"Feride! Hadi kalk!" Ablamın sesiyle gözlerimi araladım. Başımda dikilmiş kalkmam için bekliyordu.
"Ne var abla sabah sabah?" dedim boğazım kurumuştu ve zor konuşuyordum.
"Sabahtan beri telefonun çalıyor. Ahmet arıyor, kalk bak." dediğinde başımı yastıktan kaldırdım. O esnada telefon tekrar çalmaya başladı.
Elime alıp cevapladım.
"Efendim Ahmoş?" dediğim gibi konuşmaya başladı.
"Kızım neredesin sen! Kaç kere aradım?!" dediğinde göz devirdim. "Uyuyordum Ahmoş, ablam uyandırdı." derken yataktan kalkmış gece tövbe estağfirullahlık olmuş tipime bakıyordum. Saçıma dolanan göz bandında canımı acıtıyordu.
"Sıla'yla Ömer tartışmışlar. Geceden beri ağlıyormuş salak. Gel Sıla'yla ilgilen ben de Ömer beyle görüşeceğim." dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Ayrılmışlar mı?" dediğimde, "Yok, tartışmışlar sadece." dediğinde başımı salladım, sonra beni göremediğini hatırlayıp, "Tamam geliyorum birazdan." dedim ve telefonu kapattım.
Hızlıca banyoya geçip tipimi düzelttim. Üzerimi değiştirip yüzüme renk gelsin dşye gloss ve rimel sürüp hızlıca karşı eve geçtim.
Kapıyı Ahmet açmıştı. Onu görmemle gülümsedim birkaç saniye.
"Gel, hoş geldin." dediğinde ayağımdaki crocsları çıkarttım ve "Hoş buldum mu bakacağız." diyerek içeri bir adım attım.
Ben Sıla'nın odasına girdiğimde Ahmet salonda kalmıştı.
Sıla yatağa uzanmış ağlıyordu. Kapının kapanmasıyla, "Abi git başımdan, Ömer'i çağırmayacağım!" dedi.
"Ömer'i çağırmaktansa Ömer'e sövelim mi?" dediğimde bana döndü.
"Feride! Sen, sen nereden öğrendin?" dedi. "Abin aradı sabah, o anlattı." dedim ve yatağa oturdum. Ağlamaktan gözleri şişmişti ve kızarmıştı.
Kollarımı açtığımda gelip kollarımın arasına girdi ve nefesini titrek bir şekilde verdi.
Saçlarını okşayıp, başından öptüm. "Ne oldu anlat bakayım?" dediğimde başını kaldırdı.
"Dün bir kafede oturuyorduk. Bir anda telefonu çalmaya başladı. Bi'numara arıyordu. Açmadı ama yüzü öyle bir hal aldı ki, ben şüphelendim. Kim o diye sordum, tanımadığını ondan açmadığını söyledi, üstelemedim birkaç dakika sonra mesaj geldi. Telefonu alıp açtı. Tam cevap yazarken tekrar telefon çaldı. Normalde hep yanımda konuşur telefonla. Ama telefon çalınca, dur ben bakıp geleyim dedi. Kalktı masadan birkaç adın gitti konuştu geldi. Ben tabi iyice işkillendim. Neden yanımda konuşmadın, dedim kem küm etti. Ben de sinirlendim. Kalktın çıktım kafeden.
Baktım peşimden geldi. Ne olduğunu sordu, ben de,'Senin benden daha önemli konuşacağın kişiler vardır. Selam söylersin sevgiline.'dedim bir anda. Ama çok gözüm dönmüştü.
O da,'Ne sevgilisi kızım! Benim sevgilim sensin, ne selamı?!" dedi. Tabi ben delirdiğim için o an gözüm bir şey görmedi. Telefonda konuştuğun sevgiline, dedim bastım eve geldim.
Ya Feride haksız mıyım? Aldatmadığı ne mâlum beni?!" dediğinde gözleri dolmuştu tekrar.
Uzanıp yine sıkı sıkı sardım. Olayda başka bir şey olduğu belliydi. Ama şu an Sıla mantıklı düşünemeyecek kadar üzgündü.
