İçeriğe geç

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 31 · 5 dk okuma

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 31

31. Bölüm

Zeynep

Geçmez dediğimiz günler geçiyor, bitmez dediğimiz acılar hafifliyordu. Hayata bir şekilde devam ediyorduk.

Evliliğimizin ilk yılı bitmişti. Hayatımızın en zor yılını birlikte atlatmaya çalışmıştık. Çok ağladık, sabrımızın sonuna geldik dediğimiz anlarda bile birbirimizde soluklanmıştık. Dağ gibi kocam her gece kollarımda ağlamıştı. Uzunca bir süre sevişmedik hatta konuşamadık bile. Yükümüz yüreğimize ağır geliyordu. Bu dönemde bize en iyi gelen şey tabi ki minik Umut'tu. Kocaman tatlı mı tatlı bir çocuk olmuştu. Hamza her akşam tarladan dönerken alıyor, yemekten sonra götürüp annesine emanet ediyordu. Bir tek Umut varken bu kadar gülüyordu. Gülüşleri hep yarımdı. Hamza'nın bu hali çok üzgün olan beni daha da üzüyor gece gündüz ağlamama sebep oluyordu. Zaten zayıftım ama uzunca bir süredir devam eden bu halimiz yüzünden daha çok zayıflamıştım. Kıyafetlerim bol geliyor, giydiğim hiçbir şey yakışmıyordu.

Evlendiğimiz gece haricinde hiç korunmamış olmamıza rağmen hala bebeğimiz olmamıştı. İster istemez üzülüyordum. Hamza bu güne kadar hiç dile getirmemişti bu mevzuyu. O gece yaşanan olaydan sonra iyice anlamıştık ki veren de alan da Allah'tı.

Hayatımızın en korkunç gecesini sekiz ay önce yaşadığımızı zannederken daha korkunç bir günün geleceğini hiçbir zaman düşünmemiştim.

8 Ay Önce....

Fatma anayı kanlar içinde sedyede yatarken gördüğümüzde hepimizde peydahlanan şaşkınlık çok geçmeden büyük bir yangına dönmüştü içimizde. Birkaç gündür huzursuz olan Fatma ans komşunun oğlundan rica minnetle kendisini köye getirmesini istemiş. Namazı kılıp çıktıkları yolda virajı alamadan bir kamyonla birbirine girmişler. Gördüğümüz görüntünün verdiği acıyla Hamza yerinden nasıl fırladı anlayamadım bile. Acil ameliyata alınan Fatma ana iki gün yoğun bakımda uyutuldu. Verdikleri ilaçları kesip uyanması sağlandı. Hasar konusunda emin olmak için tetkikler yapıldı. Doktorun ümitsiz sesi dağ gibi kocamı çocuklar gibi ağlattı. Elden hiçbir şey gelmeyeceğini hatta uyutmayacaklarını söyleyen doktor her an kötü habere hazırlıklı olmamız gerektiğini söylemişti. Belki de son kez girip görmemize izin verdiğinde Hamza'yla hazırlanıp yoğun bakıma girmiştik. İki gün gibi bir sürede insan ne kadar zayıflar diye düşünürken Fatma ana adeta çocuk kadar kalmış bedeni solgun yüzüyle melek gibi uyuyordu. Başı sargılıydı, yüzünün bir tarafı morarmış, elleri soyulmuştu. Çıplak bedeni göğsüne kadar ince bir örtüyle örtülmüştü. Örtünün altından ince kablolar görünüyordu. Yüzündeki maske nefes almasına yardımcı oluyordu. Onu öyle görünce gözyaşlarımız şiddetlendi. Hamza usulca yanına oturup elini ellerinin arasına aldı. Acıtmaktan korkarcasına öptü kokladı. O an Fatma ana gözlerini açtı.

"Oğlum..." dedi incecik ama feryat eder gibi bir sesle.

"Kurban olduğum..."

"Ağlamayın oğlum, seni gördüm sizi gördüm ya gözlerim açık gitmem artık. Zamanım gelmiş bilirim. Baban bekler beni. Al karını da çık hadi, bana hakkınızı helal edin. Sizde varsa hakkım helal hoş olsun."

Ağlamalarımız daha da şiddetlendi. Eğildim öptüm yanaklarından.

" Böyle konuşma kurban olduğum, yoktur hakkım ama varsa da helal olsun."

Hamza ağlamaktan konuşamıyordu. Sarıldı öptü kokladı. Fısıldayarak bir şeyler söyledi. Duyamadım, duymak bile istemedim. Çok acı verici bir andı. Fatma ana kendisini zorlayarak yine bizi göndermek istedi. Hamza ısrarla çıkmamak için direndi. Fatma ana da pes etti. Derin bir nefes aldı. Son kez gözlerimizin içine baktı. Veda etti. O an anlayamadık ama dilinden dökülen sözü tamamlayamadığında her şey bitmişti. Annesinin sözünü Hamza tamamladı.

"Eşhedü en la ilahe illallah..."

"Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü."

.....

