"Video bu kadardı. Kanala abone olmayı, like atmayı bildirimleri açmayı unutmayın! Sizi çok seviyorum, kocaman öptüm! Bay!" dedim ve video kapandı.
Sonunda bitmişti. Az önceki enerjim balon gibi sönerken masadan kalktım. Yiğit, "Ben kurguya geçiyorum." dediğinde başımla onayladım.
Ofisten çıkıp mutfağa geçtim. Bir bardağa su doldurdum. İçerken belimi bangoya yasladım. Üç gündür Ahmet'le doğru dürüst hiç konuşmamıştık. Çünkü kendisini doğru dürüst görememiştim.
Sıkıntıyla nefes verdikten sonra mutfaktan çıktım ve bahçeye geçtim. Koltuklardan birine oturdum ve telefonumu çıkartıp bakınmaya başladım. Bugün ofis sakindi.
Birkaç dakika sonra içeriden kapı açılma sesi geldi. Ortalık fazla sessiz olduğundan duymuştum.
Oturduğum yerden başımı arkama çevirerek içeri baktım. Birkaç saniye sonra kalbimi iki tek bir çift attıracak kişiyle göz göze gelmiştik.
Ahmet gelmişti. Elinde kahvesiyle bana bakakalmıştı. Burada olacağımı düşünmemişti sanırım.
Yerimde eski pozisyona dönerken düzeni bozulan nefesimi düzenlemeye çalıştım.
Saçı, başı dağınıktı. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Göz altları çökmüştü, uykusuz kalmıştı belliydi halinden. Tabi işi vardı beyefendinin.. Neyse, sakinim.
Bir şey olmamış gibi telefona bakmaya devam ederken Sıla'dan mesaj geldi.
'Abimle Ömer konuşmuşlar. Abim ondan özür dilemiş, ilişkimize bir şey demeyecekmiş. Ömer de üstelememiş şu an bizlik bir problem kalmadı.'
Sonunda o konu çözüldüğü için rahatlamıştım.
'Sizin adınıza sevindim güzelim. Sen konuştun mu peki abinle?'
Eve gidip gitmediğini merak ediyordum.
'Yok eve gelince konuşuruz. Dün akşam da yoktu evde şu an nerede onu da bilmiyorum.'
'Ofiste. Az önce geldi.'.
'Oha! Konuştunuz mu?'
'Hayır.'
'Tamam, konuşursanız haber ver bana.'
'Tamam merak etme.'
Telefonu kapattığımda içeriden bir çığlık sesi geldi. Bir anda yerimden fırladım. İçeri geçtiğimde mutfağa yöneldim. Ses oradan gelmişti.
"Ahmet! Ne oldu?"
Elini tutuyordu. Yere kan damladığını görünce korkuyla yanına gittim.
"Ne yaptın?!" dediğimde, "Kavanoz sıkışmış bıçakla havasını almaya çalışırken bıçak elime girdi!" dediğinde yüzümü buruşturdum.
Hemen çeşmeyi açıp elini suya tuttum. Kan lavaboyu boyarken yarasına bakmaya çalışıyordum ama kanama durmuyordu. Elini tutmasını söyleyip peçeteye biraz yağ damlattım. Suyu kapatıp eline yağı bastırdım.
"Beceriksiz misin ya? Nasıl becerdin?" derken başımı kaldırmamla burun buruna gelmemiz bir oldu.
Lafım bıçakla kesilir gibi kesildiğinde yeni aldığım alkol kokusuyla tekrar yüzüm buruştu.
"Leş gibi alkol kokuyorsun." diye mırıldanarak tekrar eline baktım. O ise hiçbir şey söylemeden öyle duruyordu.
Kanama durduğunda yaraya bakabilmiştim.
"Derin kesmişsin Ahmet, bu sarmayla geçmez, dikiş atılması lazım." dedim. "Bir şey olmaz sararım." dediğinde çatık kaşlarla ona baktım.
"Salak salak konuşma. Yürü hastaneye gidiyoruz." dediğimde sırıttığını gördüm kısa bir süre.
Tam avucunu kestiği için arabayı ben sürdüm. Yol boyu konuşmadık. Bir poliklinik bulup arabayı park ettim. İçeri geçtiğimizde hemşire dikiş atılacağını söyledi.
Kız eşyaları hazırlarken Ahmet sedyeye oturmuştu. Ben de yanında dikiliyordum. Tüm odağım elindeydi.
"Nasıl kestiniz?" diye soran hemşireye baktım.
