********************
Kâbus ve gerçek arasındaki en uçtaki noktadaydım. Olmamam gereken yerde yaşamamam gereken şeyi yaşayandım. Mantığım ve duygularım bir savaştaydı. Ben ise en beter hâlimle öylece kalandım. Ne yapacaktım? Ne diyecektim? Bilmiyordum. Hayal kırıklığımın en uç noktalarında geziniyordum. Çaresizce bir çıkış yolu arıyordum. İç sesimle yüzleşiyordum.
Ne yapacaktım? Bu acıdan nasıl kurtulacaktım?
Bunun zorluğuyla onlara baktım. Sanki bir cehennemi yaşadım.Karşımdaki manzarayı ne aklım ne de gönlüm kaldırdı. Bir kâbusun en can alıcı noktasını yaşadım. Sevdiğim adamı, Ebru'nun kollarında yakaladım. Sinsice Cihangir'i sarılmaya devam etti. Bir taraftan da meydan okumasını sürdürdü. İnadına acıma acı kattı. Acımdan zevk aldı. Dayanmak mümkün olmadı. Ayakta duracak gücüm kalmadı. Her an, ağlayacak duruma geldim. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. Sorularla çevrildim. Neden? Niye? Bilemedim. Kendimi acı bir sorguya çektim. Sabah her şey çok güzeldi. Ama akşamında bir cehennemdi. Neden bana bunu yaşatmıştı? Niye sabahında sevindirip akşamında yaralamıştı? Her şey onun için bu kadar kolay mıydı? Anlam veremedim. Bir bilinmezliğe doğru çekildim. Onun dengesizliği yüzünden, acı çekmeye devam ettim. İstemsizce titremeye başladım. Kendimi durduramadım. Telefon ellerimin arasından kayıp gitti. Sertçe yere düştü. Bu da onları ayırmamdaki en büyük sebep oldu. Hemen telefonu alıp kaçıp gitmeyi düşündüm. Ama olayın hızına yenik düştüm. Cihangir, hızla bana doğru döndü. Bir afallayış gösterdi. Ne diyeceğini bilemedi. Hazırlıksız yakalandığını gösterdi. Yapabildiği tek şey, usulca adımı söylemek oldu.
"Zenan..."
Adımı ondan duymak, ilk defa bu kadar zor geldi. Canımı yakmaya yeminli hâle geldi. Gözlerini gözlerime dikti. Uzun uzun bana baktı. İstemsizce adını fısıldadım.
"Cihangir..."
Adını söylemek ne kadar da zor geldi? Ne kadar kötü hissettirdi? Sabahki mutluluğumu karanlığa çevirdi. Bütün bu olanlara inanmak istemedim. İdrak etmek istemedim. Ama mantığım kalbimi gölgeledi. Ebru'nun keyifli hâli, gerçeği bir tokat misali yüzüme çarptı. Gerçeği anbean yansıttı. Kalbimde büyük bir ağırlık oluşturdu. Boğazımda acı bir sertlik bıraktı. Bu sırada, ela gözlerle denk geldim. Bakışlarında bir tedirginlik yakaladım. Ya da bir korku... Buna katlanmak istemedim. Onların yanından çekip gitmek istedim. Hiçbir şey demeden kaçıp gitmek istedim. Ama bunun bir çözüm olmayacağını anladım. Kaçmak neye yarardı ki? Ebru'ya istediğini verir. Beni güçsüzleştirirdi. Belki de o gördüğüm kâbusu gerçekleştirirdi. Buna izin veremezdim. Bebeğime de kendime de bir söz vermiştim. Sözümden de yolumdan da geri dönemezdim. Madem savaş istiyordu. Savaş yapılacak, tüm bedeller ödenecekti. Kısasa kısas yaşanacaktı. Sertçe yutkundum. Boğazımdaki düğümü aşmaya çalıştım. Hem Ebru'ya hem de Cihangir'e baktım. Ebru pusuda bekliyor, Cihangir de öylece bana bakıyordu. Her ikisi de ne tepki vereceğimi bekliyordu. Düşersem kaybederdim. Bunu biliyordum. Ya kazanacaktım ya da kazanacaktım. Başka yolu yoktu. Üzerimdeki ölü toprağını atıp gücümü toplamaya çalıştım. Cihangir, hızla söze girişti. Kendini açıklamaya çalıştı. Bu yolda çaba verdi.
"Ebru'nun babası..."
Sesini duymaya katlanamadım. Devamını getirmesine izin vermedim. Hızla sözünü kestim.
"Ben hazırım Cihangir. Görüyorum ki sen de hazırsın."
"Zenan aslında..."
Yine aynı taktiği uygularım. Sesimle onu bastırdım.
"Davete geç kalıyoruz. Daha fazla oyalanmayalım."
İçim kan ağlarken güçlü kadın rolüne giriştim. Zoraki gülümsedim. Elimi Cihangir'e doğru uzattım. Bir taraftan da Ebru'nun hayal kırıklığına uğramış suratına baktım. Rolümü daha üst seviyeye taşıdım. Gayet sakin davrandım.
"Artık gidebilir miyiz? Malum kutlamamız gereken güzel bir haberimiz var."
Cihangir, şaşırsa da bir şey demedi. Adım adım bana doğru yaklaştı. Önce gözlerime sonra elime baktı. Amacımı anlamaya çalıştı. Israrımı görünce pes etti. Uzattığım eli sıkıca tuttu. Bağırıp çağırmak varken, kendimi gülmeye zorladım. Sanki mutluymuşum gibi yaptım. Çaktırmadan arka tarafa doğru baktım. Ebru âdeta yıkıldı. Gözleri doldu. O nispet yapar hâlinden eser kalmadı. Neredeyse hıçkıra hıçkıra ağlayacak boyuta geldi. Resmen bakışlarıyla öldürmek istedi. Ama atladığı bir yer vardı. Bunu ona ben yapmamıştım, kendisi yapmıştı. Damarıma basmıştı. Öfkemi zirveye çıkarmıştı. Ve sonuçlarıyla baş başa kalmıştı. İşin özü, kendi etmiş kendi bulmuştu. Çantamdan mendil çıkarıp Ebru yaklaştım. Mendili eline zorla tutuşturdum. Öfke dolu bakışları, üzerimde gezinirken konuştum.
"Sanırım bir mendile ihtiyacın var."
Bir şey diyecek gibi oldu. Ama sonra ne olduysa vazgeçti. Tebessüm edip tekrar konuştum.
"İyi akşamlar Ebru."
"Zenan..."
"Geliyorum canım." deyip Ebru'ya son bir bakış attım. Kendimden emin adımlarla Cihangir'e yaklaştım. Tekrar ellerinden tuttum. Ardıma bile bakmadan ilerledim. Evin önüne gelene kadar bunu sürdürdüm. Sonrasında hemen ellerinden koptum. Gerçeğe geri döndüm. Öfkeyle ona baktım. Onaylamaz bir şekilde süzüp hayal kırıklığımı yansıttım. Hızla ondan kaçındım. Hiçbir şey demeden arabaya geçtim. Kapıyı sertçe kapattım. Cihangir de şoför koltuğuna geçip dikkatle bana doğru baktı.
