🔞 Cinsellik İçermektedir 🔞
Kapıyı sessizce kapattıktan sonra loşluğu bile olmayan karanlık odanın içinde birkaç adım attı. Saat çok geçti, dışarıda işlerini halledip gelene kadar epeyce zaman olmuştu. Odada hiç ışık yoktu. Siyah perdeler camı neredeyse bir duvar gibi kapattığı için içeride yön tayin etmek bile zordu. Ama o evin planını ezbere bilen bir adamın güveniyle soyunurken ne bir şeye çarptı ne de tökezledi.
Yorganın kıvrımına eli değdiğinde bir an durdu. Siyah kılıflı yastığın üzerine dökülmüş açık renk saçlar bu karanlıkta bile ayırt edilebiliyordu. Önce uzun günün sonunda zihninin ona bir oyun oynadığını düşündü. Sonra gözleri karanlığa alışmış gibi oldu ve yatakta yatan bir siluetin varlığı daha net hissettirdi kendini.
"Senin burada ne işin var?" diye sordu, sesi sertti. Uyandırmak ister gibi değil, daha çok içinden geçeni söylemişti. Yataktakinin eski sevgilisi Hale olduğunu sanıyordu, bu röfleli gibi duran saçlar ancak ona ait olabilirdi. Bir hafta kadar önce kavga etmişler ve kadının kalbini fena hâlde kırmıştı.
Hale'nin hayalindeki romantik ya da eğlenceli adam değildi, olamazdı da. Bunu ona defalarca kez söylemiş olmasına rağmen kadın anlamak bilmemiş ve en sonunda kalbi kırılınca kabullenebilmişti.
Hakan onu terk etmemişti, ondan kendisiyle kalmasını da istememişti. Kimseye kendiyle olması için rica etmeye tenezzül edecek bir adam değildi. Güzel bir kadındı ve birçok ihtiyacını karşılayabiliyordu, onunla olmak istiyor ve bu konuda diretiyordu. İlişkileri de esasen bunlar üzerine kuruluydu.
Daha önce birkaç defa ailesiyle kaldığı evine gelmişti ama bu konuya sıcak bakmadığını kadın kırılsa bile belli etmişti. Onunla şahsi evinde bir araya gelmeyi tercih ederdi. Yine de o ağır tartışmadan sonra buraya, ayağına kadar gelmişken uyandırıp kalbini kırmaya niyeti yoktu. O kadar da kaba bir adam değildi.
Kadının kıpırtısız bedeni sessizlikten başka bir şey sunmuyordu ona. Hafifçe doğrulup yatağa biraz daha yaklaştığında sakin bir nefesin ritmini duydu. Karanlıkta yüzünü göremediği bedene birkaç saniye daha baktıktan sonra yavaşça yanına uzandı, birileriyle uyumaktan pek haz etmezdi. Hale'nin bir başka küslük sebebiydi bu, seviştikten sonra onu yatakta yalnız bırakır ve çeker giderdi. Ama bu çok önceden kadına zaten söylediği bir şeydi, hayatında duygusal olana yer yoktu. Ne mizacı ne de yaşam tarzı buna uygun değildi ve aksi bir vaatte hiçbir zaman bulunmamıştı. Kadın bunları bile bile kabul etmişti, onu değiştirebileceğini düşünmüştü çünkü. Yanılmıştı.
Ansızın kendisine sokulan sıcak ve çıplak bedeni hissetti. Yorgun bedenine sıkıca sarılmıştı. Kaşları çatıldı, göğsündeki eli üzerinden kaldırmak istedi ki bu defa bacağının kendi bacağına dolandığını gördü. Yutkundu, uzun zamandır birtakım ihtiyaçlarını gideremiyor olmak vücudunda kaçınılmaz olarak bir cinsel açlık yaratmıştı ve şu an kollarındaki bu yumuşacık ten bu durumu daha da körüklüyordu.