"Bıçakla." Ahmet kısaca cevapladığında hemşire başını salladı. "Şimdi uyuşması için iğne yapacağım, ilacı biraz yakabilir." dedi ve elindeki iğneyi yaranın çevresine batırdı.
Ahmet'in bakışları üstümdeydi, hissediyordum. Ama ısrarla bakışlarımı ona çevirmedim. "Eliniz uyuşunca gelip dikiş atacağım."
Hemşire odadan çıktığında derin bir nefes verdim. "Ne bakıyorsun Ahmet?" dediğimde gülerek omuz silkti. Komik mi?
Telefonum çalınca açmak için kapının önüne çıktım. Sıla arıyordu.
"Efendim aşkım?"
"Ne alemdesiniz? Konuştunuz mu?"
"Hayır, abin elini kesti. Dikiş attırmaya geldik. Konuşmadık."
"Elini mi kesti? Onu nasıl becerdi?"
"Kavanozun havasını alayım derken nasıl becerdiyse bıçağı eline saplamış."
"Gerizekalı ya! Tamam haber ver bana."
"Tamam güzelim."
Telefonu kapatıp içeri geçtim. Hemşire dikişe başlamıştı. Ahmet içeri girmemle bana baktı. Ben ise yine hemşireyi izliyordum. Eli çok titriyordu.
Ahmet hissetmiyordu ama ipi çok çekmişti. "Şey, ipi çok çektiniz." diye sessizce uyardığımda hemşire yandan bir bakış atmıştı.
"Ben de tıp öğrencisiyim, hatta beyefendi de. O yüzden uyardım. İşinize karışmak değil amacım." dediğimde bu sefer utanmıştı.
Ahmet eline baktığında diğer eliyle ipi düzeltti. Hemşire, "Kusura bakmayın." diyerek işine devam ettiğinde Ahmet gülmemek için kendini sıkıyordu.
O an içeriden bir ses geldi. "Buğlem, neredesin?" kapıda tanıdık simalı biri belirince hafızamı yokladım.
"Samet?"
"Aa! Feride? Senin burada ne işin var? Hoş geldin."
"Hoş bulduk. Arkadaşım elini kesti de, onun için geldik."
"Öyle mi, geçmiş olsun."
Ahmet anlamaz bakışlar atarak ikimizi dinliyordu. "Buğlem işini bitirince arka odaya bıraktığım dosyaları hallet. Feride, çay kahve, bir şey ister misiniz?"
"Yok Samet sağ ol." Samet başını sallayarak odadan ayrıldığında Ahmet'in bakışları bana döndü.
"Kim bu, siz nereden tanışıyorsunuz?"
"Bu seni hiç alakadar etmez." dediğimde kaşları hayretle havalanmıştı. Sonunda dikişler bitmişti. Eli sargılandı ve ücreti ödeyip çıktık. Arabaya bindik.
"Sahile sür." dedi. "Benim ofiste işim var." desem de dinletemedim. Sahile geldiğimizde geçen günü hatırladım.
İç geçiren bir nefes verdiğimde sahile geçtik. Yol boyu yürüyüorduk. Ne o konuşuyordu ne de ben.
"Geçen gün olanlar.." dediğinde bakışlarımı ayaklarımdan ayırmadan dinlemeye başladım.
".. bir anda sinir kriziyle söylediğim şeylerdi." dediğinde sinirle güldüm.
"Sana değer vermemem, seni önemsememem bir anlık sinirle söylenen şeylerdi, öyle mi?" dediğimde sıkıntıyla nefes verdi.
"Bak haklısın, ama dediğim gibi o an Sıla'ya da Ömer'e de çok sinirliydim." dedi bu sefer.
"Her ne olursa olsun, benim seni değersiz görmemle bağdaştırma çok kırıcıydı Ahmet. Ki ben Sıla'ya defalarca abinden saklamayın demişken."
"Biliyorum, Ömer'le konuştuk. Onlar da emin olmadan konuşmak istememişler." dediğinde derin bir nefes aldım. Aklımda dönen soruları sormazsam çatlayacaktım.
"Geçen iki gece.. Neredeydin?" diye sordum bir anda. Sormazsam çatlayacaktım, o ruj izi neyin nesiydi.
"Mert'e anlattım olanları, kafa dağıtmak için ilk gün klübe gittik. İkinci gece de önce meyhaneye gittik sonra onlarda kaldım." dediğinde başımı salladım. Konuyu ruj izine nasıl getirecektim?!