Mutfakta yemek hazırlarken aklıma düşmüştü sekiz ayda yaşadıklarımız. Hüzünle iç çekerken yemeklere devam ettim. Pişen eti kontrol etmek için kapağını açtığımda burnuma gelen kokuyla istemsizce midem bulandı. Mutfaktaki pencereyi açarken kokunun dışarı çıkmasını bekledim ama koku kaybolmak yerine daha da keskinleşti. Midemdeki sıvı git gide yükseldiğinde kendimi zorlukla lavaboya attım. Elimi yüzümü yıkayıp mutfağa adımladım. O an kapı çaldığında oraya yöneldim. Kapıda Meryem kucağında da minik Umut vardı. İçeri buyur ettim.

"Sen geç ben geliyorum. Şu eti dökeceğim. Ziyan oldu valla kokmuş meğer."

Mutfağa giderken Meryem'i içeri gönderdim. Ama Meryem de arkamdan mutfağa girdi. Etin olduğu tencereyi dökeceğim sırada Meryem yaklaşıp kokladı. Yetmedi çekmeceden bir çatal aldı ete saplayıp ağzına attı.

"Yok kız ne kokması, mis gibi et işte. Çok da güzel pişmiş."

Buruşturduğum, her an kusacak gibi duran yüzüme baktığında gözlerini kocaman açıp çığırdı.

"Kız sen...! Yoksa sen?! Aman Allah'ım! Zeynep sen hamile olmayasın?!"

Sesiyle korkan Umut ağlamaya başladı. Elimdeki tencereyi tekrar ocağa koyup kapağını kapattım. Meryem Umut'u sakinleştirmeye çalışırken bir yandan da tepkisiz yüzüme bakıyordu. Sonunda dayanamayıp kolumu çimdirdi.

"Kız sana diyorum. Bebiş geliyor olmasın?"

"Olamaz Meryem."

"Neden olmasın? Siz şey etmiyor musunuz?"

Utançtan yüzüm kızardı.

"Yok ondan değil. Etmesine ediyoruz ama bir yılı devireli çok oldu. En başından beri deniyoruz olmuyor. Bir sorun var sanırım. Şimdi böyle kendi kendine çok zor sanki. Bilmiyorum."

Meryem elimden tutup diğer odaya götürdü.

"Bak gülüm, her an pat diye olacak hali yok ya. Bunun bir günü var vakti saati var. Allah ne zaman nasip ederse o zaman olur. Bir de ayın her günü doğurgan değilsin ya sen. Her neyse şimdi söyle bakalım en son ne zaman adet oldun sen?"

Düşündüm bir süre. Sonra gözlerimi büyüttüm. En son olan reglimde 2 gün azıcık kanamam olmuştu. O günden bu güne yaklaşık olarak kırk beş gün geçmişti. Yani bu durumda on beş günlük bir gecikme söz konusuydu. Yüzümü dikkatle bana bakan Meryem'e çevirdim.

"Yaklaşık kırk beş gün önce."

Heyecanla yerinden fırladı.

"Dur eve gidip geleceğim hemen. Geçen ay şüphem var diye test aldırmıştım abine ama kullanmaya gerek kalmamıştı. Hemen sen yap."

Dur gitme, diyemeden Umut'u kucağıma bırakıp fırladı. Umut kucağımda odanın içinde oradan oraya gezerken içimden dualar ediyordum. Çok geçmeden kapı çaldığında heyecanla açtım. Meryem elinde küçük bir poşetle içeri girdi.

"Hadi git yap, çok heyecanlandım."

Elimdekine korkuyla bakıyordum.

"Meryem yanlış anlamazsan Hamza evdeyken yapayım. Böyle bir şey varsa eğer tepkilerimi ilk o görsün istiyorum."

Anlayışla gülümsedi. Elimdeki küçük kutuyu banyoya bıraktım. Abime de haber verip yemeğe kalmaları için ikna ettim.

Yemekler yenilip çaylar içildiğinde Hamza Umut'la yerde oyun oynuyordu. İyice yorulan Umut binbir zorlukla Hamza'dan kurtulup annesine emekledi. Meryem kucağına aldığında başını göğsüne yaslayıp uykusunun geldiğini belli etti. Abim ve Meryem kalktılar. Kapıdan uğurladık. Kapıyı kapatır kapatmaz Hamza belime kollarını doladı. Burnunu boynuma sürterek konuştu.

"Seni çok özledim karıcığım."

Test aklıma geldiğinde heyecanla yutkundum. Odamıza geçtiğimizde Hamza'yı yatağa gönderip geceliğimi aldım. Hemen geleceğimi beklemesi gerektiğini söyleyip banyoya gittim. Geceliği kirli sepetinin üstüne bırakıp testin olduğu kutuyu elime aldım. Arkasını okuyup nasıl yapmam gerektiğine baktım. Hamza sabırsızlanıp içeri dalmadan yapmam gerekiyordu.

....

Banyodan elimdeki peçeteye sarılı testle çıktığımda rengim bembeyazdı. Hamza üstüme bakıp yerinde doğruldu.

"Giyinmemişsin karıc..."

Cümlesini tamamlayamadan yüzümdeki ifadeyi ve soluk tenimi fark etmiş olacak ki yerinden hızla kalktı. Yüzümü avuçlarının arasına aldı.

"Yavrum ne oldu sana?"

Gözümden irice bir damla düşerken elimi yukarı kaldırdım. Peçetenin içindeki teste baktığında sarılıp yüzümü göğsüne kapattı. Saçlarımı öptü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.