Hiç arafta kaldınız mı? İki arada bir derede kalmak ne demek bilir misiniz? Ya da daha önce ne tarafa adım atsanız bilemediğiniz oldu mu?
Benim genellikle olmazdı, hep ne istediğimi bilen biriydim. Tâ ki, az önceye kadar.
Meriç ve Ahmet arasında mekik dokuyan bakışlarım, Ahmet'in yumruk halini alan ellerinde sabitlenmişti.
Bakışları bana döndüğünde, bakışlarım ellerinden gözlerine tırmandı.
'Ne yapacaksın?' dercesine bakıyordu. Bakışları o kadar sertti ki, delip geçecekti utanmasa.
Boğazımı temizledim, "A-ah, Meriç? Senin ne işin var burada?" dediğimde arabasının yanından uzaklaşan Meriç, yanımıza gelmişti.
"Sabah bu tarafta işim vardı. Geçerken uğrayayım dedim." dediğinde yutkundum. İyi bari, bana özel olarak gelmemişti.
Ahmet, "Geç kalıyoruz, kim kiminle gidiyorsa gitsin hadi." dediğinde Meriç'e, 'Sen git ben Ahmet'lerle geleceğim.' diyemeyeceğimi fark ettim.
Sıla arada kaldığımı anlamıştı, "Eh, madem geldin buraya kadar, Feride sana eşlik etsin, ben de abimle geleyim." dediğinde ona minnettar bakışlarımı atmaya başlamıştım.
Meriç memnuniyetle gülümserken, Ahmet sinirle Meriç'e bakıyordu. Biz yine net kavga edecektik.
Meriç'in arabasına geçtiğimizde kemerimi taktım.
O da hazırlığını yaptıktan sonra, önden hareket eden Ahmet'in arabasının peşine takıldı.
"Ee, nasılsın?" dediğinde beş dakikadır Ahmet'in arabasını gözlediğimi fark ettim.
Kendime geldiğimde, " İ-iyiyim ya, gece masa başında uyuyakalmışım, boynum tutulmuş biraz. Sen nasılsın?"dediğimde gülümseyerek başını salladı.
"Ben iyiyim ya. Yorgunum sadece." dediğinde başımı sallayarak önüme döndüm.
Araba yolculuğumuz son bulduğunda Ahmet ve Meriç arabaları yan yana park etmişlerdi.
Ahmet orada ben ve Meriç yokmuşuz gibi davranıyordu. Hepimizin dersine daha yarım saat vardı.
"Eh, o zaman bir yere geçelim, senin boynuna bakalım, belki masajla yumuşatırız." Meriç'in dediğine tepki veremeden, Ahmet, "Yarım yamalak tıp bilginizle daha kötü hale getireceksiniz." dediğinde göz devirdim. Ama haklıydı.
"Yürüyün şu kafeye geçelim, ben halledeceğim." dediğinde onlar önden biz arkadan yürüyorduk.
Mekana girdiğimizde dört kişilik masaya oturduk. Ahmet benim boynumdan daha gergindi. Meriç benim yanıma oturduğunda derin bir nefes aldı.
"Gel, boynunu halledelim." dediğinde elini Sıla'ya uzattı, Sıla çantasından bir merhem çıkarttığında, Ahmet alıp hemen arkama geçti.
"Ne taraf ağrıyor?" diye sorduğunda boynumun sağ kısmını gösterdim. Saçlarımı sol tarafıma attığında, bileğimdeki tokayı geçirdim uçlarına.
"Eğer acırsa söyle." dedi. Parmaklarını ağrıyan yerde hissettiğimde istemsizce dudaklarımdan, "Hii!" gibi bir ses çıkmıştı. Ama iyi geliyordu. Merhemi yedirerek masaj yaptıktan sonra, boynumu kütletmek için başıma uygun pozisyonu verdi ve bir anda boynumu kütlettiğinde rahatladığımı hissettim. Ahmet her ne kadar şu an kalp cerrahı olacak olsa da, fizyoterapiye de ayrı bir ilgisi olduğu için zamanında kayropraktik eğitimi almıştı. Bu eğitimi, kalp cerrahı olmasından daha çok hava satmak için kullanmıştı.
"İyi misin?" dediğinde kapattığım gözlerimi açıp başımı ona çevirdim. "İyiyim, teşekkür ederim." dediğimde başını sallayıp yerine geçti.
