İçeriğe geç

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 4 · 7 dk okuma

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 4

4. Bölüm

Zeynep

Abimin ayak seslerini dinlerken bir yandan tırnaklarımı yiyordum. Az önce yaşadığım şey yüzünden yer yarılsın da içine gireyim istiyordum. Resmen adamın kucağına oturmuştum. Çok geçmeden kapı iki kere tıklatılıp açıldı. Kendimi toparlamaya çalışırken, içimden sessizce dua ederken dilim damağım kurumuştu. Nasıl konuşacağımı, ne konuşacağımı bilemeden öylece dikiliyordum. Abim yatağıma oturup yanını patpatladı. Yeni gelin gibi yatağın ucuna oturdum. Çatık kaşlarına inat sımsıcak bir sesle konuşmaya başladı.

"Güzel kızım, babamdan bir şey duydum. Dikkatimi toparlayamadım ufacık tavşandan ürküp kaçarken yuvarlandım. Anama belli etmeyeyim dedim de başımı fena çarpmışım." Eliyle başının yanını yokladı. Geldiğinde baygın gibi bakmasının sebebini anlamıştım böylelikle. Konuşmanın anlamsızlığını idrak etmeye çalışırken ne duyduğunu merak etmiştim. "Gelene kadar Hamza'ya da söylendim durdum zaten." Mırıl mırıl devam etti. "Neyse gülüm, şu itte gönlün var mı?

Gönlümden bir kuş sürüsü geçti sanki, kalbim ayaklanıp gidecekmiş gibi elimi göğsüme yasladım. Gözlerim dolmuştu. Anam babam biliyor diye kendime dert edinirken abimin öylece sormasıyla ne yapacağımı bilemedim.

"Abi..."

Gözyaşlarım akarken dilimden abi lafından başka bir şey dökülmüyordu. Aklımı toparlayıp hıçkırıklarımın arasında konuşmaya çalıştım.

"Vallahi bir anda oldu, nasıl oldu bilmiyorum. Özür dilerim abi. Ben ne yapacağımı bilemiyorum. Elimden bir şey gelmiyor. Abi ne olur küsme bana."

"Şşşş.... Tamam güzelim, tamam ağlama. Bunda utanacak, özür dileyecek ne var? Allah aşkına ağlama." Gözlerimi silip göğsüne yasladı. "Ne ara sevdiniz birbirinizi anlamadım ki. O iti kaç sene oldu ben bile görmedim. Tövbe, tövbee, tamam tamam it demiyorum. Hem ne güzel bak, onun da sende gönlü varmış. Yuvanızı kurarız Allah'ın izniyle."

Abimin beni teselli etmeye çalışan sözleriyle buz kestim. Babamdan duydum dediğinde duyduğunun bu olacağını düşünmemiştim. Sanki elim ayağım birbirine karışmıştı. İki ucu pis değnek. Hasan desem onunla evlenmek istemiyorum, Hasan değil desem kim olduğunu soracak. Öğrenene kadar durmaz asla. Derin bir nefes aldım. Abim kendi kendine bir şeyler söylüyordu hiçbirini duymadım. Resmen kulaklarım uğulduyordu. Cesaretimi topladım.

"Abi Hasan değil. Ben ona sevdalı değilim."

Abimin konuşması birden kesildi, rengi attı. Ağzını açıp kapattı ama tek bir şey dahi söyleyemedi. Hayatı boyunca yaşadığı en büyük şaşkınlık buydu.

"Lütfen daha fazla bir şey sorma abi. Zaten çok utanıyorum. Özellikle kim diye sorma, ne olur."

Kedi gibi göğsüne sokuldum. Sessiz iç çekişkerim devam ediyordu. İki kardeş sessizce oturduk. Epey süre sonra neredeyse uykuya yenilecekken abimin fısıltısını duydum.

"Ah be kızım, yaktın beni. Kim ulan bu it?"

.........

Hamza

Neredeyse bayılacakmış gibi duran İbrahim'i evine bırakma görevi bana düşmüştü. Avlusundan içeri sayılı girdiğim, içine hiç girmediğim eve gelmiştik. Derin nefes alıp İbrahim'i aldım. Heybetli, güçlü bir adam olmama karşın bu bayılacakmış gibi duran adamı taşımakta çok zorlandım. Elim varmasa da kapıyı çaldım. Anası açsın diye dua ederken, sevdam açtı. Dilimden dökülen bacım kelimesi sanki içimi yakıp geçti. Yolu açıp odaya geçtiğimizde İbrahim'i sedire bıraktım. Arabadan eve gelene kadar bile yorulmuştum. Bir elimle omzumu ovarken yerdeki mindere oturdum. Sonra önüme kınalı parmaklarla uzatılan bir bardak suyu ömrümce susuz kalmışım gibi yudumladım. Biraz soluklanayım gideceğim diye kendi kendime söz verdim. Göreyim diye değil, soluklanayım diye.

