İçeriğe geç

NEFES AL

Bölüm 4 · 27 dk okuma

NEFES AL

Bölüm 4

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM-KURTARMA PAHASINA

Hena Atay

10 Mayıs, saat 22:06

Yaklaşık üç buçuk saattir başından kalkmadığım sit-com programı son bir saattir sanki boşa oynuyor gibiydi. Ekrana odaklanamamakla beraber televizyonun karşısında fazla durduğumdan gözlerim acımaya başlamıştı. Kıpkırmızı olduklarına emin olduğum gözlerimi ovuşturarak ayağa kalktım. Etrafın gereğinden fazla sessiz olduğunu düşünüyordum.

Mutfağa gittiğimde elim çerezlere uzandı. İki gündür bir şey yemiyordum. Eskiden daha fazla dayanabilirdim.

Her ne kadar istemesem de gün içerisinde dinç kalabilmek adına birkaç avuç çerez atıştırdım ve üzerine bir bardak su içip ağzıma cebimdeki sakızlardan bir tanesini attım. Sakızın çilek aroması bütün nefesimi ferahlatırken mutfaktan çıktım.

Geri salondaki yerime dönecekken duraksadım. Devin yarım saat önce kalkıp lavaboya gitmişti. Odalardan birine girmiş olabilir miydi? Ya eşyalarımızı karıştırıyorsa? Başından beri o kıza güvenmemeliydim.

Yukarı çıkıp ilk önce Baran'ın odasını kontrol ettim. Dolabın arkası dahil her yere bakmama rağmen Devin'den bir iz yoktu. Benim odama girmesi için hiçbir neden yoktu ve o bunu yaparak çizgiyi aşmıştı. Devin'in, Baran ve benim tarafımda olduğu hakkındaki şüphelerim artıyordu.

Sinirle Baran'ın odasından çıktığım gibi odama daldım. Kapıyı sert bir şekilde ittiğimden dolayı kapı arkamdan duvara çarpmış ve kapının çıkardığı ses Devin'in bana doğru dönmesini sağlamıştı. Yatağımın yanındaki komodine eğilmişti ve benim odaya girmemle hızla ne yapıyorsa bırakmıştı. Ne yaptığı umurumda değildi. Onunla birkaç saat önce yaptığım konuşma umurumda değildi. Umurumda olan şey Baran'la aralarında ne geçtiği ve Baran'ın neden eve gelmediğiydi.

"Hena?" panikle adım dudaklarından dökülünce güldüm. Beni burada beklemiyormuş gibi davranıyordu. Burası benim odam ve benim evimdi.

"Saatlerce konuştuk, Devin. Konuştuk ve hallettik sandım. Zararsızsın sandım, masum olduğuna kendimi inandırdım." ona yaklaşıp kolunu kavradım. "Ama bu kadar yeter."

"Açıklamama izin ver Hena, lütfen." nefeslerini sesli bir şekilde alıp verirken güldüm. "Seninle konuştuklarım benim için bir şey ifade etmiyordu Hena, sizden faydalanmak için masumu oynadım, burada kalmak için kuzenini baştan çıkardım, senin odandaydım çünkü senin zayıf noktalarını arıyordum." dalga geçercesine peş peşe onu taklit ederek birkaç cümle sıraladım. Başını iki yana sallarken kolunu kurtarmaya çalışıyordu.

"Doğru değil bu Hena. Amacım seni veya Baran'ı zayıf düşürmek değil. Bana inanmalısın!" hayatımda başka insanlara yer vermeye niyetim yoktu. Hele ki onunla tanıştıktan 24 saat sonra kuzenim ortadan kaybolacaksa.

"Belki Baran'ı timsah gözyaşlarınla kandırabilirsin fakat beni asla." odamdan onunla birlikte çıktıktan sonra emin adımlarla ön kapıya yürüdüm. Beni ittirmeye çalışırken onu duvara yasladım ve dirseğimi bastırmamaya özen göstererek boğazına yasladım. Ellerim saçlarını bulunca onları tuttum. Bunu yaptığım için kendimden nefret etsem de onu korkutmaktan başka seçeneğim yoktu. Baran onu burada istese de onun kendi rızasıyla buradan gitmesi için yaptığıma inandırmak istedim kendimi.

"Beni iyi dinle. Ne benim ne de kuzenimin hayatında olacaksın. Para mı istiyorsun? Geçimini sağlaman için sana istediğin miktarı veririm. Sadece bizden uzak dur, anlıyor musun?" bir süre tepkisiz kaldıktan sonra başını iki yana salladı. Bu daha fazla sinirlenmeme sebep olsa da cevabını bekledim.

"Para umurumda mı sanıyorsun?" soruma soruyla cevap verdiği için kaşlarımı kaldırsam da söylediği tek şey, "Sana anlattıklarımın bir tanesi bile yalan değil, sana kendimi inandırmak için ne yapmam gerekiyor?" oldu. Bu dövme olayı beni tedirgin ediyordu. Dünyada onca insan dururken bizi bulması tesadüf olamazdı.

Her kelimenin üzerine basarak konuşmak zorunda mıydım? "Cümlelerim net anlaşılmadı sanırım. Sana, inanmıyorum."

Dudaklarını birbirine bastırıp başını yana yatırınca canını acıttığımı düşünüp bir adım geriye çekildim. Eli boynuna gittiğinde başka bir şeyler olduğunu anlamıştım.

Filmlerde ağır çekim olarak bize gösterilen sahneler hiçbir zaman beni etkilemezdi. Bir şekilde fazla dramatikleştirdiklerini düşünür, o sahnenin büyüsüne kapılmadığım için sürekli filmi ileri sardırırdım. Ancak hayatımın son 25 saniyesinin sanki o yavaşlatılmış film sahnelerinden farkı yok gibiydi.

Devin'den ayırmadığım bakışlarım kapıdan gelen seslerle birlikte kapıya döndü. On saniye boyunca kapının koluyla oynandı. Birisi içeriye girmeye çalışıyordu. Saatler gibi gelen bu on saniyenin sonunda kapı kolunun çıkardığı ses dışında bir ses daha duyuldu. Kapı öyle sert bir şekilde açıldı ki kapının anahtarla açılması yerine kırılmış olabileceği ihtimalini gözden geçirdim. Kapı, arkasındaki duvara çarparak gürültülü bir ses çıkartırken kimin kapıya bunu yaptığını görmek için bakışlarımı oraya çevirdim. Görüş açımda kimseyi göremediğimde duvarla aramda kalan Devin aklıma geldi. Acaba bir şekilde bilinçaltıyla kapıyı mı açmıştı? Onda bu potansiyeli görüyor olmam saçmaydı fakat ona bakmadan edemedim.

