Zeynep
Çöküp kaldığım karanlık koridorda hıçkırıklarla ağlıyordum. Birini kaybetmenin acısı tarif edilemeyecek derecede zordu. Günlerdir yüreğimdeki yangının huzursuzluğun sebebini böylece anlamış oldum. Hıçkırıklarım, çığlıklarım, Hamza'ya seslenişlerim bir an olsun durmazken evin kapısı açıldı. Yüzüme vuran bahçedeki aydınlatmanın ışığı ağlamaktan perişan olan gözlerimi acıttı. Gelen kişiyi önemsemedim, bakmadım. Olduğum yerde çökmüş ağlarken sanki her şey ağır çekimde ilerliyordu. Hamza'ya bir şey olduğu gerçeği beni yakarken onsuzlukla nasıl baş edeceğimi düşünüyordum. Daha yeni kavuşmuşken ondan sonsuza kadar ayrı kalmak ne büyük yüktü.
Bedenime sarılan kolları hissettim önce, algılarım bütün seslere de kapanmıştı. Yüzümü kavrayan ellerin sahibi sürekli bir şeyler söylüyordu ama hiçbirini duyamadım. Yanaklarımdaki eller akan gözyaşlarımı sildi. Sürekli olarak beni sarsıp bir şeyler söylüyordu ama değil sesini duymak kim olduğunun bile farkında değildim. Dudaklarıma kapanan dudaklarla neye uğradığımı şaşırdım. Önümdeki bedeni hırsla itip vurmak için elimi kaldırdım. O sırada gördüğüm bedenle kendime geldim.
"Hamzam."
"Benim, güzel karım."
Yüreğimdeki ağırlık hafiflerken Allah korusun Hamza'ya bir şey olursa ne halde olacağımı düşünüp iç çektim. Dilimde Allah'a şükürlerle kocamın boynuna sarıldım. Bir zarar görmediğini görmek rahatlattı. Daha büyük hıçkırıklarla sarılırken küçük bir inleme bıraktı. Hemen çekilip ellerimi yüzünde bedeninde gezdirdim. Sol omzuna dokunduğumda elime bulaşan ıslaklık sanki benim yaram varmış gibi acı ve ağrı hissetmeme sebep oldu. Yüzüm nasıl bir şekil aldıysa Hamza hemen dikkatimi kendine çevirdi.
"Ufak bir sıyrık. Çok az acıyor. Ama bu sana nazlanmayacağım anlamına gelmesin. Kocana nasıl bakacaksın görelim."
Gülümseyerek konuşması yüzümü güldürdü.
"Yeter ki yanımda ol Hamza, ben hep bakarım sana."
Tekrar sarıldığımızda kapı tıklatılıp açıldı. Hamza'nın sağdıcı İlker abi içeri girdi. Elinde bir bez vardı. Önce bana sonra Hamza'ya bakarak konuştu.
"Geçmiş olsun kardeşim. Gel bunu saralım sonra gidip yarana baktıralım. Jandarma da geldi aldı iti zaten. Şu kızdan da bahset ifadende. Düpedüz planlı cinayet işlenecekti."
Duyduklarımla kaşlarımı çattım. Hamza'ya dönüp soru dolu gözlerimle baktım. İlker abiye ters bir bakış atıp bana döndü. Sağ elini kaldırıp yüzüme dokundu. Alnıma öpücük bıraktı.
" Önemli bir şey değil yavrum. Sen geç içeri kapıyı da sıkı kapat biz gidip gelelim."
Yüzümdeki elini hızla avuçlarıma aldım.
"Beni bırakma Hamza. Sen gelene kadar duramam."
Cümlemi bitirmemle kapının çalması bir oldu. İlker abi kapıyı açtığında ailemi karşımda görmem az da olsa yatışan ağlamalarımı tekrar arttırdı. Hamza'nın destek olup yerden kaldırmasıyla hala o karanlık koridorda oturduğumuzu fark ettim. Hamza herkesi içeri buyur ederken beni de peşlerinden götürdü.
Kapının ağzındaki iki sandalyeye ben ve Hamza oturmuştuk. Anamın ve babamın Hamza'ya nasıl olduğu ile ilgili sorusunu abimin bunu kimin yaptığıyla ilgili sorusu takip etti. Herkesi telaşlandıran bu olay bu gece umarım Fatma anaya ulaşmazdı. Düğün gecemiz olduğu için Fatma ana aşağı köydeki kız kardeşine kalmaya gitmişti.
Ben hala Hamza'nın elini sıkı sıkı tutmuşken Meryem yanıma geldi.
"Gel gelinliğini çıkaralım. Hamza kötü olmadan gidip yarasına baktırın."