"Zenan böyle yapma. Önce bir dinle."
Duymazlıktan geldim.
"Gördüğün şeyi açıklayabilirim."
Başımı yan tarafa çevirdim. Yüzünü görmek istemedim.
"Hiçbir şey duymak istemiyorum Cihangir."
"Zenan! Lütfen!"
"Tek kelime bile etme Cihangir. Ne yüzünü görmek istiyorum ne de sesini duymak istiyorum."
Sıkıntıyla iç geçirdi. Elinden hiçbir şey gelmedi. Mecbur kaldı. Dediğime uyup sessiz kaldı. Yol boyunca ona bakmamak için direndim. Başka şeyler düşünmeye çalıştım. Ama o manzara bir türlü gözümden gitmedi. Ebru'nun o hâli, Cihangir'i sarıp sarmalayışı ve Cihangir'in de buna izin verişi... Bir musallat gibi üzerime çöktü. Rahat vermedi. Çaresizce camı açtım. Soğuk havaya karşı, rahat bir nefes almaya çalıştım. Rüzgâr saçımı darmadağın etti. Yine de geri çekilmedim. Kendime gelmek için elimden ne geliyorsa yaptım. Bu sırada Cihangir'in sesini duydum.
"Üşüteceksin Zenan. Camı kapat."
Usulca söylendim.
"Umurunda mıyım ki?"
Gerçekten emin olamıyordum. Bütün ilginin sadece bebeğimize olduğunu hissediyordum. Kendimi de bir mecburiyet gibi hissediyordum. Ben Cihangir'in zorunluluğu değil sevdiği kadın olmak istiyordum. Ama o her seferinde bana bunun imkânsız olduğunu hatırlatıyordu. Bu yüzden, ciddi ciddi önemsendiğimi düşünmüyordum.
"Hastalığa mı meydan okuyorsun? Sinirin kendine değil. Bizzat bana!"
Daha fazla konuşmasın diye camı kapattım. Kollarımı birbirine kavuşturup dışarıyı seyrettim. Neyse ki yolculuğumuz çok uzun sürmedi. Lüks bir mekânın önünde durduk. Hemen inmek istemedim. Öncesinde kendimi toparlanmak istedim. Ama bu o kadar da kolay olmadı. Canım delicesine bir sigara yakıp içmek istedi. Hamile olduğumu öğrendiğimden beri ağzıma sürmemiş. Zor olsa da mücadele etmiştim. Şimdi de bastıramadığım bir istek hâline gelmişti. Arkama yaslanıp gözlerimi bir iki saniyeliğine kapatıp açtım. Bu isteği yok saymaya çalıştım. Kabul! Canım çok yanmıştı. Ama bunu sigarayla geçirecek değildim. Her şeyden önce bebeğimin sağlığını düşünecektim. Saçma düşüncelerin peşine düşmeyecektim. Cihangir, elini omzuma koyunca irkildim.
"Artık bir şey söyle Zenan." dedi. Usulca söylendim.
"Canım delicesine sigara istiyor. Birini söndürüp diğerini yakmak istiyorum."
Korkuyla bana baktı. Gerçekten bunu yapacağımdan korktu.
"Ciddi olamazsın. Değil mi?"
"Eğer hamile olmasaydım, dediğimi aynen yapardım. Ama şimdi elim kolum bağlı."
"Bunu sigarayla çözemezsin. Konuşalım Zenan. Problemi çözüp öyle içeri girelim."
O kadar kolay mı sanıyordu? Eski nişanlısına sarılmıştı. Evimizin hemen ötesinde, insanlara açık alanda bunu yapmıştı. Düşündüğü kadar kolay olamazdı. Ne yaşananlar sıradandı ne de ben kolay bir lokmaydım. Bunu ona hatırlatacaktım.
"Zenan, bugün bizim en mutlu günümüz. Bebeğimizin cinsiyetini öğrendik. Böyle bir günü mahvetmeyelim. İnsanların merakını üzerimize çekmeyelim. Lütfen! Bu geceyi güzel geçirelim."
Hafifçe ona doğru döndüm.
"Ben nerede nasıl davranacağımı iyi bilirim Cihangir. Senin aksine bu işte iyiyim. Merak etme." deyip hızla arabadan indim. Onu beklemeden içeriye girdim. Bana yetişip koluma girdi. İttiremedim. Çünkü insanların bakışlarını üzerime çekmek istemedim. Mecburen sesimi çıkarmadan ona uydum. Üst kata çıktığımızda o alanın sadece bize ayrıldığını gördüm. Bize özel süslenmişti. Ortaya büyük bir masa döşenmiş. Tüm ailemiz oraya toplanmıştı. Tam kutlama havasına yakışmıştı. Tüm sıkıntımı ardımda bırakıp mekâna uyup sağladım. İç sesimle gücümü güç katmaya zorladım.
"Sadece birkaç saat dayanacağım. Nasıl davranmam gerekiyorsa öyle davranacağım. "
Gülümseyip aileme yaklaştım. Her birine sıkı sıkı sarıldım. Ağabeyime gelince daha dikkatli olmaya çalıştım. Daha da çok gülümsedim. Şüphe çekmemek için uğraştım.
"Tebrik ederim kardeşim. Ailemize bir cimcime daha katılıyormuş."
"Teşekkür ederim ağabey."
Aramıza yeğenim girdi. Eslem , huysuzca babasının kucağına çıktı. Kaşlarını çatıp bana baktı. O da yetmedi. Küskünce kollarını birbirine kavuşturdu.
"Ne oldu ? Bana mı küstün?"
Ağabeyim gülerek onay verdi.
"Sorma. Öğrendiğinden beri sana söyleniyor. Arada bir şeyler daha diyor. Ama anlamıyorum."
"Umarım hakaret etmiyordur."
"Benim kızım öyle şey yapmaz."
Yeğenime gülüp göz kırptım.
"Ama Eslem bana küsmez ki... Halasına kıyamaz."
Omuz silkip başka tarafa döndü. Saçıyla oynayıp dikkatini çekmeye çalıştım.
"Tatlı cadım benim. Ama böyle yaparsan ben de üzülürüm."
"Küstüm sana. Benimle konuşma hala."
"Aşk olsun Eslem."
Dudağını büzüp babasına sığındı. Bu sırada, Cihangir yanımıza geldi. Tebessüm edip Eslem'e takıldı.
"Ne oldu prenses? Neden üzgünsün?"
"Halama küsüm. O beni üzdü. Kalbimi kırdı."
"Ama halan seni çok seviyor. Küsersen çok üzülür. Hem halanın sana bir sürprizi var."
Eslem heyecanla bana baktı. Ben de şaşkınca Cihangir'e baktım. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalıştım. Cihangir, cebinden bir paket çıkardı. Eslem'e uzattı.
"Bak burada ne var?"
"Bu ne?"
