İçeriğe geç

NEFES AL

Bölüm 3 · 10 dk okuma

NEFES AL

Bölüm 3

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM-SIRLAR

-Baran Atay-

Sadece birkaç dakika önce Hena gözlerimin önünden kaybolmuştu. Nefesim kesildikten sonra bile koşmaya devam ettim fakat o yoktu. Önümüzdeki birkaç saat sadece nasıl bir aptallık ettiğimi düşünecektim.

Yağmurdan önüme gelen saçlarımı geriye attım ve yüzümü kapattım. Kavga etmeyeli yıllar oluyordu. On iki yaşımdan beri de ilk kez ayrı düşüyorduk.

Bir süre sadece yağmurun altında durup sakinleşmeye çalıştım. Olmuyordu, onu bulmam gerektiğini biliyordum.

Caddeden şemsiyesiyle geçen orta yaşlı adama doğru koştum ve aceleyle "Buralarda şort giyen ve koşan bir kız gördünüz mü?" diye sordum. Adam garipseyerek başını iki yana salladığında konuşmama izin vermeden yanımdan geçip gitti. Yoldan geçen bir sürü insana Hena'yı tanımladım fakat kimseden istediğim cevabı alamadım. İlerideki otobüs durağında oturan genç kadına doğru koştum. Bir araba korna çalana kadar karşı karşıya geçtiğimden haberim bile yoktu. Arabayı sağa kaçarak durdurdum ve otobüs durağına geldiğimde kadın başını kaldırdı.

"Burada güzel, uzun boylu zayıf bir kız gördünüz mü?" kadın önce kaşlarını çattı ardından ayağa kalkıp elini yanağımla buluşturması sadece bir saniye sürdü.

"Terbiyesiz! Hava karardı diye buralarda kız tavlamaya mı çalışıyorsun?" başımı tekrar kadına döndürdüğümde üzerini düzeltti ve birkaç şey mırıldanarak başka yöne yürümeye başladı. "Yirmi birinci yüzyılda yaptıklarına bak..."

Yenilgiyle duraktaki koltuğa oturdum ve gözlerimde biriken yaşların akmasına izin verdim. Bunun olmaması gerekiyordu. Onu yalnız bırakmamalıydım. Sadece birkaç aydır tanıdığım biri olsaydı kendime bu kadar yüklenmezdim fakat Hena benim kardeşimdi. Ailemden kalan son kişiydi.

Babam bana hiçbir zaman tam anlamıyla bir baba olduğunu hissettiremezdi. Aslında bir babanın nasıl olması gerektiğini de on iki yaşıma kadar bilmiyordum. Bir süre sonra haftanın neredeyse her günü Hena'ların evinde kalmaya başladığımda ilk kez ailenin ne demek olduğunu anlamıştım. Bir kardeşim ve bir babam vardı sanki.

Bana çocukken annemin beni istemediğini anlatmıştı babam. Bunu, benim üzüleceğimi bilerek öylece anlatmış ve benim istenmeyen biri olabileceğim gerçeğiyle yüzleşmeme neden olmuştu.

Çok iyi hatırlıyordum, babama inanmadığımı ve bunu Hena'nın babasına sorduğumu. O kadar içime işlemiş bir duyguydu ki, bunu düşündükçe Hena'nın babasının sorumu yanıtlayamadan sadece bana acıyormuş gibi baktığı an asla aklımdan çıkmıyordu.

Dışarıdan acınacak kadar kötü mü görünüyordum? İnsanlar bana acısın istemiyordum.

Kendimi evin önünde bulduğumda nefes vererek cebimdeki anahtarla kapıyı açtım. Kapıyı ardımdan kapadıktan sonra içeride Devin'i aradım. Gözlerim şöminenin önünde durduğunda halıda kımıldamadan oturduğunu gördüm.

Yanına yaklaştım ve oturmadan önce bir süre onu izledim. Ne başını çevirip bana bakıyordu ne de bir şey söylüyordu.