İbrahim'in anlatışını dinlerken kahkaha atmamak için zor tuttum kendimi ama yine de bozmadım. İmalı bakışlarımı görüp hızlıca toparladı zaten. Anası çıktığında Zeynep hala yanımızda ayakta duruyordu. Başımı yerden kaldırmadan gözlerimin ucuyla narin bedenini, siyah saçlarını izledim. Ne olduysa o anda oldu. Geriye doğru attığı adım kucağımda son buldu. Zaman durdu sanki. Nefes almayı unuttum. Güzel saçları omzunun üstünde duruken kokusunu hissetmek için ciğerlerim yanıp tutuştu. Ağzımdan çıkan kısık sesli küfürle iyice afalladı. O da çok şaşkındı. Utancının izleri esmer teninde bile hafif kırmızılık olarak belli olmaya başlamıştı. Ne o kalkmak için hamle yaptı ne ben kalksın istedim. Bu kızın beni ne kadar zor durumda bıraktığından haberi bile yoktu. Bakışlarımızı bölen İbrahim'in sesiyle kendimize geldik. Belinden tutup kalkmasına yardımcı oldum. Bana bir kez olsun bakmadan neredeyse kaçarak çıktı. İbrahim ayaklanmıştı. Artık gitmem gerektiğini fark ederek ben de kalktım. İbrahim'in kuşku dolu bakışları yüzümde gezindi. Hiçbir şey demedi. Kapıya doğru giderken peşimden geliyordu. Soğukça vedalaştık.

Eve doğru giderken Zeynep'in kucağıma düşmesini tekrar tekrar hatırlıyordum. Aklımı oyalamak istesem de beceremedim. Kucağımdaki sıcaklığını hala hissediyordum sanki.

Eve girdiğimde anama seslendim. Evde olmaması içimi rahatlatmıştı. Bu halde ona yakalanmak istemezdim. Delikanlı olduğum zamanda bile böyle kontrolsüz olduğumu hatırlamıyordum. Odama geçip soyunup dökündüm. Yatağıma uzanıp yok saydım. Sağa sola döndüm, yüz üstü yattım ama bir türlü aklımdan uzaklaştırıp sakinleşemedim. Havlumu alıp banyoya geçtim. Tepemden soğuk sular döküldüğü halde soğuk soğuk terliyordum.

Gözlerimi kapattım. Kucağımda sıcaklığını, omuzlarımda gezinen ellerini hissettim sanki. Simsiyah saçları omuzlarına dökülmüş, el kadar çamaşırlarıyla kucağımda kıvrandığını hayal ettim. Nefesimi tuttum, yapmaya utansam da bu halimin kendi kendine geçmeyeceği belliydi. Elimi erkekliğime sardığımda Zeynep tekrar kucağıma düşmüştü sanki. İnlemem küçük banyoyu doldururken anamın evde olmamasına bir kez daha mutlu oldum.

....

Yaklaşık bir saatin sonunda rahatlamış ve temizlenmiş olarak banyodan çıktım. Belime sardığım havluyla odama geçtim. Bir yandan da elimdeki havluyla saçlarımı kuruluyordum. Aynaya bile bakmaya utanıyordum. Üstümü giyinip ayna karşısına geçtiğimde beyaz tenimin bu kadar kızarabilmesi beni şaşkınlığa uğratmıştı. Utancımın izleri yanaklarımda öylece duruyordu. Saçlarımın nemli olmasını umursamadan yatağıma uzanacakken kapının alacaklı gibi çaldı.

Kapıyı açtığımda İbrahim karşımdaydı. Az önce kardeşini hayal ederek yaptıklarımı biliyormuş gibi gözlerimin içine baktığında tekrar yüzümün yandığını hissettim. Gözleri gözlerimde, yavaş yavaş kızaran tenimde gezindi. Davet beklemeden içeri girdi. Normalde hiç gelmezdi. Arkası dönükken neden bu kadar sessiz olduğunu merak etmiyordum. Sanki içten içe biliyormuş gibi ilk onun konuşmasını bekledim. Yüzünü bana döndü. Yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı. Sakince bana doğru adımladı. Kafasını birden burnuma gömdü. Hiç sesimi çıkarmadım, karşılık vermeyi bir an bile düşünmedim. Hak ediyordum. Daha da hırslandı. Yakamdan tutup bu sefer yumruğunu çenemle buluşturdu.

"Şerefsiz! Ağzını burnunu temizle kahveye gel! Daha seninle hesabım bitmedi!"

