Zeynep
Söylediğimden sonra Hamza çıplaklığına aldırmadan yataktan fırlayıp odanın içinde heyecanla sağa sola yürümeye başladı. Yüzündeki gülümseme git gide daha büyük bir hale gelirken elini uzatıp yataktan kalkmamı istedi. Elini tutup ayaklandığımda sımsıkı sarılıp "Teşekkür ederim karıcığım, hemen olmaz belki hiç olmaz bilmiyorum ama çok teşekkür ederim." dedi. Kollarımı boynuna dolayıp dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Biz saf aşıklar odanın orta yerinde çırılçıplak sarmaş dolaş dururken Aslan'ın sesi odayı doldurdu. Minicik bebekten nasıl bu kadar yüksek ses çıkıyor anlamıyordum. Aklımız başımıza geldiğinde Hamza apar topar giyindi Aslan'ı beşiğinden aldı. Tabiri caizse koşarak banyoya girdim. Hemen temizlenirken Hamza'nın Aslan'ı oyalayabilmesi için dua ediyordum.
Duştan bornozuma sarılarak çıktığımda Hamza Aslan'ın başını omzuna yaslamış kucağında dik bir vaziyette tutuyordu. Yüzü dışarı dönüktü. Sesini iyice kısmış olsa da güzel sesinden Aslan'ı sakinleştirecek bir türkü odayı sarmıştı. Beşiklerin yanından geçerken Eslem'i gözleri açık bir halde dudaklarından baloncuklar çıkararak oyun oynarken buldum. Babasının sesinin onu da sakinleştirdiğini üstüne keyiflendirdiğini fark ettim. Yüzümdeki kocaman mutlulukla Eslem'i kucakladım. Hamza'ya doğru ilerledim. Aslan daha huysuz göründüğü için önce onu doyurmam gerektiğini düşündüm. Kızımı tereddüt etmeden Hamza'nın diğer koluna bırakırken beni gören Aslan kollarını, ayaklarını çırparak çığlık atmaya başlamıştı.
"Benim yakışıklı oğlum acıkmış mı? Annesi yesin mi Aslan'ı? Gel bakalım anneye."
Aslan'ı kucağıma aldığımda hızla yüzümü elleriyle kavrayıp ağzını çeneme dayadı. Ben çekiştirmeye çalıştıkça inatla daha çok yapışıyordu. Tombul yanaklarından kahkahalarla gülerken kocaman öpücükler çaldım. Bornozumun önünü açıp göğsümü ağzına yaklaştırdım. Sütün heyecanıyla bu sefer göğsümü avuçlarında sıkıştırıp hızla ucunu kaptı. Çok lezzetli bir yiyeceğe kavuşmuş gibi emerken gözleri arada zevkle kapanıyordu. Gülümseyerek izledim. Kafasındaki minik tüyleri - saç diyemiyorum çünkü çok az ve yumuşaklar - okşayarak bakışlarımı aşk yaşayan baba kıza çevirdim. Hamza Eslem'in başını avucuna yerleştirip yatar pozisyonda tutuyordu. Arada yüzünü göbeği ve boynu arasında gezdirerek Eslem'i güldürecek sesler çıkarıyordu.
"Bal mıymış bu kız? Nam nam nam... Şeker miymiş bu kız? Ham ham ham... Aman da babasının prensesi miymiş, güzelliği miymiş? Bu göbüşü babası yesin diye mi bırakmış? Hapur hupur yerim kız seni."