Meryem'in dediğiyle Hamza'nın yüzüne çevirdim gözlerimi. Dik durmaya çalışsa da alnı boncuk boncuk terlemişti. Git gide solan yüzü oldukça acı çektiğini gösteriyordu. Ben nasıl bir eştim ki Meryem söyleyene kadar yarasını hatırlamıyordum. Gözyaşlarımın akmaması için ekstra bir çaba gösterip Meryem'le birlikte kalktım. Odadakilere açıklayıp odaya geçtik. Ben odadan çıktıktan sonra usul usul ağlamaya başlamıştım. Meryem iç çekip dolabı açtı. İçinden bir elbise ve iç çamaşırı takımı çıkardı. Yanıma gelip duvağımdaki tokaları çözdü. Saçımın dolaşan yerlerini taradı. Gelinliğimin fermuarını açıp odadaki banyoya yönlendirdi.
"Hadi git üstünü giyin. Yüzünü de güzelce yıka. Kocanın şu an sana ihtiyacı var, ağlamana değil."
Meryem'in sözleriyle kendime geldim.
Elindeki kıyafetlerimi alıp yüzümdeki makyajı sildim. Saatlerdir bu korkunç makyajla duruyordum. Her zaman salık olan üstüne yazma attığım saçlarımı sıkıca topladım. Odaya geçtim. Meryem'in bakışları altında hemen bir çantaya Hamza için iç çamaşırı, çorap ve eşofman takımı koydum. Ne olur ne olmaz diye bir de havlu ekledim. Çantayı alıp odaya geri döndüğümüzde babamlar ayaklanmışlardı.
"Bize haber edin İbrahim. Merakta bırakmayın."
Babamın söylediğine abim başını sallayarak onay verdi. Hamza elini öpmek için eğilmek istediğinde babam tarafından engellendi. Hamza minnetle baktığında beni gördü. Meryem elimdeki çantayı alınca kocamın yanına adımladım.
"Abi hadi gidelim. Hamza kötü oluyor sanki."
Benim sözlerimden sonra İlker abi önden çıkıp arabayı çalıştırdı. Abim öne, biz de arkaya oturduğumuzda hızla hastaneye doğru yola çıktık.
Yaklaşık kırk dakikanın ardından vardığımız hastanede Hamza'yı bir odaya aldılar. Gitmek istesem de kurallar gereği alınmadım. Omzundaki sıyrıkta mermi kalıp kalmadığını görmek için röntgen çekilip ardından da duruma göre ya pansuman ya da ameliyat yapılacaktı. Elimden kapıda sessizce gözyaşı döküp dua etmekten başka bişey gelmedi. Meryem'in elimi tutan elleri abimin omzumu saran kolu olmasa kendimi daha yorgun hissedebilirdim. Kendimi bırakacağım her seferde Meryem'in sözünü hatırlayıp dik durdum. Uzunca bir süreden sonra - yaklaşık bir saat- Hamza'yı aldıkları odanın kapısı açıldı. Hamza üzeri çıplak omzuyla göğsünü birlikte saran bir sargıyla tekerlekli sandalyede oturuyordu. Arkasında da elli yaşlarında bir erkek vardı. Tahminime göre hasta bakıcı olmalıydı. Elindeki dosyayı Hamza'nın kucağına bırakmak için eğildiğinde almak için elimi uzattım. Kucağına koymaktan vazgeçip elime tutuşturdu.
"325 numaralı odaya geçiyoruz."
İçeriden çıkan doktoru gördüğümde hemen yanına gittim.
"Hamza Dağlı'nın eşiyim. Durumu nedir? Sanırım ameliyat olmayacak."
Doktor meraklı bakışlarıma gülümsedi.
"Eşin sağlıklı öncelikle için rahat olsun. Sadece bugün biraz ağrısı fazla olacak ve biraz da kan kaybı olduğu için yatış verdim. Adli vaka olduğu için yarın jandarma gelmeden de çıkış yapmanız mümkün değil. Yarasına gelince şükür ki kurşun içeride kalmamış, sıyırıp geçmiş. Kan kaybı olduğu için halsizlik olabilir. Desteksiz yürütmeyelim, bir şeyler yesin. İyileşmesi uzun sürmez ama ağrılı bir süreç olacaktır. Yazdığım ilaçları zamanında alırsa ağrıları en aza indiririz. Çok geçmiş olsun. "
Doktora teşekkür edip tekerlekli sandalyeyi ilerleten hasta bakıcıya doğru hızla ilerledim. Yetiştiğimde Hamza'nın elini tuttum. Bana bakıp sıcacık gülümsedi. Ama yorgun görünüyordu.
