İçeriğe geç

Nefret | AhFer

Bölüm 9 · 10 dk okuma

Nefret | AhFer

Bölüm 9

9.Bölüm: Güvenmeyi Öğrendiğim Limandan Güvensizliği de Öğrendim

Sıla telaşla telefonu kapatıp evden çıkmaya yeltendiğinde dolan gözlerini gördüm. "Neyi öğrenmiş?!" dediğimde durup dolu gözlerle bana baktı. "Ömer'i." dediğinde içimde kor bir ateş yanmaya başlamıştı.

"Seni de çağırıyor. Hadi." dediğinde içimdeki kora bir ateş daha atılmıştı.

Başımı sallayıp telefonumu aldım. Evden çıktık ve Sıla'ların eve geçtik. İçeri girdiğimizde volta atarak evde dolaşan Ahmet'le göz göze geldik.

Sessizce geçip tam karşısında dikildiğimizde bize öfkeyle bakıyordu. Başımı hafif içeri uzattığımda koltukta oturan, dirseklerini dizlerine yaslamış, başını eğmiş yeri izleyen Ömer'i görmeyi beklemiyordum.

"A-abi?" diye titrek bir ses gelen Sıla'ya baktım. Ağladı ağlayacaktı.

"Neden sakladın?" diye soran ise Ahmet'ti. Ben ağzımı açmazken Ahmet, "Benim arkadaşımla daha ne kadar arkamdan iş çevirecektin?" dediğinde bakışlarımı yerden kaldırıp gözlerine baktım. Hayal kırıklığı, öfke birbirine karışmıştı.

"Abi, bir dinle-"

"Neyi dinleyeceğim Sıla? Benden gizli be işler karıştırdığınızı mı? Beni nasıl parmağınızda oynattığınızı mı anlatacaksın? Bana söylesen dövecek miydim ben sizi? Niye benden sakladın?" dediğinde olaya çok başka yerden baktığını fark ettim.

"Ahmet-"

"Sen hele, sen hiç konuşma. Bu ikisi hadi sakladılar, sen neden onlara uyuyorsun? Leyla'yla konuşmam Sıla'yı üzdü diye benim ağzıma s.çtın. Ama gelip bu olayı anlatmadın. Ben senin gözünde cidden neyim? Değerim gözünde yok onu anladık, üzülüp üzülmemem de seni ilgilendirmiyor belli, ama en azından arkadaşını düşünüp gelip anlatsaydın!" dediğinde boğazımdaki yumru büyüdü.

"Abi ne saçmalıyorsun? Kızın bir suçu yo-" diyerek araya girmeye çalışan Sıla'ya kaydı gözlerim. Ömer de başını yerden kaldırmıştı. Şaşkınlıkla Ahmet'e bakıyordu.

Gözlerim dolmuştu, içimdeki ateş gittikçe yükseliyordu, saç diplerimden biri çekiyormuşcasına başıma bir ağrı girmişti.

"Ben Sıla'ya defalarca sevgili olduklarında söylemeleri gerektiğini söyledim. Ki zaten sevgili olsalar haberin olurdu, daha flörtlerdi. Benim saklama sebebim ikinizi de düşünmekti, söylersem sen Sıla, senden sakladığı için sinirlenecektin. Ayrıca Sıla söylememi istemediği için ona ihanet etmiş olacaktım. Ben senden saklamamaları için defalarca uyarırken sen bir olayda bendeki yerini ölçmeye kalktın. Asıl sen beni ne olarak görüyorsun ya?!" dediğimde kırgınlığım öfke olarak su yüzüne çıkmıştı.

"Bundan sonra asla karışmam aranızdaki meseleye. Sıla, sonra konuşuruz." diyerek evden çıktım. Sinirlenince ağlamak gibi kötü bir huyum vardı. Yüzüne karşı haykırırken ağlamamayı çok isterdim ama olmamıştı. Göz yaşlarımın ıslattığı yerleri kuruladım.

Park halindeki arabamı açıp arabaya atladım. Hızlıca mahalleden çıkarken akan göz yaşlarımı durduramıyordum. Hızlıca sahile geldiğimde arabadan indim. Sahil kenarına geçtiğimde deniz kokusu ve soğuk hava kokusu karışmıştı.

