denir? Bilemedim. İkisinin arasında kaldım. Elini omzuma koyup gözlerimin içine baktı.
"Senin için buradayım kardeşim. Her şeyi senin için yapıyorum."
"Benim için bunları yapman gerekmiyor ağabey. Her şey için teşekkür ederim. Ama..."
Konuşmamı tamamlamama izin vermedi. Sesiyle benim sesimi bastırdı.
" Gerekiyor Zenan. Çünkü Cihangir'in ailesinin tavrını beğenmedim. Özellikle o yaşlı kadının sana bakışını hiç beğenmedim. Sözleri ve tavırları çelişkili... Hiç ama hiç hoşlanmadım."
Kahretsin ki çok dikkatliydi. Yine de durumu kurtarmaya çalıştım.
"Sana öyle gelmiş. Aramız gayet iyi."
"Bana hiç öyle gelmedi. O kadını hiç sevmedim. Onda bir şey var. Eğer bir zorluk yaşarsan ve seni üzecek olurlarsa hemen bana geliyorsun. Düşünmeden ilk araman gereken kişi, ben oluyorum. Anlaşıldı mı?"
"Abartıyorsun."
Tepkime karşı sesini yükseltti.
"Zenan! Anlaşıldı mı?"
Derin bir iç geçirdim. Usulca cevap verdim.
"Anlaşıldı."
"Güzel." deyip koluma girdi. Arabanın önüne kadar getirdi.
"Sonra konuşuruz."
"Tamam. Dönünce haber ver." deyip arabaya bindim. Cihangir, bu anı bekliyormuş gibi hemen arabayı çalıştırdı. Dikkatle yüzüne baktım. Öfkesinden kurtulmadığını gördüm. Ağabeyim yanındaymış gibi davranmaya devam etti. Ona uyup sessiz kaldım. Bir süre sonra dayanamayıp konuştu.
"Bekçi gibi başımızda dikilecek. Şuna bak! Asla gitmeye niyeti yok."
"Başında kabul etmiştik. Maalesef anlaşmamız buydu."
"Hemen ikna ederiz diye düşünmüştüm. Ama yok. Adam sırf bana sıkıntı çıksın diye yapıyor."
"Bir ara ben de bize inandı sandım. Ama yanılmışım. Ağabeyim bu! Kolay kolay ikna olmaz. Tabii bir de o keçi inadını unutmamak lazım." deyip çantamdan şeker çıkardım. Gülerek Cihangir'e uzattım.
"Tatlı her zaman iyi gelir. Bana güven. Sinirin yatışacak."
Şaşkınca duraksadı. Şekere baktı. Bağlantı kuramadı.
"Çilekli şeker..."
"Dene. Çok güzel. Çileğin enfes tadı geliyor. Ve tüm sinirin ortadan kalkıyor."
Gözlerini kısıp beni süzdü. Alayla konuştu.
"Çocuk gibi buna inanmamı mı bekliyorsun?"
"Denemeden bilemezsin." deyip şekerden bir tane de ben aldım. İştahla şekerin tadına vardım. Israrıma dayanamayıp gülümsedi. Elimdeki şekeri çekip aldı .
"Madem bu kadar ısrar ediyorsun. Bir deneyelim. Gerçekten bu kadar iyi mi? Görelim."
Merakla nasıl tepki vereceğini izledim. Benim aksime beğenmedi. Yüzünü hafifçe buruşturdu. Onaylamaz bir tavırla başını iki yana salladı.
"Hiç benlik değil. Bunun nesini beğeniyorsun?"
"Abartma Cihangir. O kadar da değil."
"Seviyorsan bir şey diyemem." deyip alayla bana takıldı. İnadına bir tane daha şeker yedim. Yedikçe yiyesim geldi. Tekrar bir tane daha alacakken Cihangir şekerimi benden kaçırdı.
"Cihangir! Şekerimi ver."
"Sakin ol şampiyon. Bu kadar yeterli. Zaten tadı da kötü. Midene dokunacak."
"İyi Cihangir! Buna da karış. Her şeye karış."
"İyiliğini düşünüyorum. Ama sen her zamanki gibi yanlış anlıyorsun." dediğinde hiçbir cevap vermedim. Bir süre sessiz kalıp etrafı izledim. Bu durum, tekrar kendimi şüphe çemberinde bulmama neden oldu. Sessiz kaldıkça düşündüm. Düşündükçe şüphelendim. Bir çıkmazın içinde debelendim. Sonunda pes edip dudaklarımı araladım.
"Bu arada, bizimkiler iyi anlaştı gibi... Çok garip değil mi? Yani bu samimiyet, beklediğimiz bir şey değildi."
"Evet! Ne yalan söyleyeyim, ben bile şaşırdım. Olması gereken buydu. Ama biz yine şaşırıyoruz. Diğerlerinin normali bize anormal geliyor." dediğinde ona hak verdim. Gerçekten de insanların normali bizim için anormal kaçıyordu. Gariplik silsilesine kapılıyorduk. Ne sabahımız ne de akşamımız birbirini tutuyordu.
"Güzel ama ilginç... Gerçekten çok ilginç. Özellikle annen... Sabahki hâlini düşününce bu akşama inanamıyorum."
Gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.
"Merak etme. Bu işi çözeceğim. Unuttum sanma."
Merakla ona döndüm.
"Ne yapacaksın?"
"Birazdan görürsün." deyip iyice merakta bıraktı. Eve dönene kadar, hiçbir şey söylemedi. Gizemli bir tavra bürünüp suskunluğa çekildi. Odamıza girecekken engelim oldu.
"Önce yapmamız gerekeni yapacağız."
"Bu saatte herkes uyumuştur Cihangir. Boş ver." deyip vazgeçirmeye çalıştım. Ama o da aynı taktiği benim üzerimde uyguladı. İnatçılığını gösterip salona doğru yönlendirdi. Bir olayı daha kaldıracak gücüm olmadığından, yolundan çevirmeye devam ettim.
"Yarın ne güne duruyor? Bu saatte ne yapacaksın?"