O doğrudan kapıya bakarken bakışlarındaki değişimi gördüm. Göz bebekleri büyümüş, kollarımın temas ettiği bedeni titremeye başlamıştı. Kapının bu sertlikte açılması mı korkutmuştu onu?

Kulağıma gelen art arda öksürük sesleri yerimde kaskatı kesilmeme sebep olurken kollarım gevşeyip iki yanıma düştü. Arkamı dönmeye korkarken kendimi bir anda kapıya dönük bir şekilde bulmuştum.

Baran, kapının önünde dikiliyordu. Kan vardı, çok fazla kan vardı. Dikkatim Baran'ın dengesini sağlayamayıp kapının kenarına tutunmasıyla dağılmıştı. Ağzı tamamen kanla dolduğu için eli sürekli dudaklarına gidiyor ve dudaklarına bulaşan kanı siliyordu. Yüzünü incelemeye fırsat bulduğumda dudağı ve kaşının patlayacak kadar ağır darbe aldığını görmüştüm. Kapı kenarına tutunan elinin parmak boğumlarının morarmasından birisine defalarca yumruk attığı belli oluyordu. Birkaç kemiğinin kırıldığından emin olmuştum. Kollarının belli kısımlarında bandajlar vardı ancak bandajlar kanlar içerisinde kalmış ve işlevini yitirmişti. Muhtemelen yaralarını sarmış ancak bandajlar yeterli olmadığı için bandajların altından akmaya devam eden kana engel olamamıştı.

Bütün vücuduma korku ve endişeyi yayan bir diğer şey ise Baran'dan sonra gördüğüm kız çocuğuydu. Onun da korkusu gözlerinden okunuyordu. Aynı Devin gibi upuzun sarı saçları vardı. Bir eliyle Baran'ın işaret parmağını sıkıca tutuyordu ve bakışları benim ve Devin'in arasında mekik dokuyordu.

Devin bir adım öne çıktığında o kız çocuğunun düşündüğüm kişi olup olmadığı hakkında endişelerim vardı. Devin'in bana anlattığı şeylerin arasında belki dürüst olduğu konulardan birisi de bu kız çocuğuydu.

Baran'ın fazla kan kaybettiğini hatırlamam uzun zaman almıştı. Anın getirdiği şokla beraber onun ayık kalmak için kendi bilinciyle savaştığını unutmuştum. Geçen saniyeler ağır çekim gibi hissettirdiği için kaç saniyedir orada durduğunu hesaplayamamıştım bile.

Baran'a doğru yürürken Devin olduğu yerde dikilmeye devam ediyordu. Benim aşmaya çalıştığım şoku o hâlâ aşmakta zorlanıyor gibiydi. Canını acıtmak istemediğim için yumuşak dokunuşlarla avuç içlerimi yanaklarına yerleştirdim. Bütün yüzü yanıyordu. Titremesinin sebebi ateşinin yüksek olmasından kaynaklı olabilirdi. Kalp atışlarım hızlanırken geldiğinden beri kimseyle göz teması kuramadığını fark ettim. Bana bakması için defalarca ismini seslensem de bir işe yaramıyordu. Odaklanma sorunu yaşıyordu ve gözleri kayıyordu. Kapının kenarında duran eli kayıp aşağı düştüğünde dengesini kaybedeceğini bildiğim için ellerimi omuzlarına koyup onu sarstım.

"Devin!" bu kızın böyle durumlarda işe yaraması gerekiyordu. Ona seslendiğimde bir yanıt alamadığım için hızla arkamı döndüm. Devin öylece bizi izliyordu. Kaşlarımı çatıp "Öylece durmanın sırası değil! Buraya gelip yardım etmelisin." diyerek onu uyardım. Yavaş adımlarla yanıma gelmesini bekliyordum ki avuç içlerimde bir hareketlilik hissettim. Baran, ellerimin arasından kayarak yere düşmüştü. Kafasını da düşmesiyle beraber yere çarpmış ve kapanmaya yakın olan bilinci şimdi tamamen kapanmıştı. Baran'ın yanına, yere diz çöktüm ve bir elimi başının altına koyup diğer elimle sırtını sardım. Onu daha fazla darbeden korumak istercesine ona sımsıkı tutundum. Küçük kız da öne sendelerken yanaklarındaki kızarıklıkları ve diz kapaklarındaki kabuk bağlamış yaraları fark etmemek mümkün değildi. Devin'e baktığımda ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Bu iyiye işaret değildi. Her ne yaşandıysa bu olay Baran'ın bilincinin kapanmasıyla son bulmayacaktı.

Baran Atay

17 saat önce

10 Mayıs, saat 05:06

Devin'e odamda yatmasını söylediğimde defalarca karşı çıksa da ısrar etmeye devam ettiğimi gördüğünde bunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Ben de bu yorucu günü bitirmek adına şöminenin karşısındaki kanepede yastık ve yorgan eşliğinde güzel bir uyku çekmek istiyordum. Uyku pozisyonu alıp evi aydınlatan tek ışığın şöminedeki ateşten geldiğini fark ettiğimde çoktan bütün uykum kaçmıştı. Hena'nın odasının ışığı yanmıyordu. Böylece birkaç saat önce hissettiğim çaresizlik an içerisinde hissettiğim duyguların arasına eklenmişti. O her gece uyurken ışığını açık bıraktığından dolayı onun eksikliğini sadece bir ışıkla bile hissedebiliyordum.

Bütün gece sadece bunu düşünüp her saniye yaptığım hataları ve eksikleri gözden geçirdim. Kız kardeşim yerine koyduğum kızın benim yüzünden evinde uykuya dalamadığını düşündükçe olmayan uykum daha fazla kaçıyordu. Bazen herhangi bir insanın hayatımda bu kadar yer kaplaması gerçeğinden nefret ediyordum. Çünkü onu her düşündüğümde ona ne kadar yetersiz kaldığım aklıma geliyor, bu gerçek kötü hissetmeme neden oluyordu.

"Kötü bir gece miydi?" Devin yanımdaki sandalyeyi çekip oturduğunda ellerimi masada birleştirdim ve başımı yukarı aşağı salladım. "Kâbus mu gördün?" uyuyamadığımı fark edince mutfaktaki sandalyelerden birisine oturup pencereden gün doğumunu izlemek istemiştim.

"Keşke sadece kâbus görmüş olsaydım. Uyuyabilseydim kâbusun bana fazla etkisi olacağını düşünmüyorum." başımı ona çevirdiğimde dudaklarını büzdüğünü gördüm. Uyuyamamamın sebebini anlamış olmalıydı.