Yüzüme vuran bu koku içimdeki acı ve öfkeyi dindireceği yerde daha da arttırıyordu. İçim sıkışıyordu resmen. Sahile inip kumların üstüne oturdum. Etrafta insanlar vardı ama umrumda değildi.

Ağlamasam içim asla sönmeyecek gibiydi. Akan yaşlar bir bir hızlanırken beni asıl kıranın Ahmet'in bana karşı olan öfkesi değil, bende bir değeri olmadığını düşünmesiydi.

Ne kadar sahilde oturduğumu bilmiyordum. Yanıma gelen çocuk elindeki çay tepsisinden bir çay verdi. "Abla beni şuradaki abi gönderdi." dediğinde bakışlarım dediği yere döndü. Daha önce görmediğimden emin olduğum benim yaşlarımdaki biriydi bu.

Çocuğa başımı salladım, çayı aldım ama içmedim. Birkaç dakika sonra çocuğun gösterdiği adam yanıma geldi.

"İçmeyecek misiniz çayı?" dediğinde bakışlarımı denizden çekip ona çıkarttım. "Hayır, teşekkür ederim canım istemiyor." dediğimde birkaç saniye durdu. Benim bakışlarım tekrar denize döndüğünde o da yanıma oturdu.

"İki saattir sizi izliyorum. İki saattir ağlıyorsunuz. Sizi üzenin ne olduğunu bilmiyorum ama anlatmak isterseniz dinlerim." demesiyle bakışlarım tekrar ona döndü.

"Bir yabancının derdi sizi niye bu kadar ilgilendiriyor?" dediğimde omuz silkti.

"Aylar önce burada bu şekilde ağlarken biri yanıma gelse de konuşsam diye düşünüyordum. Sizi görünce kendimi görmüş gibi hissettim. Ondan geldim. Ben Samet bu arada." dediğinde tekrar ona baktım.

"Feride." dedim kısaca. "Memnun oldum. Ee, anlatmayacak mısın?" dediğinde başımı salladım iki yana.

"Canım konuşmak istemiyor." dediğimde, "Tamam o zaman, biz de dalgaları dinleriz." dedi. Anlamsız bir andı ama zaten bir daha görmeyecektim. O da yanıma oturdu ve dalgaları izlemeye başladı.

Kimdi, nereden çıkmıştı, ne alakaydı.. Aklımda bir sürü soru varken ben sadece oturup denizi izledim. Kalbim çok kırılmıştı. İçim acırken yanımdaki yabancının kim olduğuyla ilgilenecek halim yoktu.

Ortalama bir saat kadar daha oturdukta sonra çalan telefonuma ilişti gözüm. Sıla arıyordu. Onun bir suçu yoktu. Onu cezalandırmak istemiyordum. Telefonu açıp kulağıma götürdüm ama bir şey demedim.

"Feride, neredesin?" dedi sesi sakindi ama ağlamıştı. Sesinden belliydi. Onu ağlatan Ahmet miydi? Benim kalbimi kırması neyse de, o kız birini sevdi diye onu ağlattıysa affetmeyecektim onu.

"Sahil."

"Tamam, bekle beni orada." başka bir şey demeden kapattım telefonu.

Sadece adını bildiğim, yanımda saatlerdir oturan adama baktım. "Arkadaşım geliyor." dediğimde bakışları saatine kaydı.

"Harika. Demek artık konuşacaksın, rekorun 1 saat 25 dakika." dediğinde içten olmayan bir gülüş yayıldı dudaklarıma ama uzun sürmedi.

"Aslında bu kadar sessiz kalmam. Genelde konuşkanımdır. Sadece, kalbim kırıldı ve şu an beni benden başkası anlayabilecekmiş gibi gelmiyor." dedim. Bakışlarım tekrar denize döndü.

"Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşım tarafından ihanete uğradım. Seni çok iyi anlıyorum. Çünkü kalbi kırık olanı, en iyi anlayan kalbi kırık olandır." dedi bakışları buğulanmış ve denize dönmüştü.

"Ben anlatmadım ama sen istersen anlatabilirsin." dedim.