Meriç şaşkınlıkla Ahmet'e bakıyordu, "Kayro eğitimi mi aldın?" diye sorduğunda Ahmet başını sallayarak onu onayladı. Ben ise rahatlayan boynumu hareket ettiriyordum.
Sıla, "İyisin galiba?" dedi gülümseyerek. "Evet, iyi geldi." dedim. Yarım saatin sonunda yerimizden kalkıp dersimizin olduğu binalara geçtik. Meriç ve Ahmet hiç konuşmamıştı. Derse girdiğimizde boynumun acısı iyiden iyiye azaldığı için derse odaklanabilmiştim.
Ders bitiminde Sıla, ben ve Ahmet beraber okuldan ayrıldık. Sıla, "Ee abi, Meriç hakkında ne düşünüyorsun?" dediğinde huzursuzca yerimde kıpırdandım. Ne düşündüğünü tahmin edebiliyordum çünkü.
Ahmet bakışlarını yoldan ayırmadan dikiz aynasından bana baktığını fark ettim. Saniyelik göz göze geldiğimizde boğazını temizledi. "Bir şey düşünmüyorum. Ne düşünmem gerekiyor? Normal biri işte, nötrüm yani." dediğinde tuttuğum nefesi verdim.
Tam rahatlayacakken, "Asıl Feride ne düşünüyor? Ona sormak lazım." dedi yine aynadan göz göze geldiğimizde. Neden Meriç hakkında benim ne düşündüğümle bu kadar ilgileniyordu?
"En başta flört gibiydik ama şu an arkadaşız, ona karşı bir şey hissetmiyorum. Öyle sıradan bir sınıf arkadaşı." dediğimde yandan bir sırıttığını gördüm. Sıla da fark etmiş olmalı ki, abisiyle beni shiplediği için keyifle yerinde kıpırdandı.
Telefonunu açıp TikTok'a girdi. "Ya size bir şey diyeceğim." dediğinde Ahmet bakışlarını saniyelik yoldan ayırıp ona bakarken ben bakışlarımı Sıla'ya çevirdim.
"TikTok'a mı başlasak?" dediğinde bakışlarım Ahmet'e kaydı.
"O nereden çıktı kızım?" dedi Ahmet. Hafiften kaşları çatılmıştı.
"Ya akımlar çok eğlenceli, ayrıca üçümüz çok ikonik olmaz mıyız? Hem benim çocukluğumdan beri merakım var. Feride'de ben de dans edebiliyoruz, senin de kalır yanın yok pek. Bence yaparız, he? Nolur, nolur?!" dedi çocuk gibi kıpır kıpırdı.
Gülüseyerek ona baktım. "Bana fark etmez, yapabiliriz. Hem ders konusunda kafa dağıtmamıza da yarar." dediğimde Ahmet, "İyi madem istiyorsunuz yapın, ben size katılırım." dediğinde Sıla sevinçle ellerini çırptı. Bu kızın çocuksuluğu hiç değişmeyecekti.
"O zaman ben hesabımı düzenleyip gizliden çıkarıyorum. Siz de indirip açın." dediğinde başımı salladım, telefonu çıkartıp uygulamayı indirdim ve hesap açtım.
"Ay çok heyecanlı kim bilir neler olacak?" dediğinde gülümseyerek omuz silktim.
O an eve gitmediğimizi fark ettim. "Nereye gidiyoruz?" diye sordum hafif arka koltuğun ortasına gelip başımı öne uzatarak.
Ahmet, "Size sürprizim var." dediğinde Sıla'yla birbirimize baktık. Aynı anda, "Ne sürprizi?" dediğimizde Ahmet, "Sakin olun Yurttan Sesler Korosu, vizeleriniz bittiği için ve hakkını vererek çalıştığınız için ödül gibi bir şey düşünebilirsiniz." dediğinde iyice merak etmiştim. Yol yeşillik bir alana doğru gitmeye başladığında inşallah piknik yaparız demeye başlamıştım.
Ahmet çok iyi et pişiriyordu. Her piknikte et pişirme görevi onda olurdu, garip bir şekilde fazla yetenekliydi bu konuda.
Arabayı park ettikten sonra arabadan indik, bir patika çıktık. Patikanın sonunda gördüğüm kişilerle çığlık atarak koştum.