"Biliyorsun, Hena çoktan reşit olmuş birisi. Tek başınayken kendi başının çaresine bakabilecek birisine benziyor. Onu ilk sahilde Adnan'a başkaldırdığında anlamıştım zaten. Her ne kadar benden nefret ediyor olduğunu düşünsem de güçlü ve korkusuz birine benzediği için onu ilk gördüğümde gerçekten etkilenmiştim." omuz silkti ve aklından geçen bir şey hoşuna gitmiş gibi gülümsedi. "Geçmişinizin nasıl olduğunu bilmesem de anlaşılan ikiniz de birbirinizi büyütmüşsünüz. Pek aile sevgisi görmemiş olmanıza rağmen birbirini büyüten iki kardeş olarak ikiniz de çok iyi insanlarsınız."

Gözlerinin içine baktım. Bunu Devin bize söylüyordu. Kendi hayatındaki zorluklara rağmen. "Asıl sen daha reşit olmadan istemediğin bir hayata dayatılmana rağmen anlayışlı ve olaylara iyi yanından bakmaya çalışan birisin. Senin hakkındaki en sevdiğim şey de bu." daha hava aydınlanmamış olsa bile buruk gülümsemesini evin içerisindeki loş ışıkla birlikte seçebiliyordum.

Aklıma takılan soruyla birlikte kaşlarımı çattım. Duvardaki saate bakıp tekrar Devin'e baktım. "Saat sabahın beşi. Neden ayaktasın?"

Omuz silkti ve "Erken kalkmayı seviyorum." dedi. Güldüm ve bunun benim için tam tersi olduğunu söyleyemedim. Neden güldüğümü merak edercesine "Ne oldu?" diye sordu.

"Öğlene kadar yatmayı sevdiğim aklıma geldi. Hena ve ben iş günleri hariç asla erken kalkmayız."

Başını eğdiğini ve kollarını göğsünde birleştirdiğini gördüm. "Ona gerçekten değer veriyorsun, değil mi?" söylediği şeyle birlikte başımı kaldırıp ona baktım. Devin bunu cevabını bilmediğinden sormuyordu. Sanki daha çok Hena ile birbirimize verdiğimiz değere başkası tarafından sahip olmaya ihtiyacı varmış gibiydi.

"Hena bazen bencil olabiliyor." bunu söylememi beklemiyormuş gibi elleriyle oynamayı bıraktı ve hareket etmeden beni izlemeye başladı. "Değer verdiği insanları ve onların sevgisini kaybetmemek için." masadaki pet şişelerden bir tanesini açıp sudan birkaç yudum aldım. "Kendi başına dimdik durabilen birisi. İnatçı da değildir, ortada ciddi bir şey yoksa genel olarak karşısındakinin isteklerine uyar. Haklı olduğunu düşündüğü bir şey varsa karşısında kim olursa olsun kendisini ifade etmekten kaçınmaz. Adnan sahilde ona saygısızlık ederken sadece Hena'nın yanında durdum ve müdahale etmedim. Adnan'a hak ettiği cevabı vereceğinden emindim. Ki öyle de oldu. Adnan'ın ona el kaldırdığını gördüğümde biraz gerilsem de onun da icabına baktı." Hena'nın sevdiğim yönleri hakkında konuşurken gülümsemeden edemedim. Devin bunu gördüğünde yüzünde anlam veremediğim bir ifade belirdi. "Her ne kadar kararlı ve korkusuz bir yapısı olsa da değer verdiği insanların sevgisi olmadan yapamıyor. Onun hayatında değer verdiği iki kişiydik, Devin. Birisi gittiğinde asıl o zaman anladım neden sevgiye bu kadar bağlı olduğunu." gözlerini gözlerime kilitledi ve son cümlelerimin onun ne kadar ilgisini çektiğini gördüm. "Belki baş başa bunları konuşacak kadar birbirinizi seversiniz. Eminim sana bunun devamını anlatacaktır."

Onun özel hayatına girmek istemiyordum. Bunu ikisi konuşursa kolaylıkla aralarındaki duvarlar kırılırdı. Hena'nın hayatında yeni birisine ihtiyacı vardı. Ona yetersiz kaldığımı hissediyordum. Devin'in onu daha iyi anlayacağını düşündüğüm için aralarındaki bağın güçlenmesini istiyordum.

9 saat önce

10 Mayıs, saat 13:06

Ön cebime koyduğum ilaçları ses çıkarmamaya özen göstererek tezgâha koydum ve içinden dört tane çıkartıp önümdeki sodanın içine attım. İlacın sodaya karışmasını beklerken kendi sodamı da bir bardağa doldurdum. Beynim bana bunun kötü bir fikir olduğunu bağırırken kafamın içini susturmaya çalışarak oturma odasına ilerledim. Sağ elime aldığım ve Devin'e ait olan bardağı ona uzattıktan sonra kendi bardağımı masaya koydum. Devin dizlerini kendine çekmiş bir şekilde kanepede otururken onun yanına yerleştim ve üzerindeki yorganı kendi üzerime de örttüm. "Teşekkür ederim." anlayışla gülümsediğinde bu, kendimi daha kötü hissetmeme neden oldu. Ne olur gülümseme.

Televizyona baktığımda bir sit-com programı açtığını gördüm. Bu programları Hena da seviyordu. Aslında Hena'yla çok iyi anlaşabilirlerdi. Hena sadece hayatında fazla insan istemediğini düşündüğü için Devin'e mesafeli davranıyordu. Devin'in Hena'ya gayet iyi davranacağını görebiliyordum. Hena, Devin'in yaşadıkları ile ilgili bir şeyler öğrendiğinde onu anlayacaktı.

Sodadan birkaç yudum aldığında ben de aynısını yapmıştım. Aklıma gelen saçma fikirle Devin'e döndüm. Bir şey söyleyeceğimi anladığında o da bana döndü. "Teklemeye var mısın?" ilk önce şaşırsa da ardından bardağını havaya kaldırıp başını salladı. Ben de bardağımı ona doğru uzattığımda bardakları tokuşturduk ve aynı anda bardakları dudaklarımıza dayadık.

Ben yarısına geldiğimde nefes almak için dursam da Devin'in sodanın sonlarına geldiğini görmüştüm. Nasıl mola vermeden bunu yapabiliyordu? Ondan taktik almam şarttı.

Ona yetişip sodamı onunla aynı anda bitirdiğimde ikimiz de nefessiz kalmıştık.

"Tanrım..." elimin tersiyle ağzımı kapatıp Devin'e baktım. O gayet halinden memnun görünüyordu. "Şu an mide öz suyum ve içindeki asitler orada parti veriyorlar." bana bakarak halime gülerken gülüşümün yüzümde donduğunu hissettim. Bana bu kadar iyi hissettiriyorken ona yalan söylemekten nefret etmiştim.