Bir dakika boyunca onu inceledim. Sarı uzun saçları onun hakkında dikkatimi çeken ilk şey olmuştu. Beni ona çeken şeyi saçlarıydı. Bir haftanın sonunda bunu anlayabilmiştim.

Karşısına bağdaş kurup oturdum ve ıslak saçlarımı geriye attım. Ellerimdeki ıslaklığı üzerime sildikten sonra elimi yavaşça saçlarına götürdüm. Hafifçe geri çekildiğini gördüğümde elimi hemen çektim. Ellerimi birbirine bastırıp parmaklarımla oynamaya başladığımda bakışları ellerime kaydı. Bakışları ellerimde oyalanırken başını yana yatırıp burukça gülümsediğini gördüm.

"Daha önce hiç gülümsediğini görmemiştim." dedim cevap vermesini umarak. Aklıma gelen tek şeyi söylemiştim çünkü onun konuşmasına ihtiyacım vardı.

"Ben de uzun zamandır gülümsemediğimi fark etmemiştim." itirafı üzerine dudaklarım aralandı. Kendisiyle ilgili söylediği her kelimenin ardından ona daha fazla destek olmak ve onu sorununun içinden çekip almak istiyordum.

Derin bir nefes verip elimi tekrar uzattım. Bu sefer bir önceki denemem kadar aceleci davranmıyordum. Onun yanımda rahatsız hissetmesini istemiyordum.

Parmakları kolumu kavradığında ilk önce kolumu geri çekeceğini sanmıştım. Fakat fazlasıyla yanılmıştım. Kolumu, elim saçlarına değecek şekilde kendine yaklaştırdığında dişlerini göstermeden gülümsedi. Ben ise...

Saçları... Çok güzeldi. Parmaklarımdan bütün vücuduma yayılan ısı ve elektrik bana yıllarca hasret kaldığım o hissi tekrar yaşatmıştı.

Yüzüne hiç yansıtmadığı o gülümsemesini gördüğümde kasıldığımı hissetmiştim.

"Gülüşün ve saçların..." dedim daha fazla içimde tutamayarak. "Tıpkı anneme benziyor." ona bundan bahsetmemem gerektiğini biliyordum fakat sadece bir anlığına bu doğru hissettirmişti.

Başını kaldırıp gözlerime baktığında bakışlarının değiştiğini görebiliyordum. Bana acıdığı için mi böyle bakıyordu?

Düşüncelerimi zihnimden silmeye çalışırken saçlarının uçlarında elimi gezdirdim. Gülümsemeye çalışıyordu. Gülüşünü annemin gülüşüne benzettiğim için gülümsemeye çalışıyordu.

Önce saç köklerine baktım. Ardından "Saçların böyle değildi. Seni gördüğümde tamamen kılık değiştirmiş gibiydin." diyerek gerçekleri kurcalamaya başladım.

"Haklısın, kılık değiştirmiştim. Doğal olmamayı ve farklı görünmeyi bana o öğretti." bütün vücudum kaskatı kesildi. Yaşadığı hiçbir acıyı hak edecek bir suç işlediğini sanmıyordum.

"Onunla ne kadardır birlikte kalıyorsunuz, Devin?" bu soru fazlasıyla ürpermeme neden olmuştu. Ondan gelecek cevaptan korkuyordum.

Yutkundu ve gözlerini kapattı. Rahatsız olmaya başladığını fark ediyordum. "On yedi yaşımdan beri."

"On yedi mi? Sen... Kahretsin." geçen hafta Devin bana bu sene yirmi dört yaşına girdiğini söylemişti. Yedi yıl. "Yedi yıl boyunca onunla mı yaşadın Devin? Ona muhtaçmış gibi mi yaşadın?"

"Anlamıyorsun..."

"Hayır Devin, anlıyorum. Seni anlayabiliyorum. Bir açıklama yapma. Artık onun, senin yakınına yaklaşmasına izin vermeyeceğim." gözlerim önce titreyen ellerini hedef aldı. Üzerindeki uzun kollu kazağın kollarını kullanarak ellerini kapatmaya çalışıyordu.