"Bu konu geçiştirilemez Zenan. Boşuna uğraşma." deyip inatla salona girdi. Gökçe'yi ve annesini, çay içerken bulduk. Her ne konuşuyorlarsa keyifleri yerindeydi. Her ikisi de gülümsemekte arada işi abartıp kahkaha atmaktaydı. Cihangir, yalancı bir öksürük sesi çıkardı. Varlığımızı bildirdi. Bizi fark ettiklerinde hızla toparlandılar. Neşelerinden hiçbir şey kaybetmeden gülmeye devam ettiler. Bu tavırları, benden çok Cihangir'e oldu. Annesi, heyecanla Cihangir'i yanına çağırdı.
"Gel oğlum. Çay içelim. En sevdiğin tatlı da var. "
"Çayı falan boş verelim anne. Daha önemli bir konu var."
"Ne oldu oğlum?"
Cihangir'in ciddiyetini görünce telaşlandı.
"Kötü bir şey mi oldu?"
"Oldu anne. Hem de hiç beklemediğim bir şey..."
"Korkutma. Ne oldu ? Söylesene."
"Bu sabah ne yaşandı?" dediğinde annesi bana baktı. Hem Gökçe'nin hem de onun korkusunu yakaladım. Bu ortamdan gitmek istedim.
"Cihangir, hiç gerek yok. Lütfen!"
"Gerek var Zenan. Bu konu, bugün burada konuşulacak."
Annesine ve kardeşine döndü. Onaylamaz bakışlarını üzerlerinde gezdirdi.
"Ben Zenan'ı size emanet ettim. Annem ve kardeşim varken, gözüm arkada kalmaz dedim. Onlara güvenebilirim dedim. Ama bunun bile çok görüleceğini bilemedim."
"Ne yapmışız biz oğlum? Söyle de bilelim."
Gökçe, telaşla konuşmaya çalıştı.
"Ağabey, sanırım bir yanlış anlaşılma olmuş."
"Öyle olduğunu pek sanmıyorum kardeşim."
Annesinin öfkeli sesi, her ikisinin sesini de gölgeledi.
"Ona mı inanacaksın ? Yoksa ailene mi inanacaksın?"
Gözümün içine baka baka, yalan söylüyorlardı. Ne annesi ne de kızı çekiniyordu. Salondan çıkacakken, Cihangir durdurdu. Hızla sesini yükseltti.
"Benim ailem yalnız siz değilsin. Zenan da benim ailem."
Sesini daha da yükseltti. Tüm oda onun sesiyle yankılandı.
"Bizi hâlâ kabullenemiyorsun anne. Torunun bile seni yumuşatmıyor. Her ne fikrin varsa boşuna çaba veriyorsun." deyip elimden sıkıca tuttu. Elimizi havaya kaldırıp onlara gösterdi.
"Zenan, hem benim karım hem de çocuğumun annesi... Bu iş, senin kabul etmeni çoktan geçti. Bu yüzden, iyice bak! Bu eller, hiçbir zaman birbirinden ayrılmayacak. En güzel andan en zor ana kadar, hep bir arada kalacak. Bunu asla unutma. Olur mu?"
Yaşlı kadın, halsizce arkasına yaslandı. Sanki bize baktıkça acı çekti. Ben de olayın etkisine kapıldım. Hayranlıkla Cihangir'e baktım. Bu adamı sevmekte haklı değil de neydim? Her zaman arkamdaydı. Tam da denildiği gibi sözünün eriydi. Buna hayran olmamak elde değildi.
"Yarın sabah, bu evden gideceğiz. Bizim için daha güzel bir yer bulacağız. Bu kadar misafirlik yeter."
"Yapma oğlum. Burası senin evin. Hiçbir yere gidemezsin."
"Olmaz anne! Karımı böyle bir ortamda bırakamam. İşe gittiğim vakit, her an onun üzgün olma endişesini taşıyamam. "
Uzun uzun, Cihangir'e baktım. Nasıl da savunuyordu? Nasıl da ince düşünüyordu? Sahiplenici tavrıyla, aklımı başımdan alıyordu. Kalbimi dengesizleştiriyordu. Hayranlıkla onu seyrederken, annesi bize doğru yaklaştı. Büyülü havayı bozdu. Yerini karanlığa bıraktı. İstemsizce ürperdim. Başka bir yöne baktım.
"Gitme Cihangir. Bunu bana yapma oğlum."
"Üzgünüm anne. Herkes için en iyisi bu olacak." dediğinde annesi sıkıca elinden tuttu. Bırakmaya niyeti olmadığını gösterdi.
"Lütfen anne! İşleri zorlaştırma."
"Bırakma beni oğlum. Dinlemeden yargılamadan çekip gitme. Annene bunu yapma."
Gözleri beni buldu. Nefret ve hüznün gücünü gördüm. Sanki bu güçle beni yıkıp geçmek istedi. Ustalıkla oyunculuk sergiledi.
"Ne anlattın ona? Ne yalanlar söyledin?"
Cihangir'e hemen hemen her şeyi anlatmamıştım ki... Daha Ebru'nun buraya geldiğini bile bilmiyordu. Eğer bilseydi işler daha da büyürdü. Ve buna rağmen bana bunları yapıyordu. Resmen bağırıyordu.
"Bana bağırmayın. Karşınızda düşmanınız yok."
Cihangir de sesini yükseltti.
"Anne! Böyle yapmaya devam edersen hemen şimdi çeker gideriz."
Cihangir, elini ondan kurtarmaya çalıştı. Sonunda annesinin ellerinden koptu.
"Gidelim Zenan." deyip kapıya yönlendi. Ona uyduğumda ardımızdan bir ses duyuldu.
"Ben senin annenim. Her zaman yanında olacak kişiyim. Ama o göründüğü gibi biri değil oğlum. Aç gözlerini. Gör gerçeği."
Cihangir duraksadı. Hüzünle arkasına baktı.
"Yanlış yapıyorsun anne. Bu yanlışa daha fazla ortak olmayacağım. Benden bu kadar!" deyip birkaç adım daha ilerledi. Tekrar bir ses duyuldu. Ama bu sefer acı dolu bir ses oldu.