"Halan sana en sevdiğin bebekten aldı."
En az Eslem kadar şaşırdım. Bu hediye nereden çıkmıştı? Bilemedim. Eslem, oyuncak bebeğe sıkıca sarıldı. Neşesini yüzüne yansıttı.
"Çok güzel. Teşekkür ederim."
Sonrasında duraksayıp bana baktı.
"Artık onu mu seveceksin hala? Beni az mı seveceksin?" deyip bütün derdini açığa döktü. O kadar tatlıydı ki... Sitemine dayanamadım. Yanağından öpüp saçlarını okşadım.
"Öyle şey olur mu hiç? Sevgim hiçbir zaman eksilmeyecek. Bak seni de seviyorum. Kardeşlerini de seviyorum. Bebeğimi de sizi sevdiğim gibi seveceğim."
Gözlerini kaçırdı. Ağlayacak sandım. Hızla konuşmaya devam ettim.
"Hem sen onun ablası olacaksın. Onu çok seveceksin. Değil mi?"
Söylediklerim hoşuna gitti. Genişçe gülümsedi.
"Evet. Bak ben kocamanım. Onu da korurum. Onunla da oynarım."
"Aferin benim güzelime."
Gülüp bebeğiyle oynamaya geri döndü. Yanlarından ayrılıp yengeme yaklaştım. Hüzünle bana baktı. Bana baktıkça duygulandı. Uzun uzun sarıldı. Öyle sıkı sarıldı ki neye uğradığımı şaşırttı.
"Çok ama çok sevindim Zenan. Hep mutlu ol canım. Kızını sağlıcakla kucağına al."
"Teşekkür ederim yenge. İnşallah."
Zar zor kollarının arasından ayrıldım. Bana ayrılan yere oturdum. Cihangir de hemen yan tarafıma geçti. Onu görmezlikten geldim. Dikkatle masadakilere baktım. Ailem öyle mutluydu ki... Annem, babam, ağabeyim ve yengem...Tam bir kutlama havasını yaşıyorlardı. Diğer tarafta Cihangir'in ailesi de bu mutluluğu devam ettiriyordu. Her ne kadar benden hoşlanmasalar da torunları için mutlu gözüküyorlardı. Ya da ustaca bir oyunculuk sergiliyorlardı. İkinci ihtimali yok saymak istedim. Zorluğa göğüs gerip anın tadını çıkarmak istedim. Ara ara sohbetlerine katıldım. Başka konuları konuşarak sıkıntımı gidermeye çalıştım. Cihangir'i yok saymak ,başta iyi gelse de yapacağını yaptı. Kendini hatırlattı. Önümdeki tabağı alıp dudaklarını araladı.
"Gün boyu doğru dürüst bir şey yemedin. Neyse ki şanslısın. Senin için güzel bir tabak hazırlayacağım."
Tabağın her köşesini doldurdu. Cevap vermeyince tekrar konuştu.
"En azından kızımız için yemeye çalış."
Sessizliğimi koruyup tabağı önüme çektim. Yalan yoktu. Acıkmıştım. Gücümü toplamak zorundaydım. En sevdiklerimden başlayıp tabağı bitirmeye çalıştım. Cihangir ile göz göze gelince, bu durum hırsa dönüştü. Hırsla çiğnedim. Arada bir konuşulanlara da kulak verdim. Genel olarak kızım üzerine konuşuluyordu. Adının ne olacağı konusunda bile tartışmalar yapılıyordu. Hatta kayınvalidem kendi ismini öne sürüyordu. Sanki koyacakmışım gibi havalara giriyordu. Sinirden gülüp sol tarafıma döndüm. Ağabeyim ile göz göze geldim. Gülüp göz kırptı. Hemen ardından kulağıma yaklaştı.
"Biraz sonra dünürler savaşı çıkacak. Demedi deme."
"Allah korusun."
Alayla devam etti.
"Dünürlerin Savaşı... Çok yakında..."
"Sana da eğlence çıktı."
"Sırf isim yüzünden nasıl laf yarıştırıyorlar görmedin mi?"
"Hiç bana soran yok. Boşa uğraşıyorlar." dediğimde kayınvalidemin sesini duydum.
"Oğlum, torunuma benim ismimi vereceksiniz. Değil mi?"
O kadar kendinden emindi ki sinir oldum. Ağabeyim alayla gülerken onun izinden gittim. Kayınvalideme bakıp sinirle gülümsedim. İyi bir laf çarpacakken Cihangir benden önce konuştu.
"Anne, bunu daha önce de konuşmuştuk. Zenan ile ortak kararımız olacak. Kimsenin adı konulmayacak."
Annesinin tüm neşesi gitti. Küskünce surat astı. Bildiğin hayal kırıklığına uğradı. Anlamadığım bir şey vardı. Nasıl bu kadar emin olabilirdi ki? Kim ona böyle bir şeyi inandırmıştı ki? Başlı başına garipti.
"Tamam oğlum. Siz en iyisini bilirsiniz. Bir şey dediğim yok."
"İçimize sinen en güzel ismi bulmak istiyoruz. Çevremizdeki isimlerden çok farklı bir isim bulmak istiyoruz. Darılmaca kırılmaca olmasın lütfen! Bakın annem hiçbir şey demiyor. Kararımıza saygı duyuyor." dediğimde iyice bozuldu. Annem hemen olayı toparlamaya çalıştı.
"Bırakalım da gençler karar versin. Çocuklarına dilediği ismi koysunlar. Onlar mutlu olsun. Bize yeter."
"Bir şey dediğim yok. Ne isterlerse koysunlar."
Gülmemek için kendimi zor tuttum. Tekrar ağabeyimin sesini duydum. Usulca konuştu.
"Hiç sevmiyorum bu kadını."
"Ağabey! Biri duyacak."
Gülüp omuz silkti.
"Umurumda değil. Gerçeği mi saklayacağım? Sevmiyorum işte!" dediğinde ona katılmamak için kendimi zor tuttum. İçten içe onunla aynı noktada buluştum. Ama bunu ona belli etmedim. Arkadaki adamına bir şeyler fısıldayıp dikkatimi çekti. Çok geçmeden adam bir kutuyla çıkageldi. Ağabeyim gülerek ayağa kalktı. Kutunun içinden bir bileklik çıkardı.
"Umarım beğenirsin."
Bileklik tam ağabeyimin zevkini yansıtıyordu. Oldukça zarifti. Çok güzeldi.
"Hiç gerek yoktu ağabey. Neden zahmet ettin?"
"İçimden geldi. Görünce aklıma sen geldin. Dayanamayıp aldım."
"Çok güzel. Teşekkür ederim." dediğimde bileğime taktı.
"Çok yakıştı."
"Benim de bir hediyem var."
Merakla sesin sahibine baktım. Duyduğuna inanamadım. Gerçekten kayınvalidem bana bir hediye mi almıştı? İnanması o kadar güçtü ki... Şaşkınca ona baktım. Gülerek çantasına uzandı. İçinden bir yüzük kutusu çıkardı. Adım adım bana yaklaştı.