"On yıllık arkadaşımı sevdiğim kızla bastım." dedi tek seferde. "Oha." derken buldum kendimi. Bir anda şok olmuştum.

"Yani, pardon. Ne diyeceğimi bilemedim. Çok üzücü." dediğimde başını sallayarak güldü.

"Maalesef."

"Feride!" ismimin zikredilmesiyle bakışlarımı omzumdan arkaya çevirdim. Sıla yanında Ömer'le beraber buraya doğru geliyordu. Yerden kalktığımda koşarak yanıma geldi. Hızlıca sarıldığında ben de kollarımı ona sardım.

"Güzelim." dediğimde, "Abim çıktı gitti senin arkandan. Nerede o, konuştunuz mu?" dediğinde anlamaz bakışlarla ona baktım.

"Hayır, abini görmedim ben. Bastım buraya geldim." dediğimde bakışları Samet'e kaydı.

Bana sorgulayan bakışlar atarken Samet, "Selam, ben Samet. Geçerken Feride'yi gördüm, dertleşiriz belki diye geldim ama pek konuşmadık." dediğinde burukça gülümsedim. Sıla şu an Samet'le uğraşacak durumda değil gibiydi. Üzerinde durmadı.

"E, abim nerede o zaman?" dediğinde bakışlarım Ömer'e kaydı. "Siz, yani abinle başka bir şey konuşmadınız mı?" dedim.

"Ömer'e bağırdı. Tartıştık, bir türlü anlamak istemedi. Sonra,'Sizin yüzünüzden kızı da kırdım.' dedi evden çıktı." dedi.

Telefona baktım, birkaç kez beni aramıştı. "Beni aramış ama bir şey yazmamış." dedim. Sıla, "Nereye gitti ki?" dedi düşünceli bir sesle.

"Mert'i arasak?" sesim sorgulayıcıydı. Ömer, "Aradık, o da arıyor, haberi yokmuş." dedi.

"Neyse, koskoca adam bir şey olacak hali yok. Kötü bir şey olsa haberimiz olur." dedim onu düşünmek bile canımı yakıyordu şu an.

"Hadi eve dönelim, hava soğuk." Ömer'e dönen bakışlarımla ve dediği şeyle ürperdiğimi fark ettim. Eve dönmemiz en mantıklısıydı. Yerden araba anahtarımı aldım ve bakışlarım yine Samet'e döndü.

"Siz gidin ben geliyorum." dedim Sıla ve Ömer'e. İkisi beni onaylayıp arabaya doğru ilerlerken, "Sana da çok teşekkür ederim. Yani pek konuşmasak da yalnız kalmama izin vermedin." dediğimde gülümsedi, "Hiç sorun değil, umarım sorun hemen çözülür. Kendine iyi bak." gülümsedim, başımı salladım ve yanından uzaklaştı. Garipti. Üzerine fazla düşünmek istemiyordum.

Sıla ve Ömer'in yanına döndüm. Sıla arabaya yaslanmıştı. Ömer de önünde dikilmişti. Birer ikişer kelimelik kısa cümlelerle birbirlerine bakarak konuşuyorlardı. Her şeye rağmen Ömer onun yanından ayrılmamıştı.

Yanlarına gittiğimde Ömer'in, "Hadi artık." deyişiyle ben de arabama geçtim. Sıla, "Sen hiç gelme. Abim gelmiştir belki, tekrar sıkıntıya girmeyelim." dedi Ömer'e.

Ömer sıkıntıyla nefes verdi. "Tamam ama beni habersiz bırakma." dedi. Sıla başını sallayarak sarılmak için hamle yaptığında gülümsedim. Ömer kollarını Sıla'nın beline sararken Sıla da boynuna sarılmıştı. Onları rahat bırakmak için arabamın yanına geçtim.

Arabamın kilidini açıp direksiyona geçtim. Sıla da birkaç dakika sonra yanıma oturduğunda burukça bana baktı.

"İyi misin?" diye sorduğunda lafın gelişi iyiyim diyerek geçiştirdim. Ama iyi miydim? Hayır.

İçimdeki o kor alev tekrar kor haline gelmişti ama hala yakıyordu.