"Bir de ondan dinlemek lazım güzelim ama evet bir şeyler olduğu belli. Abin gidip konuşacaktı Ömer'le, o konuşunca anlarız." dediğimde hızlıca başını göğsümden kaldırdı.
"Abim mi?! Abim döver Ömer'i! Ağlarken yakaladı beni! Feride bir şey yap! Dövmesin!" dediğinde gülerek ona baktım.
"Kızım sen fena aşıksın he!" dediğimde durup gülümsedi.
"Ne yapayım kızım ya! Seviyorum işte." dediğinde güldüm.
Ayağa kalkıp içeri geçtiğimde Ahmet ayakkabılarını almış kapıya ilerliyordu.
"Ahmet!" dememle yerinde kaldı. Bana dönüp baktığında hızlıca yanına gittim. "Ömer'e bir şey yapma. Muhtemelen yanlış anlaşılma var. Git konuş, işin aslını öğren sonra Sıla'yla Ömer'i buluşturalım." dediğimde sıkıntıyla nefes verdi.
"Bir posta dövseydim? Çok ağlatmış kızı!" dediğinde güldüm. "Saçmalama Ahmet, döversen Sıla daha çok üzülür." dediğimde başını salladı. Ayakkabılarını giyip kapıyı açtı.
O gidene kadar bekledim sebepsizce. Bana bakıp güldü, "Niye bekliyorsun sen kocasını işe gönderen kadınlar gibi. Geçsene içeri." dediğinde neye uğradığımı şaşırdım. O nasıl benzetmeydi öyle. Afalladığımı görünce daha çok güldü.
Hızlıca içeri geçtiğimde Sıla bana baktı. "Heh konuştun değil mi?" dedi.
Anın şokunu atlatmaya çalışırken başımı salladım. Yanına oturdum ve ona çaktırmadan konuşmaya başladım.
Ama Ahmet'in dediğini hayal etmekten de kendimi alıyokamamıştım.
🤸♂️
Ahmet'ten..
Evden çıktığımda o şaşkın surat ifadesine gülmeden edemedim. Şapşaldı bu kız ya. Gülerek arabaya bindim.
Ömer konum atmıştı. Attığı konuma göre gittim. Bakalım neymiş derdi bunların. Kardeşimin ilişkisini düzeltmekte bana düşmüştü.
Mekana geldiğimde Ömer oturmuş masayı izliyordu.
Geçip karşısına oturduğumda bakışları beni buldu. Bunun da gözleri kan çanağına dönmüştü. Bir gecede çökmüştü resmen.
"Ne oluyor oğlum size?" dediğimde sıkıntılı bir nefes verdi.
"Ahmet ben Sıla'yı çok kırdım ya. Ama valla düşündüğü gibi bir şey yok." dediğinde olayı anlatmasını beklemeye başladım.
"Evet kardeşimi baya kırmışsın. Ama şu an söz verdiğim için ben de senin kafanı kırmıyorum. Anlat, o kızı o kadar ağlatacak ne oldu?" dediğimde yüzünde bir panik ifadesi belirdi.
"Çok mu ağladı? Of a.ına koyayım ya!" dediğinde sigara yakıp dinlemeye başladım.
"Ya geçen gün mekanda otururken telefonum çaldı. Ama yanında açamazdım, sonra mesaj geldi, tam cevap verecekken yine telefon çaldı. Konuşmak için masadan kalkmak zorundaydım. Yoksa anlardı. Ben normalde hep yanında konuşurum, bu sefer öyle olmayınca onu aldattığımı düşündü. Ama öyle bir şey yok." dediğinde sinirle kaşlarım çatıldı. Ama sakin kalıp dinlemeye çalıştım.
"Bir hafta sonra Sıla'nın doğum günü ya, ona sürpriz hazırlıyordum. Arayan adam da organizasyonla ilgilenen biriydi. Yanında konuşsam anlayacaktı. Ona da açıklama yapamayınca yanlış anladı." dediğinde yüz ifadem değişmişti. "Ulan ben bile aldatıyorsun sandım. Kül tabağını kafana geçirecektim." dediğimde güldü.
