İçeriğe geç

Nefret | AhFer

Bölüm 2 · 14 dk okuma

Nefret | AhFer

Bölüm 2

2.Bölüm: Kiminle Gideceksin?

Sıla'yla birlikte dersteydik. Hoca konuyu hararetli hararetli anlatırken, ben üçüncü saatine giren blok dersin ne zaman biteceğini düşünüyordum.

Telefonuma mesaj geldiğinde bakışlarımı saatten telefona çevirdim.

M: Çok sıkıldım.

Meriç yazmıştı. Mesajı okuduktan sonra gülümsedim. Yalnız değildim en azından. Başımı kaldırıp hemen sol tarafımdan iki arka sırada oturan Meriç'e baktım.

Gülümseyerek bana bakıyordu. Yaslanmış ve ayaklarını uzatmıştı. Sıranın ucuna doğru oturmuştu. Üzerinde siyah bir sweat, bol bir kot vardı.

Önüme dönüp mesajına cevap vermek için telefonu elime aldım. Hemen yanımdaki Sıla, tabletten kafasını bana çevirdiğinde saçı yüzüne gelmişti. Saçını çektiğinde bana attığı bakışlardan düşüncelerini okuyabiliyordum. 'Ben burada beynimi kaybettim, sen ne halt yiyorsun?' bakışları eşliğinde sırıtarak telefonumun ekran kilidini açtım. Mesaja girip, cevap yazdım. Sıla yanıma gelip, kime ne yazdığımı gördü. Yüzü ve dudakları, "Ooo!" ifadesi alırken gülüp önüne döndü. Gülerek başımı iki yana salladım ve telefona bakmaya başladım.

F: Al benden de o kadar.

M: Ne zaman bitirir dersi tahmini?

F: Bıraksak kıyamete kadar anlatır.

M: Soy adınız haklı mı?

F: H büyük olsun yalnız.

M: Pardon, soy adınız Haklı mı?

F: Hayır, Özdinç.

O kadar sıkılmıştık ki ikimiz de boş yapıyorduk.

M: Çıkışta bir kahve?

Mesajı okuduğumda Sıla'ya baktım. Dersten sonra abisiyle işleri olduğunu söylemişti.

Yani gidebilirdim.

F: Olur, bana uyar.

M: Tamam harika o zaman.

Anlaştığımızda telefonu kapattım ve tekrar ona bakıp ufak bir tebessüm gönderdim. Ona karşı bir şey hissediyor muydum, bilmiyorum. Ama yaklaşımı, tavrı hoşuma gitmişti.

Hoca yarım saat daha ders işleyip bitirdiğinde derin bir nefes aldım. "Bir an tüm konuları bugün bitirecek sandım." dedim tabletimi çantaya koyarken.

"Biri hocaya tek onun dersi olmadığını anlatsın. Benim GB doldu." dedi Sıla.

"Sen abinle gideceksin değil mi aşkım?" dedim ona bakarken. Başını ellerine gömmüştü. Boğuk bir sesle, "Evet, bu hafta sonu düğün varmış. Kıyafet alacağız." dediğinde, "Tamam, benim randevum var zaten." dediğimde başını ellerinden kaldırdı.

"Anlamadım abla?" dedi komik bir ifade ve ses tonuyla. Haline güldüm. "Meriç kahve içmeye çağırdı. Kahve içip eve geçeceğim." dedim.

"Oo, baya ilerlemiş sohbet. Tamam git, akşam her şeyi anlatıyorsun." dediğinde başımı salladım. İkimiz de yerimizden kalktığımızda Meriç yanıma geldi. "Selam." dediğinde, "Selam." dedim. Sıla, "Selam ve hoşça kalın, ben gidiyorum." dedi. Önden o arkasından biz amfiden çıktık. Ahmet kapının yanındaki banka oturmuş telefonuna bakıyordu.

Sıla yanına geçerken, Sıla'ya el sallayarak Meriç'le beraber geçtik.

Ahmet'e kısacık baktığımda kaşları çatılmıştı. Şu an hiç çekemeyecektim onu. Meriç'in anlattığı şeye odaklandım.

"Hocanın anlattığı şeylerin yarısını unuttum." bile dediğinde gülerek onu onayladım.