'Özür dilerim. Bak kocaman kadınım. Sizden özür diliyorum. Gitmeyin."
Merakla ona baktım. Her şey o kadar hızlı gelişti ki... Yetişemedim. Elini kalbine götürüp zar zor nefes aldı. Yardım istemeye çalıştı. Gökçe, çığlık atıp annesine doğru koştu.
"Anne!"
Düşmeye yakın onu yakaladı. Cihangir de korkuyla annesine yetişti. Kolları arasına alıp koltuğa taşıdı. Yaşlı kadın, acı acı inledi. Evlatları endişeyle yardım etmeye çalıştı. O an, gördüğüm gerçekle kanım çekildi. Bu kadarını da yapmaz dedim. Ama gördüklerim, gerçeği bir tokat misali yüzüme çarptı. Resmen oyun oynuyordu. Çocukları endişelendikçe oyunun dozunu daha da artıyordu. Ne yazık ki bu durumu yalnız ben fark edebiliyordum. Ne kadar dişli bir düşmanım olduğunu görüyordum. Oğlu için yapmayacağı bir şey yoktu. Harcamayacağı durum yoktu. Böylelikle her şeyi yapabilirim sanıyordu. Ama beni tanımıyordu. Damarıma basılınca ne hâle geleceğimi bilmiyordu. Tek isteğim, bunun daha beter bir savaşa dönüşmemesiydi. Ya beni kabul edecekti ya da işleri zorlaştırmaya devam edecekti. Bunu zaman gösterecekti.
************
Alarmın sesi, odada yankılanırken zar zor gözlerimi açtım. Oturur vaziyete gelip arkama yaslandım. Dikkatle etrafa baktım. Bakış yönüm, koltuğa kayarken Cihangir'i bulamadım. Merakla seslendim. Ama yanıt alamadım. Ne bir ize ne de bir sese rastladım. Hiç istemesem de merakın etkisine kapıldım. Hızla yataktan kalktım. Üzerime bir hırka alıp odadan çıktım. İlerledikçe tanıdık sesler duydum. Sesleri takip edip mutfağın önüne kadar geldim. Aralık kapıdan onları seyrettim. Cihangir yumurtayı kırıyor, kardeşi çayı demliyor, annesi de yeşilliklerle uğraşıyordu. Bir yandan da sohbet ediyorlardı.
"Zenan'ın sevdiği bir şey var mı oğlum? Onu yapalım."
"Menemeni çok seviyor. Senin de menemenin çok güzel olur. Yaparsan enfes olur."
"Hemen yapıyorum." deyip buzdolabına yöneldi. Gökçe gülüp ağabeyini dürttü.
"Kıymetini bil ağabey. Tüm çalışanlara izin verip her şeyi kendi elleriyle hazırlıyor."
"Sanki hiç mutfağa girmiyorum kızım. Hem bugün önemli bir gün. Güzelce kahvaltımızı yapalım. Akşama da gelecek güzel haberin mutluluğunu paylaşalım." deyip Cihangir'e baktı. Cihangir annesine sarılıp yanağına küçük bir öpücük bıraktı. Yaşlı kadın, daha çok gülümsedi.
"Hep böyle olalım oğlum. Neşemiz daim olsun."
"Yine aynı şeyleri yaşamak istemiyorum anne. Bu durum en çok da senin elinde."
"Ben hatamı anladım. Özrümü de diledim. Bir daha aynı şey yaşanmayacak."
"Sana güvenmek istiyorum."
"Güvenin boşa çıkmayacak." deyip tekrar işine döndü. Şaşkınca olup biteni izledim. Hâlâ olanlara inanamıyordum. O olaydan sonra kayınvalidem ışık hızında değişmişti. Yalnız o değil Gökçe de değişmişti. Her ikisi de benden özür dilemişti. Hastalık olayı da işin bahanesi olmuştu. İşin içine bu durum girince elim kolum bağlanmıştı. Bu değişim, iyi hoştu. Ama içimde hep bir şüphe vardı. Ne olursa olsun güvenemiyordum. Güvenmek istiyordum. Ama başaramıyordum. Derin bir iç geçirip iyice onlara yaklaştım. Varlığımı fark ettiklerinde gülümsemeye çalıştım.
"Günaydın."
"Günaydın."
"Günaydın kızım." dediğinde sözlerindeki ve davranışlarındaki tutarsızlığı gördüm. Zerre samimiyet vermedi. Ama bunu belli etmedim. Aynı onun kullandığı taktiği kullandım. Samimi gözükmeye çalıştım.
"Yardım edilecek bir şey var mı?"
"Yok. Sen geç otur."
Cihangir'den de aynı itiraz geldi.
"Keyfine bak. Muhteşem üçlü her şeyi halleder." deyip göz kırptı. Tebessümle karşılık verdim. Sandalyeye geçip onları izledim. Kimi zaman sohbetlerine katıldım kimi zaman sıkıldım. Arada bir Cihangir'i onlardan çekip alasım geldi. Maalesef ki bu durum sadece düşüncemde kaldı. Sonunda her şey tamamlandı. Sabırsızca masaya geçtim. Önüme dizili olan yemeklere tek tek baktım. Sucuklu yumurta, patates kızartması ve menemen... En sevdiğim belliydi. Her zaman ilk tercihimdi. Ama nedense bugün yiyesim yoktu. Bunu Cihangir hazırlamış olsaydı yerdim. Hazırlayan kayınvalidem olunca isteksizdim. Çünkü hissettiğim bakış ve tavır bana gerekli cevabı veriyordu. Görünürde benim için hazırlamıştı. Ama isteyerek veya severek yapmadığı belliydi. Yumurtaya yönlenince Cihangir'in sesini duydum.
"Annemin menemeni çok güzel olur. Senin için yaptı."
Zoraki gülümsedim.
"Ellerinize sağlık." deyip kötü gelin olarak görünmemeyi tercih ettim. Yemeğin tadına baktım. Bu sırada ağzıma şeker tadı geldi. İdrak edemedim. Çiğnedikçe şekerin tadı yoğunlaştı. Midemi bulandırdı. Geri çıkarmamak için kendimi zor tuttum. Yüzümü buruşturup elime ağzıma götürdüm. Daha fazla dayanamadım. Koşarak yanlarından uzaklaştım. Kendimi zar zor banyoya attım. Öğürme sesim, midemi daha da bulandırdı. Yediklerimi çıkarmak zorunda kaldım. Cihangir yanıma geldiğinde çekindim. Beni böyle görmesin istedim.