Aysude, Haldun, Mert, Baran, Cemre, Deniz ve Yaren ileride bir piknik alanı kurmuş bizi bekliyorlardı.
Sıla da benimle beraber koştuğunda Aysude'ye sarıldım. "Siz nereden çıktınıııız!" diye bağırdığımda Aysude, "Piyangodan aşkım!" dedi.
Hepsiyle aynı mahallede oturmuşluğumuz hatta Aysude'yle beraber büyümüşlüğümüz var.
Diğer arkadaşlarımızda 8-9'lu yaşlarımızda mahalleye taşınıp sonrasında başka şehirlere, başka yerlere taşınmışlardı. Yani kısaca biz birbirimizin çocukluğuyduk.
"Ahmet ayarladı, dedi toplanalım bir piknik yapalım. Havanın düzelmesi için bekledik, tam da vizelerin bitişine denk geldi. Çok da güzel oldu." dedi Cemre.
Cemre ve Deniz bir ara sevgili olmuşlardı, sonra ayrılıp arkadaş kalmışlardı ama bence aralarında hala bir çekim vardı.
Cemre, hemşirelik okuyordu. Cellat avukat olacaktı. Aysude, okul öncesi öğretmenliği, Haldun gastronomi, Yaren konservatuar ve Baran da işletme okuyordu.
Hepimizin okuduğu bölümler ve istediğimiz bir kariyer planı vardı. Bu, bu ekibin hep birinci önceliğiydi.
Hepimiz okullarımıza hep önem vermiş, hep yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışmıştık.
Herkesle selamlaşıp sarıldıktan sonra ortama göz attık. Cemre, "Hadi daha geç olmadan beyler sizi etlerin başına alalım, biz de salatayı yapalım." dedi. Başımı sallayıp onu onayladım. Bakışlarım Ahmet'e kaydığında, "Etleri sen yapacaksın değil mi?" dedim. "Benim mi yapmamı istiyorsun?" diye sorarak yanıma geldiğinde başımı salladım. Dedim ya, onun yaptığı ete bayılıyordum. "Tamam sen öyle istiyorsan yaparım." dediğinde Mert, "Oooo!" diye ortalığı kızıştırmıştı. "Ne'ooooo' Mert!" dedim elimdeki bıçağı ona çevirerek.
"Tamam, sakin! İndir bıçağı katil!" dediğinde Ahmet gülmeye başlayanlara eşlik etti.
"Valla Mert haklı, bence de yakışıyorsunuz!" dedi Yaren ardından da koşmaya başladı. Yılgınlıkla omuzlarımı indirdim. "Ayh! Ne haliniz varsa görün, açım ve yorgunum. Ahmet, et istiyorum. Çabuk!" dediğimde kaşları hayretle kalktı Ahmet'in. "Emredersiniz paşam! Başka bir arzunuz, isteğiniz var mı?" dediğinde, "Ay aslında var. Kız çekirdek aldınız mı?" dedim bakışlarım Cemre'ye dönerken. "Aldık tabi aşkım, almaz mıyız?" dedi.
Paketi bana uzatırken bir avuç alıp çitlemeye başladım. Sıla da yanıma geldiğinde, "Bize de söyleseydiniz yanımıza kıyafet alırdık ya." dedi. Başımı sallayıp onu onaylarken, Yaren, "Aa! Unuttuk onu. Biz size kıyafet getirmiştik." dedi.
Giyinmek için arabaya geçecekken Ahmet dibimizde bitti. "Nereye?" diye sorduğunda Sıla, "Üzerimizi değiştireceğiz." dedi. Ahmet önce üstümüzü süzdü, sonra arabaya baktı.
"Tamam geçin, ben arabanın çevresini kollayayım. Camlar film zaten görünmez." dediğinde gülerek onu onayladık. Bu çocuğun kıskançlığı ölçülmeye kalksa yeni bir ölçü birimi bulunması gerekir.
Sıla'yla arka koltukta cebelleşe cebelleşe üzerimizi değiştirdikten sonra arabadan indik.
"Ay! Bayılacaktım!" dedim ayakkabımı giyerken.