Kazağın üzerinden ellerini ellerimin içine aldım. "Ona başkaldırabileceğinin farkındayım. Sen çok cesursun."

Devin'in birkaç saniye duraksadığını hissettim. Ardından sol gözünden bir yaş aktı. "Cesur..." dedi sessizce "Asena..." başını kaldırıp bana baktığında bakışlarının korku dolduğunu gördüm. Göz bebekleri titremeye ve nefes alışı hızlanmaya başlamıştı.

Bir süre gözlerine baktım fakat nefes sesleri arttığında göğüs kafesinin sürekli inip kalktığı dikkatimi çekti. Ellerini hızla çekti ve göğsüne bastırdı. Neler döndüğünü anlayamadan Devin sessiz mırıltılar çıkartarak nefes almaya devam etti ve öne doğru eğildi.

"Onu bıraktım. Kardeşim..." dirseğini koltuğa bastırarak koltuktan destek aldı. Aniden ayağa kalktığında dengesini kaybedip sendelemesi bir oldu. Hızla kalkıp onu omuzlarından tuttuktan sonra bir elinin diğer koluna gidip onu sardığını gördüm.

"Devin." dedim bana bakması için. Kontrolünü kaybetmiş gibi tek yaptığı şey kendi kolunu sıvazlamasıydı. "Soğuk..." diyebilmişti sadece.

Üşüme, göğüste sıkışma, nefes darlığı, titreme, kesik ve hızlı nefesler... Devin panik atak geçiriyordu.

Evde ona yardımcı olabileceğini düşündüğüm ilaçlar vardı. Ayağa kalkıp oraya gidecekken Devin'in parmakları koluma dolandı ve başını koluma yasladı. "Gidemezsin. Tek başıma..." birkaç kere hıçkırdığını duydum. "Tek başıma ölemem."

Bir cümle kurmaya çalışırken bile nefes nefese kalıyor ve öleceğini düşünüyordu. Eğilip ellerimi yüzüne yerleştirdim ve anlayabilmesi için oldukça yavaş konuştum. "Şu an seni rahatsız eden tek şey düşüncelerin, Devin. İlaç alıp geleceğim ve bundan kurtulacaksın."

Başını defalarca iki yana salladı ve koluma daha sıkı tutundu. "Olmaz."

Burada kalmak dışında bir çarem olduğunu düşünmüyordum. Çaresiz bakışları sanki ilaçtan çok yanında birisinin olmasının ona daha iyi geleceğini açıklıyordu.

Pes edermişçesine derin bir nefes verdim ve yere tekrar oturdum. "Beni duyuyor musun, Devin?" başını olumlu anlamda sallayınca "Senden sadece nefes alışına odaklanmanı istiyorum. Bunu benim için yapabilir misin?"

"Nefes alamıyorum Baran..." kasıklarımda hissettiğim sızı ile kasılarak öne eğildim. Şimdi olmamalıydı. Lanet dövme ağrılarının dinmesini bekleyecek kadar zamanım yoktu. Sakin kalmam gerekiyordu. Ona nasıl yardım edebileceğimi bu sefer biliyordum.

"Gözlerime bak Devin." tereddüt etmeden yüzünü yüzüme çevirdi ve gözleri tekrar gözlerimle buluştu. "Beraber deneyeceğiz. Hazır mısın?" avuç içimi boynunun yan tarafına, dövmesinin tam üzerine yerleştirdim. "Nefes al" dedim.

İlk nefesini alırken dudakları titremişti. Aynı şekilde nefes vermesini istediğimde beraber aynı anda nefes verdik. Eş zamanda dövmemin üzerindeki sızı kendini belli ederken ona daha fazla yaklaştım.

"Sadece nefeslerimize odaklan ve bu andan kopma." sol gözünden akan bir damla yaşı yanağında ıslaklık bırakmadan önce sildim ve "Tekrar... Nefes al." dedim fısıldayarak.