"Malum düğün yapmadık. Pek çok şey içimizde kaldı. En azından bunu vermek istedim."
Cihangir, şaşkınca dudaklarının araladı.
"Tahmin ettiğim şey mi?"
"Evet. Zamanında bir söz vermiştim. Şimdi de gerçekleştiriyorum. Bir zamanlar severek taktığım yüzüğü gelinime hediye ediyorum." deyip kutunun içini açtı. Eski model bir yüzük çıktı. Papatyanın en pahalı hâli karşımda durdu. Zarif taşlarla döşenmiş, güzel bir hava katmıştı. Geçmiş ile bugün arasında güzel bir köprü oluşturmuştu.
"Bunu bana Cihangir'in babası takmıştı. Ben de zamanında kendi kendime bir söz vermiştim. Çocuklarımdan ilk kim evlenirse bu yüzüğü ona verecektim. Eğer ilk Cihangir evlenirse bu yüzüğü karısına takacaktım. Gökçe ilk evlenmiş olsaydı ona verecektim. Ama Cihangir hızlı çıktı. Yüzüğü kaptı."
Gökçe 'ye baktım. Rahatsız olabileceğini düşündüm. Ama yanıldığımı gördüm. Gülerek dudaklarını araladı.
"O yüzük senin hakkın Zenan. Güle güle kullan."
Tebessüm ederek karşılık verdim. Ama içimdeki garipliğe söz geçiremedim.
Hâlâ olayın gerçekliğine inanamadım. Neden önemli bir şeyi hediye etmişti ki ? Yoksa gerçekten oğlu için değişmiş miydi? Ben bu düşüncelerle kıvranırken elimi sıkıca tuttu. Yüzüğü parmağıma taktı. Gülerek bana baktı.
"Çok güzel oldu. Güle güle kullan."
"Teşekkür ederim. Gerçekten çok güzel."
Annem kaş göz işareti yapınca, elini öpmem gerektiğini anladım. Elini öpüp alnımın üstüne koydum.
"Teşekkür ederiz anne."
"Teşekküre gerek yok oğlum. Yapmam gerekeni yaptım." deyip yerine geçti. Bu sefer de ben ağabeyimin kulağına yaklaştım. Usulca konuştum.
"Gördün mü? Kaç yıllık yüzüğü hediye etti? Belli ki seviyor beni."
Sözlerime gülümsedi.
"Fikrim değişmedi kardeşim. Yine de bu kadını sevmiyorum.".
"Cihangir duyacak. Ayıp olacak."
"En son düşüneceğim kişi Cihangir." deyip umursamazlığını gösterdi. Hatta konuyu daha ileri boyuta taşıdı.
"Cihangir'i de sevmiyorum. Kasıntı herifin teki. Şu tipe baksana!"
İstemsizce Cihangir'e döndüm. Dalgın dalgın etrafa bakıyordu. Arada bir sorulanlara cevap veriyordu. Genel olarak sessiz takılıyordu.
"Ağzını bıçak açmıyor. Sanki poz kesiyor. Acaba bu havalar kime?" deyip Cihangir'e laf attı.
"Sohbetine doyum olmuyor Cihangir."
"Benimle sohbet mi etmek istiyorsun Civan?" dediğinde ağabeyim başını iki yana salladı.
"Benimkisi sadece bir merak."
"Bana bir istek gibi geldi. Sohbetimi özlemiş gibisin."
"Maalesef Cihangir. Varlığınla yokluğun bir sayılır."
Gerginliğin devam edeceğini düşünürken romantik bir şarkı çalmaya başladı. Yengem heyecanla ağabeyime baktı. Ağabeyim oralı olmadı. Cihangir'e laf yetiştirmeye çalıştı. Son çare olarak yardımına ben yetiştim. Ağabeyimi dürttüm.
"Ne duruyorsun? "
"Ne? Anlamadım."
"Yengemi dansa kaldır." dediğimde toparlandı. Yengeme baktı. İç geçirip ayağa kalktı. Yengem hemen kabul etti. Boş alana geçip dans etmeye başladılar. Gülerek onları izledim. İstemsizce imrendim. Bu andan Cihangir'in sesiyle çıktım. Öksürdü. Umursamadım. Tekrar konuştu.
"Dans edelim mi?"
"Gerek yok."
"Zenan!"
"İstemiyorum Cihangir." dediğimde ayağa kalktı. Elini bana doğru uzattı. Masadaki tüm bakışlar bize çevrildi. Mecburen kabul etmek zorunda kaldım. Ayağa kalkıp elinden tuttum. Ağabeyim ve yengemin olduğu tarafa geçtik. Hemen yanlarında durduk. Cihangir eliyle belimi sardı. Ben de ellerimi onun omzuna bıraktım. Gözlerimi kaçırıp dansa uyum sağladım.
"Benden kaçma Zenan. Gözlerini kaçırma."
"Sınırları zorlama Cihangir. Dansa kalktığıma dua et."
"Neden açıklama yapmama izin vermiyorsun?"
"Sırası değil ."
"Kaçarak çözüm bulamazsın."
Öfkeyle ona baktım.
"İstemiyorum Cihangir. Daha kaç kere diyeceğim? Neden anlamıyorsun?"
Ela gözleri yine aynı etkiyi gösterdi. Ona kanmak istemedim. Tüm gücümle karşı koymaya çalıştım.
"Seni böyle görmek istemiyorum Zenan. Canını sıkmanı istemiyorum."
"Duygularımın ne önemi var ki? Senin için o kadar önemli miyim ki?"
"Yanlış anlıyorsun. Açıklama yapmama bile izin vermiyorsun."
Başımı onaylamaz bir şekilde iki yana salladım. Dans bitene kadar sessiz kalmaya çalıştım. Ama konu Cihangir olunca bu pek mümkün olmadı. Belimden sıkıca tutup kendine doğru çekti. Ani yakınlaşmaya sebebiyet verdi.
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
"Karımla dans ediyorum."
"Sınırları aşma Cihangir. Sırf ailemiz burada diye bir şey yapmıyorum."
Gülümseyerek kulağıma yaklaştı. Nefesi tenimi okşadı.
"Ne olursa olsun bu gece bu mesele kapanacak."
Bilerek ayağına bastım. Topuğumla iyice bastırdım. Dudakları arasından acı dolu bir inleme kaçtı.
"Acıttı."
"İyi olmuş."
"Gerçekten çok acıttı."
"Beter ol."
"Bu kadar mı öfkelisin?"
"Sence?"
"Zenan! Yapma böyle." deyip gözümün önündeki saçı aldı. Kulağıma sıkıştırdı. İnadına canını yakmak istedim. Omzundaki ellerimi yukarı kaldırdım. Başının altında birleştirdim. Ensesine tırnağımı geçirdim. Uzunca bastırdım. Canını yakmak istedim. Gözlerini kısıp derin bir nefes alıp verdi. Hemen ardından hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi.
"Canımı yakmakta başarılı oluyorsun."