"Valla bende, ne zor iş şu arabada üst değiştirmek." dedi Sıla. Sigarasını bitirmiş, son nefesini çeken Ahmet sigarayı yere atıp, ayağıyla ezdikten sonra yanımıza geldi. Evet kalp cerrahı, ama sigara bağımlısı. Bu konu tartışmaya kapalı.
"Giyindiyseniz geçelim hadi." dediğinde başımızı sallayıp peşinden gittik. Kızlar video, fotoğraf çekiyordu. Sıla, "Aaa, ne diyeceğim, biz TikTok'a içerik üretmeye başlayacağız." dediğinde Yaren, "Aaa! Ben destek olurum size! Çok iyi olur, video çekeriz beraber." dedi.
Yaren lisenin sonunda başlamıştı eğlencesine ve şu anda belli bir kitlesi vardı.
Ondan birkaç tüyo kaptıktan sonra birkaç video çektik. Ahmet genelde abiliğinden ödün vermese de eğlenmiştik.
Video faslından sonra, etleri beklerken sıkılmıştım. "Ya ip falan yok mu, salıncak kurardık?" dediğimde Ahmet elindeki yelpazeyle etleri yellerken tek kaşı kalkık bir şekilde bana döndü. "Benim arabanın arkasında var. Git al, Mert'le kurun." dediğinde yerimde zıplayıp ellerimi çırptım. İpi alıp geldiğimde Mert uygun bir dal arıyordu. Elimdeki halatı alıp dala attığında daldan geçmedi, bir iki kez daha denedikten sonra ip dala dolanmıştı.
İpi sarkıtıp, bağladığında ona uygun bir minder bulup koydum. Oturup yerleştiğimde Mert hızlıca arkamdan ittirdi. Yere sarkan halatın ucunu tutup beni hızlandırdıkça salıncak yükseliyordu.
Ben çığlık atıp, gülerken onlar da bana katılmıştı. "Lan yavaş! Kızı karşı köyden alacağız!" Ahmet'in sesiydi bu, hem gülüyordu hem de sesinden endişeli olduğu belli oluyordu. Mert inatla daha da hızlandırdığında yerinden kalktığını gördüm. Gelip Mert'in elinden ipi aldı ve yavaşlayana kadar bekledi. Sonunda salıncak durduğunda, "Ya neden karışıyorsun? Korkma öldürmem kızı!" dedi Mert.
"Lan kızın boynu tutuk zaten ani bir kramp girse, tutunamasa ne olacak?" dediğinde beni bu kadar düşünmesine şaşırırken bir yandan da hoşuma gitmişti.
Sıla, "Ben de bineceğim." diye yanımıza geldiğinde Ahmet Sıla'yı biraz hızlandırıp ipi bana bıraktı, dikkatli olmamı söyleyip yerine geçti.
Sıla indikten sonra Yaren bindiğinde Mert Yaren'i sallamaya başladı. Beni Allah katına çıkartan Mert utanmasa Yaren'i ittirmeyecekti bile.
Cellat, "Lan kızı sallasana!" dediğinde Mert, "Ulan sallarım kızarsınız, sallamam kızarsınız!" diye sitem ettiğinde duran salıncaktan indi Yaren, "Ay tamam, yetti bu!" dediğinde Aysude, "Ben bineceğim!" diyerek elindeki elmayı bıraktı ve koşarak yanımıza geldi. Baran, "Ben sall-" dediği anda Haldun, "Ben sallarum. Sen odun kır." dedi ve gelip Aysude'yi sallamaya başladı. Benim bir diğer imkansız ship de bu ikisi.
Cemre salıncağa atladığında Deniz, "Yavaş! Düşeceksin!" dedi ve yanına gidip salıncağı ayarladı, Ahmet'in beni salladığı hızla sallamaya başladı.
En sonunda etler piştiğinde sofrayı kurduk ve eski anılarımızı yâd ede ede yemeğimizi yemeğe başladık.
"Hatırlıyor musunuz? Rüstem amcanın camını indirmiştik, bizi yedi mahalle koşturmuştu!" dedi Mert gülerken. Hepimiz gülmeye başladığımızda Ahmet, "Ulan camı indiren sendin, dayak yiyen bendim, sebebi de çok açık; bunların ele başı budur, diyip dövmüştü adam beni be!" dediğinde ağzımdaki lokmayı zor yutmuştum.