"Sıla şey deyince ben başka düşündüm." cümlenin ögelerini sıralayınız. Bu nasıl bir cümleydi? Yüklemi, öznesi birbirine girmişti.
"Sıla ne dedi sen ne düşündün?" Heh! Ayıkla şimdi pirincin taşını Feride hanım.
"Hiç ya, boşver." dedim başımı denize çevirirken.
"Yok boş veremem, söyle." dediğinde ona baktım.
Söylemeli miydim? Söylemezsem yük olurdu.
"Sıla senin boynunda ruj izi görmüş. Sonra duşa girmişsin. Emin değilim ama ruj iziydi dedi. Ben de geceyi başkasıyla geçirdin sandım." dediğimde eli boynuna gitti. Yüzünden sıkıntılı, ne diyeceğini bilemez bir ifade geçtiğinde anlamam gerekeni anlamıştım.
"Neyse boşver, geçirdiysen de geçirdin. Senin hayatın." dediğimde, "Hayır, hayır. Yanlış anladın." dedi.
"Ya boşver ne anladıysam anladım." dediğimde tekrar konuşacak gibi oldu ama, "Hadi ofise gidelim işim var benim." dedim. Arabaya ilerledik.
Arabada da konuşmaya çalışmasın diye uyuyor taklidi yaptım.
Ofise geldiğimizde kurgusu biten videoyu izledim. Birkaç tane kargom gelmişti. Onları alıp eve geçmek için arabama geçtim. Samet mesaj atmıştı.
'Bugün konuşamadık, bir kahve içer miyiz?'
Eve gidesim yoktu. Kabul ettim ve attığı konuma doğru gitmeye başladım. Yolda Sıla'yı arayıp olan biteni anlattım. Kafeye geldiğimde arabayı park edip içeri girdim. Samet el sallamıştı. Yanına gidip selamlaştım. Oturdum ve kahve siparişi verdik.
"Hoş geldin." dedi gülümseyerek.
"Hoş buldum." diyerek karşılık verdim.
"Hemşire olduğunu bilmiyordum." dedim.
"Konuşmadın ki geçen bilesin." dediğinde güldüm.
"O gün çok karmaşıktı ya, hiç sorma."
"Sahiden, ne oldu çözüldü mü o gün olanlar?"
"Gibi gibi.."
"Sevindim, daha iyi görünüyorsun."
"Teşekkür ederim, hem o gün için hem de şimdi için."
"Ne demek rica ederim."
"Sen nasılsın?"
"İyiyim bende. Seni görmeyi hiç beklemiyordum poliklinikte. Arkadaşının eli nasıl oldu, iyi mi?"
"Evet evet, kendi salaklığı.Kavanozun havasını alayım derken elini kesmiş."
"Olur öyle kazalar, iyiyse sorun değil. Ee, senin hayatın ne âlemde?" sorusuyla uzun bir konuşma başladı, tıp kazanmamdan girip, YouTube'dan, arkadaşlarımdan girip çocukluğumdan çıktık. O da bir sürü şey anlatmıştı. Anlamadan 2-3 saat geçmişti bile. Sonunda ayrıldığımızda hızlıca mahalleye geçtim.
Mahalkeye girdiğimde balkonda sigara içen Ahmet'le göz göze geldik. Arabayı kilitledikten sonra içeri girmek için hareketlendim, "Neredeydin?" Ahmet'in sorusuyla olduğum yerde döndüm.
"Arkadaşımla buluştum." dedim sesim beni neden sorguladığını merak ettiğim için sorgulayıcı bir tınıyla çıkmıştı.
"Hangi arkadaşmış o?" diye sorduğunda bu sefer kaşlarım havalandı, "Sana ne?" dediğimde yüzünden sinirli bir gölge geçti.
"Ne demek sana ne?" dediğinde, "Ben nasıl bir şeyleri sorgulamadıysam sen de sorgulama." dedim ve hiç hız kesmeden içeri geçtim.
💋
"Ya kanka, bana ne kim öptüyse öptü. Beni ne ilgilendirir?"
Karşımda dikilmiş bana hesap soran Sıla, Aysude ve Yaren'e baktım.
"Yok bu kız cidden salak!" dedi Aysude. İki saattir Ahmet'in boynundaki ruj izinin sebebini öğrenmediğim için kafa ütülüyorlardı.
"Kızım senin kafanda var mı biraz? Fazla mı ders çalıştın? Beynin mi yandı? He annem!" diye soran ise Yaren'di.