"Güzel!"
Elimi ensesinden çekip nazikçe okşadı.
"Bana dokunma Cihangir! Son kez uyarıyorum." dediğimde pek takmadı. Saçımla oynamaya başladı. Bu kadar umursamaz olmasına dayanamadım. Dansı sonlandırdım. Hızla yerime geçtim. Bozuntuya vermeden yanıma geldi. Masadakileri açıklamada bulundu.
"Biraz başı döndü."
"İyi misin kızım?"
"İyiyim anne. Bir anlık bir şeydi." deyip dik dik Cihangir'e baktım. Yemek boyunca başka bir şeyle uğraşmaya çalıştım. Ayrılmaya yakın, yengem başka bir yere gidelim diye ısrar etti. Ağabeyimi ikna etti. Cihangir, hemen eve gitme niyetindeyken ona inat kabul ettim. Mecburen onu da bu yola ittim. Arabaya geçtiğimizde öfkeyle söylendi.
"Gece gece nereye gidiyoruz? Zaten yorgunsun. Dinlenmek varken ne diye kabul ettin ki?"
"Çünkü canım öyle istedi. Eğer istemiyorsan eve dönebilirsin. Ben de ağabeyimle gidebilirim."
"Sen nereye ben oraya Zenan." deyip derin bir iç geçirdi. Cevap vermeyip arkama yaslandım. Bir süre etrafa baktım. Bu sırada telefonum çaldı. Merakla arayan kişiye baktım. Cihangir hemen sordu.
"Kim arıyor?"
"Sana ne Cihangir?" deyip tersledim. Numaraya tekrar baktım. Tanımadığım bir numara çıktı. Vakit kaybetmeden açtım.
"Alo..."
Yanıt gelmedi. Sadece nefes alıp veriş sesi geldi.
"Kimsiniz?" diye sordum. Yine bir cevap gelmedi. Duyulan tek ses, nefese nefese kalmış bir ses oldu. Tekrar konuştum.
"Bir yanlışlık oldu sanırım."
Umudu kesip telefonu kapattım. Cihangir, bu anı bekliyormuş gibi söylenmelerine devam etti.
"Her yabancı numarayı açarsan olacağı bu!"
"İnsanlar birbirini yanlışlıkla arayabilir." dediğimde öfkeyle sesini yükseltti.
"Gecenin bu saatinde arayan biri varsa hayır değildir. Muhtemelen sapığın tekidir."
Onun saçma söylenmelerini duymamak için radyoyu açtım. Hareketli bir şarkı çıktı. Sesini yükseltip son sese kadar getirdim. Konuşmaması için engel oluşturdum. Neyse ki bu engeli aşmadı. Şarkıya dokunmadı. Mekâna gelene kadar sessiz kaldı. Ondan önce davranıp arabadan indim. Ağabeyim ve yengemin yanına geçtim. Ağabeyim hem benim hem de yengemin koluna girdi. İçeri girmeden konuştu.
"Baştan söylüyorum. Fazla durmak yok. Bunu özellikle senin için söylüyorum Zenan."
"Tamam ağabey. Yorulduğumu hisseder hissetmez, sana söylerim."
"Güzel! Yoksa yengen fırsatını bulmuşken saatlerce kalır."
Yengem, hafifçe ağabeyimin omzuna vurdu.
"Aşk olsun Civan!"
"Tamam bir şey demiyorum."
"Bir de de istersen." deyip gülümsedi. Çaktırmadan yan tarafa baktığımda Cihangir'in sessizce yanımızda yürüdüğünü gördüm. Ona yakalanmadan önüme döndüm. Kalabalığa karşı yürüdüm. Yoğun ses, çılgın kalabalık ve değişik etki, bana geçmişi anımsattı. Delicesine içtiğim ve kendimi kaybettiğim anı hatırlattı. İstemsizce ürperdim. Soğuk bir rüzgârın etkisindeymişim gibi hissettim. Titredim. Cihangir, hemen müdahale etti.
"Üşüdün mü?"
Başımı iki yana salladım. Beni dinlemek yerine kollarıma dokundu. Sıcak eli, buz gibi tenimde farklı bir etki oluşturdu.
"Buz gibi olmuşsun."
"İyiyim dedim ya."
"Bir kere de karşı çıkma Zenan." deyip ceketini çıkardı. Zorla bana giydirdi. Bununla sınırla kalacak sandım. Fakat yanıldım. Ellerimi elleri arasına alıp ısıtmaya çalıştı. Öylece bakakaldım. Bundan sonra ne yapabilirim? bilemedim. Konu Cihangir olunca aklımı da mantığımı da yitirdim. Yaşanan tüm olayları gözümün önüne getirdim. Sanki bir dengesizliğin içine düşüverdim. Duygularımla sınanmaya devam ettim. Nefret ve aşk arasında gidip geldim. Daha fazla dayanamadım. Hüzünle dudaklarımı araladım.
"Bana ne yapıyorsun Cihangir?"
Şaşkınca bana baktı. Bir şey diyecek gibi oldu. Ama buna müsaade etmedim. Ondan önce davranıp tekrar konuştum.
"Niye bana bunu yapıyorsun?"
"Ne yapıyorum Zenan?"
"Ne yaptığının farkında bile değilsin. Ne diyebilirim ki? Kime ne anlatıyorum?" deyip ellerimi ellerinden çektim. Ondan da sözlerinden de kaçıverdim. Yengeme doğru yöneldim.
"Lavaboya gidelim mi?" diye sordum. Baş onayı verip ayaklandı. Hemen ona uydum. Böylelikle Cihangir'den kaçabildim. Yengem dayanamayıp usulca sordu.
"Bir sorun mu var?"
Anlamamış gibi yaptım. İnatla tekrar konuştu.
"Cihangir ile bir sorununuz mu var?"
"Yok öyle bir şey! Nereden çıkardın?"
"Adam resmen senin üzerine titriyor. Sürekli seninle ilgileniyor. Ama sen oralı bile değilsin." dediğinde kaçacak bir yer bulamadım. Cevap vermek zorunda kaldım.
"Küçük bir tartışma yaşadık. Ama önemli bir şey değil."
"Emin misin?"
"Evet! Havadan sudan bir sebep."
"Yine de küslüğü fazla sürdürme. İyi olmaz."
"Haklı olan benim. Sürünmesi gereken de o." dediğimde kahkaha attı.
"Senden korkulur Zenan. Ben olsam hemen barışmıştım."
Gülmekle yetindim. Lavaboya girip aynadaki yansımama baktım. Nasıl göründüğümü inceledim. Çantamı açıp rujumu tazeledim. Yengem alayla takıldı.
"Gayet güzelsin."
Dikkatle bana bakıp konuşmasına devam etti.
"Pek konuşamadık. Olaylar o kadar büyüktü ki pek soramadım."
Büyük bir konuşma yapacağını hissettim. Tam da hissettiğim gibi oldu.
"O evde mutlu musun? Bunu bilmek istiyorum."
Zoraki güldüm.
