Zeynep
Meryem'le sürüklendiğimiz hüzünlü halimizden yine Meryem sayesinde çıktık. Gözyaşlarını hızlıca kurulayıp gülümsedi.
"Ağlayıp üzülmek yok. Bebeğim bizimle, dua et bize inşallah duyacağız kalp atışını."
"İnşallah canım benim."
....
Ayaklanıp hazırlık yapmaya başladık. Meryem çayı demlerken hızlıca yiyecek bir şeyler hazırladım. Mutfaktaki masaya yiyecekleri dizerken kapı gürültüyle açıldı. Mutfaktan korkuyla çıktığımda içeri ağlayarak giren Fatma anayı gördüm. Hamza'ya dalıp Fatma anayı tamamen unutmuştum. Beni görünce hızla kollarını belime doladı. Bir yandan ağlarken bir yandan Hamza'yı soruyordu. Gürültüyü duyan Hamza ve abim içeriden çıktıklarında bizi sarılmış halde gördüler. Hamza hemen gelip anasını kollarının arasına aldı.
"Ben iyiyim kurban olduğum, ağlama."
Fatma ana Hamza'yı sapasağlam karşısında görmenin mutluluğuyla dilinde Allah'a şükürlerle daha çok ağlamaya başladı. Oğlunun yüzünü gözünü öpüp, saçlarını okşuyordu. Hamza iki büklüm durmaktan yorulmuş olsa gerek dizlerinin üstüne çöküp kollarını anasının beline sardı. Hepimiz gözü yaşlı onları izlerken abim Meryem'in ve benim daha fazla üzülmemizi istemediği için müdahale edip odaya geçmemizi sağladı. Fatma ana hala ağlarken Hamza iyi olduğunu söylüyordu. Sonunda sakinleşebildiğinde getirdiğim sudan birkaç yudum aldı. Meryem de hepimizi mutfağa davet etti. Fatma ana yemek yemeyip Hamza'dan gözlerini ayırmıyordu. Sanki gözlerini çevirse yok olacakmış gibi bütün dikkati ondaydı. Hamza durumun farkına varıp kolunu anasının omzuna doladı. Başının üstüne öpücük kondurup gülümsedi.
Yenilen yemeklerin ardından Hamza'ya ilaçlarını getirip içirdim. Abim ve Meryem müsaade isteyip kalktılar. İlaçları içtiğinden olsa gerek Hamza oturduğu yerde uyuklamaya başlamıştı. Yanına gidip üstünü değiştirmek isteyip istemediğini sordum. Değiştirmeyeceğini söyleyince salona hazırladığım yatağa yatmasını istedim. Başta itiraz etse de uyku bastırdığı için kabul etmek zorunda kaldı.
Hamza uyurken namazını kılıp gelen Fatma ana yanıma oturdu. Henüz ana olmadığım için evladını kaybetme hissinin nasıl bir acı verdiğini bilemesem de ikimiz de benzer bir acıyla kavrulmuştuk. Çok şükür ki Hamza'ya bir şey olmamıştı. Fatma ana elini ellerimin üstüne bıraktı. İkimizin de konuşmaya hali yoktu. Sessizce Hamza'nın derin nefeslerini dinledik uzunca bir süre. Fatma anayı uyuması için ikna edip odasına gönderdim. Hamza'nın başında beklemeye devam ettim.
Hamza'nın tekrar ilaç saati yaklaştığında uyandırmakla uyandırmamak arasında kaldım. İlaçlarını hazırlayıp su getirdim. Odaya girdiğimde Hamza uyanmış, boncuk boncuk terlemişti. Yanına yaklaşıp elimle alnındaki terleri silip öptüm.
"Ağrın mı var?"
Derin bir nefes aldı.
"Biraz. İlaçları içince geçer."
Dudaklarımı ısırıp, "Çok terlemişsin, banyo yapmak ister misin?" diye sordum.
Gözlerime dikkatle baktı. Sözsüz iletişimimiz sonrasında sadece başını olumlu anlamda salladı. İlaçlarını içip ağrısının hafiflemesini bekledi. Ben de o arada odamıza geçip giyecek ve havluları hazırladım. Banyodan sonra tekrar sarabilmek için sargı bezi ve merhemi kenara bıraktım. Tam çağırmak için arkamı dönmüştüm ki kendimi Hamza'nın vücuduna yaslanmış buldum. Yaralı olmayan kolu belime dolandı. Az önceki halinden eser kalmamıştı. Gözlerinde yaramaz pırıltılar vardı sanki. Başını eğip burnunu boynuma sürttü. Sakalları ve bıyıkları tenimi hafifçe çizerken tatlı bir kaşıntı vermişti. Kısık sesle kulağımın dibinde konuşması içimde tarif edemediğim duygular hissetmeme sebep olmuştu. Ne dediğini duymadığımı anlayıp hafifçe kıkırdadı.
