Altı ay sonra...
Zeynep
Hamileliğimin sekizinci ayı bitmişti. Bebeklerimize kavuşmamız için bir aydan az bir süre kalmışken ağrılarım iyice artmıştı. Doktorumun tavsiyesine uyup beslenmeme dikkat ettiğim için şu an sadece on iki kilo fazlam vardı. Ama kısa olan boyum sayesinde kendimi top gibi hissediyordum. İkiz bebek olmasından dolayı karnım kocamandı. Her an çatlayacakmışım gibi geliyordu. Bel ağrım ve sırt ağrım çekilmeyecek derecede kötüydü. Karnımın her yanı - her ne kadar krem ve yağlar kullansam da - çatlamıştı. İlk dört ayım kusma ve bulantıyla geçtiği için bir şey anlayamamıştım. Bizim nazlı bebekler cinsiyetini beşinci ayda göstermiş hızlıca hazırlıkları tamamlamıştık. Erken davranmamız çok iyi olmuştu. Çünkü altıncı ayı bitirmeden ağrılarım başlamış uyuyamaz hareket edemez olmuştum. En büyük destekçim tabi ki Hamza'ydı. Her işime yardım ediyordu. Ağrılarım dinsin diye masaj yapıyordu. Yorgun gelmesini umursamadan şişmiş ayaklarımı ovar, karnımı öpüp ikizlerle konuşurdu.
Biz hala isimlerine karar verememiştik. Biri kız biri erkek olan bebeklerimize ben Ali ve Ela ismini önermiştim ama Hamza'nın içine sinmemişti. Sanırım doğurana kadar bir karara varmamız güçtü.
...
Mutfakta Hamza'nın sevdiği yemeği hazırlarken bir elim belimdeydi. Dünkü kontrolden sonra doktorumuz her an hazırlıklı olmamız gerektiğini söylemişti. Hastane çantalarımızı kapının kenarına koymuş, arabanın yakıtını tamamen doldurmuştuk. Pişmiş olan yemeğin altını kapatırken hapşırmamla birlikte bir ıslaklık hissettim. Son aylarda ne yazık ki bu durumu çok sık yaşar olmuştum. Başta beni çok utandıran bu durum artık sadece güldürüyordu. Odamıza gidip dolaptan kıyafetlerimi aldım. Banyoya girip bir duş almak istedim. Hamza'nın her ne kadar o evde değilken banyoya girmemem konusundaki uyarıları olsa da kendimi pis hissediyordum. Banyoya girip üstümdekileri bir bir çıkarırken açılan kapıyla yerimde sıçradım.
"Yakaladım seni. Ben sana demedim mi ben evde değilken girme şuraya. Allah korusun düşsen kalsan ne olacak?"
Bağırmayan ama kızgın sesiyle gözlerim dolmuştu. Hamileliğin getirdiği en kötü özelliklerden birisi de buydu sanırım. Yanıma adımlarken Hamza da üstünü soyundu. Yüzümü kocaman avuçlarının içine alıp yüzümün her yanını öptü.
"Sana, size bir şey olacak diye korkuyorum hatun. Doldurma gözlerini."
Son kez öpüp bir şey demeden beni yıkamaya başladı. Karnımın alt kısmından başlayan keskin bir ağrıyla iki büklüm oldum. Hamza halimi görünce panikledi. Ağrının şiddeti artarken bacaklarımın arasından akan kanlı suyla rengim kaçtı. Ellerim titremeye başlamışken Hamza gayet soğukkanlı bir şekilde beni banyodan çıkarıp kuruladı. İç çamaşırıma pedimi takıp giydirdi. Boydan bol elbisemi de üstüme giydirip saçlarımı topladı. Ben hala korkudan titriyordum. Ara ara gelen ağrıyı derin nefeslerle karşılayıp Hamza'yı sakin tutmaya çalışıyordum. Hamza diye fısıldadığımda önüme geçip dizlerimin önünde oturdu. Ellerimi avuçlarının içine aldı.
"Ağrın ne sıklıkla geliyor bir hesaplayalım. Hazırsın zaten. Doktorun dediği gibi her ağrıda derin nefes al ver."
Başımı salladım. Gelen ağrıyla elimi karnımın üstüne koyup derin derin nefes aldım. Hamza saatine bakarken ağrım geçmişti. Hamza'nın bu kadar soğukkanlı olması benim yararımaydı. Diğer ağrının gelmesiyle Hamza'ya baktım. Saatini kontrol etti.
"Yavrum yaklaşık yirmi dakikada bir şu an. Hemen çıkalım."