Hamza konuştukça Eslem kendinden geçmişcesine kıkır kıkır gülüyordu. Saatin gecenin bilmem kaçı olması hiçbirimizin umrunda değil gibiydi. Karnını doyuran Aslan göğsümü ağzından çıkarmış minik elleriyle göğsüme şap şap vuruyordu. Yatağa yatırıp Hamza'ya Aslan'a da bakmasını söyledim. Kıyafetlerimi alıp banyoda üstümü değiştirdim. Odaya döndüğümde Hamza Aslan'ı beşiğine yatırmıştı. Üstünü kontrol edip hala yatakta birbirlerine aşkla bakan baba kızın yanına yerleştim. Eslem sırt üstü yatarken Hamza başını eline yaslamış yan bir şekilde Eslem'in üstünden bakıyordu. Eslem ellerini kaldırıp Hamza'ya uzanmaya çalışınca Hamza eğildi. Ellerini sakallarına yerleştirip hızla çekiştiren Eslem'le Hamza neye uğradığını şaşırmıştı. Sakallarını ellerinden kurtarıp ovaladı. Sanırım acıtmıştı. Bu durum belli ki Eslem Hanım'ın hiç umrunda değildi. Babasının ilgisinin birazcık da olsa dağıldığını fark ettiğinden olsa gerek hemen bana doğru dönerek elini uzattı. Onun da acıkmış olduğunu bildiğim için hemen emzirmeye başladım. Emerken gözlerinin git gide kapanması ne kadar uykulu olduğunu belli ediyordu. Çok geçmeden uyuyan kızımı da beşiğine bıraktım. Beşiklerin başında kızımı ve oğlumu izlerken Hamza kollarını belime doladı. Burnunu boynumda gezdirirken elleri de arsızca vücudumda geziniyordu.
"Şimdi de kocanı doyurma vakti."
Kollarının arasında şaşkınca ona döndüğümde sanki az önce sevişen biz değilmişiz gibi benden daha şaşkın duruyordu.
"Ne? Az önceki fragmandı. Asıl film şimdi başlayacak."
Beni birden kucaklamasıyla kendimizi yatağımızda bulmuştuk. Bugün en huzurlu olduğum günlerden biriydi.
...
Yedi ay sonra...
Kocaman olmuş karnımla çocukların peşinde perişan oluyordum. Yaşını yaklaşık iki ay önce geçmiş olan ikizler yürümeye başlamalarıyla tam bir minik canavarlara dönüşmüşlerdi. Meryem ve anam her gün yanıma geliyorlardı. Meryem Umut'tan sonra bebek düşüncesine epey ara vermek istediği için bana bol bol dua ediyordu. Abim Meryem'i ara ara sıkıştırıp ikna etmeye çalışsa da henüz başarılı olamamıştı.
Meryem çay demleyip arka bahçedeki çardağa getirmişti. Çamurlu elleri, pislenmiş elbisesiyle - ne yazık ki kıyafet seçme işine erkenden başlamıştı kesinlikle elbiseden başka bir şey istemiyordu. - bize doğru koşan Eslem'i gördüğümde arkasından bir felaket sesi duyuyordum. Çok geçmeden çığlık çığlığa ağlayan Aslan'ın sesini duyduğumda zorlukla yerimden kalktım. Minik kızım pis ellerini çekinmeden kıyafetlerime sürerek bacaklarımın arkasından sarıldı. Elinde boyundan büyük sopayla çığlık atarak gelen Aslan'ın amacını görebiliyordum. Nasıl engelleyeceğimi bilememiştim. Yarım yamalak konuşmasıyla gülmemek için dudaklarımı ısırdım. Beni fark ettiğinde sopayı hırsla yere atıp "Anniii" diye ağlamaya başladı. Aslan'ın ağladığını gören Eslem arkamdan çıkıp koşarak yanına gitti. Kollarını sıkıca boynuna dolarken dengelerini kaybedip yere yuvarlandılar. Aslan ağlamayı bırakmamış aksine daha da şiddetlendirmişti. Karnımın baskısıyla elimi karnıma dayadım. Yavaş adımlarla yanlarına ilerledim. Yere oturup Aslan'ın gözyaşlarını sildim. Sakinleşene kadar sımsıkı sarıldım, saçlarını öptüm. Sakinleştikten sonra Eslem ve Aslan'ı öperek onları ne kadar sevdiğimi söyledim. İkisi de yanaklarımdan öperek sadece çok diyebildiler. Sonra hiçbir şey olmamış, o kadar ağlamamış, kavga etmemiş gibi el ele tutuşup uzaklaştılar. Çayları doldurmuş olan Meryem'in yanına kurulduğumda bana tekrar ve tekrar sabırlar dilemişti.
...
