İçeriğe geç

Nefret | AhFer

Bölüm 11 · 11 dk okuma

Nefret | AhFer

Bölüm 11

11.Bölüm: Barış.

2 hafta sonra..

Kapıyı hızlı hızlı çaldım. Sıla bir anda kapıda belirince korkuyla bana baktı.

"Kızım alacaklı mısın? Kapıyı indirdin!" dediğinde başımı salladım.

"Evet alacaklıyım!" dedim ve içeri geçtim.

"Ahmet!" diye seslendiğimde Ahmet hışımla odadan çıktı.

"Ne oluyor kızım sabah sabah, delirdin mi?" dediğinde telefonu kaldırıp ekranı gösterdim.

"Evet delirdim! Bu ne? Ne diyor bu kız?!" dediğimde anlamaz gözlerle telefona baktı.

"Ne kızı, ne diyor?" diyerek telefonu elimden aldı.

"Oha! Ne saçmalıyor lan bu?" dediğinde ben hala bir cevap bekliyordum.

"Ne diyor abi, kim o?" diyerek yanına geçen Sıla da ekrana baktı.

Bir tane kız sabah bana mesaj atmıştı. Numaramı nereden bulduğunu bilmiyordum ama numarama yazmıştı.

Ahmet'ten hamile kaldığını söylüyordu! Ahmet'e ulaşamadığı ama yakını olarak bana ulaştığını, Ahmet'e söylememi söylemişti! Ben de bir hırsla kendimi Ahmet'in evine attım.

"Oğlum yalan söylüyor a.ına koyayım! Ben kimseyle birlikte olmadım ki çocuğum olsun!" dediğinde küçümseyici bir gülüş koptu dudaklarımdan.

"Geçen kavga ettiğimizde birlikte olmadın yani kimseyle? O ruj izi de Mert'in miydi?!" dediğimde hem sinirli hem de anlamlandıramadığım bir hisle dolup taşmıştım.

"Ben o zaman da kimseyle birlikte olmadım Feride! Ağzından çıkanı kulağın duysun!" dediğinde öfkeyle yanına gidip telefonu elinden aldım.

"Benim ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor! Senin ne yaptığın belli değil! Bir kavga ediyoruz soluğu başkasının koynunda alıyorsun! Bir de bizi yakıştırıyorlar! Allah korusun be! Seninle olsak demek ki her tartışmada seni başka kadınların koynunda bulacağım!" dedim öfkeyle.

Geldiğim hırsla evden çıktım. Tam eve doğru ilerlerken Ahmet peşimden geldi ve kolumu tutup arabaya bindirdi bir anda.

Sıla arkamızdan bağırsa da Ahmet durmadı.

Arabanın kapılarını kilitledi ve yola çıktık. "Nereye götürüyorsun beni! Bırak ben gelmeyeceğim! İndir beni!" dedim bağırarak.

"Bırakacağım! Önce o s.rtüğün telefonunu ver bana!" dediğinde sinirle telefonu açtım. O da telefonunu açıp bana uzattı.

"Yaz buraya numarasını!" dediğinde hızlıca numarayı girip verdim telefonu.

"Tamam beni mahalleye bırak! Ben gelmeyeceğim ya! Gelmek istemiyorum!" dediğimde birden benden de çok bağırdı.

"Kapa çeneni! O ettiğin lafları ağzına tıkacağım! Sonra istediğin yere git!" diye bağırdığında susmuştum ama hala öfkeliydim.

Telefonla konuştu. Kızdan konum istedi. Yarım saat, kırk beş dakika sonra araba bir yol kenarında durduğunda bir bankta oturan kızın yanına ilerledi.

Beni de peşinde sürüklüyordu.

"Ahmet, geldin!" dedi kız heyecanla ve Ahmet'in boynuna sarıldı. Sinirden yerimde köpürürken hiçbir şey yapmadan izledim.

Ahmet kızı ittirirken bağırdı, "Bana bak! Senin hayatıı kaydırırım! Sakın o pislik oyunlarına beni alet etme! Biz seninle beraber olmadık! O çocuk, ki var mı çocuk o da belli değil, olsa da olmasa da bir şeyi değiştirmez gerçi, benden değil! Bunu sen de çok iyi biliyorsun! Benim adımı çıkartmaya çalışma! Seni mahvederim duydun mu beni?! Şimdi itiraf et, yoksa ben yapacağımı biliyorum!" dediğinde ben kollarkmı göğsümün altında birleştirmiş ikisini izliyordum.