Yataktan kalkacak olduğunda kızın alçak mırıltısını işitti, gülmüştü. Uykusunda gülüyordu. Hale'nin bu kadar güzel güldüğünü bilmiyordu, kendi dudakları da farkında olmadan kıvrıldı. Kim bilir ne görüyordu rüyasında.
Derken bütün vücuduyla sarıldı ona kadın. "Öp beni yakışıklı." dedi uykudan boğulmuş mahmur bir ses ve teatral bir abartıyla. Kendisine mi diyordu? Kadına baktı, parmaklarını yüzüne çıkarıp gezdirdi. Gözleri kapalıydı, kirpikleri yanaklarına düşmüştü. Parmağı biraz daha aşağı inince dolgun dudakları hissetti. Bu yaz botoks yaptırmıştı, öyle yapay şeylerden pek hoşlanmazdı ama şimdi dokusu çok hoşuna gitmişti. Uzanıp dudaklarına bir öpücük kondurdu, alt dudağını dudakları arasına alıp hafifçe emdi. O da aynı şeyi kendi dudakları için yapmaya çalışmış ama becerememişti. Dudağını hafifçe çekiştirip emmeye devam etti, tadı gerçekten çok güzeldi. Şimdiye kadarkinin aksine çilek gibi bir şeydi, akşam yemeğinde simit ve ayran yediğini bilse acaba ne derdi?
Vanilyalı kokusu tenine çekiyordu onu, biraz önce banyosundaki bütün jel ve kremleri kullanmıştı. Enfes kokuyordu. Dayanamadan narin boynundan öpmeye başladı, ellerinden biri artık kaçınılmaz olarak göğsünü avuçluyordu. Göğsü dolgundu, avcunu rahatlıkla doldurabiliyordu. Diri olmalarına rağmen oldukça yumuşaklardı, minik ucunu parmakları arasına alıp sıkarken boynunun ensesine yakın bir kısmını emmeye başladı. Kız inim inim inliyordu, oysa daha pek bir şey yapmamıştı bile. Bu yeni yetme tavırları da neydi? Kalçasındaki eli bacaklarını ayırıp arasına girdi ve ıslaklığını yavaşça okşamaya başladı. Nabız gibi atıyordu elinde, uykuda bile istekli bir kadındı. Hale'nin libidosu yüksek bir kadın olduğunu biliyordu ama kendi vücuduna bu kadar hızlı tepki vermesine şaşırmıştı.
Boğuk bir sesle "Ah, bu çok iyi." dedi kadın yine aynı mahmurlukla. Rüyada olduğunu sanıyordu fakat ne onun ne de Hakan'ın gerçeklerden haberi yoktu. Kızın isteği üzerine parmakları dairesel hareketlerle onu okşamaya devam etti. "Lütfen devam et." Bu isteğe karşı duramadı, parmağı daha da hızlandı. Girişinden içeri itmişti hafifçe, kızın darlığına şaşırmıştı ama bütün hızıyla devam etti. Şimdi iyice kendinden geçmiş, alçak bir sesle inliyordu. "Ç-çok güzel." dedi vücudu doyuma ulaşırken.
"Uyandın mı?" diye sordu boğuk bir sesle. Kız konuşuyordu ama uyuyor gibi bir hâli vardı. Ne yapmaya çalışıyordu ki şimdi? Öfkeyle elini vücudundan çekip ayrıldı, sesi de farklı gibiydi. Hızla doğrulup odanın öbür tarafına gitti ve ışığını açtı, o zaman yatağındakinin aslında Hale olmadığını fark etti. Bakışları havlunun açıkta bıraktığı güzel bedende şaşkınlıkla gezindi. Parmak uçlarında ıslaklığı hâlâ duruyordu, tanımadığı bir kadına dokunmuştu. Ya da kadın rol yapıyordu?
Kararsız bir duraksamanın ardından huzursuzluk hissiyle omzuna dokunup dürttü. Teni yeniden genç kadının sıcak, yumuşak tenine değer değmez irkilmişti. Sertçe yutkundu. Kendi kontrolsüzlüğüne öfkeliydi şimdi de. "Uyan." dedi katı ve net bir sesle. Kız uzanmakta olduğu yerde hafifçe kıpırdanmak dışında bir şey yapmamıştı.
