İçeriğe geç

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 23 · 5 dk okuma

Nar Çiçeği - TAMAMLANDI

Bölüm 23

23. Bölüm

"Kimsin lan sen?!"

....

Zeynep

Hamza'nın sesini ilk defa bu kadar sert ve yüksek duyuyordum. Abimle beraber bize yaklaşırken uzaktan seslenmişti. Hızlı adımlarla yanıma geldi çatık kaşlarıyla adının Rıdvan olduğunu yeni öğrendiğim genci süzdü.

"Tekrar soruyorum, kimsin lan sen?"

Rıdvan pişkince gülümsemeye devam etti. Hamza'ya elini uzattı.

"Ben Rıdvan, az önce Zeynep'e kendimi tanıtıyordum. Abisi sizsiniz değil mi?"

Abim olmadığını adı gibi biliyordu. Hamza'nın gözü kaşı sinirden seğirirken içeriden Seda abla çıktı.

"Aa Rıdvan, hoşgeldin canım. Bekle çantamı alıp geliyorum."

Sonra Hamza'ya ters bir bakış atıp bana göz kırparak konuştu.

"Söylediklerimi tekrar düşün Zeynepciğim."

Beni de bir sinir dalgası kuşatırken kaşlarımı çattım. Sert olmasını umduğum bir sesle konuştum.

"Düşünecek bir şey olmadığını en başından beri söyledim abla. İçeride bir daha bu konuyu açmayacağının sözünü almıştım. Ama görüyorum ki sözlerinin arkasında değilsin. Bundan sonra görüşmemek daha doğru sanki. Hadi, Allah'a emanet ol."

Rıdvan haddi olmayarak söze atladı.

"Böyle yok yere tavır alman ne kadar doğru? Ablan olarak seni yanlıştan çevirmeye çalışıyor farkında değil misin?"

Abim ve Hamza henüz olayı anlamadıkları için sessizce ama belli bir sinirle bizi dinliyorlardı.

"Yanlış olan sizin yaptığınız. Nişanlı evlenmek üzere olan genç bir kıza bu şekilde ısrarla yaklaşmanız ne kadar doğru? Ablana da söyledim sana da söyleyeyim o halde. Hamza'yı çok seviyorum. Evliliğimizin sebebi çıkan dedikodular değil."

Hamza yavaş yavaş olayı anlamıştı sanırım. Çünkü patlamaya hazır bir bomba gibi yumruklarını sıktı, yüzü gözü sinirden kıpkırmızı oldu. Rıdvan Hamza'ya göz ucuyla bakıp bana hitaben konuştu.

"Bunu mu seviyorsun Zeynep? Allah aşkına adam senin iki katın, hem yaşı da abinden bile büyük. Çam yarması gibi. Yanına da yakı...."

Hamza'nın abim olmadığını bildiği halde abin mi diye sorması, üstüne hiç vazife olmayan şeyleri konuşması sonunda Hamza'yı çileden çıkarmıştı. Cümlesini tamamlayamadan Hamza Rıdvan'ın burnuna kafasını gömmüştü.

"Bak bu çam yarması seni nasıl çiğ çiğ yiyor!"

"Siktiğimin piçi!"

"Lan şerefsiz! Kız nişanlı lan nişanlı!"

Hamza ağzından çıkan küfürlerle birlikte Rıdvan'ın üstüne oturmuş yumrukluyordu. Seda ablanın çığlıklarıyla kendime geldim. Abimin sesini de o an duydum.

"Zeynep öldürecek. Tutamıyorum, engel ol."

Hamza abimin kolunu tutan elini savurup Rıdvan'ı hırpalamaya devam etti. Abim tekrar yeltenince işaret parmağını kaldırıp bağırdı.

"Bana dokunursan seni ondan beter yaparım!"

Kendime gelip Hamza'nın havaya kalkan yumruğunu tuttum. Yanında beni görünce gözlerinde bir anlık duraksama gördüm. Sanki az önce bir insanı döven o değilmiş gibi her şey çok normalmiş gibi konuştum.

"Akşam yemeğe kalır mısın? Sevdiğinden yaptım. Etli türlü, pilav. Yanına istersen cacık yaparım."

Gözlerimin içine baktı. Sanırım Seda ablanın aklımı karıştırıp karıştırmadığını anlamaya çalışır gibiydi. Tek dizinin üstüne elini koyup kendini kaldırdı. Bir eli hala avucumun içindeydi. Yaklaşıp kulağıma fısıldayarak konuştu.

"Cacık olur. Ama sarımsak istemem, bu gece yanında uyuyacağım."

Dedikleriyle yüzüm kızardı. Abim yalandan öksürüp homurdandı. Seda abla zor bela Rıdvan'a destek olup kaldırdı. Hiç kimse onları umursamazken Rıdvan'ın kötü bakışlarını bir tek ben fark etmiştim. Görmezden geldim. Olay büyümesin istedim.

Hepimiz içeri geçtiğimizde Hamza ellerini yıkamaya gitti. Kapıda elimde havluyla bekliyordum.

"Soracağım ama şimdi değil."

Dudaklarımı dişleyerek kapıda beklerken ne zaman çıktığını anlamamıştım. Parmaklarını dudaklarıma uzattı, dişlerimle kıstırdığım dudaklarımı serbest bırakmamı sağladı.

"Gece ben istediğin kadar ısırırım, sen eziyet etme."