"Tamam sen barışmak istiyorsundur dşye düşünüyorum. Sıla Feride'nin yanında sizi buluşturalım. Ama sürprizin bozulacak." dediğimde, "Sıla yokken sürprizin bir önemi yok zaten abim." dedi.
İyi yine dayak yemekten kurtulmuştu. Feride'yi aradım ve buluşmaları için ayarlama yaptık.
Sıla ve Feride gelene kadar Ömer çiçek almaya gitti. Ömer gittikten bir on dakika sonra Sıla ve Feride gelmişti.
Feride yanıma otururken, Sıla karşıma geçti. "Nerede o?" diye sorduğunda kahvemden içtim. "Gelir birazdan." dediğimde başını salladı. Gözleri hala kıpkırmızıydı ve bu iş canımı sıkıyordu.
Feride yanımda telefonuna bakarken masada sessizlik hâkimdi.
"Sana anlattı mı ne olduğunu?" diye sordu Sıla.
Başımı salladım, "Ağladığına, üzüldüğüne değmez." dediğimde merak etmişti. Ömer onun arkasında kalan kapıdan girdi. Elinde buketle masaya yaklaştığında Sıla baktığım yere bakmak için arkasını döndü.
Ömer çiçeklerle gelip masanın yanına dikildiğinde Sıla ona sorgulayan bakışlar atıyordu.
Çiçeği uzattığında Sıla aldı ve notu okudu. "Nasıl ya? Sen, sen beni, aldatmıyor muydun şimdi?" dediğinde Feride güldü.
Ömer başını iki yana salladı. "Aklımı peynir ekmekle mi yedim kızım, senin gibi sevgilim var. Ne aldatması?" dediğinde Sıla yerinden kalkıp sarıldı. Ömer de sıkıca sarıldığında bakışlarımı onlardan çektim. Feride ikisine de gülümseyerek bakıyordu. Ona baktığımı hissedince o da bana baktı. Göz kırptığımda gülümsedi.
Sonuçta bu mesele de tatlıya bağlanmıştı.
🤸♂️
"Hepinize merhaba arkadaşlar! Kanalıma hoş geldiniz! Ben Feride Özdinç. Bugün yanımda Ahmet Can Dündar, Sıla Dündar, Mert Eren Bülbül var." dediğimde alkış koptu.
"Bugün sizlerle başlıktan da gördüğünüz üzere, spor salonunda bir gün geçiriyoruz." dedim.
"Benim kaslarımı sergilemem için video çekmen şaka mı?" diyerek yanıma gelen Ahmet'e bakarak göz devirdim.
"Kas sergilemek istesem seni mi çağırırım Ahmoş, boş yapma." dediğimde kızgın bakışlar atmaya başladı. Mert ve Sıla gülerken ben de göz devirerek önüme döndüm.
"Şimdi tartılacağız ve videonun sonunda en çok kalori kaybeden kazanacak." dediğimde tartı geldi ve tartıldık.
Ben 50, Sıla 48, Ahmet 80, Mert ise 94 kilo çıkmıştı.
Sonrasında kameralar ayarlandı ve ilk önce koşu bandında koşmayla başladık. Biz yürürken Ahmet gaza geldiği için koşuyordu. Biz yavaş yavaş arttırdığımız için nefes nefese kalmamıştık ama Ahmet şu an Azrail'le pençeleşiyordu.
"Sen harbi salaksın he." diyen Mert'i gülerek onayladım.
"Tamam en kaslı sensin Ahmet, tamam." dedim ben de onun hemen arkasından.
Sıla ise sadece gülüyordu onun bu haline.
Daha sonrasında barfix çekmek için demirlerin olduğu yere geldik. Daha kamera kayda girmemişti.
"Feride hanım bak bakalım kas var mıymış, yok muymuş?" diyen Ahmet'e çevirdim bakışlarımı. Barfix demirinde barfix çekiyordu. Zaten düzenli spor yaptığı için alışkındı, ben onunla dalga geçmiştim ama ciddiye almıştı.