Sodasına tam olarak dört tane uyku ilacı koymuştum. Hesapladığım kadar uyusa yeterdi. Ağır bir ilaç seçtiğim için şimdiden esnemeye başlamıştı bile. "Bir şey itiraf etmek istiyorum..." diye lafa başlasa da ilaç kanına karışma aşamasında olduğu için çok yavaş konuşuyordu. "Benden vazgeçmediğin için teşekkür ederim." esnedi ve birkaç kere gözlerini kırptı. "Boğulduğum günün sabahında..." yorganı biraz daha üzerine çekmişti. "Takip edildiğimi bildiğin için benimle zor yoldan konuşmaya çalıştın." sadece bir anlığına ona yalan söylediğimi bildiğini ve bunları vicdan azabı çekeyim diye söylediğini düşündüm.

Adnan ve Asena'yla geldikten sonra bir kez daha sahile gelmişti. Bu sefer tek başınaydı ve bir şeylerden şüphelendiği için tekrar geldiği çok belliydi. Hena, Adnan'la tartışırken onda farklı bir şeyler görmüştüm. Dövmesini makyajla kapattığı için bu hissettiğim sadece dövmesinden kaynaklı değildi. Bir şeyler beni ona çekiyordu. O da aynı şeyi hissetmiş olmalı ki o gün tekrardan gelmişti. Bunları fark etmem uzun zaman alsa da dövmesini Hena'dan önce görmemiştim. Denizde kaldığı için makyajı akmış ve dövmesi ikimizin de gözlerinin önüne serilmişti.

Gözleri kapandığında başı geriye düştü. "Bana umut verdin. Sana borç..." sesi gittikçe kısılmaya başladığında ilaçlar bedenini ele geçirmiş, onu saatler sürecek olan bir uykuya çekmişti. Sana borçlandım.

Gözümden bir yaş düşene kadar ağladığımı fark etmemiştim. Devin'in başını kanepedeki yastığa koydum ve dizlerini kanepeye uzattım. Üzerimdeki yorganı çekip üzerine örttükten sonra "Özür dilerim" diyerek elimi saçlarında gezdirdim. "Seni tekrar bu oyunun içine sokup tehlikeye atmaya göz yumamazdım."

🐉

Hazırdım. Duş alıp ihtiyacım olan bütün ihtiyaçlarımı yanıma aldıktan sonra arabaya binmiştim. Devin'in bana verdiği adrese ulaşmama sadece birkaç dakika kalmıştı. Yola çıktığımda hava aydınlık olmasına rağmen şimdi kapkaranlıktı.

Bakışlarımı sokaktaki evlerde gezdirdiğimde gözüme çarpan siyah ev gerçekten de dikkat çekiyordu. Göze batmamak için çevredeki evler gibi çok büyük olmayan bir ev seçmişti ancak aralarından siyah olanda yaşıyor olması oldukça dikkat çekiyordu.

Saatimi kontrol ettim. Saat beşti ve tam zamanında gelmiştim. Hava bu saatte kararmasa da şehrin bu kısımlarında daha çabuk kararıyor olmalıydı. Sokak lambaları sokağı aydınlatırken arabadan indim ve kapımı kapatıp yan koltuktaki çantayı açtım. Yardımcı olabilecek birkaç eşya aldıktan sonra yanıma birkaç tane silah aldım.

Beni koruyabilecek bir tabancam yoktu. Öz savunma olarak yanıma alacağım ve beni koruyabilecek en güçlü silah bir beyzbol sopasıydı. Geriye sadece Adnan'ın evde olmaması için dua etmek kalıyordu.

Arabayı uzağa park ettiğim için bir süre yürüdüm ve siyah evin arkasında durdum. Ön kapıdan girmek gibi bir aptallık yapmayacaktım. Birisinin evde olup olmadığını bile bilmiyordum.

Tam kendisine yakışır bir ev almıştı kendine. Karanlık ve tehlikeli gözüken bu eve gelmemin tek bir sebebi vardı. Evde olur ki birileri varsa buradan aldığım ve verdiğim hasar olmak üzere en az hasarla çıkmayı hedefliyordum.

Cebimden çıkardığım ve birbirine bağlı olan üç anahtarı arka kapıda denemeye koyuldum. İkinci anahtar kapıyı açınca anahtarı tekrar cebime koydum ve kapıdan içeriye girdim. Oldukça sessiz olmaya çalışsam da evde kimse gürültü yaratmadığı için bir tek benim sesim yankılanıyordu.

Arka kapı önce mutfağı görüyordu. Kimseciklerin olmadığı bu mutfaktan sonra oturma odasına geçtim ve orada da kimse yoktu. Ev sanki yeni alınmış gibiydi. Duvarlarda kimsenin resmi yoktu. Evin hiçbir köşesinde ev gibi hissettiren bir ayrıntı yoktu. Çok sıkıcı ve boğucu bir eve benziyordu.

Devin bana Adnan'ın odasının alt katta olduğunu söylemişti. Yine Devin sayesinde üst katta Asena'nın odası ve birkaç kullanılmayan oda olduğunu biliyordum.

Aşağı kattaki bütün odalara sırayla sessizce baktığımda geriye tek bir oda kalmıştı. Kapısı siyah bir odaydı. Kendimi hazır hissettiğimde odaya daldım ancak kimseyi göremeyince derin bir nefes verdim. Odaya göz gezdirdiğimde bu odanın uzaktan görülenden çok daha farklı olduğu anlaşılıyordu. Dolaba yaklaştığımda üzerindeki tırnak izleri yumruğumu sıkmama neden olmuştu. Ayaklarımın altındaki halıya baktım ve orada birkaç damla kurumuş kan lekesi olduğunu gördüm. Şimdi ise aklımda sorular vardı; o tırnak izleri ve kan lekeleri kime aitti? Bu izlerin oluşmasına sebep olacak ne yaşanmış olabilirdi burada?

Aniden gelen bir dürtüyle odadan çıktım ve evin içerisinde hızlı adımlarla dolaşmaya başladım. "Asena!" merdivenleri bulduğumda basamakları ikişer ikişer çıktım ve tekrar ismini seslendim. "Asena! Eğer buradaysan lütfen bir şey söyle." herhangi bir ses duymadığım için odaları gezmeye başladım. Öylece ortaya çıkacağını düşünmüyordum. Hele ki böyle bir evde mahsur kalmış bir kız çocuğunun yabancı bir sese yanıt vereceğine ihtimal bile vermiyordum.

En sonunda bunun bir vakit kaybı olduğunu anladığımda koridora çıktım ve derin bir nefes verdim. "Ablan..." diye başladım söze. "Seni Devin'e götüreceğim. O şu an güvenli bir yerde. Benimle gelirsen senin de artık güvenli bir yerde olacağına söz veriyorum."