"Çık Cihangir! Senin de miden bulanacak."
"Hiçbir yere gitmiyorum."
"C-Cihangir..."
Umursamadı. Yanıma eğildi. Saçlarımı topladı. Beni oradan kaldırdı. Yüzümü bol suyla yıkadı.
"Daha iyi misin?"
"İyiyim."
Hüzünle ona doğru döndüm.
"Kusura bakma Cihangir. Kendimi tutamadım. Masadakilere de ayıp oldu."
Gülümsedi.
"Saçmalama. Bunda üzülecek bir şey yok."
"Şeker tadı vardı."
"Şeker mi?" diye şaşırdı.
"Evet! Şekerle tuzu karıştırmış sanırım."
"Hadi ya!"
Duraksayıp tekrar konuştu.
"Başka bir şeyler yemeye çalış. Belki midenin bulantısı geçer." dediğinde başımı hızla iki yana salladım.
"Canım hiçbir şey istemiyor Cihangir. Sen yemeğe geri dön. Ben odaya çıkayım."
"Emin misin?"
"Evet! Sen yemeğini güzelce ye. Ben de biraz dinleneyim."
Kararsız kalsa da ısrarlarım sonucu kabul etmek zorunda kaldı. Odaya çıkıp biraz dinlendim. Sonrasında her gün yaptığım şeyi yaptım. Defterimi alıp yazmaya başladım.

Huzur, heyecan ve merak... Bugünün bende bıraktığı izler. Şu an ,öyle heyecanlı öyle huzurlu öyle meraklıyım ki... Ne anlatsam ne yazsam, kelimeler kifayetsiz kalır. Ama yine de yazmak istiyorum. Yıllar sonra, bu satırları okumanı istiyorum. Annenin ve babanın heyecanına, sen de ortak ol istiyorum. Bugün bizim için büyük gün bebeğim. Sonunda cinsiyetin belli olacak. Kız mı? Erkek mi? Soruları son bulacak. Aslında babanın bir tahmini var. Ama en önemli şey sağlıklı olman. Yeter ki sağlıklı ol. Cinsiyetinin pek bir önemi yok. Bize getireceğin huzur hep aynı olacak. Seni çok ama çok seveceğiz. Baştan söylüyorum. Sevgi ortamında büyüyeceksin. Her ardına baktığında anneni ve babanı göreceksin. Baban yani Cihangir, görmüş görebileceğin en iyi adam olacak. Şimdiden o kadar heyecanlı ve ilgili ki...Doğduğunda bizim için her yer bayram yeri olacak. Dağ gibi bir baban, sevgi dolu bir annen ve seni bekleyen kocaman bir ailen olacak. Anneannen, deden, dayın ve kuzenlerin... Seni coşkulu bir heyecanla bekleyecek.
Gülüşüm düşüncelerin etkisiyle duraksadı. Aklıma diğer kesim geldi. Ayrım yapmadım. Bebeğimi de bu ayrımın içinde bırakmak istedim. Tekrar yazmaya başladım.
Babaannen, deden ve halan, herkes aynı heyecanla tutuşuyor. Sabırsızca senin gelmeni bekliyor. Herkes seni çok seviyor.
Kapının açılmasıyla yazmayı bıraktım. Cihangir, ıslık çalarak içeriye girdi. Beni görünce duraksadı. Dikkatle beni süzdü. Yine o hayran olduğum gülüşünü sergiledi.
"Yine ne yazıyorsun?"
"Hiç!" deyip omuz silktim. Bana doğru yaklaşıp defteri okumaya çalıştı. Hızla defteri kapattım.
"Sakın Cihangir! Benimle bebeğim arasında... Çok istiyorsan sen de bir defter alıp yazabilirsin."
Gülüp göz kırptı.
"Beni çekiştirmiyorsun değil mi?"
"Bilmem. Dediğim gibi bebeğimle benim arasında..."
"Öyle olsun Zenan! Ama yapıyorsan ayıp ediyorsun. Söylemiş olayım." deyip alaycı bir tavırla, koltuğa geçti. Bilgisayarını açıp dikkatini o yöne çevirdi. İlgiyi bu kadar çabuk kesmesi, hiç hoşuma gitmedi. Şüpheyle gözlerimi kısıp onu izledim. Bir an olsun, başını kaldırmadı. Tıkır tıkır bir şeyler yazmaya başladı. Ne yazdığını merak ettim. Bu kadar hızlı yazması, merakımı da şaha kaldırdı. Ne yazıyordu? Roman mı? Yaz yaz bitiremedi. Sormak istedim. Ama sonrasında vazgeçtim. Ara ara, ona bakmaya devam ettim. Sonunda sıkıntı baş gösterince yerimde duramadım. Odada gezinmeye başladım. İlgi çekmeye çalışan bir çocuk gibi Cihangir'e kendimi göstermek istedim. Resmen önünden geçip birkaç tur attım. O da yetmedi. Hemen yakınında duran makyaj masasını topladım. Çaktırmadan arkama döndüm. Cihangir'e baktım. Bu sefer de onu telefonla ilgilenirken buldum. Sıkıntıyla iç geçirdim. Daha fazla sabırlı olamadım. İnadına en yakınına oturdum. Varlığımı fark etmedi. Öyle dalmıştı ki umurunda değilim gibi hissettim. Saçma düşüncelere kapıldım. Yalancı bir öksürük sesi çıkardım. Beni fark etsin de konuşmayı o başlatsın istedim. Ama oralı bile olmadı. Öfkeden bağırasım geldi. Ya da omuzlarından çekip kendimi göstereyim istedim. Ne yazık ki hiçbirini yapamadım. Onun gibi telefonumla ilgilendim. Çaktırmadan ona bakmaya devam ettim. Sessizlik ruhumu kemirdi. Bu sessizlikten o kadar sıkıldım ki... Sonunda çocuksu bir yönteme başvurdum. Cihangir'in dikkatini çekmek için çabaladım. Onun gibi arkama yaslandım. Bacak bacak üstüne attım. O ne yapıyorsa aynısını yaptım.