İkimiz de aldığımız nefesleri bıraktığımızda gülümsedim. Artık bunu yaparken zorlanmıyordu. "Gayet iyi gidiyorsun Devin. Son kez yapacağız, aynı anda."

Bir diğer gözyaşı öncekinin izlediği yolu takip ettiğinde buna izin vermedim ve tekrar gözyaşlarını sildim. "Nefes al ve... Ver." sıcak nefesi tenimi yakıp geçerken birkaç dakika önceki pozisyonumuzdan çok daha yakın olduğumuzu fark etmiştim.

Benimle aynı tempoda nefes alıp vermeye başladığında sonunda sakinleştiğini anlamıştım. "Başardın. Seninle gurur duyuyorum." dudağının kenarı kıvrıldığında onu taklit ettim ve ikimiz de kıkırdamaya başladık. Daha fazla dayanamayacağımı anladığımda Devin'in başını omzuma yasladım ve ben de başımı onun omzuna gömdüm. Sarılmak istememin tek sebebi oydu. Uzun zamandır birisine sarılmadığını kolaylıkla anlayabiliyordum. Ona bu duyguyu tekrar hissettirmek, artık güvende olduğunu bilmesini istiyordum.

"Böyle mi devam edeceğiz biz?" dedi başını kaldırmadan.

"Nasıl yani?"

Bu sefer başını kaldırdı ve bakışları derinleşti. "Tanıştığımızdan beri beni her şeyden sen kurtardın. Ben seni ne zaman kurtaracağım?" bunu söylerken sesindeki mahcup olmuş ton gülümsememe neden oldu.

"Kim bilir, belki sen kurtarırsın beni bir gün."

"Ben borçlarımı unutmam. Ve ben sana borçlandım, Baran Atay." birkaç dakika öncesine göre çok daha yakındık. Bir elim kasığıma gitti ve dövmemin üzerindeki karıncalanmayı hissettim. Devin elini boynuna götürüp parmaklarını boynunda gezdirdi.

Sadece yarım dakika sonra göz temasını ilk bozan o oldu ve geri çekilip yanımızda yanan şömineyi izlemeye başladı.

Kimse bir şey söylemediğinde bu anı bekliyormuş gibi ilk hamleyi yaptı ve "Bahsettiğim kişi kardeşim, Asena." diyerek konuşmaya başladı. "Teknik olarak kardeşim sayılmaz, Asena Adnan'ın kızı. Senin plajda gördüğün aşağılık, benim arkamda duran kız çocuğunun babası. Kim bilir hangi eski karısından... Bir kız çocuğunun annesini tanımaması çok acı, değil mi? Anaokulunda anne ve babasının ortasında, kuru boyalarla kendisini çizen çocukları izliyordu Asena. Ona hediye olarak kuru boya aldığım gün bana sarılarak, bu kuru boyalarla babamı çizmeyeceğim, onu çizerek bu boyaları bitirmek istemiyorum demişti." yutkundum. Anne baba sevgisi olmadan büyümek nedir çok iyi biliyordum.

"Onun evinde geçirdiğim her gün Asena'yla bir tek ben ilgilendim. Sağlıklı besledim, hasta olmasın diye kendi yorganımı örttüm üzerine, o bize bağırdığında kulaklarını ben tıkadım. On yedi yaşındaydım fakat sadece bunlar bile bana büyük sorumluluklar gibi geliyordu. İkimize de bakamıyordum. O olmasaydı Asena'ya çok daha iyi şartlarda bakabileceğimi biliyordum fakat onun yanımıza yaklaşmaması için bütün enerjimi harcıyordum. Kimi zaman pimi çekilmiş bir bomba gibi oluyordu ve ben bazen onun önüne atlıyordum."

Söylediği şeyleri sindirirken bir cümlesi dikkatimi çekmişti. "Pimi çekilmiş bir bombanın önüne atlamaktan kastın neydi, Devin?"