Kız ağlamaya başlamıştı, "Ne diyorsun Ahmet sen, ne demek benden değil. Bu çocuk senden! Ben senden başkasıyla beraber olmadım!" dediğinde boğazıma oturan yumruyu gidermeye çalışıyordum.

"Bak hala yalan söylüyor! Yürü arabaya! Feride, sen de!" dediğinde haklı çıkmanın verdiği gururla arabaya doğru ilerledim.

Ahmet'in öfkesine öfke eklenmişti.

Arabanın yanına geldiğimde arkaya geçecektim ki Ahmet, "Feride! Öne!" diye gürledi. Zaten haklı çıktığım için öne bindim.

Kız arkaya binip hala ağlıyorken, Ahmet arabayı çalıştırıp gaza yüklendi. Yolda Mert'i aradı.

"Mert, geçen gittiğimiz klübe geliyorsun hemen!" dedi ve bir şey demesine izin vermeden telefonu kapattı.

Bir saat kadar süren yoldan sonra bir mekanın önünde durduk. Ahmet hızlıca arabadan indi ve arka kapıyı açıp kızı kolundan tuttuğu gibi indirdi. Ben de peşinden indiğimde içeri geçtik. Ahmet mekanın müdürü ile görüştü ve üzerine iftira atıldığını, kamera kayıtlarını incelemeyi istediğini söyledi.

Müdür Ahmet'in öfkesinden dolayı olsa gerek, onayladı ve kamera odasına geçtik.

O esnada Mert gelmişti.

"Lan ne oluyor?! Sıla bir şeyler anlattı. Kim hamile a.ına koyayım!" dediğinde güldüm sadece.

"Kimse hamile değil Mert!" dedi Ahmet. Mert bana sorgulayıcı bakışlar attığında omuzlarımı silkip beklemeye devam ettim.

Ahmet sonunda aradığını bulmuştu.

"Heh burası! Gel buraya, gel!" diyerek o kızı yanına çağırdı.

Ekrana baktım, kız Ahmet'e sırnaşıyordu ama Ahmet yüz vermiyordu. Kızı ittiriyordu ama kız gitmiyordu. Ve bir yerde boynundan da öpüyordu. Sonrasında Mert geliyor ve Ahmet'le Mert mekandan ayrılıyor. Arabaya binip gidişlerine kadar izlemiştik.

Ahmet güvenlik görevlisinden bu kaydı istediğinde gözleri beni bulmuştu. Haksız çıkmıştım cidden.

"Mert, sen Feride'yi al mahalleye dön. Benim savcılıkta işim var." dediğinde Mert sorgulamadan başını salladı.

Ahmet'le tekrar göz göze geldiğimizde söylediklerimden çoktan pişman olmuştum.

Onun da gözleri kırgın bakıyordu. Öfkesi ise o kıza baktıkça harlanıyordu.

Biz Mert'le mekandan çıktığımızda arabaya bindik.

"Hadi kızı anladım, sizin aranızda ne oldu?" dediğinde sıkıntılı bir nefes verdim.

"Kız sabah bana ulaştı, ben de sinirle Ahmet'lere gittim. O sinirle ağza alınmayacak şeyler söyledim Mert ya." dediğimde dokunsalar ağlayacaktım.

"Ne dedin?" diye sordu Mert bu sefer.

"İşte bir kavga ettik soluğu başka kadınların yanında aldın, biz sevgili olsak ben her kavgada seni başka kadınların koynundan mı toplayacağım, falan dedim. Ama cidden çok sinirliydim. Bir de kız hamilelik testi atıp öyle konuşunca, eh bir de geçenlerde boynundaki ruj izi derken... Of Mert ya!" dediğimde ağlamaya başlamıştım bile.

Mert arabayı sahile çevirdiğinde pişmanlık ve korkuyla ağlamam şiddetlenmiş vaziyetteydi.

Pişmandım çünkü haklıydı. Korkuyordum, çünkü Ahmet kırıldığı zaman bir daha konuşmamaya kadar uzatabilirdi konuyu. Ve bu sefer basit bir şey de olmamıştı.

Küçük bir çay bahçesine geldiğimizde ağlamam durmuştu ama duygularımda gram eksilme olmamıştı.

"Kızım Ahmet'i tanımıyormuşsun gibi konuşmuşsun. Ondan o kadar sinirlenmiş. Yoksa biliyorsun, bir şekilde sineye çekerdi." dedi Mert çaydan içerken.

"Ya Mert biliyorum bilmesine de, ne bileyim o an çok sinirlendim." dedim hıçkırarak.

"Tamam ağlama artık, olan oldu, düzeltmeye bakacağız şimdi." dediğinde omzumda elini hissettim.