Barfix demirinde yukarı asıldıkça kolları ve omuzları ben buradayım dercesine ortaya çıkıyordu. Hepimiz gülerek ona baktık.
"Ya tamam Ahmoş ya!" dediğimde yerde soluklanırken, "Ulan şurada Hulk'a dönüştüm, hala Ahmoş diyor." dediğinde Sıla gülmeye başladı.
Tekrar kayıt başladığında önce Sıla başladı. En fazla 6-7 tane çekebilmişti. Sıra bana geçtiğinde ben de 10 tane zor da olsa yapabilmiştim. Mert'in kilosu fazla bastığı için 15'i zor görmüştü. Ahmet ise az önce yapmamış gibi 25'i görmüştü.
Sıla hayretle, "Yuh abi, seni burada bırakalım sen kendini as dur!" dediğinde Mert ve ben kahkahayı basarken Ahmet boynundaki havluyla alnını siliyordu.
"Tamam ya, valla şakasına dedim. Ölüsünü alacağız buradan arkadaşlar bu manyağın! Şunun haline bakın!" dediğimde Mert, "Bir de doktor olacak, oğlum sence sağlıklı mı bu?" dediğinde Ahmet su içmeyi bırakıp, "Doktorun dediğini yap, yaptığını yapma Mert." dedi ve sıradaki yere geçtik.
Boks torbasının yanında elimizde eldivenlerle kayda girdiğimizde önümüzdeki boks torbalarına vurmak için yerimizi aldık. Bu kısımda konuşmadan video çekilecek, klip gibi düzenlenecekti.
Hepimizin en sevdiği kısım burasıydı. Hepimiz boks torbasına yumruk ve tekme atarken iki kamera çevremizde dolaşarak güzel açılardan kayıt alıyordu. Göz ucuyla Ahmet'e baktım. Kaşları çatık bir şekilde sanki karşısında hasmı varmış gibi peş peşe yumrukları geçiriyordu. Sıla da aynı şekildeydi. Mert'in de Ahmet'ten kalır yanı yoktu. Nefes nefese kendimi yere attığımda, Sıla da yanıma uzandı.
"Of çok iyi geldi!" dediğinde başımı salladım. Ahmet, "Çabuk yoruldunuz." dediğinde yine göz devirdim.
"Karşımda adam olsa perti çıkmıştı Ahmet, ne anlatıyorsun?!" dedim.
"Bak sen, gel bakalım pert edebiliyor musun? Ringe çıkalım, kaybeden kazanana 10 bin TL atar. Hemen burada!" dediğinde inadıma basmıştı.
"Tamam, sözünden dönen?" dedim tek kaşımı kaldırarak.
"Kızım delirme, buldozerle ringe çıkılır mı?" dedi Sıla endişeyle.
"Çıkılır, niye çıkılmasın?" dedim ben de. Onlar Mert'le eldivenleri çıkartırken ben Ahmet'e döndüm.
"Sözünden dönen top!" dediğinde güldüm.
Kayıt kesildi ve bir ringe geçtik. İkimizin de elinde hala eldivenler vardı. Ben ona vurabilecektim ama o bana vurabilir miydi, bilemiyordum. Gerçi bir dönem hepimiz bunun eğitimini aldığımız için vurabilirdi gibi.
Kayıt açıldıktan sonra selamlaştık ve ikimiz de gardımızı alarak bir iki adım geri çekildik. İlk atağı benden bekliyordu. İlk atağı yaptığımda karşılık verdi ve sonraki atağı o yaptı.
Yukardan gelen yumruğundan eğilerek kurtulduğumda karnına bir yumruk atıp eğilmesini sağladım. Dizinin arkasına vurduğumda diz çökmüş oldu, bir tekmeyle daha ittirdiğimde şu an karşılık vermediğini anlamak zor değildi, o kadar sert vurmamıştım ve boşluğumu yakalamaya çalışıyordu. Tam sırt üstü uzanacaktı ki, ayağımdan tutup çekmesiyle yere yapışmam bir oldu.