"Bir şey mi diyeceksin?" deyip göz ucuyla bana baktı. Cevap vermedim. Düşünceli bir tavırla, elini sakalına götürdü. Aynı şeyi yapıp yapmayacağımı ölçmek istedi. Gülerek elimi yüzüme getirdim. İşini bırakıp hızla bana doğru döndü. Gülmeye devam ettim. Gözleri dikkatle üzerimde gezindi. Bu sefer elini havaya kaldırdı. Onun izinden gittim. Aynı şekilde, elimi havaya kaldırdım. Her hareketini taklit ettim. Ama onun da bana ayak uyduracağını kestiremedim. Bir anda gülüp gömleğinin düğmelerine uzandı. Açmak için hamle yaptı. Neye uğradığımı şaşırdım. Hızla gözlerimi kaçırdım. Heyecanla dudaklarımı araladım .
"Yok artık Cihangir! O kadar da değil."
Sözlerimi kahkaha attı.
"Ne oldu Zenan? Pes mi ettin?"
Gerçekten çıkardı mı? Merak ettim. Göz ucuyla ona baktım. Sırıtan bir ifadeyle bana baktığını fark ettim.
" Şaka yapayım dedim. Ama görüyorum ki sen dünden meraklıymışsın Cihangir."
Keyfini bozmadı. Alaycı tavrına devam etti.
"Oyun bitti mi? Ne güzel oynuyorduk."
"Anlayabildiysen şükür diyorum. Oyun falan kalmadı. Bitti!"
Yanıma biraz daha yaklaştı. İnatla bana bakmaya devam etti.
"Ben gayet eğleniyordum. Mızıkçılık yapıyorsun."
Umursamaz görünmek istedim. Omuz silkip cevap verdim.
"Senin daha önemli işlerin vardır. Dikkatini çekebilmek ne mümkün? Bir telefon kadar olamam."
Cevabım istediğimi elde etmekten daha çok, onun işine yaradı. Bildiğin keyif aldı.
"Telefonu kıskanıyor olamazsın."
"Tabii ki de olamam. Saçma sapan fikirlere varma."
"Bence de saçma. Telefonu kıskanacak hâlin yok."
Sinirle iç geçirdim.
"Varsa yoksa işin. İşini mi kıskanacağım? Sana her zaman mesaj atan çalışanlarını mı kıskanacağım? Yoksa o gruplarda dönen sohbeti mi kıskanacağım? Umurumda bile değil."
Bunları söylerken gülümsemeye çalıştım. Ama başarılı olamadım. Kıskançlığım her şeyin önüne geçti. Kendimi ele verdim. Cihangir ile göz göze geldim. Gözlerini kısıp kuşkuyla beni izledi. Anlık tebessüm etti.
"Bu kıskanmamış hâlinse diyecek bir şey yok."
İşler uzamayacak sandım. Rahat bir nefes aldım. Fakat bu durum uzun sürmedi. Cihangir konuşmaya devam etti.
"Anlamadığım bir nokta var Zenan. Kimden mesaj gelip gelmediğini nereden biliyorsun?"
Zorlukla yutkundum. Al işte! Kendi kendimi ele vermiştim. Buradan nasıl dönecektim? Ne söyleyip kendimi aklayacaktım? Ne yazık ki kaçış yoktu. Sadece son çırpınışlar vardı.
"Telefonunu karıştırdığımı düşünmüyorsun değil mi?"
"Böyle bir şey demedim."
"Ama suçlayarak bakıyorsun."
"Sadece merak ediyorum. Ama böyle yaparak beni başka düşüncelere itiyorsun." deyip konuşmam için fırsat verdi. Zoraki istediğini yaptım. Yarı gerçek yarı yalan devam ettim.
"Telefonunu şarjda bırakmıştın. Sürekli bildirim sesi geliyordu. Yanından geçerken daha çok ses gelmeye başladı. Umursamadım. Yanından gitmek istedim."
Benim yerime Cihangir tamamladı.
"Ama gidemedin."
Başımla onayladım.
"Gidemedim. Gözlerim bir anda ekrana kaydı. Neden bu kadar çok ses geliyormuş? Merak ettim. Birçok gruptan mesaj geldiğini gördüm. O kadar!"
"Yani karıştırmadın. Mesajları okumadın."
"Nasıl karıştırabilirim? Hem şifre koymuşsun. O kadar kolay mı Cihangir?"
Son söylediklerime ben bile şaşırdım. Dilime hâkim olamadığım için kendimden nefret ettim. Cidden ne yapmıştım? Dilim bir gün başıma bela olacaktı. Kendi sonumu kendimi yazacaktım. Cihangir'in eline verdiğim bu fırsat, hoşuna gitti. İnadına yapıyormuş gibi sözleriyle sıkıştırdı.
"Telefonumun şifreli olduğunu biliyorsun. Bu da uğraştığını göstermez mi? Defalarca deneme yaptın. Başaramadın. Sonunda da vazgeçtin."
Sakin kalmaya çalıştım. Zoraki gülüşümü sergiledim.
"Hemen hemen her telefonda şifre var Cihangir. Olmayan yok. Lafı farklı yerlere çekiyorsun. Hem daha önemli bir konumuz var. Hiçbir konu onun önüne geçemez."
"Kaçıyorsun ama haklısın. Bugün büyük gün! Bu yüzden uzatmayacağım." deyip tamamen bana doğru döndü. Her geçen gün büyüyen göbeğime baktı. Ellerini oraya koyup nazikçe okşadı. Gülerek dudaklarını araladı
"Bu kadar gizlenmek yeter babacığım. Bugün artık her şey açığa çıkacak."
"Umarım bu sefer de aynı şeyi yapmaz. Kendini saklamaz."
"İnatçı. Kime çektiği belli." deyip lafı bana çevirdi. Alayla bana baktı.