"Sen neden bu kadar sinirlendin ki? Ben onu da anlamadım." dediğinde omuz silktim. Onu ben de anlamamıştım.

Biraz dertleştikten sonra Mert Ahmet'i aradı. Kızdan iftira suçundan şikayetçi olup dava açmış. Mahalleye geçiyormuş.

Mert, "Hadi biz de geçelim." dediğinde onayladım ve kalktık.

💐

Ahmet'ten..

Sigaramı son bir kez daha çekip yere attığımda gözlerim kolumdaki saate ilişti.

Gece 03:25.

Ortalama 3 saattir dışarıda geziyordum. Yürümeyi pek sevmesem de kafamı toparlayamadığımda iyi geliyor.

İki gündür Feride'yi görmüyordum. Ona hala kızgındım. Kızgınlıktan çok kırgınlık vardı.

Cidden birini hamile bırakabileceğimi düşünmesinden çok, eğer onunla sevgili olsak onu aldatabileceğimi düşünmesi kırmıştı.

Ne kadar uğraşsam da içimde onu aklayamıyordum. Şu yüzden de haklı diyemiyordum.

Önünden geçtiğim mekandan güzel bir müzik sesi geliyordu. Yürümekten yorulmuştum. İçeri girip bir masaya oturdum. Sakin bir kadın sesi, güzel bir türkü söylüyordu.

Burası türkü bar ve meyhane karışımı bir yerdi anlayamamıştım tam. Pek de umrumda değildi.

Bir şeyler sipariş ettim ve şarkıyı dinlemeye başladım.

"Şu karşıki dağda kar var duman yok, ah kar var duman yok.

Benim sevdiceğimde din var iman yok, aman!

Vardım baktım, nazlı yarim evde yok, ah yarim evde yok."

Kadının sesinin tınısı ve şarkı öyle güzeldi ki, dalıp gitmiştim. Çok büyük olmayan mekanda bir tek kadının sesi duyuluyordu.

Masama gelen yiyecek ve içeceklere baktım. Bardağı doldurup içtiğim de boğazımın yanmasıyla yüzümü buruşturdum.

Birkaç dakika sonra masamın bir sandalyesi çekildi.

55'lerinde bir amca oturmuştu masaya.

Anlamaz bakışlarım amcayı bulurken, "Bu saatte, tek başına, sahneye en uzak masalarda, dalıp dalıp giden bir genç uğramaz buralara, hayırdır delikanlı?" dediğinde elimdeki bardağı masaya bıraktım.

"Hayır mı şer mi bilemem amca ama kafam çok dalgın. Sesi duyunca damladım buraya." dediğimde güldü. Hafif kısa boylu, saçlarının önü açılmış, yüzünde karışmış sakalıyla görmüş geçirmiş bir hava veriyordu.

"Kafan niye dalgın? Hayırdır, kız meselesi mi yoksa?" dedi hafiften güldü tekrar.

"O kadar karışık ki dayı, ne meselesi ben de anlamadım." dediğimde derin bir nefes verdi.

Cebinden çıkarttığı sigarayı yaktı. "Kafanın içinde dönüp duran bir kız varsa kız meselesidir." dediğinde gözlerim masa örtüsüne daldı.

Yavaşça başımı salladım. "Var, bir kız var meselede." dedim. Sigarasını yaktı derin bir nefes çekti.

"Heh şöyle, kaç yaşındasın delikanlı sen?" diye sordu bu sefer. "26." dedim kısaca.

"Ben de senin yaşlarındaydım, bir kız vardı. Ama ne kız! Bütün mahallenin delikanlılarının gözü üstündeydi. Benim de kardeşim dediğim adamın kız kardeşiydi." diyerek bir noktaya sabitlediği gözleriyle anlatmaya başladı. O esnada arkadaki şarkı değişmiş, Fikrimin İnce Gülü çalmaya başlamıştı.

"Gel zaman git zaman, biz büyüdük. O kız büyüdükçe güzelleşti. Güzelleştikçe insanın aklını başından almaya başladı. Ama ben yan gözle bakamazdım. Ulan, kızın abisine kardeşim demişim, nasıl bakayım?!" dedi kendi kendine yükselirken.