Beraber okuldan çıktıktan sonra, okulun yakınındaki kafelerden birine gidip oturduk.

"Eee, kendinden bahsetsene biraz." dediğinde aldığımız kahveyi iki elimle tutup kahveye baktım. "Ne anlatayım, sen sor ben cevaplayayım." dediğimde gülümsedi, başını salladı. "Mesela, burcun ne?" dediğinde güldüm, "Boğa, senin?" dedim. "Yengeç." dediğinde başımı salladım. "En sevdiğin yemek?" düşündüm bir müddet, "Sanırım sushi." dedim. "Sanırım mı?" dediğinde, "Ben çoğu şeyi severim, yemek ayırt etmem." dedim. "Ne güzel, ben et sevmem pek." dediğinde güldüm. Garip gelmişti.

Ortalama iki saat kadar konuşup oturmuştuk ama bir sıkıntı vardı, ben sıkılmaya başlamıştım. O esnada telefonum çaldı.

Sıla arıyordu. Telefonu açtığımda Sıla, "Kanka neredesin?" dedi. Sesi biraz telaşlıydı.

"Kafedeyim kanka, ne oldu?" dedim. "Bir şey olmadı ya, ben döndüm de ne zaman gelirsin?" dedi. Fırsat bu fırsattı. "Aa, ciddi misin? Yok beni arayan olmadı, geliyorum hemen. Tamam, hadi görüşürüz." dedim ve bir şey demesine fırsat bırakmadan kapattım.

Meriç, "Ne olmuş?" dedi, o benim aksine çok iyiydi.

"Ya mahallede bir arkadaş taşınmıştı da o ziyarete gelmiş. Beni çağırıyorlar. Kalksak olur mu?" dediğimde başını salladı. Hesabı aldık ama kendi içtiğimi kendim ödedim. Vedalaştık ve arabalara geçtik. Arabama bindiğimde "Oh be!" diye derin bir nefes verdim. Okul otoparkından çıkarken Sıla'yı aradım.

"Dur tahmin edeyim, çocuktan sıkıldın, ondan öyle konuştun." dediğinde güldüm. "Beni fazla iyi tanıyorsun. Aslında sıkılmak değil de, ne bileyim fazla iyi, ben alışık değilim. Üç dört kere laf sokmamak için zor tuttum kendimi." dediğimde Sıla'nın kahkahası yankılandı arabada.

"Abimden alışkanlık yapmıştır." dediğinde yüzümü buruşturdum. "Anma şu mendeburu. Bugün Meriç'le beni görünce yüzü mahkeme duvarına döndü." dediğimde bu sefer o güldü.

"Evet, senin yüzünden doğru dürüst kıyafet bakamadım. Bütün gün modu yoktu. Ne göstersem, bir kulp buldu. Yarın beraber gideceğiz, haberin olsun. Tabii başka randevun yoksa?" dediğinde güldüm. "Yok, yok. Sen parka geç, ben de kola çekirdek alıp geliyorum." dedim.

"Tamam, geçiyorum." dediğinde vedalaşıp telefonu kapattık. Mahalleye girip, Hüsnü amcanın bakkalına girdim.

"Selamun aleyküm Hüsnü amca." dedim. Elindeki gazeteyi bıraktı. "Ve aleyküm selam mahallenin doktoru." dediğinde güldüm. Kola ve çekirdek alırken halini hatrını sordum.

Bakkaldan çıktığımda arabayı evin önüne bırakıp parka geçtim. Sıla oturmuş telefona bakıyordu.

"Selam." dedim ve karşısına oturdum. Parkta bir iki tane çocuk oynuyordu. "Selam, anlat bakayım nasıl geçti randevun?" dedi eğlenir ses tonuyla.

"İyiydi aslında ya ama dedim ya laf sokamadım, bir de neyden alınır neyden alınmaz bilmediğim için birkaç şakamı yutmak zorunda kaldım." dedim. O çekirdeği açarken ben de kolaları açmıştım.