"Burada bir inatçı varsa o da sensin Cihangir."
"Kabul etmiyorum. Sen de eşi benzeri görülmemiş bir inatçılık var. Pazartesi gününe gidelim mi? İster misin? Bana kızdığın için ne aramalarıma geri döndün ne de mesajıma bir şey yazdın. Hiçbir suçum olmamasına rağmen bana küstün. Sırf tatlıyı fazla kaçırdın diye uyarmamı bahane gösterdin."
"Sonra barıştım fazla sürdürmedim ki...Hormonlar yüzünden fazla tepki veriyorum. Normalde böyle davranmam. Bilirsin."
"İnatçılık konusunu bilmem ama bu hamilelik durumu seni değiştirdi. Her şeye çok fazla tepki veriyorsun. Bir bakıyorum olmayacak şeye ağlıyorsun. Bir bakıyorum gülüyorsun. Karşımda bambaşka bir Zenan buluyorum."
Merakla dudaklarımı araladım.
"Peki bu durum seni korkutuyor mu?"
Başını iki yana salladı. Usulca konuştu.
"Hayır! Aksine sevimli buluyorum. Garip ama hoşuma gidiyor."
Bu kadar açık sözlü olmasını beklemediğimden şaşırdım. İçten içe utandım. Bir şey desem mi ? Yoksa hiç konuşmasam mı? Bilemedim. Bu sırada, odanın kapısı çaldı. Kapının ardından Gökçe'nin ince sesi duyuldu.
"Girebilir miyim? Müsait misiniz?"
"Gel kardeşim."
Gökçe, çekingen bir tavırla içeri girdi. Bana bakıp küçük bir tebessüm etti. Tereddütle karşılık verdim.
"Ağabey konuşabilir miyiz?"
"Bir şey mi oldu?"
"Önemli bir konu." dediğinde Cihangir ayağa kalktı. Gökçe ile birlikte odadan çıktı. Merakla arkalarından bakakaldım. Peşlerinden gitme niyetine düştüm. Ama rezil olmaktan çekindim. Kendimce oyalandım. Cihangir'in dönmesini bekledim. Zaman merakıma işlerken, Cihangir gelmek bilmedi. İç sesim, harekete geçti. Şeytana uyma noktasına geldi. Sonunda dayanamadım. Merakın gücünü es geçemedim. Usulca kapıyı açtım. Temkinle koridorda ilerledim. Bana yardımcı olacak bir ipucu aradım. Teker teker her yeri gezdim. Hiçbir ize rastlayamadım. Sonunda odama geri döndüm. Balkona çıktığımda aradığım şeyi buldum. Heyecanla ne konuştuklarını duymaya çalıştım. Çabam sonuç vermedi. Hiçbir şey duyamadım. Sadece tepkilerini inceleyebildim. Pek hoş olmayan bir konuşma yapıldığını hissettim. Gökçe'nin hüzünlü hâli ve Cihangir'in öfkesi, onları ele verdi. Delicesine meraklandım. Onları bu hâle getiren sebep ne? Bilmek istedim. Resmen Gökçe yalvarıyor. Cihangir kabul etmek istemiyordu. Ağabeyinin elinden sıkıca tutuyor. Ağlamaklı bir ifadeyle ağabeyine bakıyordu. Cihangir, onu geri çeviriyor. Arkasına dönüyordu. Sessiz bir filmi izliyor gibi hissediyordum. Bu durum, Cihangir ile göz göze gelene kadar sürdü. O kadar ani oldu ki kaçacak fırsat bulamadım. Kolumdaki saati gösterdim. Randevuyu hatırlatıyormuş gibi yaptım. Baş onayı verip Gökçe'nin yanından ayrıldı. Gökçe dik dik bana baktı. Umursamayıp içeri girdim. Cihangir gelene kadar son hazırlığımı tamamladım. Gelince hiçbir şey demeden hazırlandı. Bu sessizliği hiç hoşuma gitmedi.
"İyi misin?" deyip ona yaklaştım. Sözlerimi hızla sürdürdüm.
"Bir şey mi oldu? Kötü bir konuşmamı geçti?"
Başını iki yana salladı. Öfkesini bir kenara bırakıp gülümsemeye çalıştı.
"Bugün hiçbir şey keyfimi bozamaz."
Başka bir şey söylememe izin vermedi. Mecburen ona uymak durumunda kaldım. Zaten haklıydı. Bugün hiçbir şey keyfimizi bozmamalıydı. İçimdeki sıkıntıyı bir kenara koyup heyecanı yaşamaya karar verdim. Hastaneye gittiğimizde heyecanım, en zirveye tırmandı. Beklerken yerimde duramadım. Koridorda gezinmeye başladım. Cihangir de endişeyle peşimde gezindi.
"Zenan bir şey mi oldu?"
"Yerimde duramıyorum Cihangir."
"Ağrın mı var? Ne oldu birden?" deyip koluma girdi.
"Hayır! Hayır iyiyim."
Endişesine karşı gülümsedim.
"Korkma Cihangir. Gerçekten iyiyim."
"O zaman ne oldu?"
"Heyecandan yerimde duramıyorum." dediğimde gülmeye başladı. Önüme geçip iki elimden de tuttu. Gözlerimin içine baktı.
"Derin derin nefes alıp ver. Sakinleş Zenan."
Başımı hızla iki yana salladım.
"Olamıyorum Cihangir! Kalbim çok hızlı atıyor." deyip elimi kalbimin üzerine koydum. Derin derin nefes almaya çalıştım. Bir yandan da konuşmaya çalıştım.
" Daha önce hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Böylesine bir gariplik yaşamamıştım."
Gülmeye devam etti. Elimi bir an olsun bırakmadı. Usulca sandalyeye oturttu.
"Seni çok iyi anlıyorum Zenan. Hislerini paylaşıyorum. Ama sakinleşmek zorundasın." deyip dikkatle beni izledi. Sakinleştirmek için elinden geleni yaptı. Desteğini üzerimden eksik etmedi. Yüzümü nazikçe okşadı.
"Heyecandan düşüp bayılmayacaksın. Değil mi?"