"Gerçekten her şey yolunda. Gayet mutluyum. Endişe etme." dediğimde inadını yenemedim . Israrla tekrar konuştu.
"Peki Ebru? Onu hiç gördün mü? Aranızda bir konuşma geçti mi?"
Bu konuyu konuşacak kadar güçlü değildim. Daha yeni bir olay yaşamışken konuşamazdım. Yalan söylemek zorundaydım.
"Hayır. Ne konuştum ne de gördüm. Artık gidelim mi?" diye geçiştirmeye çalıştım. Allah'tan pek üstelemedi. Başka bir konuyu açtı. Konuşa konuşa kalabalığın içinden ilerledik. Bu sırada, önümüze bir genç kadın çıktı. Duraksayıp ona baktım. Upuzun sarı saçlar, iri gözler ve üstün bakışlar... Hayal meyal birini anımsattı.
"Pardon?" dediğimde sahtece gülümsedi.
"Beni hatırlamadın mı? Bir mekânda karşılaşmıştık. Cihangir ile oturuyordun. Orada tanışmıştık."
O an, kim olduğunu anladım. İçimden büyük bir sabır çektim. Yengeme dönüp konuştum.
"Sen geç. Ben hemen geliyorum."
"Tamam. Geç kalma." deyip gözden kayboldu. Vakit kaybetmeden genç kadına baktım. Tıpkı onun gibi üstten bir bakış attım.
"Ebru'nun arkadaşısın. Değil mi?"
"Aynen öyle. Hatta sana ondan bir mesaj getirdim." dediğinde sinirden gülümsedim.
"Ne o? Karşıma çıkmaya mı korkuyor? Böyle şeylere hiç gerek yok. Bir şey diyecekse gelsin karşımda söylesin."
"Belki de yüzünü görmek istemiyor."
"Geçerli bir sebep değil. Yalnızca korkusunun göstergesi."
Onaylamaz bir tavırla başını iki yana salladı.
"Bizzat Ebru'nun mesajını iletiyorum."
Sabırla devamını getirmesini bekledim. Yarı öfke yarı alayla devam etti.
"Yanlış yoldasın Zenan. Olmaman gereken kişiyle olmaman gereken yerdesin. Yanlışın en dibindesin. Yol yakınken kaç kurtar kendini. Ya da burada kal. Büyük bir yenilgiye hazırlan. Karar senin!"
Duyduklarıma ne tepki versem bilemedim. Duygularımın yoğunluğu altında ezildim. Öfkemi gizlemek için gülümsedim. Hatta gıcık edici bir kahkaha atmak istedim. Dik dik genç kadına baktım.
"Aklınız sıra tehdit mi ediyorsunuz?"
"Ben değil. Ebru diyor. Nasıl anlarsan sana bırakıyor. İster tehdit ister uyarı..."
Gülmeyi kesip ciddileştim. Zorla koluna girip başka bir yöne çekiştirdim. Telaşla bağırdı. Kurtulmaya çalıştı.
"Ne yapıyorsun? Bıraksana! Manyak mısın?"
İnadına kolunu sıktım. Söylenmelerini kulak ardı edip kapının önüne kadar getirdim. Kolunu bırakıp gözlerinin içine baktım.
"Sakın bir daha buna cüret etme. Böyle bir aptallık yapayım deme. Anladın mı? Ne senden ne de arkadaşından korkuyorum."
Hırsla sözlerime devam ettim.
"Madem arkadaşın benimle yüzleşmekten bu kadar korkuyor. Dediklerimi aynen ilet. Hodri meydan diyorum. Yapacağı en ufak şeyde karşılığını alacak. Hiç istemediği yüzümü görmek zorunda kalacak. Ya bu saçmalığa son verir bana bulaşmaz ya da bulaşır sonuçlarına katlanır. Karar arkadaşının."
Bir şey demesine fırsat vermedim. Sesimi yükselttim.
"Şimdi hemen bunu arkadaşına yetiştir."
Kaşlarını çattı. Öfkeyle göz gezdirdi. Ayaklarını vura vura ilerledi. Çıkmadan son kez bana baktı. Gülerek el salladım.
"Selamımı da unutma."
Hiçbir şey demedi. Hızla gözden kayboldu. Gülmeyi kesip öfkemi açığa çıkardım. Baştan aşağı bu duyguyla dolup taştım. Bu öfkeyle çıkıp gitmek, Ebru ile yüzleşmek istedim. Ama yerimden kıpırdayamadım. Sanki itici bir güç tarafından uyarıldım. Donup kaldım. Yaşadıklarım o kadar ağır geldi ki dayanamadım. Sinirden ağlayacak noktaya geldim. Derin derin nefes alıp verdim. Sakin kalabilmek için çaba verdim. Kendimce söylendim.
"Güçlü olmak zorundayım. Başka çarem yok."
Ellerimi karnımda birleştirdim.
"Bebeğim için daha güçlü durmak zorundayım."
"Durmak yok. Yola devam!" deyip harekete geçtim. Zor olsa da hızla ilerledim. Bizimkilerin yanına geçtim. Tüm bakışlar bana çevrildi. Ağabeyim endişeyle ayaklandı.
"İyi misin Zenan?"
Yengem de ağabeyimin telaşına telaş kattı.
"Rengin de atmış. Birden ne oldu böyle?"
"Halsizim. Abartılacak bir şey yok." dediğimde olaya Cihangir'in endişesi de eklendi.
"İyi gözükmüyorsun. Geç otur biraz." diyerek oturmaya zorladı. Kabul etmeyip halsizce konuştum.
"Çok yorgun hissediyorum. Ayıp olmayacaksa gidebilir miyim? Dinlemeye ihtiyacım var."
"Saçmalama! Ne ayıbı? Sen yeter ki iyi ol kardeşim."
"Biz gidelim. Siz keyfinize bakın." dediğimde yengem de o da karşı çıktı.
"Olmaz öyle şey! Başka bir zaman eğleniriz. Hem aklımız sende kalır."
"Evet. Yengen haklı. Hemen gidelim."
Cihangir, koluma girdi. Merakla konuştu.
"Ağrın falan varsa hastaneye gidelim. Sırf bana sinir olduğun için söylememezlik yapma."
"Sadece eve gitmek istiyorum."
"Ev buraya uzak kalır. Bizim otel daha yakın. İsterseniz oraya gidelim." dediğinde ağabeyimin gönlü olmadı. Huysuzca söylendi.
"Eve gidelim. Çocuklar annemin üzerine kaldı. Yormayalım kadını."
"Onlar çoktan uyumuştur ağabey. Sabah erkenden döneriz. Olmaz mı?"
Benim hâlimi görünce kabul etmek durumunda kaldı. Yol boyunca Cihangir'in endişeli sorularına maruz kaldım. Geçiştirmeye çalıştım. Otele girdiğimizde rahat bir nefes aldım. Hızla odalara ayrıldık. Böylelikle Cihangir ile baş başa kaldık.
"Artık konuşabilir miyiz?" diye sordu.