"Abin bir şey dedi mi?" diye sorduğumda, "O lavuk kim, cidden sevgili mi yaptı, nereden çıktı o dış kapının dış mandalı, kapı menteşesi suratlıyı çok aradı mı cidden, şeytan görse imana gelir o nasıl bir tipti öyle, bana inadına mı yapıyor, derdi ne bu kızın gibi çeşitli saçma sorular sordu, evet." dediğinde çitlemek için dişlerimin arasına götürdüğüm çekirdekle bakakaldım.

"Çocuk gayet yakışıklı bir kere, menteşe ne alaka?" dediğimde güldü, "Takıldığın tek şey bu mu cidden?" dediğinde omuzlarımı silkip, çekirdek çitledim.

"Ay valla, abini pek takamayacağım şu an. Belki konuşmaya devam ederiz, bilmiyorum." dedim.

Sıla, "Eğer hoşlanırsan konuş tabii, en doğal hakkın." dediğinde gülümseyerek öpücük attım. Havadan sudan konuşmaya geçtiğimizde saatin nasıl geçtiğini anlayamamıştım. Ablamın aramasıyla eve geçtim. Yemek saati gelmişti bile. Hemen yemeğe geçtikten sonra, odama geçip ders çalışmaya başladım. Önümüzdeki hafta vizeler başlıyordu.

💆🏻‍♀️

Bir haftanın sonunda ölmeden vizeleri bitirebilmiştik. Ömrümden bir hafta değil, bir yıl gitmişti sanki ama bitmişti. Bugün Meriç'le ikinci buluşmamız gerçekleşecekti. Vize haftasında bile konuşmuştuk ve ortak noktalar buldukça, samimileştikçe konuşmak çok zevkli bir hal almaya başlamıştı.

Sıla'yla amfiye girdiğimizde Meriç yanına çağırdı, "Size yer tuttum, geçin." dediğinde teşekkür edip yanına oturdum. Sıla da benim yanıma oturdu.

"Nasılsınız?" dediğinde ikimiz de başımızı sallayarak cevap vermiştik, biz de ona sorduğumuzda o da, "İyiyim, yani geçen haftadan sonra, ne kadar iyi olunursa o kadar iyiyim." dedi.

İstemsizce güldüğümde o da bana katılmıştı. Başım ona dönüktü, o da bana bakıyordu ama benden çok dudağıma bakıyordu. Sıla ders için hazırlanmaya başladığında, "Feride geçen ders notlarını verir misin?" demişti.

Bakışlarımı oma çevirip çantamdan tabletimi çıkarttım ve notları Sıla'ya aktardım.

Hoca geldiğinde ışık hızında derse başlamıştı. Allah'tan bu dersi seviyordum. İlgimi çekiyordu.

İki saatlik ders, bir moladan sonra ders bitmişti. Bugün bir dersimiz daha vardı. O derse daha bir saat olduğu için kafeye geçtik.

Biz hocalardan ve derslerden bahsederken Sıla'nın beni dürtmesiyle bakışlarımı Meriç'ten ayırıp ona baktım. Ahmet karşıdan geliyordu. Sanırım kırmızı görmüştü yine.

Zorla yutkunduğumda masamıza gelmişti.

"Selamun aleyküm." dediğinde hep bir ağızdan selamını aldık. "Hayırdır abiciğim?" dedi Sıla gülümsemeye çalışırken. "Hayr abim, hayr. Bu arkadaş kim, tanıştırmayacak mısınız?" dedi gözleri gözlerimi bulurken.

Meriç, "Evet ya, tanışalım. Ben Meriç." dedi elini uzatırken. Ahmet eline baktı, sonra yüzüne baktı. Elini sertçe tuttuğunda benim parmaklarım sızlamıştı. Parmak boğumları bembeyazdı ama yüzünde sinirli bir ifade yok, aksine gayet rahattı.

"Memnun oldum, Ahmet ben de.Sıla'nın abisiyim, Feride'nin de abisi sayılırım. " dediğinde boğazımın kuruduğunu, içimin soğuk soğuk bir hisle kaplandığını hissettim.

Boğazımı temizledim, "Ee Ahmet, oturmaz mısın?" dediğimde elleri ayrılmıştı. Bakışları beni buldu, yine o üstten ve gıcık bakışları bürümüştü gözlerini.