"Ya anlamıyorsunuz! O an yüzü öyle bir hal aldı ki, cevap verse de muhtemelen yalan söyleyecekti. Yatmış işte biriyle, klübe gitmişler zaten, kim bilir hangi or-tövbe tövbe!" dediğimde Sıla hala sorgulayan gözlerle yüzümü inceliyordu.
"Tekrar sormayacaksın yani?" dediğinde gözlerimi belerttim. "Ne münasebo? Niye sorayım? Yalan dinlemek istemiyorum." dediğimde Sıla ofladı ve kendini koltuğa attı. Yaren, aşağılayıcı bakışlar atıyordu. Aysude ise hala sorguluyordu.
Rahat bir nefes verip arkama yaslandım. Telefonuma gelen mesajla gözlerim telefonuma kaydı. İkisi, "Ahmet mi?" diye sorarken, Sıla, "Abim mi?" diye sordu.
"Hayır." dediğimde bu sefer üçü bir ağızdan, "Kim o zaman?" dediler. Göz devirirken, cevap vermeden mesaja baktım. Samet yazmıştı.
Ona cevap verdim.
💋
Ahmet'ten..
Kavga günü akşamı..
Mert'e olanları anlatınca beni kolumdan tuttuğu gibi bir klübe atmıştı. Gir şurda kafa dağıt, dedi ve yanımda sadece oturdu.
Bilmem kaç bardak içtikten sonra yanıma yanaşan bir kızla kendime geldim. Kızı tanımıyordum. Ama o beni YouTube'dan tanıyordu.
Mert ortalıktan yok olmuştu, az önce bir yere gideceğini söyledi ama nereye gittiğini bilmiyordum. Yanıma sırnaşan kız, "YouTube'da göründüğün kadar yakından da yakışıklıymışsın sen ya!" diyerek güldüğünde yüzümde mimik oynamamıştı.
Ama o hala sırnaşmaya devam ediyordu. Her ne kadar karşılık vermesem de yanıma oturmuştu, göğsümde elleri geziyordu. Başım dönüyordu ve Mert gelse de gitsek diye bekliyordum. Kızın boynumda dudaklarını hissetmemle kendime geldim ikinci defa. Hızlıca kendimden uzaklaştırdığımda, "Eh be sende! Ne kırılmaz inadın varmış!" dedi.
"İstemiyorum kızım! Kalk git." dediğimse akıllanmadı ve tekrar sırnaşmaya çalıştı.
"Kim üzdü seni bu kadar?" dediğinde sesi cilveli sandığı bir tondaydı.
"Kimse üzmedi, ben üzdüm." dediğimde yakamdaki elleri boynumda dolaşıyordu. Rahatsız oluyordum, elini tutup çektim tekrar. Pes etmedi bu sefer de karnıma dokunuyordu.
"Sen üzmemişsindir." dediğinde üstten bir bakış atıp önümdeki viskiyi tekrar içtim. Boğazımdaki yanmaya artık alışmıştım.
"Git başımdan." dedim ama inatla yanımdan kalmıyordu. Ben başka bir kızı istemiyordum. Kardeşim hariç, bana dokunmasından rahatsız olmadığım tek kız Feride'ydi. Ona da alışkındım, ondandı.
Mert'in gelmesiyle kızdan kurtulmuştum.
Eve geldiğimiz gibi yatıp uyumuştum. Sabah kendime geldiğimde kafam kazan gibiydi. Hazırlanmam lazımdı, bugün hastaneye gitmem gerekiyordu. Duşa girmek için eve gittim ve kimseyle konuşmadan hastaneye geçtim.
Sıla'yı kırmıştım, Feride'yi kırmıştım, Ömer'e gereksiz yükselmiştim. Ortalığın a.ına koymuştum kısaca. Toparlamam gerekiyordu. Ama şu an ne birine meram anlatacak halim vardı ne de birini dinleyecek halim vardı.
Ömer'in karşıma gelmesiyle de sinirlerim tepeme binince kavgadan ucu ucuna dönmüştük.
Hastane sonrasında sahil kenarına gittim. Ama kafamın içi susmuyordu. Bir tekel bayi bulup bir şeyler aldım. Deniz kenarında içerken kafamdan geçenlere ben de yetişemiyordum.
Arkadaşım dediğim çocukla canımın içi kardeşimin sevgili olmasını mı hazmetsem, onlara sinirlenip çocukluk arkadaşımın kalbini kırdığıma mı yansam, bilmiyordum.