İyice karanlığa dönen havayla ikizlerin sesi daha yankılı gelmeye başlamıştı. Hamza'nın geldiğini düşünerek mutfaktan çıkıp dış kapıya yönlendirdim adımlarımı. Kapıyı açtığımda ikizleri kucağına almış kocamı gördüm. İçeri geçerken alnıma öpücük bıraktı. Sofrayı hazırlamak için mutfağa yöneldiğimde bir gariplik hissettim. Bebeğimin hareketleri birden kesilmiş aşağılarda çok büyük bir baskıya sebep olmuştu. İkizlerde yaşadığım paniği bu sefer yaşamamıştım. Derin nefes alarak odanın kapısına ilerledim.
"Kocacığım, panik yapma ama doğuruyorum galiba. Çocukları bizimkilere bırakıp gelir misin?"
Hamza başta anlayamasa da sonradan yüzünün rengi dahi atmıştı.
"Sakin ol çocuklar korkacak. Hadi aşkım çabuk ol, baskı artıyor."
Söylediklerimden sonra büyük bir coşkuyla çocuklara seslendi.
"Kimler anneanneyi özledi?"
Çocukların "Ben, ben" diye bağırarak zıplamasıyla ikisini birden kucakladı.
"Hadi bakalım anneanneye gidiyoruz."
Yanımdan geçerken alnımdan öptü.
"Çok hızlı geleceğim bir tanem. Sakin ol ve bir yere otur. Panik yapma lütfen."
Başımı sallayarak onayladım. Henüz ağrı hissetmesem de çok yakında hissedeceğime emindim.
...
Hamza ve çocuklar çıkalı yaklaşık beş dakika olmadan ilk şiddetli sancıyı hissetmiştim. Hamza tahminen on dakika içinde burada olurdu. Sedirin köşesine yastığı dayayıp bacaklarımı dizlerimden kırarak oturdum. Aşağılardaki baskı o kadar yoğundu ki sancım takip etmek aklıma bile gelmemişti. Ancak tekrar gelen sancıyla sancımın çok çabuk kısa aralıklara düştüğünü fark ettim. Başımı geriye atarak ellerimi karnıma koydum. Derin nefesler alarak sancımı en aza indirmeye çalışıyordum. Bacaklarımın kasılmasıyla karnıma doğru çektim. Ağrım dayanılmaz boyuta gelince korkmaya başlamıştım.
"Hamzaa!"
Sesimi kısık tutmaya çalışsam da başaramamıştım. Hamza'yı istiyordum. Çok korkuyordum. Gözyaşlarım akmaya başladığında kapı gürültüyle açıldı. Hamza'nın telaşlı sesini duydum.
"Zeynep!"
Hızla odaya girdi halimi görünce yanıma gelip alnımda biriken terleri sildi.
"Hadi yavrum doğrul da gidelim hastaneye."
"Kalkamam, çok zor durumdayım şu an." ağlayarak kurduğum cümleden sonra beni kucağına aldı. O anda gelen suyum çok geç kaldığımızı işaret ediyordu. Hamza daha panik olurken telefonu çıkarıp birini aradı. Neler konuştuklarını dinleyemeyecek kadar kötüydüm. Hamza tekrar beni bırakıp dışarı çıktı. Arkasından ağlayarak bağırıyordum.
"Hamza ne olur gitme!"
İçeri girdiğinde Meryem de yanındaydı. Abimle birlikte dışarıda beklediklerini söyledi.
"Meryem gidip çarşaf ve havlu bulabilir misin? Biraz da sıcak su sanırım. Ebe yola çıktı yetişemezse biz yaptıracağız."
Hamza'nın telefonu tekrar çaldığında ben hala ağlayarak derin nefesler almaya çalışıyordum.
"Tamam ebe hanım. Hoparlöre verdim şimdi."
O sırada Meryem elinde havlu ve çarşaflarla içeri geldi. Hemen Hamza'nın yardımıyla çarşaflardan biri altıma serildi. Bacaklarımı bükerek dik pozisyona getirdi.
"Hamza şimdi sakin ol oğlum. Kontrol etmen lazım ne kadar açılmış. İşaret ve orta parmağını içeri sokup bakmalısın. Oldukça ileri itmeye çalış. Orada bir açıklık olacak parmaklarını açarak yokla genişliğini tarif et bana. Bu çok önemli. Duydun mu beni?"