"Yok, bir arkadaşımla buluşacaktık burada da, o yüzden bir sonrakine artık." dedi. Gözleri Sıla'yı buldu. "Sen de bir ara tanışırsın arkadaşımla." dedi, arkadaşım kelimesini çok bastırıyordu. Anlamıştım onun sadece bir arkadaş olmadığını.

Sıla, "Tamam abi, tanışırım 'arkadaşınla'." dediğinde gülesim gelmişti. Ahmet vedalaşıp tam benim görüş hizamdaki masaya geçtiğinde istemsizce o arkadaşı çok merak etmiştim.

Meriç bir şeyler anlatıyordu. Tekrar ona odaklanmaya çalıştım, ara ara dediklerine göre konuşuyordum. On beş dakika kadar sonra Ahmet'in oturduğu masanın başına bir kız geldi. Ahmet onun gelmesiyle bakışlarını önündeki kitaptan çekip kıza baktı.

Kızı tanımıyordum. Muhtemelen üst sınıflardandı. Üzerinde lacivert mini bir etek, üzerinde beyaz, düz bir gömlek vardı. Gömleği eteğin içine sokmuştu ve salaş bir hava vermişti. Saçlarını maşalayıp salmıştı ve hafif bir makyajı vardı. Hazırlanıp geldiği çok belliydi.

Ahmet ayağa kalktığında sarıldılar. Sıla da ben de masayı kesiyorduk. Ahmet tam bizim onu göreceğimiz şekilde otururken kız karşısına oturmuştu. Sipariş verdiler ve konuşmaya başladılar. Ahmet niye pişmiş kelle gibi sırıtıyordu acaba?

"Hey, dünyada mısınız?" gözümün önünde sallanan bir elle kendime geldim. Bakışlarım Ahmet'ten Meriç'e kaydığında silkelenip kendime geldim. "Ha, şey. Dalmışım ya. Ahmet'in yanında pek kız görmeye alışık değiliz, garip geldi." dedim. Ahmet çok sevgili yapan bir tip değildi, isteyeni var mıydı? Evet. Mahalledeki çoğu kızla konuşmama sebebimiz buydu zaten, Sıla abisini birazcık kıskanıyordu.

Ara ara takıldığı bir-iki kız dışında sevgilisi olduğunu duymamıştım. Sıla da bakışlarını Meriç'e çevirdiğinde zoraki gülümsedi, sonra bana baktı. Gözlerinden ne hissettiğini anlamaya çalıştım, ama renk vermiyordu. Morali bozulmuş gibiydi. Ne oldu, dercesine başımı salladım. Bir şey yok, der gibi bir hareket yaptı. Sonra konuşmayı planlayıp Meriç'e döndüm.

Tekrar konuşmaya başladığımızda ara ara yine ikisine bakıyordum. Ahmet salak salak gülüyordu. O güldükçe Sıla'nın sinirlendiğini anlıyordum.

Ders saati geldiğinde kalkıp hesabı ödedik. Kapıya ilerlerken Meriç önden, ben arkasından, benim hemen bir adım arkamdan da Sıla geliyordu. Ahmet'lerin masasının yanından geçerken göz göze gelmiştik. İkimiz de o uyuz bakışlarımızı yollamıştık.

Kıza kaçak bir bakış attım, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sıla öğretirdi ona.

Sıla, "Biz derse geçiyoruz abi." diye haber verdiğinde Ahmet, "Tamam abiciğim." demişti.

Kafeden ayrılıp okula girdik ve dersin olacağı amfiye geçtik.

💆🏻‍♀️

Sonunda ders bitmişti. Toparlandık ve Meriç'le vedalaşıp arabaya geçtik. Sıla arabaya biner binmez, "Arabada ağrı kesici var mı?" dedi. Başımı sallayıp torpidoyu açtım. Küçük ilk yardım çantasından ağrı kesiciyi çıkartıp uzattım. "Al canım." ilacı içtikten sonra kemerini taktı ve dirseğini cama yaslarken, başını eline yaslamıştı. Arabayı çalıştırırken, "Ne oldu? Kızı gördüğünden beri iyi değilsin?" dedim sormak için iki saattir beklediğim soruyu sormuştum.

"Kız, aşırı derecede babamın eşine benziyor." dediğinde yutkunamadım. "Ne?" dedim sessizce.