Uzun bir süre yanıt almak için bekledim ancak evde herhangi bir hareketlilik olmadı. Tam pes edecekken solumda kalan odadan bir ses duydum. Kız çocuğunun sesi bütün bedenimin gevşemesine neden olmuştu. "Ablam bana tanımadığım insanlarla konuşmamam gerektiğini söyledi."

Rahat bir nefes alınca "Ben yabancı değilim. Ablan şu an benimle kalıyor." dedim sakince. Onu korkutmamaya ve en kısa zamanda kendime inandırmaya çalışıyordum. Sessiz adımlarla odadan çıktıktan sonra kapının eşiğinde durmuştu. Herhangi bir kan bağları bile olmamasına rağmen aynı Devin'e benziyordu. Uzun sarı saçlar, büyük mavi gözler, endişeli bakışlar...

Onun benimle daha rahat iletişim kurmasını sağlamak adına elimdeki silahları yere attım. "Sana zarar vermeyeceğim. Seni kurtarmak için geldim."

Gözleri beni bulduğunda "N-nerede?" diye sordu. Devin'den bahsederken sesi titriyor ve korktuğu her halinden belli oluyordu. Bir çocuğun insanlara karşı bu kadar temkinli davrandığı gerçeği ne kadar kötü şeyler yaşamış olabileceğini bana hatırlattı.

"Öz kızımı kendi babasından mı kurtaracaksın?" arkamdan gelen ses ile hızla oraya döndüm. Adnan, iki adamıyla tam karşımda duruyordu. Üzerindeki takım elbisesi ve bir hafta öncesine nazaran daha uzun görünen sakalı onu daha itici göstermeye yetiyordu.

Onu ve korumaları olduğunu düşündüğüm adamları baştan aşağı süzdükten sonra "O sadece kâğıt üzerinde senin kızın. Emin ol hiçbir baba kızının karşısında silahları ve korumalarıyla durmaz. Onu böyle bir evde yaşamaya zorlamaz." deyip onun sinirlenmesini sağladım. Bana bakıp yumruğunu sıktı. Söylediklerin yanlış da değildi. O, bu haliyle bir baba olmayı hak etmiyordu. Etrafta baba olduğunu gururlu bir şekilde anıp kızına bunu hissettiremedikten sonra bu onu gerçek bir baba yapmıyordu.

"Buraya geldin ve bana nasıl bir baba olmam gerektiğini mi öğretiyorsun sen?" daha çok hesap soruyor gibiydi. Korumaları gözlerini benden ayırmazken yumruk olmuş elleri kavganın başlamasını iple çeker gibi görünmelerini sağlıyordu.

"Öğretmiyorum." dedim ve bakışlarımla onu esirim altına alırken "Öğretmem. Babalık görevinde başarısız olacağın çok belli." bana arkasını dönüp merdivenin korkuluklarına yaslandığında sessiz adımlarla geriye doğru yürüdüm. Korumaların gözü hâlâ bende olsa bile Adnan'ın bir emri olmadan hareket edemeyeceklerini bildiğim için onların yaptıkları umurumda bile değildi. Şimdi Asena'yı arkama almış ve başımı ona doğru çevirmiştim. "Birazdan ortalık karışabilir. Senden sadece saklanmanı istiyorum. Benim yanıma gelme ve bağırma. Ortaya çıkıp onları durdurmaya çalışma. Onların elinden kurtulduğum gibi seni buradan götüreceğim. Abla'nın yanında, güvende olacaksın." sessizce bütün yapması gerekenleri sıraladıktan sonra tekrar öne çıktım. Adnan'ın bir sigara yaktığını ve öylece korkuluklara yaslandığını görebiliyordum. Yerdeki silahlarıma uzanmak için çok mu geçti?

Duvarları incelediğimde yeni bir şey fark etmiş gibi yutkundum. Bu duvarları nerede görsem tanırdım. Ses geçirmez duvarların desenleri her daim böyle olurdu. Kahretsin, evde hiçbir cam olmadığını neden yeni fark ediyordum? Bu adam yaptığı hiçbir haltı komşularının duymasına izin vermiyordu!

Bir kez daha sigaranın dumanını üflediğinde tek bir emir korumalarının harekete geçmesine neden oldu. "Tutun onu." her şey fazla hızlı gelişmişti. Kendimi savunmaya zaman bulamadan korumalar iki kolumu da kavrayıp beni yukarı kaldırmıştı. Hâlâ parmak uçlarım yere değse de şu an o adamların kollarındaydım. Kollarımı savurup kurtulmaya çalışsam da bunun işe yaramayacağını biliyordum. Adnan önümde durup adamlardan birisine baktı. "Görmek istiyorum." çok fazla şifreli konuşuyorlardı. Adam başını sallayıp tişörtümü yukarı kaldırdı. "Bırak!" diye bağırarak tekmemi bir adamın dizine geçirdim. Beni daha sıkı tuttu ve sırtımı kapatan tişörtümü daha fazla yukarı çekti. Adnan yavaş adımlarla arkama geçtiğinde bir süre orada oyalandı.

"O değilmiş. Anlamalıydım zaten, iki senede bu kadar değişemezdi." kimden bahsediyorlardı? Beni başka biri mi sanmışlardı? "Tabii bir diğer olasılık da var..." sigarasını tekrar dışarı üfledikten sonra önümde durdu ve "Eşofmanını sıyırın." dedi. Söylediği şeyle kaşlarımı çattım ve kollarımı çekmeye çalışarak onlara engel oldum. Birisi beni sıkıca tutarken diğeri ise eşofmanımın sol tarafını kasık kemiğime kadar indirdi. Adnan dövmemin olduğu yere dikkatlice bakarken gülümsedi. Onun tepkisi benim kaskatı kesilmeme neden olurken onun dövmelerimizi bilip bilmediğini sorguladım. Sonuçta bu, Devin'de de vardı ve bilme ihtimali çok yüksekti.

Adnan ileri geri adımlarını atarken sigarasını içiyor ve sırıtmaya devam ediyordu. "Baran Atay. Yirmi beş yaşında. Tıp fakültesi mezunu. Babası bir alkolik. Annesi ikisini de yıllar önce terk etmiş. Kendisinden beş yaş küçük olan kuzeni Hena Atay ile yaşıyor. Sahibi oldukları bir sahilde çalışıyorlar." özel hayatım hakkında konuşmaya başladığında bu daha fazla afallamama sebep oldu. Biliyordum, beni başından beri tanıyordu.

