Bizi öyle gören Meryem'in gözleri kocaman oldu. Anında içeri tamamen girip kapıyı kapattı.
"Hayatım, Zeynep müsait değil şu an. Biz salona geliyoruz. Sen içeri geçer misin?"
Abimin ne cevap verdiğini duymasam da Meryem'in rahatlayan yüz ifadesinden olumlu cevap aldığını anladım. Meryem bize arkasını döndüğünde şaşkın bakışlarım Hamza'yı buldu. Üzerimize örttüğümüz pikeyi çıplak göğsüne çekmiş öyle duruyordu. Durumumuz yanlış anlaşılmaya çok müsaitti. Ancak ayıp bir şey yapmamıştık. Bunu düşünmek birden içimi ferahlattı. Hiçbir şey olmamış gibi Hamza'nın yanağına öpücük bıraktım.
"Hadi aşkım, sen git. Kimseye de görünme dikkat et."
Söylediğimle Hamza'nın şaşkınlığına ek Meryem de şaşırmış olacak ki bir an bize döner gibi oldu ama hemen eski halini aldı. Neyse ki Hamza şaşkınlığını atıp hemen üstünü giyindi. Cama ilerleyip etrafı kontrol etti. Camdan çıkmadan önce göz kırptı, öpücük gönderdi. Koskoca adamın benim yanımda tüm erkeksiliğinden sıyrılıp oğlan çocuğu gibi olması beni mest ediyordu. Mutlulukla Hamza'nın çıktığı cama bakarken Meryem yanıma gelip koluma bir çimdik attı.
"Az kalsın abin görecekti. Hala sırıtıyorsun, pes sana."
"Yanlış ya da ayıp bir şey yapmadık. Uyuduk sadece."
"Bir de bu konuyu abinle konuşalım istersen bakalım o ne diyecek?"
"Söylemeyeceksin değil mi?"
"Tabi ki söylemeyeceğim."
Kapının tekrar tıklatılmasıyla kendimize geldik. Abim girmek için onay istedi. Gelmesini söylediğimde girip halimize baktı.
"Nerede kaldınız? Hadi."
"Konuşuyorduk öyle."
Kalkıp içeri geçtik. Meğer anamla Meryem her şeyi hazırlamış benim uyanmamı beklemişler. Az kalsın abim uyandırmaya gelecekken Meryem uyandırmak istemiş. Bizi öyle büyük bir sorundan kurtarmıştı ki Meryem'e bunun için ekstra teşekkür ettim. Kahvaltı yaptıktan sonra Meryem babam ve abime kahve pişirdi. Anamla mutfakta oturmuş düğün için neler lazım onu konuşuyorduk.
...
Adamlar evden gittikten sonra odaya geçtik sandıktaki dantel, nakış ne varsa ortaya döktük. Tek tek kontrol edip eksikleri not alıyorduk. Kapının çalmasıyla açmaya gittim. Fatma ana ve Hamza kucaklarında bohçalarla gelmişlerdi. İçeri buyur ederken Fatma ananın yükünü aldım kucağından. Nefes nefese içeri geçerken başındaki eşarbın iğnesini açmış iki ucunu sallayarak kendini yelliyordu. Hamza'yla bu görüntüye kıkırdayıp biz de peşinden içeri geçtik.
Fatma ana dantellerin güzelliğini överken anam mutlulukla gülümsüyordu. Yaptığı emeklerin beğenilmesi hoşuna gitmişti. Getirdikleri bohçaları da yere bıraktık. Fatma ana bana bakarak konuştu.
"Kızım sever misin ister misin bilmem. Bir kaç şey yaptım, yaptırdım. Ha bir de ben Arnavutum ama eşim değildi. Şöyle kınanda bir Arnavut gelini gibi salınmanı çok isterim. Bir takım getirdim ama sevmezsen giymen için zorlamam."
"Giyerim tabi. Bu kadar zahmete girmişsiniz teşekkür ederim."
Beni düşündüğü için çok mutlu olmuştum. Herkes denememi istedi ama Hamza burada olduğu için nedensizce utandım. Kimse de zorlamadı. Çay suyu koymak için kalktığımda Hamza da gitmek için kalktı. Onu kapıdan geçirirken alnıma ve dudaklarıma hızlıca öpücükler kondurdu.