Sıla'nın anne babası ayrıydı, babası başka biriyle evliydi ve Sıla bunu biraz zor atlatmıştı.

Ben kadını hiç görmediğim için kızı da benzetememiştim. "Koskoca okulda, nasıl bu kadar o kadına benzeyen birini bulabildi? Tek tek elese zor bulur, nasıl becerdi?" dediğinde anayola çıkmıştık. "Tamam sakin ol, zaten sizi tanıştıracağını söyledi. Konuşmak için geldiğinde söylersin." dediğimde başını iki yana yasladı. "Sahile gidelim." dediğinde başımı salladım. Yolumu sahile çevirdiğimde o da arabadaki sessizlikten rahatsız olacak ki, radyoyu açtı.

Haluk Levet-Elfida çalıyordu. Kısık seste ki radyoya eşlik etmeye başladım. Sahile geldiğimizde arabayı park ettim ve içinde cüzdan, anahtar ve bir iki eşyam olan küçük çantamı aldım. Sıla hiçbir şey almadan arabadan indiğinde onun da küçük çantasını aldım.

Arabayı kilitledim ve yanına ilerledim. Hava serindi. Gökyüzü gri bulutlarla kaplanmıştı. Sahil kenarında çok kimse yoktu. Bir banka oturduğunda ben de gidip yanına oturdum.

Biraz sessizce denizi izledik. Ergenliğimizden beri favori aktivitemiz deniz kenarına gelip dertleşmekti.

"Ben, o günleri atlatamadım Feride. Dışarıya belli etmiyorum evet, hatta bazen kendime bile belli etmiyorum. Ama bazen çok zor oluyor her şey, özellikle tetikleyen bir şeyler olduğunda çok etkiliyor. Babamı da çok seviyorum, onunla da bir problemim yok. Ama her şey çok başka olabilecekken, böyle olması beni çok etkiliyor." dediğinde susup başımı salladım.

"Seni anlıyorum diyemem. Yaşamadım, bilmiyorum. Ama empati yapmaya çalışıyorum. Hemen atlatmanı senden hiç beklemedik zaten ve bazen böyle hissetmen çok normal." dedim, bakışlarım ona dönerken. Gözlerinden sessizce iki damla süzüldüğünde dolduğunu anlamıştım. Ona sarılıp başını göğsüme yasladım.

Bakışlarım denize sabitlenirken, ağlamasına müsaade ettim. Ortalama bir buçuk saat öyle oturmuştuk. O sessiz sessiz ağladı, ben göz yaşlarını silip, saçlarını sevdim. Ara ara ben de dayanamayıp ağlamıştım. Sonunda arabaya geçtiğimizde hiç konuşmadan mahalleye gelmiştik. Sıla eve geçerken ben Ahmet'i aradım.

"Efendim?" diyerek açtı telefonu. Onunla çok sık telefonda konuşmazdık. Garipsediği sesinden belliydi.

"Neredesin?" dedim Sıla'nın o hali çok kanıma dokunmuştu ve şu an hesap sorabileceğim tek kişi Ahmet'ti.

"Arkadaşımlayım, ne oldu?" dediğinde hala o kızla olduğuna inanamıyordum.

"Hemen mahalleye gelmen lazım, seninle bir şey konuşmam gerek. Sıla'yla alakalı." dediğimde kaşlarını çattığından adım kadar emindim.

"Sıla'yla mı alakalı? Bir şey mi oldu?" dediğinde başımı o görebilecekmiş gibi iki yana salladım.

"Geldiğinde konuşuruz." dedim ve telefonu kapattım. Eve geçtiğimde kafam kazan gibiydi. Ben de bir ağrı kesici içtikten sonra uzanmıştım.

Meriç'in mesajıyla onunla konuşmaya başladım. O esnada üstten mesaj geldi.

A: Geldim ben, parka gel.

Mesaja görüldü atıp Meriç'e, sonra konuşuruz dedim. Üzerimi değiştirmemiştin. Gri paraşüt pantolon ve beyaz crop vardı üstümde. Üzerime montumu alıp evden çıktım.

Parka geçtiğimde Ahmet sigara içerek volta atıyordu.

Yanına gittiğimde meraklı bakışları beni bulmuştu.