Mert'i aradım ve beni almasını söyledim. Bu gece de orada kalacaktım. Mert ben konuşmak isteyene kadar konuşmazdı. Eve geçmeden önce bu gece de meyhaneye geçmiştik. Ama bu sefer tek değildik, Haldun, Baran ve Deniz de vardı.
Hepimiz içerken bir yandan da komuşuyorduk.
"Siz ne oldunuz lan Cemre'yle?" diye sordum Deniz'e. Güldü salak salak. "İyiyiz ya biz. Yıllar sonra iyi geliyoruz birbirimize." dedi. Güldüm, "Sevindim kardeşim." dediğimde gözüm Haldun'a kaydı. Önündeki mezeden yerken, "Siz ne âlemdesiniz?" dediğimde bana baktı, "Kime ne âlemdeyuz? " dediğinde Mert, "Mezeyle(!) Kimle olacak Aysude'yle?" dedi.
Haldun, "Ha o mesele! İyiyuz yav, ne olsin. Konuşiyruk arada." dedi. Şivesine ve ona güldüm bu sefer de. "Asıl sen ne âlemdesin?" diye soran Baran'dı.
"Hiç sorma." dedim önümdeki rakıdan içerken. "Sordum bile." dediğinde tek cümlede özetledim. "Arkadaşım ve kardeşim sevgili ve ben onlarla beraber Feride'nin de kalbini kırdım." dediğimde Baran, "Feride'nin ne suçu vardı." dedi.
"Arada kaynadı o ama en çok da onun kalbi kırıldı. Sinirlerime hakim olamadım, kıza sen de sakladın sen de bana değer vermiyorsun dedim. Halbuki o defalarca demiş Sıla'ya abine söyle diye." dediğimde Mert önümdeki rakıyı tazeledi.
"Aferin angut." dedi bu sefer Baran.
"Şimdi ne yapacaksın?" diye soran Deniz'di.
"Ben de bilmiyorum." dediğimde rakı bardağı yine boştu.
Mert, "Oğlum yavaş iç lan! Doldurmaya yetişemedim!" dediğinde güldüm ve tekrar içtim.
"Bence Feride'yi çek kenara özür dile." dediğinde, "Feride öyle gel deyince gelseydi!" dedim.
"Önce Sıla ve Ömer'in gönlünü al. Onların gönlünü almazsan Feride senle konuşmaz." dedi Deniz. Haklıydı.
"Feride'yi de yanında tutman için bir şey yapman lazım. Artık dama çıkıp intihar süsü mü verirsin ne yaparsın sana kalmış!" diyen de Baran'dı.
Az çok hatırladıklarımla sabahı ettiğimde ofisi aradım. Yiğit Feride'nin orada olduğunu söylediğinde hızlıca oraya geçtim. Yolda kahve içerek ayılmaya çalışıyordum.
İçeri geçtim. Bahçede olduğunu söylediler. Bahçeye doğru ilerlediğimde göz göze geldik. Beklemiyordu, ben bekliyordum ama o an planladığım her şeyi unuttum. Gözlerini çektiğinde onu yanımda tutmak için bahane aradım. Gözüm tezgahtaki bıçağa takıldığında aklımdan şüphe ettim. Ama yapmam lazımdı. Canıma bir şey olmadıkça Feride yanıma gelmezdi.
Bıçağı alıp avcuma dayadım ve birden çektim. Bağırışım ofiste yankılandı. İki dakika bile sürmeden Feride kapıda dikiliyordu. Amacıma ulaşmıştım.
Elimin kesilmesini bahane ederek konuşacaktım. Bana söylene söylene kanı durdurmaya çalıştı. Soluğu poliklinikte almayı ben de beklemiyordum.
Poliklinikte bir lavukla fazla samimilerdi. Onu sonra sorgulayacaktım.
Konuşmak için sahile gittiğimizde de sanırım barışmıştık ama mesafeliydi ve o mesafeyi nasıl aşacağımı bilmiyordum.
Boynumdaki ruj izini sordu, anlatacaktım ama yanlış anlar diye nasıl anlatacağımı düşünürken hepten yanlış anlamıştı. Onu bir ara anlatmam lazımdı.
Ofise döndüğümüzde benden habersiz çıkmıştı ve benden sonra mahalleye gelmişti.
Kiminle olduğunu sorduğumda da beni ilgilendirmeyen bir arkadaşıyla olduğunu söylemişti. Bu kız beni delirtecekti.