Kafasıyla önden yürümem için işaret etti. Adımladığımda kalçamda hissettiğim hafif tokadı beni şoka uğratmıştı. Gözlerimi pörtleterek yüzüne baktığımda gülüyordu. Şaşkınlığımı yok sayıp içeri geçtim. Anam ve babam da geldiğinde yemekleri hazırladık. Yerken iki hafta sonraki düğünümüzü konuşuyorduk. Daha doğrusu ben sessizce dinliyordum.

"Baba müsaade edersen yarın Zeynep'le nikah günü almaya gidelim. Sabah erken çıkarız, geç olmadan geliriz Allah'ın izniyle."

"Tamam oğlum, gidin. Gitmişken eksikler nelerse alıverin."

Babamı onaylayıp yemeğe devam etti. Biten yemekten sonra Meryem'le sofrayı toplayıp bulaşıkları hallettik. Herkese kahve pişirip ikram ettik. Kahveler bitip saat epey geç olunca Hamza ayaklanıp anamın ve babamın elini öptü, abime erkekçe sarıldı. Elini göğsüne hafifçe vurup Meryem'e de hayırlı geceler diledi. Abim bizi yalnız bırakmamak için bizimle birlikte kapıya kadar geldiğinde gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Mecburen kapıda gözlerimizle vedalaştık. Hamza gittiğinde kahve fincanlarını toplarken yardım etmeye çalışan Meryem'i odasına göndermiştim.

Sonunda odama geçtiğimde Hamza yatağıma kurulmuş beni bekliyordu. Gülümseyerek dolaptan pijamalarımı aldım. Ondan utanıp başka yerde giyineceğimi ya da gözlerini kapatmasını söyleyeceğimi düşünüyordu sanırım ama onu yanılttım. Ellerim üstümdeki badinin eteklerini bulduğunda Hamza tek kaşını kaldırdı, yerinde dikleşti. Badiyi üstümden çıkarıp pijamamın üstünü giydim. Sıra altıma geldiğinde gözlerinin içine bakarak yavaşça sıyırdım. Tam pijamamın altını giyecektim ki Hamza belimden kavradığı gibi sırtımı duvara yapıştırdı. Elleri kalçamı bulurken dudaklarını dudaklarıma sürttü.

"Bugünkü sinirimin üstüne beni bu kadar yakmaman gerekiyordu. O puştu sen kurtardın. Seni kurtaracak biri de yok. Şimdi ne olacak?"

Kıkırdayarak çıplak bacaklarımı beline doladım. Dudaklarıma sürtünen dudaklarını öptüm.

"Korkutmaya çalışma, sadece komik oluyorsun."

"Korkutmaya çalışmıyorum, emin ol. Başına gelecekler için uyarı yapıyorum sadece."

Dudaklarımı bükerek nazlı nazlı konuştum.

"Ama ben ne yaptım ki?"

Bükülen dudaklarımı ısırdı. Aynı zamanda kalçamdaki elini sıkılaştırdı. Yatağa yürüyüp oturdu. Şimdi tamamen kucağındaydım. Vücutlarımızın arasında hiç boşluk yoktu. Bir elini kalçamdan belime diğerini enseme çıkardı. Sertçe öpmeye başladı. Belimdeki eli sırtım ve kalçam arasında geziniyordu. Kendini geri atıp uzandığında ben de üstünde uzanıyordum. Ensemdeki eli başımı kaldırmama müsaade etmeden baskı uyguluyordu. Öpüşlerimiz devam ederken yine bu akşamki gibi kalçama bir tokat vurdu. Yine şaşkınlıkla gözlerim büyürken Hamza tüm havayı bozarak gülmeye başladı.

"Surat ifadene bakar mısın?"

"Bunu neden yapıyorsun?"

Şaşkınlık dolu sesime ve yüzüme çapkın bir bakış attı.

"Hoşuma gitti, avucuma geliyor."

Omzuna hafifçe vurup kollarının arasından sıyrıldım. Kendimi yanına attığımda kolumu beline sarıp başımı göğsüne koydum.

"Sormayacak mısın?"

Dilini dişlerine vurup olumsuz ses çıkardı. Fısıldadım.

"Neden?"

"O piçin yanına yakışmadığım hakkındaki sözlerini hatırlamak istemiyorum."

"Ben seni seviyorum Hamza. Kim ne derse desin yanıma senden daha çok yakışan biri olamazdı. Sen mükemmel bir adamsın."

Göğsünden başımı kaldırıp üstüme eğildi. Dudaklarımı öptü.

"Sana ölürüm."

Birbirimize küçük öpücükler vererek uzun zaman sonra yine kollarında uyumuştum.

...

Sabah uyandığımda Hamza yoktu. Kimseye yakalanmadığımız için sevinerek hazırlandım. Hamza almaya gelecekti. Nikah günü alıp eksiklerimizi tamamlayacaktık. Düğüne çok az kalmıştı.

....

Hastanede ve nikah dairesinde işlerimiz bittikten sonra nikah için elbise aldık. Eksikleri de tamamladığımızda eve dönüyorduk. Bütün gün çok güzel geçmişti. El ele yürümüş acıktığımızda baş başa yemek yemiştik. Bu küçücük şey bile hatırlayıp hatırlayıp mutlu olmamı sağlıyordu. Hamza evin kapısında bırakmadan önce tenha bir köşede durdu. Yüzümü, gözümü, dudaklarımı öpüp mırıltıyla konuştu.

"Çok şükür, çok şükür çok az kaldı."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.