"Ne oldu?" dedi aynı hızla. "Oturalım önce, anlatacağım." dediğimde yanımızdaki banka oturdum.

O da karşıma geçtiğinde boğazımı temizledim. Nasıl anlatacağımı düşünmemiştim. Pat diye konuya girdim. "Bugünkü kızla aranda bir şey var mı?" diye sorduğumda bakışları değişti. Kaşları havalandı. "Şu anlık sadece bir arkadaşım." dedi.'Şu anlık' kısmını vurgulayarak.

"Öyle kalsa iyi olur." dediğimde yüzü eğlenir bir hal almıştı. "Allah Allah, nedenmiş o?" dediğindeyse benim yüzüm hala çok ciddiydi.

"Sıla, kızı o kadına benzetti. Bugün o kızı gördüğünden beri iyi değildi. Okul çıkışı sahile gittik." dediğimde yüz ifadesi birden değişti. Buz kesmişti.

"Nasıl? O kadar etkiledi mi?" dedi hayretle. O da biliyordu ki, biz sahile gittiysek ikimizden birinin bir derdi var ve biz bile bize yetememişiz. Denize anlatmışız.

Başımı salladığımda, "Bunu anlattığımı Sıla'ya söylemiyorsun. Haberi yok. Ben onu öyle görünce, dayanamadım." dediğimde yutkunduğunu adem elmasından anlamıştım.

"Ama.." dediğinde arafta kaldığını anlamıştım. Kızı seviyor muydu?

Kaşlarım çatıldı, "Ama?" dediğimde göz temasını kesti.

"Neyse, boşver." dediğinde ayağa kalktım. Önümdeki masaya ellerimi yasladım.

"O kızı seviyor musun?" diye sordum. Dan diye.

"Hayır, evet. Yani, bilmiyorum. Daha konuşmaya başlayalı bir hafta oldu. Kız geçen seneden beri beni seviyormuş, geçen hafta itiraf etti. Ben de bir şans vermek istedim. Ama o kadına benzediğini fark etmemiştim." dediğinde boğazıma nedensiz bir yumru oturduğunu fark ettim. Yutkundum, ama gitmedi.

"İyi, bundan sonra olup olmayacağınızı değerlendirirken Sıla'yı bu hale getirdiğini unutma." dedim ve banktan çıktım. Tam gidecekken, "Sen o ite karşı bir şey hissediyor musun?" diye sordu. Bir çırpıda sorduğu çok belliydi. Sırtım ona dönüktü. Başımı hafif arkaya çevirdim "Sen o kıza karşı nasılsan, ben de ona karşı öyleyim, bilmiyorum." dediğimde göz ucuyla başını salladığını gördüm.

Sonra bir şey demeden parktan çıkıp eve geçtim. Kendimi aşırı yorgun hissediyorum. Mentalim bitmişti, yatağıma girdiğimde uykuya teslim olmuştum.

💆🏻‍♀️

"Abinle konuştun mu?" dedim önümdeki pastaya bir çatal daha batırdığımda, Sıla başını iki yana salladı. "Hayır konuşmadım, o da gelip sormadı zaten." dediğinde sinirle dişlerimi sıktım. Ama belli etmedim. Sıla Ahmet'le konuştuğumuzu bilmiyordu.

"Kızla araları ne âlemde acaba?" dediğimde omuzlarını silkti. Yüzü iki gündür çok düşüktü. Normalde şartlar ne olursa olsun gülümseyen kız gitmişti yerine bambaşka biri gelmişti.

Bu hali canımı sıkıyordu. "Siz Meriç'le ne âlemdesiniz?" dediğinde omuz silktim. "Ben de anlamadım, bir kanka gibiyiz bir flört.. Çözemedim yani." dediğimde arkamdan bir ses geldi. "Neyi çözemedin söyle çözelim." Ahmet'in sesiydi bu. Gelip Sıla'nın yanına oturduğunda kolunu omzuna attı. Sıla tepki vermeden oturuyordu.

Mert de gelip benim yanıma oturduğunda bakışlarım Ahmet'e döndü, "Sana ne? Sen kendi meseleni çöz önce." dediğimde anlamaz bakışlar attı. Bal gibi de anlamıştı.