Tam beni etkisiz hale getirmek için bacaklarımın üstüne oturmaya kalktığında bu sefer karnına sert bir tekme atarak geri ittirdim. O tekrar kalktığı yere yatarken, ben onu etkisiz hal getirmek için üzerine geçip kollarını yere sabitledim.
"Kaybettin." dediğimde birkaç saniye sesi çıkmadı.
"O iş o kadar kolay değil güzelim." dediğinde, yandaki ayağımın üzerine ayağını attı ve bileklerinde sabitli olan ellerimi ittirerek az önce kalktığım yere dönmemi sağladı. Bu sefer bileklerimde onun baskısı vardı. Belimin üzerinde kalmıştı bedeni ve bacaklarıyla bacaklarıma baskı yaptığı için bir şey yapamıyordum.
Mert, "Ahmet zaten Feride'ye yenileli çok olduğu için burada fırsat vermedi!" dediğinde süre dolmuştu ve Ahmet sonunda üstümden çekilmişti. Ayağa kalkıp soluklandığımda Sıla, "İyi misin?" diyerek su uzatmıştı.
"İyiyim, iyiyim." dedim ve biraz dinlendikten sonra devam ettik.
Halter kaldırmaya çalıştık, karın egsersizi yaptık, plank durduk falan derken akşam olmuştu.
Tartıldığımızda Ahmet bir kilo vermişti. Ben bir kiloya yakındım. Sıla ise bir buçuk kiloya yakın kaybetmişti. Mert ise sadece gramdan vermişti.
Yarışmanın kazananı Sıla olmuştu ve video bitmişti.
Videodan sonra hepimiz ölü şekilde eve dönmek için arabaya geçtik.
Bir anda karnıma giren ağrıyla elim karnıma gitti.
"İyi misin lan?" diye soran Ahmet'ti. Dikiz aynasından beni kontrol ederken, bir yandan da yola bakıyordu.
Sıla yanıma yaklaşmış bana bakarken Mert de arkasını dönmüştü.
"İyiyim ya, kramp girdi herhalde." dedim ama acısı azalmamıştı bile. Camı açıp derin bir nefes almaya çalışmamda tekrar aynı acı saplandı.
"Ah!" bağırmama engel olamayınca Ahmet arabayı sağa çekmişti.
"Lan iyi misin?" diyerek yanıma geldi ve kapıyı açtı.
Elimi çekip elini koydu ve ağrıyan yere baskı uyguladı. "Burası mı?" dediğinde başımı salladım.
"Hastaneye gidiyoruz." dediğinde başımı salladım. "Hayır gerek yok. Eve gidelim, dinleneyim geçer." dediğimde zorla kabul ettirdim.
Eve geçtiğimizde zibilyon kez bir şey olursa ara tembihlerinden sonra eve girebildim.
Önce bir duş alıp yatağa uzandığımda ağrı baya baya geçmişti.
Gözlerimi kapattığımda bugün gözümün önünden akmaya başladı..
Ringe çıktığımız anda birçok kez göz göze gelmiştik. Özellikle birbirimizi etkisiz hala getireceğiz diye baya yakım temasta bulunmuştuk. Bizi shipleyenler delirecekti.
Yalnız bakışlarında ki o farklılığı bugün fark etmiştim. İlk kez kıyamayan bakışlarını yakalamıştım. Gözleri çok güzeldi be...
Olanları düşünürken uykuya dalmıştım.
🤸♂️
Ahmet'ten..
Bütün gece belki Feride arar da duymam diye korkudan uyuyamadım. Karnına ağrı giren bölge apandisite çok yakın olduğu için korkmuştum ama onu korkutmak istemediğim için ses çıkartmamıştım.
Bilmem kaçıncı sigaramı içmek için balkona çıktığımda tekrar penceresine baktım.
Odası karanlıktı, uyuyordu muhtemelen ama içim rahat etmiyordu işte.
O sırada mahalleden geçen Haldun ve Deniz'in sesini duydum.
"Ne yapıyorsunuz lan bu saatte sokakta?" dediğimde gelmemi söylediler içeri geçip. Kapüşonlumu aldım ve dışarı çıktığımda son kez Feride'nin odasına baktım. Bir hareketlenme yoktu.