Hamza gözlerini birkaç kez kırpıştırarak derin nefes aldı.
"Duydum. Başlıyorum."
Parmaklarını hissettiğimde nedense bir utanç dalgası almıştı beni.
"Ebe hanım açıklık falan yok burada. Sert tamamen."
"Nasıl yani Hamza? İmkansız bu, yavaşça yeniden dene."
"Ebe hanım sert ve tüylü bir şey. Laannnn! Bebek mi bu?!"
Hamza'nın tepkisiyle rengim atmıştı. Ebe gelmeden nasıl doğururum bilmiyordum. Meryem destek olmak ister gibi ellerimi tutuyor, terleyen alnımı siliyordu.
"Tamam Hamza, sakin ol. Zeynep beni duyuyor musun?"
Dişlerimi sıkarak sancımın arasında olumlu yanıt verdim.
"Sen de sakin oluyorsun, ben yaklaştım ama yetişemeyeceğim sanırım. Bebeği doğurman lazım. Hadi Hamza'ya yardım et."
"Yapamam!" Çığlığımı bastıracak kadar kuvvetli bir sesle yanıtladı beni.
"Yapacaksın! Hadi sancın geldikçe ıkın. Çok güçlü ıkınman lazım."
Hamza'nın telaşlı yüzü beni kendime getirdi, evlatlarımı düşündüm. Derin nefesler aldım. Sancım geldiğinde güçlü ıkındım. Yeterli gelmediğinde ikinci bir ıkınma bıraktım.
"Başı çıktı! Allah'ım ne yapacağım?! Ebe hanım?!"
"Çok güzel. Hadi Zeynep bir kere daha ıkın ama bu sefer en güçlüsü olsun. Hamza sen de başını destekle bebeğinin. Zeynep'e yardım et. Hadi."
Tekrar ıkındığımda başarmıştım.
"Omuzları da çıktı. Doktor Hanım çabuk gelin."
"Hamza bebeğini çekip al, kordonunu gelince keseceğim, annenin göğsüne koyun."
Hamza yavrumu çekip aldığında pis olmasını umursamadan kucakladı. Elleri titriyordu, yüzü bembeyazdı.
"Hoş geldin Bade'm. Hoş geldin babacığım."
Meryem Hamza'dan bebeğimi alıp havluyla temizledi. Göğsümü çıplak bırakıp ağlayan bebeğimi yerleştirdi. Üstümüze gelecek şekilde örttü. Hamza sıcak suya bastırdığı havluyla bacaklarımın arasını temizledi. Meryem bizi yalnız bırakmak istediği için dışarı çıktı. Hamza saçlarımdan alnımdan öptü.
"Çok şükür Zeynebim. Çok korktum ama çok şükür."
Ağlayarak konuşması beni de ağlattı. Kapıdan ses geldiğinde ebe hanım çantasıyla içeri girdi. Eldivenlerini giyip göbek bağını kesti. Bebeğin bir sıkıntısı olmadığını söyleyerek beni muayene etti. Küçük bir yırtık olduğunu ve dikmeye gerek kalmadan iyileşeceğini söyledi. Yine de doktor kontrolüne gitmemizi söyleyerek evden ayrıldı.
....
Gecenin bir vakti ağlama sesiyle gözümü açtığımda yarı aydınlık odayla karşılaştım. Sesin sahibini ararken başını ellerinin arasına almış ağlayan kocamı görmek içimi burktu. Dikişim olmadığı için ikizlerdeki kadar zorlanmıyordum. Yavaşça kalktığımda bile fark etmedi. Başını ellerinden kurtarıp dizlerine oturdum. Sıkıca sarıldım.
"Çok zor bir doğumdu. Nasıl dayandın Zeynep? Kızım ellerime doğdu, mutlu olmam gerekirken o halin gözümden gitmiyor."
"Şşş... Bak ben iyiyim. Kızımız iyi. Ağrım sızım yok. Doğum anında gerekli olan o ağrıydı. Yavrumuza kavuşmamız için o gerekliydi. Ağlama lütfen. Sen mükemmel bir eş ve mükemmel bir babasın. Seni çok seviyoruz."
