Zeynep
Bir ay sonra...
Evliliğimizin üstünden bir ay geçmişti bile. Bu süreçte her şey o kadar güzel gitmişti ki kendi kendime nazar edeceğimden korktum. Hamza bir haftanın ardından tamamen iyileşmiş işlerin başına dönmüştü. Fatma ana sessiz bir kadındı. Yaptığım işleri, yemekleri her zaman - becerememiş olsam bile - takdir edip hiç kalbimi kırmamıştı. Evliliğimizi kutlamak, Hamza'ya geçmiş olsun demek için ziyarete gelen bir sürü akrabamız olmuştu. Gündüzleri mutfaktan geceleri Hamza'nın koynundan çıkamıyordum. İlk gecemizden sonra uzun uzun konuşmuştuk. Ben bebek için biraz erken olduğunu savunsam da Hamza bebek için yanıp tutuşuyordu. Gözlerinde gördüğüm istek kalbimin yerinden çıkmak istercesine atmasını sağlamıştı. O heyecanı benim de kalbime yerleştirdiğinde artık sevişmelerimiz daha heyecanlı ve tutkulu olmaya başlamıştı. Düğünden iki hafta sonra regl dönemimin başlaması Hamza'yı isyana sürükledi. Sevişmeden geçirdiğimiz beş gün sanki eziyetmiş gibi yüzü bir çocuk gibi hep asıktı.
Hamza'nın dün gece yine neredeyse sabaha kadar beni uyutmaması yüzünden halsiz ve uykusuzdum. Kahvaltıdan sonra Fatma ana odasına çekilmişti. Hamza'yı da işe uğurladıktan sonra mutfaktaki işlerimi halledip içeride sedire biraz uzandım. Gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum. Uykuyla uyanıklık arasındaki o kısımda kapıdaki hareketlilik uykumu dağıttı. Fatma anayı görünce toparladım hemen.
"Çay yapayım mı ana, içer miyiz?"
"Olur kızım, yaparsan içeriz."
...
Çay yaparken dolaptaki sütü görünce kek canım istedi. Malzemeleri kontrol ettim. Her şey eksiksiz olunca hemen kek çırptım. Çay demini alana kadar pişerdi büyük ihtimalle. Saate bakıp odaya döndüm. Yerime yerleşemeden kapı çaldı. Kapıda anam ve Meryem'i görünce mutlulukla gülümsedim. İçeri buyur ettim. Ellerinde torbalarla içeri geçtiler. Fatma anayla anam sarılıp selamlaşırken Meryem elini öptü, bana sarıldı.
"Ay ne iyi ettiniz de geldiniz dünürüm."
"Bir kaç parça bir şey aldık da eve geçmeden gelelim soluklanalım dedik. Özledik sizleri, hem görmüş oluruz dedik."
"Çok iyi yapmışsınız anacığım. Ben de şimdi çay demlemiştim."
Hem kek pişti mi diye kontrol etmek hem de bardakları hazırlamak için mutfağa geçince Meryem de peşimden geldi. Kalp atışını duyamadıkları günden sonra Meryem ne kadar üzgün olsa da moralini hep yüksek tutmuştu. Geçen hafta doktora gittiklerinde minik mucizenin hem kendisini görmüşler hem kalp atışını duymuşlardı. Bu haber hepimizi çok mutlu etmişti.
Kekin pişmesine az kalmıştı. Çay bardaklarını tepsiye dizerken Meryem bir sandalye çekip oturmuştu.
"Kız bu ne hal? Çok solgunsun."
"Gece uyku tutmadı döndüm durdum. Şimdi de hortlak gibi geziyorum böyle."
"Hasta falan mısın? Allah korusun."
"Yok değilim de herhalde sıcaklardan uyuyamadım."
Anlayışla başını salladı ama yüzünde beni inceler bir ifadesi vardı.
"Zeynep yoksa hamile misin? İhtimal var mı?"
"Sanırım hamile değilim Meryem. Zaten yeni bitti."
Tekrar başını salladı. Sonrasında keki fırından alıp dilimledim. Çayları servis ettim. İçeri geçtiğimizde anam ve Fatma ana torbalardan ipleri çıkarmışlar konuşuyorlardı. Annem aldığı renkli iplerle Meryem'in bebeği ve benim henüz ihtimali bile olmayan bebeğim için öreceklerini anlatıyordu.
Fatma ananın, "Yakında Zeynep'ten de güzel haberi alırız inşallah." demesiyle yerimde utançla kıpırdandım. Aynı evin içinde her gece seslerimizi duyuyorsa büyük rezil olmuştuk. Anam de iç çekip inşallah dedi. Meryem'le göz göze geldiğimizde gülmemek için kendini tutuyordu.
İçilen çayların, yenilen keklerin ardından anam ve Meryem gitmek için kalktılar. Onları yolculayıp mutfağa geçtim. Dolabı inceleyip yemek için gerekli olanları çıkardım. Yemeklerin pişmesine yakın belimde dolanan kollarla yerimde sıçradım. Hamza başını boynuma yerleştirip birkaç öpücük bıraktı. Keyifle gülümsedim. Kollarının arasında dönüp kollarımı boynuna doladım. Parmak uçlarımda dururken Hamza belimden kaldırıp destek oldu.
"Hoş geldin kocacığım." dedim cilveyle.
Elleri belimden kalçama doğru kaydı.
"Hoş buldum karıcığım."
Cümlesini bitirir bitirmez dudaklarıma kapandı. Omzundan itip öpücüğü sonlandırdım. Birkaç sefer Fatma anaya yakalanmış olmamız artık tedbiri elden bırakmamız gerektiğini fazlasıyla belli ediyordu.