Bakışlarını başka tarafa çevirdiğinde konunun daha da ciddileştiğini anlayabiliyordum. "Pimi çekilmiş bir bomba gibi olduğunda ne gibi şeyler yapıyordu?" susmayı tercih ettiğini anladığımda birkaç kez adını seslendim. Bir anda yaptığımın doğru olmadığı aklıma geldiğinde ben de onun gibi susup şömineyi izledim. Bir panik atak geçirmişti ve cümlelerimden daha fazla etkilenmesini istemiyordum. Onunla tekrar bu konuyu konuşabileceğimi bildiğim için bunu sonraya sakladım.

"Asena şu an Adnan'ın evinde. Bugün geleceğimi sanıyor." gergin bir nefes verdiğinde omzunu sıvazladım. "Adnan onun kılına zarar vermez. Asena'ya sunduğu tek şey psikolojik şiddet. Vurmayacağını biliyorum fakat altı yaşındaki bir çocuğun aklına girmesine de izin veremem."

"Sen gerilmeden önce bir fikrim var. Eğer bana tam adresini verebilirsen oranın yakınlarındaki güvenlik kameralarına erişebilirim. Arkadaşımın güvenlik kameralarına erişim izni var. En azından Adnan'ın eve girip girmediğinden emin olabiliriz."

Gözlerini büyüterek kocaman bir gülümsemeyle bana baktı ve başını salladı. "Sahiden yapabilir misin bunu?" bu kadar heyecanlanacağını ve sevineceğini bilseydim asla bu yalanı söylemezdim. Onun adresini kameralara bakmak için almayacaktım. Güvenlik kameralarına erişim izni olan bir arkadaşım bile yoktu. Yine de gülümseyerek karşılık verdim. Masada bulduğu kâğıt ve kalemi kendine çekti ve hızla bir şeyler karaladı.

"Siyah renkli ev. Diğer evlerin hepsi açık tonlarda zaten." dedi kâğıdı bana uzatırken. Buraya dört saatlik uzaklıktaki bir adresti burası. Bu kadar uzak olması ne kadar normaldi? Plaja da dört saatlik bir uzaklıktaydı ve bu plajdan önce gidebilecekleri daha yakın plajlar vardı.

Telefonumu çıkartıp rehbere girdikten sonra "Ben arkadaşla konuşayım, sana haber vereceğim." dedim ve ayağa kalkıp başka bir odaya ilerledim. Kapıyı arkamdan kapatmadan önce bana gülümseyip başını salladığını gördüm.

Kapıya yaslanıp iç çektikten sonra ne yapacağım hakkında birkaç şey düşündüm. Aklımda çok kapsamlı olmasa da bir plan vardı ve benim en son çare olarak uygulamak isteyebileceğim planlarımdan birisiydi.

Belli etmemek adına on dakika odada oyalandıktan sonra dışarı çıktım. Gerçekçi görünsün diye yüzüme bir gülümseme takındım. "Tarif ettiğin evin çaprazında duran kameraların hepsini inceledi. Gün içerisinde bir adam çıkmış görünse de eve giren başkası olmamış."

Devin adeta yerinde zıpladı ve ellerini çırptı. "Demek ki evde olmadığımdan dolayı Asena'yla da pek ilgilenmemiş. Kameralara ben de bakabilir miyim?"

Bunu sormasından korkuyordum. Elim enseme gittiğinde biraz oyalandım fakat çok geçmeden bir şeyler geveledim. "Bu kamera görüntüleri paylaşılmaması gereken türde oldukları için gizlide tutmayı tercih ediyorlarmış. Ama merak etme, arkadaş sağlam. Böyle bir konuda yalan söylemez. Bugün ihtiyacın olan uykuyu almanı istiyorum senden. Yarın Asena'yı gidip beraber alırız. Yorgun argın o kadar yol gidebileceğimizi sanmıyorum."

İlk önce birkaç saniye tereddüt etse de sonra gözlerindeki o güveni gördüğümde beni önceden yalan söylediğime pişman etmişti. Muhtemelen aklımdaki plan onun bana olan güvenini yok edecekti. Fakat yapmak zorundaydım. Asena'ya ulaşmam kameraları kontrol edip bulmak kadar kolay olmayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.