Yaslandığım duvarda bekledim. Giderken hızla çarptığı kapıya bakıyordum. Ben bunu hak etmiştim. Tekrar banyoya gittim. Banyodaki küçük aynada yüzümün haline baltım. Burnumdan sol gözümün altına doğru giden bir morluk vardı. Gözümün içi kanlanmış, kızarmıştı. Çenemdeki kırmızı iz git gide morarıyordu. Gözlerim doldu bir an. Keşke daha beter etseydi beni diye düşündüm. Yüzümü yıkayıp silmeye çalıştım. En azından kanaması biraz durmuştu.

Hazırlandım. Tam çıkacakken anam geldi. Yüzümün halini gördüğünde bayılacak sandım. Telaştan ne yapacağını şaşırdı. Öpse mi, okşasa mı, sarsa mı karıştırdı. Yüzümdeki ellerini öpüp avucumun içine aldım.

"İyiyim anacığım, ufak üç beş morluk sadece. Şimdi çıkmam gerekiyor. Söz veriyorum geldiğimde istediğini yaparsın."

Önemli olmasa çıkıp gitmeyeceğimi bildiğinden olsa gerek, "Tamam eşek sıpası, çabuk gel." dedi. Ellerini, başının üstünü öptüm. Evden ayrıldım.

Kahveye giden yol bitmek bilmedi. Ayaklarım geri geri gidiyordu. Ne konuşacağımızı bilememenin gerginliğiyle dudaklarımın içini ısıra ısıra yürüdüm. Kahveye girdiğimde köşedeki masada başını sağ elinin avucuna yaslamış şekilde duruyordu. Kaşları çatık, yüzü düşünceliydi. Yanına oturana kadar beni fark etmedi. Elimle işaret edip ben de bir bardak çay istedim. İbrahim'in gözleri ağır ağır beni buldu.

"Anlat!" Sesi kısık ama öfkeliydi. Hiçbir şey söylemedim. Sigaramı yakıp gelen çayımdan bir yudum aldım. Tavrım sinirini bozmuş olacak ki yakamdan tuttuğu gibi kaldırdı. Cüsse olarak benden zayıf ve kısaydı. Bana istediğini yapmasına izin vermesem kılımı bile kıpırdatamazdı. Sürükleyip kahvenin az ilerisinde bulunan boş tarlaya getirdi beni. Etrafta kimse yoktu. Yine de sesini çok yükseltmeden konuştu.

"Anlat! Yoksa başka başka şeyler düşünüp alacağım canını!" dedi. Hiçbir şey demedim. Ben sustukça daha çok sinirlendi.

"La havle, la havle! Konuşsana lan!"

Tekrar yakama yapışıp tarlanın kenarındaki ceviz ağacının dibine kadar götürdü. Kükrer gibi bağırdı.

"Anlat!"

"İbrahim yapma, yeter. Ben bu zamana kadar kendime bile sesli söylemedim. Söyletme beni."

"Lan it! Nasıl baktın lan bacıma!"

"Bakmadım lan bakmadım! Sana yemin olsun yüreğime düştüğünden beri gözüm gözüne doğru düzgün değmedi bile. Lan ben adını anmayayım diye kendi sesimi kestim! Sustum lan sustum! Şimdi söyletme işte, sakın sen de söyleme!"

"Şerefsiz! Nasıl baktın lan küçücük kıza!"

Bu sözleri beni daha çok yaktı. Hep bundan korkmuştum. Gözlerimdeki yaşı tutamadım daha fazla. Dizlerimin üstüne çöküp içimde aylardır tuttuğum ne varsa bıraktım. Hıçkıra hıçkıra ağladım.

"Sana yemin olsun bakmadım. Yüreğime düştüğünden beri ne ona ne başkasına bakmadım. Adını yalnızken bile söylemedim. Senden utandığıma konuşmadım, hep sustum. Kimseye belli bile etmedim. Nasıl anladın, nasıl?"

Yüzünü sıvazladı, büyük ihtimalle hala inanamıyordu. Dönüp omzuma bir tekme attı. Deli gibi ağlarken sırt üstü düştüm. Ne yerimden kalktım ne ağlamayı bıraktım. Hala siniri geçmemişti. Ağzının içinde bir şeyler söyledi ama kendi ağlayışımın sesinden anlamadım. En sonunda bağırarak sordu.

"Zeynep'in aklını karıştıracak bir şey söyledin mi?"

"Asla. Yemin ederim yanından bile geçmedim."

"Kim lan o zaman? Kim?"

"Ne?"

"Oğlum, bu kızın aklını sen karıştırmadıysan kime sevdalandı? Kafayı yiyeceğim ya!"

Kalbimin acısı her yanımı sardı bir anda. Gözyaşlarım akmayı bir saniye bile bırakmadı. Sadece hıçkırıklarım değil soluğum da kesilmişti.

"Ne?!"

.........

Merhaba,

Hatalarım varsa affola. Umarım beğendiğiniz bir bölüm olur.

Keyifli okumalar, sevgiler. ❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.