"Uyan dedim." diye yineledi öfkeyle, bedenini daha çok sarstı. Alçak mırıltısını işitti bu defa.
"Hm?" Zarif bedeni uzandığı yerde iyice gerinmişti, kollarını iki yana açıp farkında olmadan her bir şeyini sergilemişti. "Biraz daha ya!"
"Kalk yatağımdan." Çıplak bedenden gözlerini kaçırdı fakat iyi biliyordu ki artık bakmasa bile unutması mümkün değildi. Kolundan tutup çekti ve "Kalksana." dedi bu defa biraz daha yüksek bir sesle. Bakışları etrafta gezindi, bir bardak suyu olsa kafasından döküp de uyandırabilirdi.
Sesi yükselince kız gözlerini yavaş yavaş açmaya başlamıştı, masmavi gözleri vardı. Işığa alışana kadar birkaç defa kirpiklerini kırpıştırdıktan sonra karşısındaki adama baktığında yüzünde uyanıklığın ilk şoku belirmiş, ağzı açık kalmıştı. Bakışları önce bu tanımadığı adamda, sonra da kendi çıplak bedeninde hayretle gezindi. O an dehşet yüklü bir ifadeye büründü yüzü. Çığlığı basacağı anda Hakan atılıp eliyle ağzını kapatmıştı.
"Delirdin mi?" diye sordu sert bir sesle. "Herkesi uyandıracaksın." İri mavilikler kendisi üzerinde korkuyla geziniyordu. Bu görüntü karşısında kaşları mümkünmüş gibi daha da çatıldı. "Kimsin? Niye yatağımda ve bu hâldesin? Bağırmadan anlat." Kız kafasını onaylar gibi sallayınca elini ağzından yavaşça çekti.
Dudakları titriyordu, boğazından çıkan ilk kelime bile tamamlanmamış bir mırıltıydı. "B-ben..." Gözleri telaşla odanın içinde dolaşıyordu. Sırtını yatağın başlığına dayadı, dizlerini bedenini gizlemek için göğsüne çekmeye çalıştı. Ama çok iyi biliyordu ki bu beyhude bir çabaydı, adam göreceğini görmüştü. Hatta eğer az önce rüya görmemişse ki yüksek ihtimal rüya değildi, kendisine dokunmuştu bile.
Lanet olası havlu neredeydi? Bir anda göğsünden yükselen utanç dalgasıyla ürperdi. Yutkunup biraz önce adamın öptüğü dudaklarını ısırdı. Neredeyse ağlayacaktı. "Sen..." Bakışlarını çekinerek yeniden adama doğru çıkardı. "Sen ne yaptın bana?" diye sordu bir anda, sesi titrekti.
Hakan'ın kaşları mümkünmüş gibi daha da çatıldı. "Ne diyorsun sen?" Anlamaya başlıyordu aslında, bu bir tür tuzak olmalıydı. Kendisiyle oynuyordu. Ona dokunduğunu iddia edip şantaj yapacaktı. Bu düşünceyle çenesi kasıldı. "Benim yatağımdasın, çıplaksın. Açıklama yapması gereken asıl sensin."
*
Çok öfkeli bakıyor bana, sanki birazdan gözlerinden ateş fışkırtacak. İçindeki tüm o birikmiş öfkeyi benim bedenime kusacakmış gibi hissediyorum ve işin en tuhaf yanı, bu kadar düşmanca bir bakışla bana bakan bu adam şu an sadece iç çamaşırlarıyla duruyor karşımda. Çıplaklığı neredeyse savunmasız sayılabilecek bir hâl ama yüzündeki ifadeyle birleşince öyle bir tezat oluşturuyor ki kafam karmakarışık oluyor, neden soyunmuş?