"Bir gün duydum, istemeye geleceklermiş. Ulan var ya, şu yüreğim o gün bir dağlandı, bir daha o dağ oradan kalkmadı! O akşam istediler kızı, eh tabi isteyen de yağlı kapı! Babası hemen verdi kızı. Bir iki ay sonra elime bir mektup ulaştı. O yazmıştı. Gülbahar. Meğer onun da bende gönlü varmış. Hep beklemiş beni, abisinin arkadaşı olduğum için ses de etmemiş hiç. Onu bir öğrendim, o dağ oldu mu sana yanar dağ. 40 yıl oldu lan! 40 yıl! Ne kaçırabildim onu o heriften, ne çekip sarabildim bir kez! Evlendi gitti. İki sene içinde iki çocuğu oldu. Bir kızı, bir oğlu. Ulan ben o kızını parkta gördüm. Yere düştü ağladı. Gittim yerden kaldırdım. Ağlamasın diye şeker aldım eve yolladım. Eve yollamadan önce de öptüm bir kez.

Ben sevdiğim kadını öpemedim evlat, ben sevdiğim kadını, kızından öptüm. Ona bir kez değmeyen elim kızına değdi!" dediğinde anlattıklarıyla benim bile yüreğim dağlanmıştı.

Rakıdan biraz da ona koydum. Hiç beklemeden içti.

"Anlayacağın, seviyorsan sakın ama sakın kaçırma. Sakın ha! Git yüzsüz gibi gez peşinde, o itsin sen yine git. Hele seni sevdiğini bildiğin halde hala burada ayyaşlar gibi içiyorsan, tam dayaklıksın demektir." dediğinde güldüm bu sefer.

"Yok dayı, öyle değil. Ben sevmiyorum. Yani aşık değilim. Bu kız beni çocukluk arkadaşım. Kız kardeşimle yaşıt, ondan bir farkı yok. Geçenlerde bir tartışma yaşandı, ben onu kırdım. Bu sefer de bir tartışma yaşandı. O beni paramparça etti. Başka bir kızı hamile bırakabileceğimi düşündü. İftira olduğu ortaya çıktı, iki gündür görmedim.

Bir de bizi yakıştırıyorlar, döndü dedi ki; biz seninle olsak sen her kavgada bir kadının yanında mı alacaksın soluğu, bana dedi bunu, beraber büyüdük ama beni hiç tanıyamamış. Onunla olsak aldatabileceğimi düşünmüş. Beni o mahvetti dayı." dediğimde düşünceli gözlerle dinledi beni.

"Bana bak oğlum, aşık değilim diyorsun. Ama onu diyen dilin, bilgin olsun. O kız yarın öbür gün gidip biriyle evlense ne yaparsın? Ne anlattım ulan ben sana az önce!" dediğinde durup düşündüm. Başkasıyla evlense ne yapardım? Giyinip, düğününe gidip altın mı takacaktım öylece? Dayının anlattığı hikayeyi tekrar hatırladım. O düğüne giderdim gitmesine de, bu a.ına kodumun kalbimin oradaki his neyin nesiydi?

"Ya işte öyle kalırsın avanak Abdi gibi! Kalk ulen! Kalk git, bugün var yarın yok. Bir şekilde konuşun anlaşın. Affet oğlum o kızı, beklemekle yâr gelmiyor. Haberin olsun! O da sinirle demiştir onları, affet!" dedi ve rakıları bu sefer o doldurdu.

Rakıyı masaya vurdu. "Gülbahar'a." dedi ve içti. Gözlerimle onu takip ettiğimde kafam iyiden iyiye karışmıştı.

Sırf onunla konuşabilmek için kestiğim elime baktım. Dikişleri alınmıştı ama hafif izi kalmıştı.

Ama hayır, aşk değildi bu. Kardeşim gibi olan kıza aşık olacak değildim. Kardeşim gibi dedim bir kere. Olmazdı. Olmamalıydı.

💐

Sabah gözlerimi açtığımda kafamda ok gibi saplanan bir ağrı vardı.

Komodine baktım. Bu çiçek demeti de nereden çıktı?

Kaşlarımı çatıp yataktan doğruldum.

Çiçeği elime aldığımda bir not düştü yatağa. "Erkekler ilk çiçeklerini öldüklerinde alırlarmış, ben senin bir farkın olsun istedim. Özür dilerim." yazıyordu. Altta da -Kırmızı Limon yazmıştı.

Okuduğum yazıyla gülümsemiştim istemsiz. Kırmızı Limon Feride'ye çocukken taktığım bir lakaptı.

Ben çiçekle bakışırken, kapı hafif açıldı.

Kapının yanında dikilen Kırmızı Limon'la bir tebessüm yayıldı dudağıma.

"Gelebilir miyim?" dediğinde, "Gel Kırmızı Limon, gel." dedim. Gülümseyerek kapıyı açtı ve içeri girip kapıyı kapattı.