"Diyorum ki karıcığım, hazır banyoya da girmeden şu işi halletsek ya seninle."
Yüzüm nasıl bir şekle girdi bilmiyorum ama yüz ifadem Hamza'yı daha da keyiflendirdi. Sandığının aksine tek korkum yaralı koluna zarar vermekti.
Elimle göğsünden hafifçe itip, "Dalga geçme benimle. Hadi soyun, sargını çözeyim." dedim. Yatağa oturduğunda dizine vurdu. Ben de dizine yerleştim. Üstünü çıkarmasına yardım ettim. Aslında ayakta olsam daha kolay halledebilirdim ama kucağında oturma keyfini bırakmak istemedim. Hamza'nın vurulması beni o kadar etkilemişti ki bulduğum her fırsatta dibinde bitiyordum.
Zorlanarak da olsa sargıyı da çözüp çıkardığımda gözlerimi yarasına diktim. İstemsizce gözlerim dolmuştu. Kafasını omzuma koydu, ağlamamı engellemedi. Gittikçe sarsılan vücudumu tek koluyla sarabildiği kadar sardı. Öpücükler kondurdu, sakinleşmemi bekledi. Gözlerimi ellerimle silip gözlerinin içine baktım. Sadece fısıldadım. Sesimi duydu mu bilmiyorum ama gözlerimde gördüğüne emindim.
"Çok korktum."
Daha sıkı sarıldı, "Buradayım, korkma." dedi.
Kucağından kalkıp onu da elinden tutup kaldırdım. Su geçirmez bandı omzundaki yaraya dikkatlice yapıştırdım. Hamza gözlerini gözlerimden hiç ayırmadan beni izliyordu. Başımla banyoya geçmesini işaret ettim. Uslu bir oğlan çocuğu gibi banyoya adımladı. Tek eliyle eşofmanı ve baksırını çıkardığında kapıyı örtmüştüm. Şaşkınlıkla bana döndüğünde eliyle mahrem yerini kapatmıştı.
"Zeynep..."
Yanına yaklaştım. Ben yaklaştıkça geri gitme isteği olduğunu gördüm ama yerinde sabit durması hoşuma gitti.
"Seni yıkayacaktım. İstemez misin?"
Nazlı nazlı konuşmamla derince bir nefes daha aldı. Hala elini erkekliğinin üstünden çekmemişti.
"Yavrum, ben pek iyi değil gibiyim. Ben idare edebilirim. Uzun sürmez, dışarıda bekle istersen."
Sık sık yutkunarak tamamladığı cümleleriyle gülümsedim.
"İstemem."
Anlamamışça yüzüme baktığında gülüşüm büyüdü.
"Çıkmak istemem, kocamı yıkayacağım."
Gözlerini kapattı. Yanından geçip suyu ayarlamak için yaklaştım. Köşede gördüğüm aslında banyo dolabının üst kısmına uzanmak için orada duran tabureyi aldım ortaya koydum. Hamza'nın neredeyse yarısı kadar olan boyumla onu ayaktayken yıkamam mümkün değildi. Elimle işaret ettiğimde yine sessizce gelip tabureye oturdu.
Hiç konuşmadık. Köpüklü lifi sırtında göğsünde gezdirdim. Bacaklarını uzatmasını sağlayıp yıkadım. Saçlarını yıkamak için dizine oturdum. Üstüme giydiğim şortlu takım ıslanırken bunu önemsemedim. Duş başlığını saçlarına hizaladım. Saçlarını yıkarken ben de oldukça ıslanmıştım. Pamuklu kumaş üstüme iyice yapışmıştı. Hamza'nın homurtularını duyunca yüzünü yüzüme çevirdim. Dişlerini sıkarak konuştu.
"Zeynep sabredemiyorum. Sınırlarımı zorluyorsun farkında mısın?"
Dudaklarından öpüp, kucağından kalktım. Saçlarını ve vücudunu köpükten arındırdım. Havluyla göğsünü sırtını silip havluyu beline doladım.
"Sen çık ama beni bekle. Islanmışken ben de bir yıkanayım. Hemen geliyorum."
Kafasını sağa sola sallayıp dışarı çıktı. Üstümdeki kıyafetlerden kurtulup kendimi suyun altına attım. Gözlerimi kapatıp suyun keyfini çıkarırken belime dolanan kol, kalçama yaslanan sertlikle kendime geldim. Ona dönmeye çalıştığımda hırlayarak sabit kalmamı sağladı.
"Dayanamayacağım!"