"Çok kırıldım Sıla. Gözümde hiçbir değeri olmadığını düşünmesi, benim ondan bir şey saklayabileceğime cidden inanması... Çok canımı yaktı." dedim. Dolan gözlerimi engelledim, çünkü araba sürüyordum.

"Haklısın, benim yüzümden sizin de aranız bozuldu." dediğinde başımı iki yana sallayarak saliselik bakışlarımı ona döndürdüm. Bakışlarını kucağındaki ellerine çevirmiş öylece duruyordu.

"Saçmalama Sıla. Senin bir suçun yok. Aşık olmak, sevmek, sevilmek senin de hakkın. Abin olacak o dangoz anlayışsız, dinlemeyi bilmeyen bir buldozer. Yine yıktı geçti ortalığı."

"Evet öyle, bu sefer çok sert yıktı. Bakalım nasıl toparlayacak?" o da sorguluyordu ben de.

Mahalleye girdiğimizde kafam kazan gibiydi. Sıla eve geçmesi gerektiğini söyledi ve içeri geçti. Ben de eve geçtiğimde evdekilere olayı hızlıca özetleyip odama geçtim.

Yatağa atladığımda gözlerime çöken ağırlıkla uykuya direnmeyi kestim.

🍂

Annemin seslenmesiyle gözlerimi açtım. Bilincim yerine gelince yatakta kaybolan telefonumu aradım. Üzerimde bir enkaz varmış gibiydi. Hareket etmek istemiyordum.

Telefonumu bulduğumda saate baktım. 10.46.

"Feride! Kalk artık!" diye odaya dalan annemle aramızda geçen bakışma bittiğinde, "Niye gözlerin kızardı senin, ateşin mi var?" diye durum analizi yapan annemle ben de vücudumu yokladım.

Annem alnıma elini koyduğunda, "Biraz var gibi." diye mırıldandı.

"Üzerimde bir ağırlık vardı zaten. İlaç alırım geçer." dedim. Annem başını sallayıp odadan çıktığında telefonuma baktım tekrar. Youtube, Tiktok ve Instagram bildirimlerini hızlıca geçtim.

Sıla mesaj atmıştı.'Gece abim eve gelmedi.'

yazmıştı. Merakla yerimde oturur hale geldim.

Mesaj yazmakla uğraşmayıp direkt Sıla'yı aradım.

"Alo, abin hala yok mu?" diye direkt konuya girdiğimde, "Hayır hala yok, annem arıyor o da ulaşamıyor. Arkadaşlarını aradık ondan da ses yok. Arıyoruz ulaşamıyoruz da." dediğinde sesinde saklamaya çalıştığı bir panik vardı.

"Ben hiç aramadım bir de ben arayayım." dedim. Belki benim telefonumu açardı.

"Tamam ara, açarsa dön bana." dedi. Onu onaylayıp telefonu kapattım.

Ahmet'i aradım. İlk uzun çalışta açmadı, ikinci uzun çalış da mesajla sonlandı.

Ahmoş: iyiyim.

Yazmıştı.

Siz: Neredesin? Annen merak etmiş.

Yazdım ama dönmedi. Sadece iyiyim demişti. Sıla'ya ekran görüntüsü attım.

Üzerimde bir ölü toprağı vardı. Yataktan çıkıp elimi yüzümü yıkadım. Mutfağa geçip ekmek arası bir şeyler ayarladım, hızlıca yedikten sonra grip için bir ilaç içtim. Odama geçip sosyal medyaya baktım. Her şey normaldi orada. Bugün geçenlerde çektiğimiz videolar yayına girecekti.

Öğlene doğru mahalleyi tanıdık bir araba sesi doldurdu. Ahmet'in arabasıydı bu. Hızlıca cama geçtim. Ama perdeyi açmadım.

Arabadan indi. Bizim eve doğru döndüğünde görmemesi için duvara doğru yanaştım.

O da çok oyalanmadan eve geçti zaten.

Sıla'ya yazmak için bir yarım saat bekleyecektim. Ama o yarım saat geçmek bilmedi.

En sonunda Sıla yazdı.

Sıloş: Abim geldi.