Duymazlıktan gelmeyi denedim. Ayakkabılarımdan kurtulup ondan uzaklaştım. Peşimden ilerledi. Bana yetişti.
"Yeter artık Zenan! İki yetişkiniz. Konuşabiliriz." dediğinde dayanamadım. Hızla ona doğru döndüm. Sesimi yükselttim.
"Neyi konuşacağız Cihangir? Neyin açıklamasını yapacaksın? Gözlerimle gördüm. Resmen evimizin yakınlarında eski nişanlına sarıldın. Sıkı sıkı sarıp sarmaladın. Ne beni umursadın ne de evliliğimizi. Hiçbir şeyi umursamadın."
Bana dokunmaya çalıştı. Sakinleştirmek için yaptı. Ama izin vermedim. Öfkeme karşı konuşmaya çalıştı.
" Sana başında da açıklamaya çalıştım. Babası rahatsızlanmış. Çok korkmuş."
"Sonra da sana sarılayım mı demiş?"
"Zor durumdaydı Zenan. Çok kötü durumdaydı. Desteğe ihtiyacı vardı." dediğinde kendimi tutamadım. Bir süreden sonra bağırmaya başladım.
"Sen her desteğe ihtiyacı olana sarılır mısın? Sarıp sarmalar mısın? Sen dert ortağı mısın? Söyle Cihangir! Söyle ki bilelim. Herkese dert ortağı diye duyuralım. Gelen geçene sarılırsın. Ne dersin?"
"Sadece destek olmak istedim. Onu bulduğumda ağlıyordu. Olayın şokundaydı. Görmezlikten gelip gidemedim. Yıllardır tanıdığım kişiye sırtımı çeviremedim. Tek hatam sarılmasına izin vermekti. Bunu kabul ediyorum. Ama derdini dinlemek her insanın yapacağı bir şeydi."
"Ya biri görseydi Cihangir! Ya ağabeyim görseydi. Ne yapacaktık? Daha doğrusu ne yapacaktın? Eğer böyle bir şeyi görseydi kimse onu durduramazdı! Senin için türlü türlü senaryolar kurardı. Bunu iyi biliyorsun. Yapabileceklerini de iyi biliyorsun."
İç geçirdi. Söylediklerim hiç hoşuna gitmedi. Yine de daha sakin bir tonda konuşmaya çalıştı.
"Üzgünüm Zenan. Gerçekten üzgünüm. Ne dersen haklısın. Yapmamam gereken bir şeyi yaptım. Bir daha böyle bir şey yaşanmayacak."
Hatasını anlaması yetmedi. İçimdeki acı bitmedi. Kalbim hâlâ aynı acıyla sınanmaya devam etti. Beni gurur ve aşk arasındaki en ince çizgide bıraktı. Nereye varacağımı şaşırttı.
"Sen benim kocamsın Cihangir! Başka kadına sarılmazsın. Herkese açık alanda eski nişanlınla duramazsın. Buna izin vermem. Anladın mı? Beni bir hiç yerine koymana izin vermem. Tamam! Sevmiyor olabilirsin ama bana saygı durmak zorundasın. Evli olduğunu hatırlamak zorundasın. Bak bana! Ben bir erkeğe sarılıyor muyum? Desteğe ihtiyacı var diye kollarımı açıyor muyum?" deyip başımı iki yana salladım. Arkamı dönüp gidecekken hızla kolumdan tuttu. Beni kendine doğru çekti. Başımı göğsüne çarptım. Sinirle göğsünü yumrukladım. Beni bırakması için zorladım.
"Bırak beni! Dokunma bana."
"Sakinleş Zenan!"
"Bırak diyorum. Sen git Ebru'ya sarıl. Git ona destek ol. Yıllardır bir hukukunuz var. O varken ben kimim?" deyip tüm gücümle onu ittirdim. Geriye doğru sendeledi.
"Söyle bana Cihangir! Yoksa hâlâ aklın onda mı? Söyle! Seviyor musun onu? Bileyim ki aranızdan çekileyim. Hemen yarın boşanma işlemini başlatayım. Sen yoluna git ben de yoluma gideyim."
Bunları söylerken her bir kelimede zorlandım. İstemediğim şeyleri söylemenin acısını yaşadım. Cihangir'in de en az benim kadar acı çektiğini gördüm. Tekrar bana doğru adım attı. En yakınıma gelip gözlerimin içine baktı. Her bir kelimeyi vurguladı.
"Gerçekten Ebru'yu sevdiğimi mi düşünüyorsun?"
Cevap vermedim. Bu onu daha da öfkelendirdi.
"Eğer sevseydim burada işim olmazdı. Burada değil onun yanında olurdum. Seninle bu noktaya kadar gelmezdim."
"Ne doğru ne yanlış bilmiyorum." deyip bir itirafta bulundum. Hemen cevap verdi.
"Ebru'yu hiçbir zaman sevmedim. Sevemedim. Sadece değer verdim. Bu kadar! Saçmalayıp durma. Boşanmak falan da yok!"
Üzerimdeki yükü taşıyamadım. Gözlerim doldu. Sesim titredi.
"Ama o seni sevmeyi bırakmadı. Onun bakışlarını gördüm Cihangir. Sana nasıl baktığını gördüm. Eğer sen de görmüş olsaydın bana hak verirdin."
Kendimi tutmaya çalıştım. Ağlamamak için direndim. Bir süreden sonra dayanamadım. Gözyaşım art arda yanağıma süzüldü. Durdurulamaz hâle geldi. Beni böyle görsün istemedim. Ona sırtımı döndüm. Yatağın kenarına oturup sakinleşmeye çalıştım.
"Beni yalnız bırak Cihangir. Lütfen!"
Dinlemedi. Yanıma yaklaşıp bana doğru eğildi. Dizlerinin üzerine çöküp dikkatle bana baktı.
"Önemli olan benim ne hissettiğim değil mi?"
"Anlamıyorsun Cihangir. Bir düşün. Beni seven bir adama sarıldığımı düşün. Sırf destek vermek için yaptığımı düşün. Ne tepki verirdin?"
Yüzünde ciddi bir ifade oluştu. Bir süre suskun kaldı. Sonrasında öfkeyle konuştu.
"Sakin kalamazdım. Öfkemden nasibini alırdı."
"Ben öyle yapamadım. Çok istedim. Her ikinize de öfkemi kusmak istedim. Ama yapamadım. Her şeyi içime attım. Düşüncelerle kendimi yedim." dediğimde elini yüzüme getirdi. Gözyaşlarımı sildi. Elini sertçe boşluğa bıraktım. Başka bir tarafa döndüm. İnatla bırakmadı. Çenemden tutup hafifçe yukarı kaldırdı. Göz göze gelmemizi sağladı. Elalarına bir hüzün yerleşti. Uzun uzun bana baktı.
"Özür dilerim Zenan. Seni bu kadar üzdüğüm için özür dilerim. Affet beni."
Yanağıma küçük bir öpücük bıraktı. Karnıma doğru eğilip orayı da öpücükle taçlandırdı.