Hamza'yı içeri gönderip hızlıca sofrayı kurdum. Seslendiğimde gelip oturdular ama ikisinin de yüzü sirke satıyordu. Sessizce anlatmalarını bekledim. O arada yemekleri servis ettim. Sonunda Hamza dayanamayıp söze girdi.
"Bak ana kalbini kırmak istemiyorum ama unut onu. Yanımızda rahat değil misin? Ne demek teyzemin yanına yerleşmek?"
Şaşkınlıkla açılan gözlerimle Fatma anaya baktım.
"Rahatım oğlum. Rahat olmamaktan değil ki. Evlendiğinde teyzenin yanına yerleşirim diye düşünüyordum zaten. Hayırsız adam kadını bıraktı gitti. Dedenden kalan evde tek başına senelerdir yaşıyor. Senin de yoldaşın var artık. İki kardeş kalan ömrümüzü birbirimize destek olup geçiririz. Hem uzak sanki bin arabana yarım saatte oradasın."
Gözlerim Hamza'yı bulduğunda öfkeyle ama öfkesini belli etmemeye çalışarak anasına bakıyordu.
"Unut ana. İki gün sonra torunun olursa özlemez misin?"
"Deli oğlan nasıl özlemem? Gelip görürüm sık sık. Siz de getirirsiniz."
Bugün ikinci kere açılan bebek konusu rahatsız etmişti beni. Ana oğul arasına girmeyerek sessizce dinledim. Hamza ağzının içinde söylene söylene yemeğini yedi. Hafta sonları bize gelip kalma şartıyla anasının teyzesinin yanına gitmesini kabullendi.
Gece olup odamıza geçtiğimizde Hamza'nın canı çok sıkkındı. Adet dönemim hariç ilk defa sevişmeden uyuduk.
Sabah olduğunda Hamza'nın kollarının arasındaydım. Çıplak göğsünden öpüp kollarının arasından çıktım. Ellerimi yüzümü yıkayıp saçlarımı topladım. Üstümü değiştirirken gelen izlenme hissiyle başımı yatağa çevirdim. Hamza gözlerinde birer kor taşıyormuşçasına tutkuyla beni izliyordu. Başımı ona çevirince yatağın boş kısmına eliyle vurdu. Kıyafetlerimi giymeyip çamaşır takımımla yanına adımladım. Yatağa yaklaştığımda belimden kavrayıp altına aldı.
"Dün geceyi şimdi telafi etmeliyiz bence."
Dudaklarıma kapandı. Öpüşüne karşılık verdikçe arsız elleri vücudumda geziniyordu. Kahvaltı saatinin geldiğini dolayısıyla Fatma ananın uyandığını hatırlayınca Hamza'yı engelledim. Israrcı olmayarak üstümden çekildi. Hızla kalkıp giyindim. Kapıdan çıkarken akşama görüşeceğimizi söylüyordu. Gülümseyerek mutfağa gidip kahvaltı hazırladım. Kahvaltıdan sonra Fatma ana eşyalarını koyduğu çantayla gitmek için hazırlanmıştı. Hamza gönülsüz olsa da anasını kırmadı. Sarılıp helalleştik. Hamza ve Fatma ana kapıdan çıktığında artık hayatımızda bambaşka bir döneme başlamış olmuştuk.
Günlerimiz neredeyse bir önceki günle aynı geçmesine rağmen huzurlu ve mutluyduk. Her sabah kocamın koynundan kalkıyor, kahvaltı hazırlıyordum. İstisnasız her sabah ben tam yumurtaları soyarken Hamza'nın kolları belime sarılıyor, dudakları boynuma yerleşiyordu.
Günler geçiyor ve biz hala birbirimizi çok seviyorduk.
.....
Yedi ay sonra...
Fatma ananın gidişinden sonra hayatımızda hem çok şey değişmişti hem hiçbir şey değişmemişti. Hamza'yla birbirimize olan bağlılığımız gün geçtikçe azalır zannederken daha da arttı. Ancak aylardır korunmuyor olmamıza rağmen bebeğimiz olmamıştı. Üstelik üç aydır değişen adet döngüm kesinlikle bir sorun olduğunun habercisiydi. Onun haricinde her şey yerli yerinde yolunda devam ediyordu. Fatma ana hafta sonları yanımıza geliyor hafta içi kardeşiyle kalıyordu. Abim ve Meryem bir erkek bebek bekliyorlardı. Abim ismini Umut koymak istemişdi. Meryem de itiraz etmedi. Minik mucizemiz Umut anne karnındaki son günlerini yaşıyordu.
Hamza'yla sabaha karşı banyomuzu yapmış uykuya hazırlanırken çalan telefonla panikledik. Abimin çağrısını gören Hamza, "Sanırım Umut geliyor." diye keyifle konuştu. Hamza'nın tahmini doğru çıkmıştı. Aceleyle hazırlanıp hastaneye doğru yola çıktık.
Hastaneye geldiğimizde doğumhane kapısında bekleyen ailemi gördüm. Hamza abime sarılıp destek oldu. İçeriden Meryem'in sesini duyuyorduk. Doğumhane ve ameliyathanenin aynı koridorda olması ortamı kalabalık yapmıştı. Kapıda bekleyen herkes için dua ederken koridor başında bir hareketlilik oldu. Bir hasta sedyeyle üstü başı kanlı bir biçimde getiriliyordu.
Sedyenin üstündeki hastanın yüzünü gördüğümüzde hepimizin gözleri şaşkınlıkla büyümüştü.