Ellerimi cebime soktum ve yürümeye başladım.
"Oğlum bu saatte ne diye geziyorsunuz siz sokakta?" dediğimde Deniz sigarasını son kez çekip, "Cemre'yle birbirimize girdik." dedi, tam ona neden diye soracakken Haldun da, "Biz de Aysude'yle." dedi.
"Neden ve neden?" dediğimde Deniz, "Eski defterler açıldı yine. Birbirimize söylemememiz gereken şeyleri söyledik." dedi ve önündeki taşa sert bir tekme attı.
"Biz de kıskançluk meselesinden girduk birbirimuze. Hayır yani, kalp kirmaya değmeyecek şeyler yüzunden uykularımız kaçay!" dediğinde ben de sigaramdan içtim.
"Valla küslük çok zor agalar. Yaşamayan bilmez. Feride'yle birkaç gün küs kalmak bile ömrümü azalttı benim. Ama biraz sinirler yatışınca gidin konuşun, bir şekilde halloluyor." dediğimde Deniz, "Bir ilişki yürütemiyoruz a.ına koyayım!" dedi.
Haklıydı. Bir şekilde bu yaşlarda hiçbir şey normal gitmiyordu. Aysude ve Cemre'nin evinin önüne geldiğimizde ikisi de farklı camlara kenetledi gözlerini.
Evin önünden sessizce geçip gittik. Birkaç sokak daha turladık. Eve dönecekken Aysudelerin evin önünde bir kıpırtı vardı.
Yaklaştığımızda camdan içeri birinin girdiğini gördük. "Lan, hırsız giriyor!" diye bağıran Deniz olmuştu.
"Ula orasi Aysude'nin odasi!" diye bağıran da Haldun olmuştu. Hepimiz aynı anda koşmaya başladığımızda, Deniz kapıya vurmaya başladı. Haldun cama tırmanmayı düşünürken camdan hırsızların atlamasıyla Haldun adamı yakaladı. Diğeri diğer camdan atlayıp kaçtığında koşarak peşine düştüm. Bizim mahalleye ilerlediğini görünce kestirme bir yoldan girip bizim mahallede adamın karşısına çıktım. Ensesinden yakaladığım gibi geçirdiğim yumrukla yere yapışması bir olmuştu.
"Ahmet! Ahmet ne oluyor?!" diye bağıran Fatma'ydı.
"Bu it oğlu it Aysude'lerin evine girmeye kalktı." dediğimde adamı alıp yerden kaldırdım.
Ablasının sesine uyanan Feride camda belirmişti.
"Ahmet! Ne diyorsun sen!? Hırsız mı?!" dediğinde başımı salladım. Sıla da seslere uyanmıştı. Üçü birden sokağa çıktığında annem, Feride'nin anne babası ve kardeşi de çıkmıştı.
Feride koşarak yanıma geldiğinde adama baktı. Yüzünü buruşturdu. "Sen iyi misin?" dediğinde başımı salladım ama çoktan sarılmak için hamle yapmıştı.
"Polisi aradım oğlum, yürü Aysude'lere bakalım." diyen Feride'nin babasıydı. Başımı salladım ve ensesinden tuttuğum adamı itekledim.
Aysude, Yaren ve Cemre aşağıya inmişti. Cemre Deniz'e sarılırken, Aysude Haldun'a, Yaren de ne ara geldiğini bilmediğim Mert'e sarılmıştı.
Kızlar hemen birbirine sarıldığında herkes ne oldu, nasıl oldu diye konuşuyordu.
Polisler sokağa girmesiyle yanımıza geldiler ve ifade alma işlemlerinden sonra adamları alıp götürdüler. İyi ki bir şey çalamamışlardı.
Kaos ortamı azaldığında kızlar bu gecelik Feride'lerde kaldılar. Biz de sabaha kadar mahallede tur attık. Bunlar çete şeklinde gezdikleri için başkaları da olabilirdi.
Sabahın ışıklarıyla eve girdiğimizde yorgunluktan bayılacaktım. Yerime yattığım gibi uyuyakalmıştım.