Sıkıca sarılarak dudaklarımı öptü.
....
Yıllar sonra...
Mutfakta hazırlık yaparken arkamda kıkırdayan kızlara ters bakışlar atmakla meşguldüm. Beni umursamadan kıkırdayıp fısıldaşmaya devam ettiklerinde elimde oklavayla arkamı döndüm.
"Bana bakın eğer biraz daha gülerseniz sizi bununla döverim. Hadi işlerin başına! Aslan'ım gelecek siz hala lak lak peşindesiniz. Hem Ertuğrul nerede? Yine nerede geziyor bu çocuk."
"Ayy tamam anne. Ne kıymetli oğlun varmış. On çeşit yemek yapmasan ne olurdu. İki gündür halimiz kalmadı." dedi Bade.
"Ertuğrul dayımın yanına gitti Derya'yı kızdırmış gene. Seyit amca da dayıma şikayet etmiş." diye diğer sorumu yanıtlamıştı Eslem de.
"Asker ocağından geliyor benim oğlum. Siz özlemediniz sanki? Hadi çok konuşmayın."
Daha söylenmeye devam edecekken içeri giren Hamza'yla sustum. Kızlar birbirini dürterek sessiz sessiz gülmeye devam etmişlerdi. Sabah Hamza beni sıkıştırırken yakaladıkları için sabahtan beri gülmeleri fısıldaşmaları bitmemişti. Kızlara aldırmadan arkamdan belime sarılıp boynuma öpücükler kondurdu. Göz ucuyla bizi izleyen kızlara bakıp dirseğimi karnına geçirdim.
"Kudurma Hamza, uzaklaş. Kızlar bakıyor." diye kısık sesle söylendim.
"Kızlar, hadi bakayım siz gidin dinlenin. Ben annenize yardım ederim."
Gözlerimi belerterek Hamza'ya baksam da benden yana hiç bakmadı. Mutfak lavabosunda ellerini yıkayarak koşar adım çıkan kızların arkasından Hamza'ya onaylamaz bakışlar attım. Tekrar gelip sarıldığında yine itmiştim. Ama bana mısın demedi.
"Kız rahat dur özledim seni. Daha bitmedi mi şu hastalığın?"
"Bitti, şimdi uzak dur. Oğlan da gelecek. Kızlara da rezil ettin beni. Kudurma akşam akşam."
Çevirip dudaklarımı öptü.
"O zaman gece rahat bırakmam diyeyim şimdiden."
"Tamam başımın belası tamam hadi."
Hamza'yı da kovalamamdan sonra kahkahalar atarak mutfaktan çıkmıştı. Açılan dış kapıyla Ertuğrul'un geldiğini düşünerek söylenmeye başladım.
"Sıpa! Ne yaptın yine kıza?! Ben döveceğim seni!"
Gelmeyen sesle arkamı döndüğümde Aslan'ımı gördüm. Daha gelmesine birkaç saat var zannederken karşımda görmemle ne yapacağımı şaşırdım. Gözümde yaşlarla Aslan'ı kucakladığımda mis gibi evlat kokusuyla gözlerimi kapattım.
"Oy annem, kurban olduğum. Hoş geldin gözümün nuru. Dur bakayım sana. Oy kocaman olmuşsun yavrum."
"Hoş buldum annem. Şükür kavuşturana."
"Lan sıpa!"
Hamza'nın sesiyle Aslan arkama geçip kollarını sıkıca bana sardı.
"Karımı bırak evlat!"
"Kızmayacağına söz ver öyle karını bırakırım."
Anlamaz gözlerle kocamın ve oğlumun atışmasını izlerken Hamza bize doğru hareketlenince Aslan tarafından daha sıkı sarıldım.
"Tamam kızmayacağım bırak karımı."
Aslan babasına nispet yapar gibi kocaman öpücük bıraktı yanaklarıma. Beni bıraktığı gibi koşarak mutfaktan çıktı. Hamza tarafından sarıldım bu sefer de.
"Hanım, bu sıpa evlenip gelmiş. Var mı üç beş çeyiz?"