Biz ne yaşadık? Ne kadar ileri gittik? Çünkü birkaç saniye öncesine kadar bedenimde hissettiğim o ağır boşalma hissi sanki bir rüyanın içinde yaşanmış bir orgazmın yankısı gibiydi. Lanet olsun. Ne olduğunu anlamıyorum, gerçekten anlamıyorum. Her şey o kadar hızlı, o kadar garip ve bulanık ki. Tamam, şimdi sırayla düşün.
Uyuyordum. Bundan eminim. Sonra bir rüya gördüm. Evet, hatırlıyorum. Yüzü seçilemeyen biri vardı rüyamda. Yatağın içinde bana dokunuyordu, ben onun dokunuşuna karşılık veriyordum. Teni sıcaktı, dudaklari üzerimde geziniyordu. Mahrem anlar yaşıyorduk; öylesine gerçekti ki gözlerimi açtığımda hâlâ onun kokusu burnumdaydı, ellerinin izi derimdeydi sanki. Ve gözümü açtığımda işte bu manzara vardı. Geniş bir yatak, yabancı bir oda ve karşımda bu adam. Yanlış odaya gelmiştim, yanlışyatakta uzanmıştım.
Ve o anda beynimde bir yıldırım çakar gibi oldu, yüzüne tekrar baktığımda onu tanıdım. Hakan Zerenoğlu'ydu; bu malikanenin, bu servetin, bu gösterişli evin gerçek sahibiydi o. Ablamın defalarca hakkında konuştuğu, öfkesini gizleyemeden saydıra saydıra anlattığı adamın ta kendisiydi.
Ne yazık ki eniştemin kardeşi olur. Ablam defalarca anlatmıştı onun nasıl biri olduğunu, nasıl kaba, aşırı kontrolcü ve sevimsiz olduğunu. Ablamın erkek kardeşiyle para için evlendiğini iddia ediyordu, bu sebepten nikah bile gizli gizli ve aceleyle kıyılmıştı. Para konusunda haklıydı ama Nurdan'ın da kendince son derece haklı sebepleri vardı.
Bakışlarını kaçırıyor, bakmıyor bana. Fırsattan istifade altımdaki havluyu hızlıca alıp bir çırpıda bedenime sardım. Titreyen ellerimle çıplaklığımı biraz olsun örtebilmek için havlunun kenarlarını avuçlarımın içine sıkıştırdım. "Özür dilerim." dedim neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle. Utancım boyumu aşmıştı.
Kendi kendime bin türlü soruyla boğuşurken aslında onun da bir özür borcu olduğunu düşünmeden edemiyordum. Eğer bana dokunduysa, eğer beni uyur hâlde fark etmeden sahiplendiyse -ki vücudumda hissettiğim izler bunu doğruluyordu- o zaman özür dilemesi gereken tek kişi ben değilim, öyle değil mi?
"Bana gösterdikleri odayı karıştırmışım." dedim gözlerim yerde, bedenim buz kesmiş, nefesim düzensiz hâldeyken. İçimde öyle büyük bir aşağılanmışlık hissi var ki utancımdan yerin dibine girmek istiyorum, hatta mümkünse bu yer yarılsın da içine gireyim.
"Kimsin?" diye sordu dişleri arasından. O kara gözlerin yüzüme bakışı öylesine korkutucu ki. Sadece öfkeli değil, tehditkar da. Hiç ama hiç güvende hissetmiyorum. Bu evde, bu odada, onun karşısında bu hâlimle bir hedef tahtası gibiyim. "Sana neden oda gösterecekler?" diye ekliyor şüphe dolu bir tonla, gözlerini kısarak bakıyor.
"Ben Nurdan'ın kız kardeşiyim." diyebildim yalnızca. Üzerimdeki havlunun uçlarını avcumda sıkıyorum, bu işkence ne zaman bitecek? Gelir gelmez böyle bir rezalet yaşamak zorunda mıydım? Böyle şeyler niye hep benim başıma geliyor ki?