"Acınası geçmişini sana hatırlatmak istedim. Devam etmemi ister misin?" burnumdan soluyarak ona bakarken ikimiz de göz temasını bozmamakta ısrarcıydık. Birkaç adım daha atıp karşımda durduğunda sigara dumanını yüzüme üfledi. "Uzatmamı sevmediğini biliyorum. Sadede geleceğim... Sizinle bir derdim yok. Tek istediğim şey Devin'in yerini bana söylemeniz." evimde kalıyor olduğunu bilmeyecek kadar aptal olduğunu düşünmüyordum. Evimin nerede olduğunu bilmiyordu! Benim hakkımda bu kadar şeyi bilirken ev adresimi bilmemesi beni düşünmeye itmişti. Sağlam kaynakları olsa da ev adresimi bilmediği için beni köşeye sıkıştırması her şeyi açıklıyordu. Buraya Asena için geri geleceğimi biliyor ve pusuda bekliyordu.

Peki nasıl ev adresimi bilmiyordu?

Sözlerine inanmamamın sebebi yüzündeki alaylı sırıtış ve dalga geçen ses tonuydu. Tek istediği şeyin Devin olmadığı fazlasıyla belliydi.

İsteği karşısında sessizce güldüm. "Bu istediğin şey asla olmayacak. Zorla evlenmeye çalıştığın kızı da bir daha asla burada göremeyeceksin. Yaşını ikiye böldüğünde bile onun yaşı gelmiyor, Adnan. Dışarıya yansıttığın imajından utan biraz." karnıma yumruğunu geçirdiğinde gözlerimi kapattım. İşte başlıyorduk.

Bana yaklaştığında burnundan soluyordu. "Göreceksin! O kendi rızasıyla, kendi adımlarıyla yanıma gelecek. Onun ait olduğu yer burası, benim yanım." daha fazla güldüğümde bana deliymişim gibi baktığına yemin edebilirdim. Yüzüme yediğim bir yumruk sonrası yumruklarının gerçekten sert ve kuvvetli olduğunu anlamıştım.

"Neredesin sen Adnan? Lise aşıklarından olmak için biraz fazla yaşlı değil misin?" son dediğimle birlikte onun sabır sınırlarını aşmıştım.

Adnan'ın atacağı yumruğu beklesem de beklemediğim bir anda iki parmağının arasındaki sigarasını dövmemin üzerine bastırdı. Acıyla inlerken dişlerimi birbirine bastırdım. O bundan zevk alıyormuş gibi gülerken sigara tamamen sönene kadar sigarayı dövmemin üzerine bastırmakta kararlı görünüyordu.

Sigarayı sonunda çektiğinde derin nefesler alıp acıyı yok saymaya çalışsam da bölgeden vücuduma yayılan sızı buna engel oluyordu. Canım yanıyordu.

"Şimdi de gülebilecek misin, Baran?" bir süre bir cevap beklermiş gibi sustu ve ardından gülmeye başladı. Yüksek sesle kahkaha atarken sağımda duran korumanın yüzüne kolumu geçirdim. Geriye sendelerken beni bıraktı ve solumdaki koruma beni daha sıkı tutmaya çalışırken zeminle buluşan dizlerimden birisini kaldırıp ona tekme attım. Bu durumu fark edip kaşlarını çatan Adnan, "Bitirin işini!" diye bağırdı. Korumalar bana doğru yürürken geriye adımlayıp yerdeki silahlardan bir tanesini aldım. Şansıma beyzbol sopası gelmişti. Önümdeki adamın yüzüne beyzbol sopasıyla vurduktan sonra diğer adamın yumruğunu havada tutup ters çevirdim. Adam iki büklüm olurken ayağımla attığım bir tekme ile çoktan yere serilmişti.

Adnan uzak bir köşede bizi izliyordu. Adamlarına bakıp küfürler savuruyor ve yumruklarını sıkıyordu. Vurduğum ilk adam yere düşmediği için bana doğru yaklaşıyordu. Bu sefer sopayı diğer taraftan savursam da adam beyzbol sopasını tuttuğu gibi elimden çekti ve iki parçaya ayırdı. Ne güzel!

Burnuma bir yumruk attığında geriye sendeledim. Arkamdan gelen mırıltı sesleriyle Asena'nın bir şeyler mırıldandığını anlamıştım. Bana doğru gelen adama yumruğumu geçirecekken eğildi ve karnıma sert bir yumruk attı. Attığı yumruğun acısıyla duvara yaslandım ve soluklanmaya çalıştım. Adamlar benim iki katımdı ve benim attığım yumruklar onları pek etkiliyor gibi görünmüyordu.

Diğer adam yumruğunu yüzüme geçirdiğinde dengemi sağlayamayıp yere düşmüş, dudaklarıma gelen sıcak sıvı ile burnumun da kanamaya başladığını anlamıştım.

Ağzıma dolan kanı tükürüp ayağa kalkmaya çalışsam da bir adam kalkmamam için beni tutuyordu. Devamlı attığı yumruklar beni daha fazla sersemletmekten başka bir işe yaramıyordu.

"Durun." Adnan'ın tek emri ile adam bana yumruk atmayı bırakmış ve ayağa kalkıp Adnan'a dönmüştü. "Çocuğu ayağa kaldırın." adamlar iki kolumu tutup beni kaldırdıktan sonra duvara yasladılar. Başım dönerken görüş açım gittikçe kararıyordu.

"Seni öldürür, yine bulurum o kızı." önümde durduğunda belinden çıkardığı silahın soğuk namlusunu alnıma dayadı. "Hâlâ kararlı mısın söylememekte?" ölmemek uğruna bildiğim her şeyi söyleyeceğimi düşünüyordu. Söylemeyi reddetsem de o silahın içinden bir kurşun bile eksilmeyecekti. Bundan bu kadar emin olmamın asıl sebebi bana daha ihtiyacı olduğunu bilmemden kaynaklanıyordu.

Birkaç adım sesi duydum ve Asena'nın "Baba!" diyen sesi kulaklarımda yankılandı. "Ona vurma!" deyip Adnan'ın bacaklarına sarıldı. Bu durumdan çok beni sinirlendiren şey, Asena'nın Adnan'a 'Baba' demiş olmasıydı. O ve onun gibi herifler baba olmayı hak etmiyordu.

Onun odadan çıkması ve Adnan'ın bacaklarına sarılmasıyla sarsılan tek kişi ben değildim. Adnan gözlerini büyütmüş, ardından kaşlarını çatarak eski yüz ifadesine geri dönmüştü. Onun burada oluşu ile Adnan'ın hareketlerinde bir değişiklik olmayacağına emindim.

Aksine, Adnan tekrar bana geri dönmüş ve tetiğe baskı uygulayarak evin içerisinde gürültülü bir silah sesi yankılanmasına sebep olmuştu. Ölmüş müydüm? Öldüysem neden hala görme yetimi kaybetmemiştim? Yoksa bunların yavaş yavaş mı gerçekleşmesi gerekiyordu?

