İki hafta sonra...
Zeynep
Günler hızla geçerken düğünümüz gelip çatmıştı. Heyecanla birlikte yüreğime sebepsiz bir korku yerleşmişti. Geceleri uykumdan ağlayarak uyanıyor bir daha geri uyuyamıyordum. Bu anlamsız korkuyu ailemden ayrı kalacağıma yordum hep. Evde de bir hüzün hakimdi bu aralar. Anamın durup dururken gözleri doluyordu. Babam günden güne sessizleşmişti. Kınamın olacağı günden bir gün öncesinde babam konuşmak istediği için baş başa odamdaydık. Ellerimi tutup öptü. Gözlerinde yaşlar vardı.
"Güzeller güzelim, kıymetlim. Abinden sonra uzun zaman çocuğumuz olmadı. Tam ümidimizi kesmişken sen geldin. Evimiz bayram yerine döndü. Sen sadece benim değil hepimizin kıymetlisisin. Abin dağ gibi arkanda. Olur da bize bir şey olursa gözüm açık gitmeyeceğim. Hamza da çok delikanlı adam sağ olsun. Bugüne kadar hiç başımızı eğdirmedin tek kötü laf işitmedim. Ben senden razıyım güzel kızım, hatalarım olduysa sen de büyüklük et affet beni. "
"O nasıl söz babam," deyip boynuna sarıldım. Hıçkırıklarımı tutamıyordum artık. Babam da benimle birlikte ağlarken kollarımı boynundan ayırdı.
"Gittiğin evde kocanın anasına saygını göster kızım. Kocanı sev, say, başının üstünde tut. Ha bu demek değil ki ne yaparsa yapsın bunları yap. Saygını sevgini bozmadan sana saygısızlık yapılmasına müsaade etme."
Cebinden bir miktar para çıkarıp avucuma koydu.
"Uzakta değilim ama olur da ihtiyacın olursa ben duyamazsam bu yanında dursun."
Mahçup oldum. Tam itiraz edecektim ki kaşlarını kaldırıp engel oldu. Alnımdan öptü bir kez daha sarıldı. Saçlarımı öperken "Önce Allah'a sonra Hamza'ya emanetsin kızım." diye fısıldadı kulağıma.
Babam kalkıp odamdan çıktığında kalbimin üstüne bir ağırlık daha çöktü sanki. Akşama kadar odamdan çıkmadım. Yarından sonra burada yaşamayacak olsam da odamdan çıkmak içimden gelmemişti. Akşam yemek vakti geldiğinde hepimiz sofrada sessizdik. Yenilen yemeklerin ardından sofrayı ve bulaşıkları Meryem'le hallettik. Tekrar odama geçtiğimde ışığımı kapatıp pencerimin önünde oturdum. Kapı açıldığında dikkatim dağılmıştı.
"Şey kapıyı çaldım ama duymadın. Gelebilir miyim?"
Meryem'e gülümsedim.
"Gel canım, dalmışım."
Gelip karşıma oturdu. Ellerimin üstüne elini koydu.
"Neden bu kadar durgunsun? Seni üzecek bir durum mu oldu? Gözlerinin feri gitti sanki, çok solgunsun."
"Ben bilmiyorum," diye fısıldadım. Daha fazlasına halim yetmemişti. Meryem'in yüzünde anlayışlı bir bakış belirdi.
"Korkuyor musun?"
Başımı olumsuz anlamda salladım. Ne çok anlatılan o ilk gece beni korkutuyordu ne de başka bir şey. Sadece halim yoktu, yüreğimin üstünde bir ağırlık vardı.
"Artık burada yaşayamayacak olmam böyle düşündürüyor sanırım."
Elimin üstündeki elini sıktı.
"Canını sıkan bir şey varsa ya da olursa dinlemek isterim."
"İyi ki varsın Meryem. Abim seninle evlendiği için çok şanslı."
Sıcacık bir sarıldı. İyi geceler dileyerek odamdan ayrıldı. Pencereden bakmaya devam ettim. İyice uyku bastırdığında dayanamayıp pencerenin önünde oturarak uyumuşum.
Birden basan sıcaklık ve boğulma hissiyle gözlerimi açtığımda henüz her yer karanlıktı. Bağırmak isteyip bağıramadığımı zannederken aslında en yüksek çığlıklarımı atıyormuşum. Abim nefes nefese odama daldığında peşinden herkes odamdaydı. Abim yüzümü avuçlarının arasına alıp gözlerime bakarak tane tane konuşmaya başladı.