"Senden de özür dilerim bebeğim. Anneni üzdüğüm için çok özür dilerim."
Hıçkıra hıçkıra ağlayasım geldi. Ama kendimi tuttum. İçimdeki hıçkırığı bastırdım.
"Bir daha böyle bir şey yaşanmayacak. Eğer yaşanırsa gözünün önünde önüme çıkan ilk erkeğe sarılım. Sonra da desteğe ihtiyacı varmış derim. En sonunda da seni boşarım." dediğimde kaşlarını çattı. Gözleri öfkeyle parladı. Bu hâline sinirle güldüm.
"Ne o? Gerçekleşmesinden mi korktun? Yoksa kıskandın mı? Gerçi kıskanmazsın. Evliliğimiz anlaşmadan ibaret. Sadece gururuna dokunur. O kadar!"
"Zenan! İleri gidiyorsun!"
Cihangir'i baştan aşağı süzdüm. Onaylamadığımı hissettirdim. Ayağa kalkıp ondan uzaklaştım. Nereye gidersem peşimden geldi. Öfkem sözlerime yansıdı.
"Sen daha neyi istediğini bilmiyorsun. Beni de bu dengesizliğin içine mahkum ediyorsun. Ne diyebilirim ki? Daha neyi isteyip istemediğini bilmediğim bir adama ne diyebilirim?" dediğimde aniden belimden tutup kendine doğru çekti. Hızla nefes alıp verdi.
"Neyi istediğimi biliyorum."
"Neyi? Ben de bileyim." dediğimde hayatımın şokunu yaşattı. Yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı. Dudaklarını dudaklarımla buluşturdu.

Sertçe öpmeye başladı. Duygularım karşılık ver derken mantığım karşı çıktı. Bu sefer, duygularımı değil mantığımı dinledim. Hızla dudaklarından koptum. Öfkeyle ona tokat attım. Afalladı. Ona karşı tüm gücümle bağırdım.
"Ne yaptığını sanıyorsun? Beni oyuncağın olarak mı görüyorsun? İstediğim zaman kaçarım, istediğim zaman öperim mi diyorsun? Kendine gel Cihangir. Ben senin oyuncağın değilim. Ne benimle oynamana ne de duygularımla oynamana izin veririm."
"Oyun yok. Yalan yok. Kaçmak yok. İstediğin gibi karşındayım" deyip ellerimden tuttu. Gözlerimin içine baktı. Kalbime oynadı. Zıt duygularla çevrildim. Yine bir hayal kırıklığı yaşamaktan çekindim. Gözleri dudaklarıma kaydı. Bir süre orada oyalandı. Korkuyla karşı çıktım.
"Sakın! Yine aynı hatayı yapayım deme Cihangir."
Yüzümü nazikçe okşadı. Son durağı dudaklarım oldu. Sertçe yutkundum. Kalbim delicesine bir hızla attı. Bunu duymasından çekindim. Kaçıp gitmeyi diledim. Ama izin vermedi. Bir eliyle de elimi tutmaya devam etti. Alnını alnıma yasladı. Usulca dudaklarını araladı.
"Şu an tek bir isteğim var."
Dudaklarını dudaklarıma yaklaştırdı. Ama hemen öpmedi. Fısıldarcasına konuştu.
"Kaçmıyorum Zenan. Artık kaçmanın bir fayda getirmeyeceğini anladım. Kaçmak yerine kabullenmeyi tercih ettim. Bundan sonra kaçmayacağım. Aksine istediğim şeyi yapacağım. Cesaretimi konuşturacağım."
"İstediğin şey ne? Biliyor musun? Yoksa yine dengesizliğini mi konuşturuyorsun?" dediğimde gülümsedi. Kulağıma doğru eğildi.
"Belli değil mi?"
Heyecanla dolup taştım. Beklemediğim bir durumla karşılaştım. Nefesi, uyarıcı bir etki oluştururken tutkunun derinliğine daldım.
"Seni istiyorum Zenan. Yalnızca seni istiyorum."
Her bir kelimesi heyecanın dozunu artırdı. Kalbimle oynadı. Gerçeklikten kopardı.
"Başından beri haklıydın Zenan. Söylediklerinde de düşüncelerinde de haklıydın. Aramızda bir çekim var. Ne sen karşı koyabiliyorsun ne de ben karşı koyabiliyorum. Ne yapsak ne etsek işe yaramıyor. Her geçen gün birbirimize çekiliyoruz. Ateş ile barut misali bir sona yaklaşıyoruz."
Şaşkınlıkla ona bakakaldım. Böyle bir itiraf beklemediğimden öylece kaldım. En zirve duyguları yaşadım. Heyecanla nefes alıp verdim. Dudaklarımı araladım. Bir şey demek istedim. Ama ne diyeceğimi bilemedim. Vazgeçtim. Zaten Cihangir de cevap hakkı tanımak istemedi. Elimi kolumu bağlayacak bir şey yaptı. Dudaklarıyla dudaklarımı kavradı. Tutkuyla öpmeye başladı. Heyecan, şaşkınlık ve tutku, üçgeninde gidip geldim. Ne yapacağımı bilemedim. Zihnimdeki sorularla uğraştım. Bütün bu yaşananlar gerçek miydi? Gerçekten istediği kişi ben miydim? Cevap veremedim. Cihangir karşılık vermem için uğraştı. Elleri vücudumda arsızca gezinmeye başladı. Sanki bir keşfe çıktı. Arzuyu zirveye tırmandırdı. Elbisemin askılarına uzandı. Omzuma kadar indirdi. Öpücüğü derinleştirdi. Bir taraftan da elbisemin fermuarını uzanmaya çalıştı. Son anda kendimi kurtardım. Hızla rüyadan uyandım. Cihangir'den uzaklaştım. Ona bir hayal kırıklığı yaşattım. Nefes nefese konuştum.
" O kadar kolay değil Cihangir. Her istediğini bu kadar kolay elde edemezsin. Bazen mücadele etmen gerekir." deyip gülümsedim. Elini omzuna koydum.
"Bütün gece bunu düşün. Zaten bir başına olacaksın. Derinlemesine düşünürsün. Bir karara varırsın."
"Bu da ne demek oluyor?" dediğinde cevap vermedim. Ayakkabılarımı giyip kendimden emin adımlarla ilerledim.
"Nereye gidiyorsun Zenan?"
Ardıma bakmadan söylendim.
"İşim var."
"Gecenin bu saatinde mi?"
Duymazlıktan geldim. Daha geçenlerde bana yaşattığı olayı yaşasın istedim. Hem bugünün hem de geçmişin intikamını aldım. Bunu ona hatırlattım. Çıkmadan son kez bir ona baktım. Hayal kırıklığının vücut bulmuş hâliyle karşılaştım. Gülerek el salladım.
"İyi geceler Cihangir."
Cevap hakkı tanımadan odadan çıktım. Düşünceleriyle bir başına bıraktım.

-Bölüm Sonu-