"Asla! Bu sefer bebeğimin cinsiyetini öğreneceğim."
Doktorun kapısı açılınca hızla ayaklandım.
"Yavaş! Ani hareketler yapma."
Cihangir'i duymazlıktan geldim. Tüm heyecanımla içeri girdim. Cihangir de ardımdan yetişti. Yine aynı aşamalardan geçtik. Heyecanla ekrana kilit kesildik. Neşe, heyecan ve merak, bir olup etrafımı kuşattı. Bu sırada, dünyanın en güzel sesi bize eşlik etti. Bebeğimizin kalp atışı her ikimizi de gülümsetti.
"Bakalım bu sefer görebilecek miyiz?"
Cihangir, gülümseyerek cevap verdi.
"İnatçılıktan vazgeçerse görebileceğiz."
Doktorun yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Her ikimize de dikkatle baktı.
"Büyük an geldi. Prenses kendini gösterdi."
Tek bir kelimeye takıldım. Ama doğruluğundan emin olamadım. Merakla Cihangir'e baktım. Gözlerindeki parıltıyı yakaladım. Heyecanla dudaklarını araladı.
"Kızımız mı olacak?"
Önce bana sonra doktora baktı. Doktor başıyla onay verdi. Ardından devam etti.
"İnatçı bir prensesiniz olacak."
Yavaş yavaş idrak edebildim. Ağlamak ve gülmek arasında gidip geldim. Gözlerim doldu. Yüzümde bir tebessüm oluştu. Usulca konuştum.
"Kızımız olacak."
Heyecanla tekrarladım.
"Bir kızımız olacak Cihangir."
Onun gözlerinde de aynı şeyleri yakaladım. Aynı heyecan aynı duygusallık... Bizi ortak noktada buluşturdu. Anne ve baba olarak yoğun duygulara tutulduk.
"Sana demiştim Zenan. Bir kızımız olacak demiştim."
"Hislerine güvenmiştim."
Bu anlar, doktorun konuşmasıyla duraksadı.
"Her şey yolunda gözüküyor. Tekrar tebrik ederim."
"Teşekkür ederiz."
"Kendinizi fazla yormayın. Fazla strese girmeyin. Dediklerimi uygulamaya devam edin. Güzel gidiyoruz."
Cevap veren kişi, Cihangir oldu.
"Merak etmeyin. Her şey kontrolüm altında."
"Tekrardan teşekkür ederiz." deyip uzandığım yerden kalktım. Cihangir, koluma girip dengeyi kurmamı sağladı. Doktorun yanından ayrıldığımızda her ikimiz de olayın heyecanını atamadık. Neşem de heyecanım da zirvede gezinmeye devam etti. Olayın etkisine kapıldım. Hızla konuştum.
"Acaba kime benzeyecek? Sana mı? Yoksa bana mı?"
"Tabii ki bana benzeyecek."
"Sen öyle san. Annesine benzeyecek." dediğimde gülümsedi.
" Bilirsin. Kız çocukları babalarına daha düşkün olur. Yani beni daha çok sevecek gibi duruyor."
"Cihangir! Abartma istersen."
İyice gülümsedi.
"Şaka yapıyorum." deyip alayla karşılık verdi. Arabaya binene kadar bana takılmaya devam etti. Arka koltuğa uzanıp bana bir paket uzattı. Şaşkınca ona baktım. Anlayamadım.
"Açsana." deyip elime tutuşturdu. Merakla dediğini yaptım. İçinden yeni doğan bir bebek takımı çıktı. O kadar güzel o kadar tatlıydı ki... Pembenin hemen hemen her tonu vardı. Gülümseyerek Cihangir'e baktım.
"Çok güzel. Çok tatlı."
Düşüncelerin etkisiyle şaşkınlığım baş gösterdi.
"Ama bu işte bir gariplik var. Kızımız olacağını daha yeni öğrendik. Sen de sanki biliyormuşsun gibi pembe almışsın."
"Aslında alalı baya oluyor. Hislerime güvendim diyelim. Görünce de almadan edemedim." dediğinde ufak bir tebessüm ettim.
"Ya erkek olsaydı. O zaman ne olacaktı? Bu aldığını tekrar görebilecek miydim? Yoksa imha mı edecektin?"
Düşünüyormuş gibi duraksadı. Ardından alayla devam etti.
" Bak! O zaman hiç göstermezdim. Ama bir köşede saklamaya devam ederdim. Kardeş ihtimalini de göz ardı etmezdim." dediğinde gözlerimi irice açtım. Ciddi olup olmadığını anlayamadım. Bana yaşattığı sinir bozucu anları hatırladım. Ne zaman yakınlaşırsak kaçan oydu. Evliliğimizin gerçek olmadığını vurgulayan oydu. Bu da yetmezmiş gibi gelecekte bile olamayacağımızı hissettiren yine oydu. Ama konu şakaya gelince ondan iyisi yoktu. Bunun etkisiyle onun taktiğini uyguladım. Zoraki bir kahkaha attım.
"Çok güzel bir fikir! Hatta iki kardeşi daha olabilir."
"Ne? İki kardeş mi?"
"Bence güzel olur. Her odadan bir çocuk sesi.. Ne dersin?" deyip ela gözlerin derinliğine baktım. Gülmeyi kesip ciddiyetle bana baktı. O kadar komik gözüktü ki gülmeden edemedim.
"Sakin ol Cihangir. Şaka yapıyorum. Zaten böyle bir şeyin imkânı yok."
Alayla devam ettim.
"Çünkü gerçek bir evliliğimiz yok. Sadece kağıt üstünde bir evlilik. O kadar! Değil mi Cihangir?"
Hafiften bir bozulma belirtisi gördüm.
"Kesinlikle!" deyip mimik oynatmadı. Hızla arabayı çalıştırdı. Çaktırmadan ona bakmaya çalıştım. Gerçekten bozulmuş olabilir miydi? Bu durumda kesin dengesizdi. Hatta tutarsızdı. Hem istiyorum hem istemiyorum olmazdı. Böyle bir şeye asla gönlüm yoktu. Ya duygularına sahip çıkar karşıma dikilirdi ya da bir korkak gibi davranır kaçar giderdi. Bunu yalnız o belirleyecekti. Tabii ben de boş duracak değildim. O nasıl kalbimle oynuyorsa, ben de onun aklını karıştırmaya devam edecektim. Arkama yaslanıp ellerimi karnımda birleştirdim. İç sesimle huzura geçiş yaptım.