"Ne meselesi?" dediğinde pastamdan bir çatal daha aldım. "Geçe günkü kızla ne oldu? Yedin mi kıçına tekmeyi?" dediğimde Mert güldü.

"Yok, ben tekme attım." dediğinde Sıla başını abisine çevirdi. Ahmet de gülerek ona bakıyordu.

"Ciddi misin? Neden?" dediğinde Ahmet, "Çok mızmız, her şeye alınıyor, güceniyor. Onunla mı uğraşacağım?" dediğinde Sıla eskisi gibi gülümseyerek abisine sarıldı.

"Bu kadar sevineceğini bilsem daha önceden ayrılırdım kızım." dedi Ahmet Sıla'ya sarılırken.

"Abi ya, of çok mutluyum!" dediğinde gülümsedim. Mert de gülüyordu.

Ahmet Sıla'ya sarılı duruyordu. Omzundan bana göz kırptığında gülümseyerek pastamı yedim.

Kızın mızmızlığı gerçek miydi bilmiyorum ama, kardeşi için ayrıldığı kesindi.

💆🏻‍♀️

Okul gittikçe zor bir hal alıyordu. Dersler sanki her geçen gün daha da zorlaşıyordu. Ahmet bu yıllarda evden dışarı çok nadir çıkıyordu.

Sebebinin ders olduğuna inanmadığım her bir anın acısını çıkartıyordu hayat şu an benden. Karma resmen anamı ağlatmıştı.

Sabah gözümü kitabın üzerinde açtım. Baya çalışma masamın üzerinde uyuyakalmıştım. Boynum, belim her yerim tutulmuştu. Zorla doğrulduğumda canımın acısı gözlerimi doldurmuştu.

" Of, anam! Ay her yerim tutulmuş, ben burada nasıl uyumuşum ya! Of, of, of!" yavaş adımlarla banyoya geçtim. Suyu sıcağa ayarlarken belki sıcak su yumuşatır diye düşünmüştüm. Tüm kaslarım gerilmişti. Babama zorla yaptırdığım küvete girdiğimde her yerim şimşek çakmış gibi acımıştı.

Duş alıp çıktıktan sonra kas gevşeltici bir ilaç içtim. Annem uyanmıştı. Belim daha iyiyken boynumu oynatamıyordum.

Annem bir merhemle masaj yaptığında daha iyiydim.

Sıla'ya okula geçerken beni de almalarını söyledikten sonra bir şeyler yedim. Efecan boynumla dalga geçerken, ablam da ona katılıyordu.

"Abla sağ tarafından biri seslense, boynunu döndürürken Hakk'ın rahmetine kavuşursun he!" diyip güldüğünde sinirle yandan ona bakmaya çalıştım. "Ya Efe! Yürü git başımdan!" dediğimde ablam, "Çocuk haklı, sağına soluna dikkat et bugün." dediğinde ona da daha az sinirli bir bakış attım.

Üzerimi banyodan sonra giyinmiştim. Pembe bir kazak, beyaz bir pantolon giymiştim.

Çantamı hazırladım ve Sıla'nın aramasıyla kapıya çıktım.

Yanlarına gittiğimde Ahmet, "Ne oldu lan? Robota bağlamışsın?" dedi gülerek. Sıla, "Ya dalga geçme kızla. Aşkım iyi misin?" dediğinde Sıla'ya öpücük atarken Ahmet'e göz devirdim. "He, kına yak sende. Sus bak Ahmet, çok canım acıyor." dediğimde gülmeye başladı.

"Bana muhtaçmışsın öğrendiğim kadarıyla. Bir rica eder misin arabama binmek için?" dediğinde sinirle soludum. Elim boynuma giderken acısına dayanarak, ona döndüm.

"Bugün sizinle gelebilir miyim Ahmet abiciğim?" dedim gıcık bir ses tonuyla.

Ahmet, tam ağzını araladığı anda arkadan bir korna çaldı. Boynumu çeviremediğim için, tüm bedenimle arkama döndüm. Meriç arabadan inmiş bana bakıyordu. "İstersen ben bırakabilirim fıstık?" dediğinde Sıla'nın, "Eyvahlar olsun." dediğini duydum.

İşte şimdi tam anlamıyla bitmiştik.

Bölüm sonu

6 yorum