"O da bir şey mi, rahmetli Mehmet amcanın kızı evlenirken hortumla damadı ıslatan hanginizdi?" dediğimde Baran elini kaldırdı. Ağzındakini yuttuktan sonra, "Ben Mehmet amcanın kızına aşıktım ondan hep." dedi. Bu sefer hepimiz gülmeye başladık.
"Ulan tam dayaklıkmışız!" dediğimde Ahmet, "Sen de az değildin, Sevilay teyzenin oğluna şiş saplamıştın!" dediğinde, "O da benim saçlarımla dalga geçmişti!" dedim.
Gülmekten yemek yiyemiyorduk. Zar zor ağzımdaki lokmayı yuttuktan sonra sohbete geri döndüm.
🌙
Hava karardığında topluca mahalleye girdik. Bu akşam kız kıza bizde kalacaktık. Ayrıca erkekler de Ahmet'lerde kalacaktı. Eve gelir gelmez duşa girdim. Sıla da kendi evinde duşa girip bize geldiğinde kızlar da benim ardımdan duş aldılar ve direkt odama geçtik. Ablam, sınavları okuması gerektiği için bize katılamıyordu. Beraber bir kahve içip hal hatır sorduktan sonra sonunda başbaşa kalabilmiştik.
"Ayy, ne gündü ama!" dedim yatağa uzanırken. Yaren, "Valla bayağıdır bu kadar eğlenmemiştim." dedi.
"Çok özlemişim bizi ya, çocukluğumuza dönüyorum bir araya gelince." dedi Cemre. Gülümseyerek hepsine baktım.
"O değil de, Deniz'le siz ne alemdesiniz?" diye sordum. Dirseğimi yatağa yaslayıp, elimi başıma desteklerken. Cemre ayak ucumda, Yaren başucumdaydı. Sıla ve Aysude de yatağın yanına balkondaki armut koltuklar çekip oturmuşlardı. Hepimiz merakla ışıldayan gözlerle Cemre'ye bakıyorduk.
Bakışlarını kaçırıp, saçını kulağının arkasına attı, gülümserken yanaklarının kızardığını gördüm.
"Bayağıdır konuşmuyorduk aslında. Geçen gün bir kafede denk geldik. İlk o laf attı, konuşmaya başladık işte. Sonra neden ayrıldığımıza falan geldi konu. Öyle yani." dediğinde hiç tatmin olmamıştım.
"Öyle yani? Ne öyle yani? Eee, nesiniz siz şimdi?" dediğimde hepimizin bildiği o gülüşünü sergiledi. "Ne bileyim, flört gibi bir şeyiz." dediğinde sevinçle yerimde zıpladım.
"Ay ciddi misin?" dediğimde başını salladı.
"Bizi bırak, siz Ahmet'le ne ayaksınız?" dediğinde donup kaldım. Ne ayağı ya?
"Bir ayak değiliz. Hala o köpek ben kedi gibi atışıyoruz." dediğimde Yaren, "Yav he he, hiç mi sana nasıl baktığını görmedin Ahmet'in kızım? Kör müsün sen?" dediğinde bir hafızamı yokladım.
"Yoo, gördüm. Genellikle öldürmek ister gibi bakıyor." dediğimde Sıla, "Senin göz numaran mı arttı aşkım?" dedi. Aysude başını sallarken, "Adam sana kıyamıyor bakışlarından belli." dediğinde elimle kendimi gösterirken, suratım garip bir hal almıştı.
"Ahmet, bana, kıyamayan bakışlar atıyor? Ahmet, bizim Ahmet." dediğimde, Aysude, "Valla biz bir tane Ahmet biliyoruz sana kıyamayan." dedi.
Sıla, "Valla ben dedim, aşırı yakışıyorlar. Ben verdim gitti abimi. En azından yabancıya gitmemiş olur." dediğinde gözlerimi belerttim.
"Abart sende, bayıl hatta istersen." dediğimde, Sıla "Abartmıyorum." dedi.
Aysude, "Yok bu kız resmen kör." dedi. Omuzlarımı kaldırıp indirdim, "Sen önce kendine bak." dediğimde bu sefer odaklar Aysude'ye dönmüştü.
"Allah Allah, neyim varmış benim?" dediğinde Yaren, "Heeeh, körler birdi, iki oldular." dedi.