"Baban şimdiden sana kardeş düşünmeye başlamış. Şaka ayağına takılıyor. Ama gerçeği saklayamıyor. Hissediyorum. Çok az kaldı. Sonunda dayanamayacak. Duygularına teslim olacak. Her şey çok güzel olacak bebeğim. Hem de çok güzel..."
Düşüncelerin güzelliğiyle hayal dünyama sığındım. Bebeğimizin doğumunu, aile oluşumuzu ve mutluluğumuzu düşledim. Her bir karede huzurla bütünleştim.

*************
Duvara sırtımı verip dikkatle odanın içine baktım. Odanın her köşesi süslenmişti. Yatağın üzeri de bir sürü hediye paketiyle dolmuştu. Cihangir yine yapacağını yapmıştı. Gülerek yatağa yaklaştım. Hediye paketlerini sırasıyla açtım. Resmen bebeğe dair her şeyi burada toplamıştı. Kıyafetten oyuncağa, oyuncaktan emziğe... Hemen hemen her şeyi önüme dizmişti. Her şey o kadar tatlıydı ki... Heyecanla dudaklarımı araladım.
"Anlaşılan baban bizi bugün çok şımartacak."
Saate bakıp hazırlanmaya koyuldum. Önceden ayarlanmış kırmızı elbiseyi giydim. Tam bir gece elbisesi zarifliğinde üzerimde taşıdım. Makyajımı tamamlayıp aynadaki yansımama baktım. Abartıp abartmadığımı ölçmek istedim. Kırmızı ruj iddialıydı. Ama silecek kadar değildi. Saçımla ve göz makyajımla, son derece uyumluydu. Tam kutlama gecesine yakışır cinstendi. Gülerek son kez kendime baktım. Parfüme uzanıp bol bol sıktım. Son olarak çantamı alıp ayaklandım. Heyecanla fısıldadım.
"Acaba baban bizim için ne planlıyor?"
İyice gülümsedim. Elimi göbeğimin üzerine getirdim. Konuşmama devam ettim.
"Şimdiden senin için kutlamalar yapıyor. O kadar şanslısın ki... Böyle baban varken hep prens gibi hissedeceksin."
Daha fazla gecikmemek için odadan çıktım. Derin bir sessizliğin hâkim olduğu evde hızla ilerledim. Duyulan tek ses, topuklu ayakkabım olurken Cihangir'e seslendim. Ama hiçbir cevap alamadım. Teker teker aklıma gelen tüm odaları gezdim. Her biri, olumsuzlukla sonuçlanırken mecburen dışarı çıktım. Seslenmeye devam ettim.
"Cihangir... Neredesin?"
Bahçeye baktım. Arabasının olduğu yere baktım. Ama hep bir olumsuzlukla karşılaştım. Sonunda telefondan aramak zorunda kaldım. Telefon uzun süre çaldı. Çaldı çaldı ama açılmadı. Tekrar aradığımda bu sefer hemen meşgule alındı. Söylene söylene, dış kapıya yaklaştım.
"Nerede bu adam? Hem bir sürprizim var diyor hem de ortadan kayboluyor."
"Alacağın olsun Cihangir!"
Akşamın karanlığında onu bulmaya çalıştım. Dikkatle etrafa bakarken Cihangir'in sesini duydum. Sesi takip ettim. Birkaç evin yanından geçtim. Ansızın karşıma çıkan manzarayla duraksadım. Olduğum yerde öylece kaldım. İstemsizce adını fısıldadım.
"Cihangir..."
Gördüğüm şeyi anlamlandırmaya çalıştım. Cihangir'in arkası dönüktü. Hemen karşısında Ebru vardı. Varlığımdan habersiz konuşuyorlardı. Ebru ,ağlamaklı bir ifadeyle bir şeyler anlatıyor. Cihangir, onu teselli etmeye çalışıyordu.
"Sakin ol Ebru."
"Dayanamıyorum Cihangir. Canım çok acıyor."
Ebru, varlığımı fark edince duraksadı. Gözlerimin içine baktı. O kısa anda pek çok hissettirdi. Öfkeyi, hüznü , nefreti ve daha nicesini... Donuk ifadesi hemen değişti. Nasıl becerdi? Bilmiyorum. Ama birden ağlamaya başladı. Hızla Cihangir'e yaklaştı. Korkuyla gelecek hamleyi bekledim. Korktuğum şeyi başıma getirdi. Sıkıca ona sarıldı. Sevdiğim adamın kollarına sığındı. Resmen bana meydan okudu. Dik dik suratıma baktı.
Ağlamayı kesip usulca gülümsedi. Gördüklerim gücümü tüketti. Gördüğüm şeye inanmak istemedim. Tekrar bir kâbusun içinde olmak istedim. Uyanıyım da geçip gitsin istedim. Ama Ebru'nun görüntüsü gitmedi. Cihangir'e sığınmış bir şekilde gülmeye devam etti. Boğazım düğümlendi. Canım hiç olmadığı kadar acıdı. Kalbim tanıdık bir acıyla sınandı. Bana geçmişi hatırlattı. Yaşattığım şeyi karşıma çıkardı. Ben de aynı şeyi yapmıştım. Bir akşam Doğu'nun kapısına dayanmış, sıkıca ona sarılmıştım. Büyük bir kötülüğe imza atmıştım. Efsun'un canını yakmıştım. Zamanında Efsun'a yaşattığımı şimdi ben yaşıyordum. Tıpkı onun gibi sevdiğim adamla sınanıyordum. Onun acısını yüreğimde hissediyordum. Duyduğum azap beni yiyip bitiriyordu. Geçmişin gölgesi altında, hesap veriyordum.
İlahi adaletin gücü karşısında tükeniyordum. Bedel ödemeye devam ediyordum.

-Bölüm Sonu-