"Sakin."
"Şşş, sakin ol güzel kızım."
"Buradayım, buradayız."
"Korkma canım benim."
"Derin nefes al."
"İşte böyle."
"Sakin ol bir tanem."
Ağabeyimin sakin cümleleri beni yavaş yavaş kendime getirmişti. İyice sakinleştiğimde yüzümdeki ellerini enseme kaydırıp yüzümü göğsüne çekerek sarıldı. Önümde diz çökerek oturdu.
"Sorun ne canım? Hı, söyle bana? Neden bu kadar kötüsün? İstemiyor musun?"
"Abi nefesim yetmiyor sanki. Böyle içimde bir boşluk oluştu. Uyuyamıyorum. Korkuyorum. Hamza'yla evlenmek istiyorum ama gideceğim için sanırım üzüntüden oluyor."
Abim bir kez daha öperken anlayışla başını salladı. Anam ağlayarak yanıma gelip kolları arasına aldı.
"Yanında kalayım mı yavrum?"
"Kalır mısın gerçekten?"
"Kalırım tabi kuzum, sen yeter ki iste."
Herkes odasına dağıldığında anamın kolları arasında yatağıma uzandım. Göğsüne başımı yaslamıştım. Saçlarımı severken arada öpücükler bırakıyordu.
"Beni babana zorla verdiler. Babalar tamam demiş olmuş. Baban askerden geldiği gün düğün dernek kurulmuştu. Adam asker ocağından geldiğinde evinde bir kap yemek yiyemeden güvey oldu. Apar topar bir takım giydirip yanıma oturttular. Yüzüme kaç kat örtü örttüler şimdi hatırlamıyorum. Yüzünü hiç görmedim. O da benim görmedi. Nafize halan tutup odaya çıkardı beni. Nasıl korkuyorum hiç bilmediğim bir adama bu senin kocan dediler. Allah'tan sertti ama anlayışlı kadındı halan. Anlattı bir şeyler ama utancımdan dinleyemedim bile. Odadan çıktı, çok geçmeden baban geldi odaya. Gitti abdest aldı namaz kıldı. Gelip yüzümü açtı. Alnımdan öptü, yüz görümlüğümü taktı. Sonra dizlerime yatıp sabaha kadar ağladı. Başta çok şaşırsam da sonra alıştım saçlarını sevdim, göz yaşlarını sildim. Kucağımda uyuttum babanı. Sabah kollarında uyandım baktım gülerek bakıyor yüzüme. Gece ağlayarak uyuyan adam neden yüzüme gülüyor diye şaşırdım. Asker ocağından döndüm anam bana etli nohut yapmadı ama sen yapar mısın dedi. Deli galiba dedim içimden ama sen ne seversen yaparım dedim. Öyle güldü ki bana hala öyle bakar. İçim ısındı. Beni hiç üzmedi sağ olsun. Anası eziyet ederdi ama hep yanımda dururdu, gönlümü hoş ederdi. Allah razı olsun. Allah inşallah size de böyle güzel bir evlilik nasip eder yavrum. Hiçbir şeyden korkma. Allah'ın izniyle buradayız biz."
Anamı dinlemek masal gibi gelmişti. Burnumu boynuna bastırıp ana kokusunu içime çektim. Anam da daha konuşmadı. Sarıldık, ne ara uyuduk bilmiyorum ama sabah uyandığımda kendimi çok daha iyi hissediyordum. Anam her zamanki gibi çok iyi gelmişti bana. Kapım açılıp abim kapıdan başını uzattığında gerçek bir gülücük gönderdim. Keyfi anında yerine gelmişti.
"Günaydın Gelin Hanım."
Keyifle, nazlı nazlı kıkırdadım. Yanağından öpüp günaydın dedim. Kahvaltı faslı başladığında evin daha sabahtan bile ne kadar kalabalık olduğunu düşünüyordum. Akşam için hazırlık başlayıp odama çekildiğimizde köydeki tek kuaför olan Nazlı abla gelmişti. Makyajımı yaparken bir yandan odadaki herkes derin bir sohbete dalmıştı. Arada bana laf soksalar da gülümseyip geçiyordum. Meryem'in önceden uyarması sayesinde kimsenin özellikle ilk gece konusunda beni korkutmasına izin vermeyecektim.