"Kızım Haldun'la flörtsünüz siz, senin haberin var mı?" dedim sırıtarak. Yüzü aşırı komik bir hal alırken, "Yok ebe-saçmalamayın kızım Haldun ve ben ne alaka?" dediğinde, Sıla, "Topunuzu alıp göz doktoruna götüreceğim ha şimdi. Kızım, abimin Feride'ye, Haldun'un Aysude'ye, Mert'in Yaren'e, Deniz'in de Cemre'ye inanılmaz bir ilgisi var." dediğinde hepimiz susmuş ona bakıyorduk. O ise elindeki sudan içiyordu.
"Fark ettiniz mi tek Sıla kaldı." dediğimde hepimiz güldük."O, o abiyle biraz zor yapar gibi." dedi Aysude.
"Yok, yani abim karışmaz ama bana erkek olarak abim yetiyor, şu anlık gerek yok. Hem öyle ilgisini isteyeceğim ya da ilgisi hoşuma giden biri de yok." dediğinde başımı salladım.
"Ay hadi balkona çıkıp tatlı gömelim." dediğimde hepsi heyecanla onayladı. Odamda hepimizi alacak kadar bir balkon vardı.
Eşyaları toplayıp içecek ve tatlıları aldık. Balkona çıktığımızda karşı evin balkonunda da hareketlenme oldu. Ahmet ve Haldun da sigara içmek için çıkmışlardı.
Aysude, "Ay canım çekti." dedi ve çantasına uzanıp sigara çıkarttı. Haldun karşıdan, "Ha içmeysun oni!" diye bağırdığında hepimiz gülmüştük. Aysude sigarayı dudaklarına yerleştirip ucunu ateşledi. Bir nefes çekip üflediğinde, "Bak nasıl içeyrum oni!" dedi. Şivesine ayrı dediğine ayrı gülerken, bir ara denediğim şeyi canım çekmişti.
"Öyle bir içtin ki benim de canım çekti." dediğimde Aysude sigarayı uzattı.
"Feride! Sakın ha! Başlarsın falan uğraşamam seninle!" Bu sefer bağıran Ahmet'ti.
"İnat değil mi? Sana inadıma içeceğim." dedim ve bir nefes de ben çektim. "Ula ha bunlar bizi deli etmek içun mi varlar?!" dedi Haldun bu sefer başını Ahmet'e çevirirken. Cemre ve Yaren kenardan kıs kıs gülerken Sıla da onlara katılmıştı.
"He aga, onun için varlar." dedi Ahmet bu sefer. Biz ise onlar umursamadan tatlı yemeye ve kahve içmeye döndük.
"Ay hadi fal bakalım!" dedi Cemre, Aysude az çok bakmasını biliyordu.
Hepimiz istekli gözlerle ona döndük. Bilmesine biliyordu ama sonra enerjisi düştüğü için öncesinde bir ikna etmeye çalışıyorduk.
"Bakalım mı Aysude?" dedim minnoş bir ses çıkartırken. Sigarasından son bir duman çekip sigarayı söndürdü.
"Tamam bakalım. Ama bulaşıkları ellemem." dediğinde kabul ettik.
Kahvesini içen niyetini alıp fincanı çevirdi. Fincanlar soğuyana kadar havadan sudan, okullardan bahsediyorduk.
Sıla, "Ay fincan soğumuş." dediğinde fincanımı yokladım.
Soğumuştu.
"Evet, ilk kime bakacaksın?" dediğimde derin bir nefes aldı.
"İlk sana bakayım." dedi, fincanı uzattım. Önce biraz fincanla bakıştı. "Ne diledin?" dediğinde bir anlık şokla ona baktım. "Bir şey dilemedim?" dedim.
"Fincanı kapatırken bir şey dilemişsin, kabul olacak." dediğinde kapatırken ne dilediğimi hatırlamaya çalıştım. Ama bilinçli dilemediğim için unutmuştum.
Fincanı açtığında göz gezdirdi.
"Para geliyor Feride. Bir yerden devamlı ve gittikçe artan bir para kaynağı elde edeceksin. Hem yaptığın işi seveceksin, hem de başarılı olacaksın." dedi. Hepimiz pür dikkat onu dinliyorduk.