Karşımdaki manzarayla kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı. Bir anlığına hayal gördüğümü düşünsem de bunlar gerçekti. Adnan silahı ateş alacakken Asena, Adnan'ı sarsmış ve Adnan'ın dengesi bozulduğundan dolayı bir adamının kafasına sıkmıştı. Kurşunun hedef aldığı kişi ben değildim, kendi adamlarından birisini öldürmüştü!

Adnan'ın alnında beliren damarlar ve seğiren çenesi onun sinirlendiğini gösteriyordu. Vurduğu adamın kanları hepimizin üzerine sıçramışken adam yere yığıldı. Kurşun kafatasını delip geçmişti.

Adnan sinirle Asena'ya dönüp eğildiği gibi onun bacaklarına dolanmış olan kolunu sıktı. "Seni küçük sürtük! Bütün planlarımı altüst ettin!" gözlerinden ateş çıkan adam Asena'yı tuttuğu gibi itti. Adnan'ın kol kuvveti Asena'nın çelimsiz bedenine on katı kadar etki ederken Asena geriye doğru düştü. Sadece bununla da kalmamış, merdiven boşluğuna doğru yuvarlanmıştı. Asena düşmemek için elleriyle korkuluğa tutunmuş olsa da ayakları boşluğa doğru sallanıyordu.

Attığı çığlık sonrasında kendime gelebilmiş ve dikkati dağılmış korumaya yumruğumu geçirip Adnan'ın da çenesine yumruk atmıştım.

"Asena!" çığlık atan kıza doğru koşup yere diz çöktüm. Merdiven boşluğunda sallanan kız sadece "Ölmek istemiyorum!" diye bağırıyor ve ağlıyordu.

"Sakin ol. Seni çekeceğim." Asena mırıldanmaya devam ederken kollarından tutup onu zemine çektim. Küçük ayaklarıyla kendisini çekmeye çalışırken en sonunda bedenini zemine bırakabilmişti. Başını göğsüme dayadı ve yanımda olduğundan emin olmak istedi. Ayağa kalkarken onu da beraberimde kaldırdım ve onu korumak ister gibi arkama aldım. "Ah, ne kadar da acıklı... Daha kendisi ve kuzenine bakamayan çocuk benim kızımla ilgileniyor." dudaklarını dalga geçer gibi büzen Adnan, olduğu yerden doğruldu ve korumasına birkaç emir verirken bu sefer daha ciddiydi. "Onun işini bitirmekten çekinme. Ben kızla ilgileneceğim."

Adnan bana doğru yürürken yerdeki silah gözüme çarptı. Adnan silahını yere düşürmüştü. Buradan mümkün olabilecek en az hasarla çıkacağım hakkında kendime söz vermiştim. Bu sözü gözden geçirebilirdim.

Eğilerek silahı aldım ve Adnan'a doğrulttum. "Saçının bir kılına bile zarar veremeyeceksin." dediğimde güldü. "Sen kimsin ki? Babasıyım ben, babası!" hayatta olan koruma silahını bana doğrulturken Adnan elinde hiçbir şey taşımıyordu. "İstersem ona zarar veririm, istersem onu dünyanın en mutlu çocuğu yaparım." bir elimle silahı sıkıca tutarken diğer elimle Asena'nın elini tutuyordum. Avucumun içinde kalan eli titrerken başımı eğip Asena'ya fısıldadım. "Ben işaret verince evden çıkacaksın. Her zaman yolun çaprazından koş. Bir araba bul ve arkasına saklan." yaşının küçük olduğunu bildiğim için net bir yön tarif edemesem de hepsinden daha hızlı koşacağını biliyordum.

Derin bir nefes alıp Asena'nın elini bırakınca, "Tamam, teslim oluyorum. Silahımı indireceğim ancak adamın da indirecek. Sana Devin'in yerini söyleyeceğim ve bu atışma bir kişi daha yaralanmadan burada bitecek." Asena'nın arkamda mırıldanan sesini duysam da kendimden ödün vermeden Adnan'ın cevabını bekledim. Ani gelişmiş ve üzerinde düşünülmeyen bir plandı. Silah kozumu da oynadıktan sonra geriye kalan tek şey kaçmaktı.

Bir süre sessizce yüzümü izledikten sonra adamına yaptığı bir baş hareketiyle adam silahını yavaşça indirdi. Ben de silahımı yere koymak için dizlerimin üzerine eğildiğimde silahı tam yere bırakacakken Adnan'ın bacağına sıktım. Adnan yere düşünce koruması onun yanına giderken "Şimdi!" diye bağırdım. Adnan acıyla inlerken dişlerini sıkıyor ve ayağa kalkmaya çalışıyordu. Hızla kendimi toparlayıp yere bıraktığım silahı geri elime aldım ve ayağa kalktım. Asena daha şimdiden gözden kaybolmuştu. Adnan korumanın elinden sinirle silahı aldı ve ateş etmeye başladı.

İsabetsiz atışlarına daha fazla tanıklık etmemek adına merdivenlere koşarak hızla bütün basamakları indim. Arkamdan adamın bağırışları duyulsa da umursamayıp ön kapıya doğru koştum. İki elimle kapının kulbunu tutup aşağı çeksem de açılmamıştı. Kahretsin! Birkaç başarısız denemeden sonra ön kapıdan uzaklaşıp mutfağa ilerledim. Arka kapı mutfakta olduğu için oradan çıkacaktım. Kapıyı tek denemede açtıktan sonra ikisinin de peşimden geldiğini gördüm. Koruma, elindeki silahı bir kere ateşledi ancak koştuğu için mermi benim kafam yerine duvarı parçaladı. Oyalanmadan dışarı çıktım ve Asena'nın gittiği yöne gittiğimi umarak korkusuzca koşmaya başladım. Adımlarım bastığım yerde iz bırakmayacak kadar hızlıydı. Duracak olursam öleceğimi biliyor ve bu yüzden tereddüt etmeden koşuyordum. Birkaç ev ve sayılı sokak geçtikten sonra başka bir yola saptım. Bundan sonra Asena'ya dönüp onunla ilgilenmeyi düşünüyordum. Ama önce Adnan ve hayatta kalan tek adamını atlatmam gerekiyordu.

Arada yoldaki engebelere takılıp sendelesem da koşmaktan vazgeçmedim. Arkamdan adamın sesini duyuyordum. Bir silah sesi daha patladığında etraftaki insanların onları korkutmadığını fark ettim. Evdeki ses geçirmez duvarlardan dolayı kolayca silah kullanabiliyorlardı ancak dışarıda da onların dikkat çekmekten korkmadıklarını bilmiyordum.

Karşı caddede duran arabamı gördüm ancak oraya doğru koşarsam çaprazımdan koşacakları için beni yakalama olasılıkları fazlasıyla yüksekti. Umarım Asena kaybolmazdı.