"Kimim fikriydi bu?" dediğimde, birleştirdiği ellerinden ayırdı gözlerini. Uzun zaman sonra gözlük takmıştı. Gözleri şişmişti. Göz altları mordu.

"Benim fikrimdi." dediğinde yataktan kalktım. Çiçeği de elimdeydi. Papatyalı, lavantalı buket çok tatlıydı. Güldüm kısaca.

"Çok marjinalmış bir erkeğe çiçek almak." dediğimde güldü. "Beğendin mi? Ve daha da önemlisi, affettin mi?" dediğinde "Bilmem affetsem mi?" dedim. Gözleri doldu hızlıca, "Ya Ahmet, vallahi bir anlık sinirle söyledim. Senin gibi. Yoksa ihtimal verdiğimden değil. Cidden bak." dedi çocuk gibi.

Çiçeği yandaki masaya koydum ve o öyle bakarken çekip sarıldım. Beklemiyordu. Şaşırmıştı ama aynı zamanda rahatlamıştı da.

"Ödeşmiş olduk, ben seni kırdım; sen de beni. Sen beni affet, ben de seni. Eskisi gibi olalım." dedim ayrılmadan. Omzumun izin verdiği kadarıyla başını salladı. "Affettim. Hemen affettim bak, sende affet." dediğinde gülmeme engel olamadım. Biraz uzaklaşıp, "Affettim." dedim.

Bu sefer sevinçle o sarıldı. "Çok korktum. Bir daha konuşmayacaksın benimle diye çok korktum." dediğinde düşünmesi bile ürpermeme neden oldu.

Onunla konuşmamak mı? Allah korusun.

💐

Feride'den..

Üç gün boyunca evde ağlamaktan başka bir şey yapmamıştım. Ahmet'in de durumu benden farksız değildi aldığım duyumlara göre. Depresyondaydık ikimz de ama ikimiz de konuşmaya yanaşmıyorduk.

En sonunda ablama anlattım ve bir şekilde özür dilememi söyledi. Ben de gidip çiçek aldım ve üzerine içimden geçen ilk cümleyi yazdım.

O uyurken onlara gittim. Odasına çiçeği bırakmak için girdim ve biraz onu izledim. Sadece 3 gün görmemiştim ama özlemiştim. Hem de deli gibi.

Uyandırmamak için fazla durmadım. Odasından çıktım ve Sıla'nın yanına geçtim. Ömer'le atışmışlardı onu anlatıyordu.

"Yok efendim neymiş, yorumlarda yazan herkesi özelden tehdit edecekmiş. Abim bitti bu başladı!" dediğinde güldüm. Aklıma Ahmet geldi.

"Sıla uyanmış mıdır?" dediğimde elindeki eşyayı katlıyordu.

"Bilmem, git bak." dedi. Yerimden kalkıp odanın yanına geldim. Kapıyı hafif tıklatıp açtım. Yatağa oturmuş çiçeğe bakıyordu.

İçeri girdiğimde bu sefer sakince konuştuk ve barışmıştık. Sonunda.

Ahmet olmadan durmak çok zordu. Hayatımın bir parçası gibiydi o da. O eksilince eksik hissediyordum. Sarıldığımızda tamamlandığımı hissettim. Üç gündür kendime gelemiyordum. Ona sarıldığım an ait olduğum yerde olduğumu hissetmiştim.

Odadan çıktığımızda Sıla, "Barıştınız mı sonunda?" dedi gülerek.

"Evet barıştık!"

"Sonunda, evde herkes depresyondaydı." dediğinde güldüm. Ahmet banyoya geçerken biz de bir şeyler hazırlamak için mutfağa geçmiştik.

Kahvaltıdan sonra bizimkilerle bir video için yola çıktık. Ahmet dönme dolaptan son inen kazanır çekmişti.

İkimiz eş olmuştuk ve video çok eğlenceliydi. Sonunda Aysude kazanmıştı. Video bittikten sonra biraz diğer oyuncaklara bindik.

Çarpışan arabaya bindiğimizde Ahmet sürekli bana bulaşıyordu. İndiğimizde ben atlı karıncayı istedim. Ahmet her ne kadar saçmalama dese de benimle binmişti.

Birkaç şeye daha bindik en sonunda açlıktan ölmemek için bir yere geçtik ve yemek yedik.

Midemiz sırtımıza yapışmıştı. Ahmet tam karşımda oturuyordu ve masada yemek boyunca konuştuk gülüp eğlendik.

Gülerken birkaç kez gözüm Ahmet'e takılmıştı. Biz birbirimize cidden iyi geliyorduk. Bize bizden başkası da zarar veremiyordu.

Bunu seviyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.