Derin bir nefes alıp, biraz daha inceledi. "Hane içine ay doğuyor. Hayırlı, güzel haberleriniz var. Yakın bir akraba evliliği, bir yuva kurma var. Senin değil ama bir yakının üç vakte kadar evlenme haberi ile gelecek." dediğinde kim acaba diye düşünmeye başlamıştım.
"Baban bir işe girişmek istiyor mu?" diye sorduğunda başımı salladım. "Bir dükkan daha açacak, hazırlık yapıyor." dediğimde, "Burada daha çabuk tutunacak. Derslerin üzerine yük olmuş, fazla takıyorsun, biraz rahatla." dediğinde başımı sallayıp, iç geçirdim.
"Burada M harfi var ya baş harfi ya da adında M harfi olan biriyle bir yakınlaşma gözüküyor. Bu kişi seni uzaktan uzağa izliyor, koruyor. Sen farkında değilsin ama o içten içe senin fark etmeni bekliyor. Sağına soluna bakınmalısın. Bu kişiyi fark eder, gerekli zamanda gerekli şekilde yaşarsan çok iyi bir ilişkin olabilir, hatta evliliğe kadar uzanır." dediğinde hepimiz birbirimize baktık.
"M harfi mi?" dedi Yaren.
"E tamam işte, Ahmet." dedi Cemre.
Sıla'yla birbirimize bakıyorduk. "Sadece abim olmayabilir." dedi bu sefer Sıla.
"Sınıftan bir çocukla flört-arkadaşlık durumu yaşandı, çocuğun adı Meriç." dedi ve tamamladı.
"Aysude falda çocuğun vücut yapısı yok mu?" dedi Yaren.
Aysude tekrar fala baktı. "Uzun boylu... Geniş omuzlu, hafif yapılı.. Ama kilolu değil, yapılı." dedi zar zor.
"Tarifi ikisine de uyuyor." dediğimde dalgınlaşmıştım.
"Dur bakalım, sen ikisini de bir Aysude'nin dediğine göre tart, ben eminim Ahmet olduğundan." dedi Cemre.
Başımı salladığımda sıra Yaren'e gelmişti.
Aysude falı alıp açtı. "Yaren yakında bir taşınma planınız var mı?" dedi açar açmaz. Yaren Cemre'ye bakıp onay aldıktan sonra, "Aslında sürpriz yapacaktık ama madem falda çıktı. Biz tekrar mahalleye dönüyoruz!" dedi.
"Ne!" diye yerimden fırladığımda Sıla da aynı tepkiyi vermişti. Cemre ve Yaren bazı ailevi meselelerden dolayı taşınmak zorunda kalmıştı.
"Ay sonunda! Çok şükür ya!" dedim. Ve Aysude devam etti. "Bu taşınmayla beraber birçok kısmet gözüküyor. Para, hatta evlilik bile." dedi. Yaren, "Kız ne evliliği?" dedi. Bakışları bizim aramızda gezdi.
"Ne bileyim isim soy isim vermiyor falda." dedi Aysude. Biraz daha durup, "Bak sende de M harfi çıkmış. Ama içinde değil, baş harfi M. Çevrende bu, bir erkek. Uzunca boylu böyle. Sana tutuldu tutulacak da senden karşılık gelir mi bilmediği için tam da bırakamıyor kendini. Ama böyle içi gidiyor." dediğinde Cemre, "Tamam işte, Mert." dedi. Hepimiz güldüğümüzde, Yaren "Ben şu Mert'i bir göz hapsine alayım." dedi.
Aysude devam etti, "Bir iş teklifi gelecek sana. Böyle oyunculuk gibi. Başta tereddüt edeceksin ama sonra seni cesaretlendiren biri olacak." dedi durup bir yudum su içti.
"Yakınlarından birinin hamilelik haberini alacaksın yakında." dedi ve tekrar duraksadı, tabağa geçti. "Çevrenden birileriyle iş birliği yapacaksın ve yıldızın parlayacak. Biraz sabretmen gerekiyor sadece." dedi ve fincanı Yaren'e uzattı.
Biraz dinlendikten sonra Sıla'nın falına bakmaya başladı.
"Aşkım hayatında bazı değişiklikler olacak. Hiç beklemediğin şeyler yaşayacaksın peş peşe, hatta sen bile inanamayacaksın. Bir anda sana da para akışı sağlanacak. İstediğin çoğu şeyi elde edeceksin." dedi heyecanlı heyecanlı, "Tabi bir de bunun zor yönü var, psikolojik olarak yıpranacaksın biraz ama kolay alışacaksın." dedi.