Saçım makyajım tamamlandığında Meryem herkesi odadan çıkarıp elbisemi giymeme yardım etti. Kıpkırmızı tüllü bir elbise giymiştim. Omzundaki tüyü dışında bir abartısı yoktu. Ben bu kadar sade bir elbise seçerken Fatma ananın seçtiği abartılı bindallı ve Arnavut şalvarı beni düşündürüyordu. Yine de kırmak istemedim.
Kına başladığında kızlarla çıktım ortaya. Çıkarken Fatma ananın elini üç kere öptüm. Oynamaya başladıklarında baştan üstümdeki gözlerden utansam da kısa sürede alıştım. Oynamaların arasında Meryem ve Pınar ablam beni odaya götürüp bindallımı giydirdiler. Kapıdan çıkarken yine Fatma annenin elini üç kere öptüm. Bu sefer yine kızların oluşturduğu bir grupla tekrar çıktım. Kısa bir oynamanın ardından ortaya koydukları iki sandalyeden birine oturdum. Hamza da gelip oturduğunda asıl heyecanım başlamıştı. Lacivert takım elbisesi çok yakışmıştı. Sakalları uzunluğunu korumasına rağmen güzelce taranmıştı.
Etrafımızda kızlar dururken çalan müzik heyecanımı unutturup hemen gözlerimi doldurdu. Sessizce ağlamaya başladığımda Hamza elimi tuttu. Meryem de gelip önümüze oturdu. Elimi avucuna alıp Fatma anaya seslendi.
"Gelin elini açmıyor."
Hemen avucumu açıp "Yoo açıyorum," dedim. Bu dediğime herkes gülerken ağlamayı unutmuştum. Fatma ana gelip iki avucuma altını koyduktan sonra Meryem kınamı yaktı. Anamla sarılıp biraz ağlaştık ama anam hemen gözyaşlarımı silip öptü beni. Meryem Hamza'nın da serçe parmağına kınayı yaktığında "Bir yere gitme, Zeynep üstünü değiştirsin geliyoruz," dedi. Odaya geçip her ne kadar sevmesem de Fatma anayı kırmamak için aldığı Arnavut şalvarını giydim. Kapıdan çıkarken yine elini üç kere öptüm. Kızlardan biri elime bir testi verdi. Oynayarak ortaya Hamza'nın önüne doğru ilerledim. Utansam da Hamza'nın gülümseyerek hayran bakışları utancımı törpüledi. Biraz daha oynayıp elimdeki testiyi önünde kırdım. Eğilip daha önce öğrettikleri gibi temenna yaptım. Hamza ayağa kalkıp yanıma adımladı. Elini öptüm, o da alnımdan öpüp boynuma altın bir kolye taktı. Bu sefer dönüp Fatma anaya temenna yaptım. O da çantasından çıkardığı tam altını göğsümün üstüne taktı. Anamın da elini öptüğümde artık kınanın bitmesi için dua ediyordum.
Biz Hamza'yla yerimize oturduğumuzda herkes yavaş yavaş kalktı. Uzakta bir köşede Seval ablayı görünce dünkü huzursuz edici korku yine yüreğime yerleşti. Takmamaya çalıştım. Hamza'yla son kez karşılıklı oynadığımızda kına bitmiş davetliler gitmişti. Hamza anamdan müsaade isteyip beni köşeye çekti, sarıldı.
"Yarın evimde, yatağımdasın. Karım olacaksın. Çok şükür, seni çok seviyorum."
"Çok şükür, seni çok seviyorum."
Bir süre sarılı kalsak da evde kalan misafirlere ayıp olacağı için ayrıldık. Hamza'yı yolculadım. Eve girdiğimde curcuna devam ediyordu. Kısa bir duşun ardından pijamalarımı giydim yatağıma geçtim. Benim odada kızlarla birlikte kalacaktık. Çok yorgundum ama belli ki kızların uyumaya niyetleri yoktu. Sapık sapık imalar yaparak beni utandırmaya çalıştılar ama onlara pabuç bırakmayınca gülüşüp durduk. En sonunda kuzenim Melike "Korkmuyor musun?" diye sordu.
"Neyden korkayım ki?" deyip omzumu silktim.