Siz: Gördüm.

Siz: Neredeymiş, söyledi mi bari?

Sıloş: Hayır ama leş gibi sigara alkol kokuyordu.

Siz: İçki fıçısına düşse kesmez onu. Yapmadan önce düşünecekti.

Sıloş: Haklısın, haklısın da.. Üzerinde sadece alkol kokusu yoktu. Boynunda galiba ruj izi vardı.

Okuduğum mesajla başımdan aşağı kaynar sular dökülürken zaten kırılmış olan kalbim bu sefer un ufak olmuştu. Suçlu olduğu yetmezmiş gibi bir de biriyle beraber mi olmuştu?

Siz: Ne? Emin misin?

Sıloş: Evet, durdurup konuşmak istedim ama yapamadım, o ara gözüme çarptı. Duşa girdi şu an zaten.

Siz: Allah kahretmesin. Hem suçlu hem de güçlü mü yani?

Sıloş: Galiba. Sanki suçlu benmişim gibi yüzüme de bakmadı zaten.

Siz: Şaka mı bu?

Sıloş: Çıkacak galiba tekrar. O çıkınca gelirim size.

Siz: Tamam.

Sohbetten çıkıp telefonu yatağa bıraktım. Bu olanlar gerçek miydi? Ben kabus mu görüyordum?

Başımın ağrısı artarken, gözlerim yanmaya başladı. Hayır ağlamayacaktım.

Sıla gelene kadar oyalanacak bir şeyler bulmaya çalıştım. En sonunda yine mahalleyi arabasının sesi doldurdu ve araba uzaklaştı. Sıla da hemen ardından bizim zili çaldı.

Kapıyı açtığımda, "Güzelim." diyerek hızlıca bana sarıldı.

"Sıla, neyin nesi bu olanlar?" diye sorduğumda, "Bilmiyorum yavrum, ama çözeceğiz." dedi.

İçeri geçtik ve salonda oturmaya başladık. "Hiç konuşmadı mı sizinle?" dedim. "Hayır, geldi, duşa girdi, hazırlandı çıktı. Anneme de, beni yemeğe beklemeyin geç gelirim demiş. Annem nerede olduğunu sormuş, kafa dağıtmam lazımdı, gelirsem tartışırdık demiş." dediğinde sıkıntıyla nefes verip başımı koltuğun arkasına yasladım.

"Ne bok yiyorsun Ahmet?" dedim. Bakışlarım cama dönerken. "Ömer'le konuştum. Bugün hastaneye uğramak zorunda. Ömer, ben konuşmaya çalışacağım dedi. Ama ne olur bilmiyorum." sıkıntıyla iç geçirip nefes veren bu sefer o olmuştu.

Dünden, Samet'ten bahsede bahsede akşam vaktini etmiştik.

Sıla'nın telefonunun çalmasıyla Ömer'le konuşmaya başladık.

Ömer, "Abin geldi, karşılaştık. Konuşmak istedim ama tartıştık. Kavgaya dönüşecekti, Ziya hoca ayırdı. Dünden beri öfkesinde bie gram azalma olmamış." dediğinde, "Hem suçlu hem güçlü, sizin bir suçunuz yok Ömer. Siz kötü bir şey yapmadınız. Aksine emin olmadan Ahmet'e bir şey söylemeyerek iyi yaptınız. Bir de aranızda ciddi bir şey olmayacak olsaydı ve söyleseydiniz, o zaman daha kötü olurdu. Ahmet şu an çok yanlış bir yerden bakıyor olaya. Anladığında pişman olan o olacak. Ama iş işte geçmiş de olacak." dedim.

"Ne olur bilmiyorum Feride ama ben Sıla'yı kırmasından korkuyorum." dediğinde Sıla gülümsedi. "Korkma, ne kadar sinirlenirse sinirlensin kalp kırsa da gönül almayı bilir. Sen gözüne görünme onun. Eve gelsin bir şekilde halledeceğiz." diyen Sıla olmuştu.

Telefonu kapattıktan sonra aynı olayları tekrar tekrar konuşmaya başladık. Kapı çaldığında açmak için yerimden kalktım.

Bölüm sonu

1 yorum