Yüzünde alaycı ve samimiyetten uzak bir gülümseme belirdi, ya da sadece dudakları kıvrıldı gibi bir şey. Hâlâ aşağılar gibi bakıyordu. "Nurdan yetmezmiş gibi..." diye mırıldandı kendi kendine.
"B-ben..." Gururum hiç bu kadar kırılmamıştı. Boğazıma bir yumru oturdu ve "Ablam..." diyebildim yalnızca. Nasıl bir açıklama yapabilirim ki?
"Senin de ablandan bir farkın yok belli ki." Bana biraz daha yaklaştı, havluyla örttüğüm vücudumu süzdü. "Güzelliğinizle para kazanmak istiyorsanız siktirip gidin ve model ya da oyuncu olun. Aklı dengesi yerinde olmayan adamları evlilikle kandırmanıza ya da soyunup milletin yatağına girmenize gerek yok."
Bu herif ne diyor? Kendini ne sanıyor? Bu nasıl bir itham? Bu nasıl bir alçaklık? Hışımla yerimden fırladım. Çıplak ayaklarım soğuk zemine basınca irkilmiştim, havlum neredeyse kayıyordu bedenimden. Parmaklarımı kenarına geçirdim, bırakmadım. "Kimse parana meraklı değil." Sesim çatallandı ama geri adım atmadım. "Dünyada kalan son erkek de olsan dönüp bakmam suratına."
"Bakmakla vakit kaybedeceğine soyunursun." dedi aynı küçümseyen ifadeyle. "Tıpkı şimdiki gibi." Sonra bir anda kolumu sıkıca kavradı. Beni kapıya doğru itip alçak sesle tehdit etti. "Bir daha benimle denk düşersen başına geleceklerden sorumlu olmam."
"O ne demek?" Korkum ve öfkem iç içe geçmişti. Yine de birkaç adım atıp daha da yaklaştırdım inadına. "Ne gelecekmiş başıma? Biliyor musun? İğrenç herifin tekisin. Paran var diye insanları küçük görmeye, aşağılamaya, hakaret etmeye hakkın olduğunu mu sanıyorsun?"
"Bir daha uyarmayacğım." dedi korkutucu bir sakinlikle. Söylediğim onca şeyi duymazdan gelmişti. "Kötü olur."
"Bu doğruculuğun kendinde olmayan bir kıza dokunurken neredey-" Bir adımda dip dibe gelmiştik, tek bir adım yetmişti. "Yatağımdakini sevgilim sanıyordum." dedi alçak bir sesle. "Sen olduğunu bilsem yaklaşmazdım. Para avcılarıyla işim yok."
Bu herif bana az önce golddigger muamelesi mi yaptı? Her şeyin suçlusu sadece benmişim gibi... Gözlerim doldu. Tam zamanı değil mi ağlamanın? Şimdi değil, şimdi değil. Rol yaptığımı sanacak, lütfen durun göz yaşıbezlerim.
"Aşağılık bir pisliksin." dedim gözlerimden süzülen yaşlara engel olamadan. "Senden midem bulanıyor. Sevgilin çok şanssız, umarım en kısa sürede kurtulur senden." Gideceğim sırada durup yeniden öfkeyle kasılmış suratına baktım. İçimde patlamamış en küçük bir öfke kırıntısı kalmasın istedim. "Boyun posun devrilsin inşallah." Kapıyı elimdeki bütün gücümle çarparak kapattım. Kim uyanırsa uyansın, şu an hiçbir şey umurumda değil.
Bu savunmasız ve yarı çıplak hâlimle koridorda dururken birçok soru geçiyordu kafamda ama çok majör bir tanesi vardı şüphesiz. Bu hâlimle nereye gideceğimşimdi?
Merhaba♡
Bölümü sevdiniz mi?
Gerçekten nefret olacağınısöylemiştim hehe.
♥︎ OY VERMEYİ UNUTMAYIN LÜTFEN ♥︎
Fikirlerinizi belirtirseniz güzel olur.
Bay bay.