"Yaşın küçük Zeynep, evlendiğin adam dünkü çocuk değil koca adam. Çekip çevirebilecek misin? Korkutucu gelmiyor mu sana evlilik?"
"Bütün bunlar korkutucu gelmiyor bana. Sadece ailemden, bunca yıllık yuvamdan ayrılmak yüreğimi burkuyor."
Herkes anlayışla baktı yüzüme. Abim gelip Meryem'i aldığında bir gülme krizinden döndük. Anamın uyarısıyla hepimiz yataklarımıza yattık.
Uyku bastıracağı vakit Seval ablayı gördüğümü hatırladım. İçim huzursuz bir şekilde uykuya daldım.
.....
Odamdaki seslere uyanmıştım. Hızlı bir banyo yaptım. Saçlarımı kuruturken Nazlı abla gelmişti yine. Ortaya sandalye çekip kızların göz hapsindeyken hazırladı beni. Makyajım, saçım çok hoşuma gitmişti. Meryem sayesinde gelinliğimi giydim. Odamda oturup Hamza'nın gelişini bekledik. Sonunda sesler çoğaldığında hüznüm baş gösterdi. Kızlar odadan çıkarken abim kapıdan girdi. Elinde gayret kuşağım vardı. Gözleri dolu dolu besmele ve dualarla belime sardı. Alnımdan öptü. Konuşamayacağını belli ederek buruk bir gülümseme verdi bana. Koluna girip odamdan çıktım. Babamın önünde durdum. Gizlemeden ağlıyordu. Daha fazla gözyaşlarımı tutamayıp ağlamaya başladım.
"Kızım, göz bebeğim. Rabb'im sizi iki cihanda da mutlu etsin inşallah. Allah'a binlerce şükür olsun. Büyüdüğünü evlendiğini gördü bu gözlerim. Hakkım helaldir. Sen de helal et."
"Babam, Allah sizden razı olsun. Hakkım varsa helal olsun. Dualarını, sevgini üstümden eksik etme. Seni çok seviyorum."
Babamla vedalaşmamız en zoru oldu. Anamla da uzun uzun sarılıp ağladık. Tekrar abimin koluna girdim. Beni can yoldaşıma abim götürdü. Kapıda simsiyah takımıyla bekliyordu. Dünkünün aksine sakalları ve saçları kısalmış, düzgün bir şekilde taranmıştı. İsteğim üzerine arabayla değil atla beni almaya gelmişti. Belimden tutup ata binmem için yardım etti. Sonra atın yularından tutup yürümeye başladı. Meydanda büyük bir alan ayrılmıştı. Sandalyeler dizilmiş, bizim için de bir masa ayarlanmıştı. Davetlilerin gelmesiyle düğünümüz başladı. Ben çok oynamamayı tercih ederken Hamza bir an bile oturmadı. Bütün gece oynadı arada bana dönüp çapkın bakışlar attı. Düğün sona erdiğinde tekrar ata bindirip evimize döndürdü yönünü. Bahçeye girdiğimizde arkadaşları da sıralanmıştı. Attan inmem için elini uzattığında küçük elimi avucuna yerleştirdim. Uzanıp bir hamlede indirdi. Duvağımı açmadan sarılıp amcasının kızına emanet etti. Amcasının kızı - adını bilmiyorum - beni eve yönlendirdi. Hamza'yla yaşayacağımız odaya girdiğimde gitmişti. Pencereden bahçeye baktım. Hamza'ya eziyet ediyorlardı resmen. Gülümseyerek izlemeye başladım. Nereden bulduklarını bilmediğim bir leğen ortada duruyordu sırayla bütün arkadaşları çoraplarını yıkatmıştı. Sonra şınav çektirdiler. Hamza itirazsız hepsini yaptı. O kadar eğleniyordu ki onu izlerken gülümsemekten yanaklarım acımaya başladı. Gözlerimi bahçede gezdirirken kapıda Seda ablanın kardeşi Rıdvan'ı gördüm. Hafif çöken karanlıkta tam seçemesem de elinde tabanca olduğunu gördüm. Duvağımı hızla açıp merdivenlerden koşmaya başladım. Tam dış kapıya yaklaştığımda iki el silah sesi duydum. O an dünya dönmeyi bıraktı, tüm sesler sustu. Tüm gökyüzünde sadece benim haykırışım yankılandı.
"Hamzaaaa!"