Asena kaybolmayacaktı. Şu an emin olduğum tek şey buydu. Çünkü karşı sokaktan bana doğru geliyordu! Beni nasıl bulmuştu bu kız? Daha demin bütün sokağı bir silah sesi inlettiği için olabilir mi seni aptal?

Adamın arkamdan sıktığı kurşunlardan sağa ve sola giderek kurtulsam da Asena buraya doğru dümdüz koşuyordu. Olamaz olamaz olamaz... Asena'yı vurabilirlerdi. Çünkü o bana koşarken fazlasıyla yorulmuş görünüyor ve etrafına dahi bakmıyordu. Bunu önlemem gerekiyordu ve bu planda düşünmekle zaman öldürmeye yer yoktu.

Bir anda durdum ve arkamı döndüm. Koruma bu sefer silahı hiç tereddüt etmeden bana doğrultmuştu. Tanımadığım bir korumanın elindeki silahla ölmemeliydim ama ya! Parmağının tetiğe baskı uyguladığını gördüğümde birkaç saniye sonra silahtan çıkıp bedenime girecek olan kurşunun dakikalar içerisinde beni öldüreceğini biliyordum. En azından dikkatleri Asena'nın üzerinden kendime çekmeyi başarmıştım. Umarım tekrar bana koşmak gibi bir hata yapmazdı.

Ancak sonra beklemediğim bir şey oldu. Adnan, korumasının elindeki silahın önüne elini koyup onu aşağı indirdi. Dudağının kenarı alayla kıvrılırken korumasının elindeki silahı çekip aldı. Silahı pantolonunun kenarına sıkıştırıp silahın olduğu bölgeyi tekrar ceketiyle kapattı. "Basit bir silahla işini bitireceğimi mi sanıyorsun? İşin hiç eğlencesi kalmaz o zaman." bir kahkaha attıktan sonra tekrar eski ciddi haline döndü. Ani duygu değişimleri insanı ürkütebiliyordu. "Onun yerine neden daha keyif alacağım bir yöntem denemiyoruz?"

Arkama baktığımda ilerisinin sadece duvardan ibaret olduğunu gördüm. Sadece sola, yani arabamın olduğu tarafa doğru koşabilirdim. Tekrar Adnan'a dönüp "Sen hastasın." dedim tiksinerek. Bana yaklaşırken kaşlarını havaya kaldırdı. "Öyle mi, doktor bey? Bir ilaç yazma imkanınız var mı acaba?" sonra duraksayıp düşünür gibi yaptı. Dudaklarını büzüp elini kalbine koydu. "Ah, üzgünüm. Gelen tekliflerin her birini reddettiğini az kalsın unutuyordum. Şimdiye çoktan doktor unvanını almışsındır diye düşünmüştüm." söylediği şey kasılmama neden olmuştu. Bunu bilmesine imkân yoktu. Bizim hakkımızda daha neler biliyordu?

Birkaç adım ötemde duran Adnan'a yaklaşıp sinirle yumruğumu yüzüne geçirdim. Bütün bedenimin kasıldığını hissediyordum. Bir diğer yumruğu da hiç geciktirmeden attığımda yanağını tuttu. Şimdi o da aynı benim gibi sinirle soluyordu. Parmak boğumlarım zonkluyor ancak içimde biriken öfke durmamam gerektiğini söylüyordu.

Gözü arkama kaydığında çok geç olduğunu anladım. Önüme düşen gölgeden korumasının tam arkamda olduğunu fark etmiştim.

Kollarımı tuttuğu gibi beni geriye çekti ve beni yere serdi. Sırtım yerle buluştuğu anda vücuduma keskin bir ağrı saplandı. Adamın ilk yumruğundan kaçsam da ikincisi kaçınılmazdı. Aynı şekilde üçüncüsü, dördüncüsü... Her yumruğunda daha fazla sersemliyor, daha çok canım yanıyordu. Benim burnumdan mı yoksa adamın parmaklarından mı kan tadının dudaklarıma bulaştığını bilmiyordum ama her yer kan oluyordu.

İleriden Asena'nın bağırdığını duyabiliyordum. Adam yumruklarını kesip görüş açımdan çıktığında onun yerine Adnan girdi. Gözlerime bakıyor ve elindeki bıçağı çevirip duruyordu. "Oyun senin için bitti, Baran Atay. Sen daha baştan kaybettin."

Birden sol kolumdan başlayarak bütün vücudumu ele geçiren acı bağırmama neden oldu. Acı, almaya çalıştığım nefesleri daha akciğerlerime ulaşamadan bir bıçak gibi kesiyordu. Adnan elindeki bıçağı koluma sapladı. Gözlerimi kapatıp dişlerimi birbirine bastırdım. Bir süre bıçağı orada beklettikten sonra yavaş bir şekilde çıkardı. Bütün dengem altüst olurken nefes nefese kalmıştım. Sanki bedenimin her noktasına vurmuşlar gibi acıyı her yerden hissedebiliyordum. Bana resmen işkence ediyorlardı. Onları önlemek için hareket etmeye çalışsam da bu noktadan sonra hissettiğim tek şey acıydı.

"Fazla bağırmamaya çalış. Malum, kızım hemen arkamızda duruyor ve onun bundan etkilenmesini istemiyorum." gözlerimi açtığımda Adnan bir psikopat edasıyla bana bakıyor ve kahkaha atıyordu. Bıçağı tekrar yaklaştırdığında bu sefer iki eliyle tutuyordu. "Hayır!" diye haykırsam da Adnan bu sefer acı çektirmek adına elindeki bıçağı diğer koluma yavaşça sapladı. bıçağın yarısı girmişken bıçağı çıkardı ve ondan sonrası sadece bulanıklıktan ve inlemelerimden ibaretti. Adnan'ı ve adamını yakınlarımda yine bir şey yaparken görsem de bu sefer acı bedenimde kendini gösteremiyordu. Tamamen uyuşmuştum. Sadece görme ve duyma yetim kısmen çalışıyormuş gibiydi. Bedenim sanki ruhumdan ayrılmış ve onunla bütün bağlantılarını kesmiş gibiydi. Sesler kulağıma boğuk bir şekilde gelirken Asena'nın bir şeyler dediğini anladım. Sesi fazlasıyla çaresiz ve yüksek çıkıyordu.

Adnan'ı bir kere daha bana yaklaşırken görsem de bu sefer önceki gibi olmadı. Adnan başka yöne bakarak hemen doğruldu. Belindeki silahı çıkarsa da titrediği fazlasıyla belli oluyordu. Onu en son gördüğümde adamıyla birlikte koşuyordu. Ardından yabancı bir yüz ve Asena görüş açıma girmiş olmasına rağmen sonrası tamamen karanlıktı. Ne bir şey duyuyor, görüyor ne de hissediyordum. Zihnimle baş başa ancak bu şekilde yalnız kalabilirdik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.