Odaya geldiğimizde hasta bakıcı yatağa geçmesine yardımcı oldu. Üstünü çıkarmış olsalar da altında hala kumaş pantolonu ve evden çıkarken giydirdiğim her ne kadar uyumsuz olsa da siyah spor ayakkabıları vardı. Gerisini halledeceğimizi söyleyen abim adamı gönderdi. Bana dönüp gözleriyle Meryem'le ikimizi işaret etti.
"Siz de eve geçin. Bu gece burada kalırım ben."
Dudaklarımı dişledim, göz ucuyla Hamza'ya baktım.
"Abi siz gidin ben ilgilenirim. Hem gitsem duramam içim daralır."
Abim ısrar edecek gibi olduysa da gözleri Meryem'e değince anlayışla başını salladı. Hamza'nın yara almayan omzunu hafifçe sıkıp kısık sesle bir şeyler söyledi. Yanıma geldiğinde alnımdan öptü.
"Geçti Allah'ın izniyle güzel kızım. Kendini harap etme. Bir telefonla buradayız. Allah'a emanet olun."
"Allah'a emanet olun abi. Her şey için teşekkür ederim. İyi ki varsınız."
Abime sıkıca sarıldım. Ardından Meryem'i de kucakladım. İlker abi de ihtiyacımız olduğunda aramamızı tembih ederek abim ve Meryem'i bırakmak için çıktı. Hamza'yla yalnız kaldığımızda burnumda bir sızı belirdi. Onu kaybedeceğimin korkusu tekrar yüreğimi yaktı. Gözlerini bana çevirip ellerini uzattı. Hemen yanına gidip yarasına dikkat ederek sarıldım. Yanaklarını öptüm, yüzünün her yerini öptüm. Birden dudaklarımı kavradı. Nerede olduğumuzu, ne halde olduğumuzu unutarak başlattığı öpüşmemiz Hamza'nın yarasını hatırlayarak acıyla inlemesiyle kesildi. Panikle ayağa kalktım.
"Doktor, hemşire çağırayım mı? İyi misin?"
Elimi tuttu, öptü.
"Şimdi iyiyim yavrum. Yardım et uzanayım sadece."
"Pantolonla rahat edemezsin, eşofman getirdim. Giydireyim."
"Çok batığım. Kan sızmış her yerime. Çamaşırımı da değiştirmem lazım. Böyle dursun bir şey olmaz."
Yanaklarını tutup dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.
"Çamaşır da getirdim merak etme. Değiştirelim rahat uyu."
Ondan utanıp yapmak istemeyeceğimi düşünmüş olmalı ki söylediğimle yüzü aydınlandı. Gülümsedim. Onun varlığına, yaşayışına binlerce şükrüm varken utanıp saklanacak değildim. Uzanıp kemerini daha sonra da düğmeleri ve fermuarı açtım. Hafifçe doğrulmasını isteyip pantolonu kalın bacaklarından sıyırdım. Dediği gibi sızan kan bacaklarının iç kısmına kadar ulaşmış kırmızı yollar oluşturmuştu. İç çektim. Çantadan getirdiğim havluyu alıp odadaki lavaboda ıslattım. Yatağın yanındaki komodine bıraktım. Çantadan bu sefer iç çamaşırı ve eşofmanı çıkarıp yatağın üstüne koydum. Eğilip çamaşırına uzandım. Bir an elimi tutup durdursa da kararlı bakışlarımı görünce elini çekti.
"Dik durabilir misin? Kan kaybın olduğu için halsiz olabilir demişti doktor."
Sessiz kaldı ama başıyla onayladı. Yara almayan elini duvara dayayıp ayağa kalktı. İç çamaşırını çıkardıktan sonra ıslattığım havluyla kanlı izleri sildim. Temizlendikten sonra çamaşırını daha sonra da eşofmanını giydirdim. Yerden doğrulunca duvara dayadığı kolunu belime sardı.
"Sen mükemmel bir kadınsın. Benim kadınımsın. Çok şükür. Dünüme, bugünüme, yarınıma binlerce şükür. Seni çok seviyorum."
"Çok korktum," dedim fısıltıyla.
"Çok şükür iyisin, buradasın. Allah'ıma binlerce şükür olsun. Seni çok seviyorum."
Önce dudaklarımdan sonra alnımdan öptü. Öpücükleri uzatmak istesem de yorgun olduğunu hatırlatıp yatağa uzamasını sağladım.
"Hazırlıksız çıktım, abimden istemek de aklıma gelmedi. Yanında para var mı? Doktor bir şeyler yesin dedi. Gidip alayım."
"Cebimde olacaktı yavrum, bir baksana."
Uzanıp cebinden para aldım. Odadan çıkıp kantine gittim. Hamza için tost yapılmasını beklerken su ve meyve suyu aldım. Elimde poşetle yukarı çıkacakken acil servisin önünde duyduğum ses ve gördüğüm kişiler gözlerimin şaşkınlıkla büyümesine sebep oldu.