"Hayatına biri girecek. Böyle senden biraz daha uzun, renkli gözlü, hafif yapılı. Beş vakte kadar hayatına girecek ve sen de buna karşı çıkmayacaksın. Abin biraz daha korumacı olacak bu duruma karşı ama abinin de dikkatini dağıtan şeyler yaşanabilir. Ve Sıla, kendine dikkat et, bir hastane yolu gözüküyor. Pek sağlam değil. Seninle ilgili olabilir." dediğinde ürpermiştim.
Sırada Cemre vardı, "Ayh yoruldum!" dedi Aysude fincanı açarken.
"Şu an bir şey diledin, ne diledin?" dedi Cemre'ye. Cemre sırıtırken, yüzünün kızardığını fark ettim.
"Anladık tamam, ne dilediysen oluyor." dedi Aysude.
"Kız vallahi bak falında çıkmış, eskiye dönüş, maziye özlem. Geçmişinde yarım kalan bir şeyi tamamlamaya başlayacaksın. Bak şurada bir çift el ele tutuşmuş, vallahi biri sen biri Deniz. Eskisinden daha da bağlısınız birbirinize. Yakın zamanda birkaç engelle karşılaşsanız da onları aştığınızda her şey kolaylaşacak." dedi Aysude hızlı hızlı. Cemre elini ağzına kapatmış sırıtıyordu.
"Ay ağzın bal yesin Aysude!" dedi Cemre. Yaren, "Anzer bali mi yesun!" dediğinde hepimiz güldük. Aysude kendi falına bakamadığı için bir uygulamaya öylesine atmıştı falını.
O esnada hepimiz fallarımız hakkında konuşmaya dalmıştık.
On dakika kadar sonra uygulamadan bildirim geldiğinde Aysude açıp okumaya başladı.
"Sevgili Aysude, öncelikle hoş geldin. Nasılsın iyi misin? Beni tercih ettiğin için ben çok iyiyim. Hazırsan, falına geçelim.
Falında sana yakın zamanda bir kapının açıldığjnı görüyorum sevgili Aysude. Bu kapının açılmasını hem istiyorsun, hem de korkuların var. Ama açılsa ve yaşasan başına ne geleceğini de merak ediyorsun. Sana tavsiyem, biraz olayları akışına bırakman sevgili Aysude, her şeyi kontrol altında tutamazsın.
Falında ayrıca hayırlı haberler getiren kuşlar görüyorum. Her biri sana çok sevineceğin haberler getiriyor, sevgili Aysude. Uzun zamandır beklediğin, olsa da rahatlasam dediğin olaylar bir bir oluyor. Mutlu olabilirsin!
Hayatında bazı değişiklikler olacak, bu bir taşınma, bir işe başlama ya da uzun zamandır yapmayı istediğin bir şey olabilir. Ama bu değişiklik seni yorsa da, ruhen dinlenmene sebep olacak. Hatta en başta dediğimiz o kapının açılma vesilesi bu olacak. Bu değişikliğe dikkat et Aysude.
Okulunda birkaç sorun çıkabilir gibi duruyor. Yakın zamanda gerçekleşecek ortak bir projeye çok dikkat etmelisin Aysude, ayağını kaydırmak isteyen kişiler mevcut.
Şimdilik bu kadar sevgili Aysude. Seni daha sonra tekrar görmek dileğiyle.
Cart curt işte.. " dedi Aysude.
"Kadın bülbül gibi şakımış yalnız." dediğimde hepsi gülmüştü.
Fal muhabbeti de böylece son bulduğunda üşümeye başladığımız için odama geçip yatakları hazırladık ve hepimiz uykuya geçiş yaptık.
🌙
Ey iman edenler! İçki, kumar, tapınmak ve putlara kurban kesmek için dikilen taşlar, fal ve şans okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
Mâide/90
Bölümde her ne kadar fal baktırma meselesi yazsam da bunun çok büyük bir günah olduğunu unutmayın. Gaybı yalnızca Allah bilir. Ve fal baktırmak ya da bakmak Allah'a şirk koşmaktır ve tövbe edilmedikçe affı yoktur!