Belimden destek olup kaldırdı. Arabaya binerken abimi arayıp durumu haber verdi. Onlar da hemen hazırlanıp arkamızdan yola çıkacaklardı.
...
Hastaneye geldiğimizde ağrılarımın sıklığı yaklaşık beş dakikada bire düşmüştü. Çok hızlı artan ağrımla korksam da bunun aslında iyi bir şey olduğunun farkındaydım. Yolda doktoruma da haber verdiğimiz için kapıda hemşirelerle birlikte bekliyordu. Arabadan Hamza'nın yardımıyla inip tekerlekli sandalyeye oturdum. Doğumhaneye giderken Hamza doktora içeri girmek istediğini söylüyordu.
"Hayır bizi kapıda bekle. Geleceğiz."
Zor bela kurduğum cümleden sonra hiç istemese de anlayışla başını salladı. Doğumhaneye alınıp gerekli kontroller yapıldıktan sonra her şeyin çok iyi gittiğini öğrenmiştim doktorumdan. Bebeklerden ilki kanala yerleşmiş doğmak için beni bekliyordu. Alındığım çatalda sancı geldiğinde doktorumun yönlendirmesiyle ıkındım. Üç seferin sonunda doktorumun yardımıyla bebeğim doğmuştu. Bir hemşire bebeğimi koynuma koyup koklamama izin verdi. Dünyanın en güzel kokusuydu sanırım. Hemşire bebeğimi alıp temizleyip giydirirken yine başlayan sancılarımla doktorum sayesinde diğer bebeğimi de doğurdum. Onu da koklatıp giydirmek için aldıklarında yorgun düşmüştüm. Ikınmaktan ter içinde kalmıştım. Boğazım acıyor gözlerim yanıyordu. Küçük bir kesiğim olduğu için doktorum dikerken iki hemşire - sanıyorum ki stajyerdiler yaşları küçük duruyordu - bebeklerimi kucaklamış getirmişlerdi. Dikişim bitip ayağa kaldırıldığımda yine tekerlekli sandalyeye oturdum. Azıcık acım olsa da iki koluma yerleştirilen bebeklerimle unutmuştum. Doğumhanenin kapısından çıktığımızda Hamza ve ailemi görünce tuttuğum gözyaşlarımı bıraktım. Hamza aramızdaki üç adımı koşarak gelip önümde durdu. Tahminime göre kanlanmış olan gözlerime bakıp dudaklarını alnıma bastırdı. İki yavrumuzun da boynuna burnunu dayayıp kokladı. Hemşirenin yönlendirmesiyle odaya geçtik. Anam ve Meryem'le ağlama faslımız devam etti. Kapıdan başını uzatan abim müsait olup olmadığımı sordu. Sonrasında babamla içeri girdiler. Babam gözlerinden akan yaşlarla bana sarıldı bebeklerimi kucakladı. Odaya giren hemşire Hamza hariç herkesin çıkmasını istedi. Hamza'ya da direktifler verip bebekleri nasıl emzireceğimi gösterdi. Hamza'nın da yardımıyla bebeklerimin karnını doyurmuştum. Anamlar yine odaya girdiklerinde oğlum benim kucağımda kızım da babasının kucağında gazını çıkarmaya çalışıyorduk. İki küçük geğirme sesinden sonra mutlulukla gülümseyip yerlerine yatırdık. Gece anam kalmak istese de Hamza kalmak için çok ısrarcı oldu. Meryem'in sorusu unuttuğumuz şeyi hatırlatmıştı.
"Ee bu miniklerin isimleri ne olacak şimdi?"
...
Yapılan kontrollerden sonra taburcu işlemlerimiz yapıldı. Eve döndüğümüzde anamlar de kapıda karşılamışlardı bizi. Hep birlikte içeri girdiğimizde Meryem Umut'u abime verip mutfağa yemek hazırlamaya gitmişti. Anamın içeri hazırladığı yatağa oturup bebekleri küçük anne yanı beşiklerine yatırdım. Hamza yüzündeki kocaman gülümsemeyle bebeklerimizi izliyordu.
"Hamza, hadi bebeklerimizin isimlerini koy." dedim. Daha önce karar verememiş olsak da içinden geçen isimler olduğunu tahmin ediyordum. Gözlerimin içine bakıp,
"İkisinin ismini de mi ben koyayım?" dedi. Başımı sallayarak onayladım. Yavaşça yerinden doğruldu. Oğlumuzu kucağına aldı. Kulağına ezan okudu. Sonra üç kere fısıldadı.
"Senin adın Aslan."
Kızımızı da kucağına aldığında başını öpüp kulağına ezan okudu. Aynı oğlumda olduğu gibi üç kere tekrarladı.
"Senin adın Eslem."