"Bir sorun yok değil mi?"
Olumsuzca başımı salladım. Son kez alnımdan öpüp çıktı. Çay suyu koyduktan sonra tekrar içeri geçtim. Düğünü bir ay sonra yapacağımız için oldukça yoğun günler bizi bekliyordu.
....
İki hafta sonra...
Günler hızla geçerken artık daha az uyur olmuştum. Hamza'yla o günkü yakalanmamızdan sonra bir daha gelmemesi gerektiğini söyledim. Biraz alınmış olsa da anlayışla karşıladı. Bu süreçte hazırlıklarımız devam ediyordu. Evde sürekli bir çeyiz telaşı olduğundan gelen gidenimiz bitmiyordu.
Yine mahallenin kızları toplanmış çeyiz işliyorduk. Ben elimde Hamza'ya işlediğim seccade varken aynısının başka rengini Meryem işliyordu. Esra ablaya koca karnıyla hiçbir iş yaptırmıyorduk. O bize oturduğu köşeden fikirler veriyordu. Anamın ördüğü danteli havlunun kenarına işleyen Seda abla sonunda suratsız bakışlarını üzerimden çekip ağzının içinde homurdandı.
"Seda abla yapmak istemiyorsan ne diye geldin, ne diye surat yapıyorsun?"
"Yaptığım işten değil sana kızdığımdan surat yapıyorum."
Herkesin meraklı bakışlarının hedefi olmuştuk.
"Aynı konuyu açmayalım istersen abla."
"Bence açalım. Buradaki herkesin bana hak vereceğini düşünüyorum."
Seda abla köydekilerin Hamza'yla beni konuşmaya başladıkları zaman gelip beni kenara çekmişti. Kardeşinin askerden geldiğini, beni beğendiğini, bu çıkan dedikoduları önemsemediğini söylemişti. Hamza'ya aşık olduğumu söylediğimde buna inanmamıştı. Sırf dedikodular yüzünden ailemden korkuyorsam kardeşinin herkesin ağzını kapatabileceğini söylemişti. Bunu hiç kimseye anlatmadığım gibi çok da önemsememiştim. Seda abla odadaki herkese bu durumu anlattığında Meryem hariç hepsi gözümün içine bakmaya başladı. Her kafadan bir ses çıkıyordu.
"Kimseden korkma sakın."
"Ailen mi zorluyor?"
"Hamza mı tehdit ediyor?"
"Yeter, hayır kimse kimseyi zorlamıyor. Ben hayatımdan memnunum. Hamza'yı seviyorum. Evlenme kararımız dedikodular yüzünden değil, zaten birbirimizi seviyoruz."
Meryem'in de bana destek çıkmasıyla sustular ama Seda abla hala ısrarlı bakışlarla beni izliyordu. İşlerimizi bitirdikten sonra herkesi tek tek uğurladık. En sonra Seda abla ve Esra abla kalmıştı. Esra abla karnı burnunda olduğu için Seyit abi almaya gelecekti. Seda abla da herhalde onlarla birlikte giderdi.
...
Akşam yemeği hazırlamak için mutfağa geçtiğimizde Esra abla ve Seda abla mutfakta sandalyelere oturmuş bizi izliyorlardı. Sessiz bir ortam oluştuğunda Seda abla tekrar aynı konuyu açtı.
"Bak abla kalbini kırmak istemiyorum ama kardeşini tanımıyorum bile. Dediğim gibi Hamza'yı seviyorum. Onunla evlenmek istiyorum. İyi niyetlisin farkındayım ama lütfen bu konuyu daha fazla açma."
Konuşmamdan sonra bir daha konuyu açmayacağını söyleyerek özür diledi. Kapı çaldığında Meryem açmaya gitti. Seyit abinin geldiğini seslendiğinde Esra abla zar zor yerinden kalkıp pıtı pıtı kapıya gitti. Bende peşinden gittiğimde yemeğe kalmalarını teklif ettik ama yine de vedalaşıp ayrıldılar. Seda ablanın neden gitmediğini yüzüne karşı sormasam da içimden sorguladım. Tekrar kapı çaldığında bu sefer ben açmaya gittim. Kapıda tanımadığım genç bir delikanlı adam duruyordu.
"Buyrun kime bakmıştınız?"
"Zeynep?" sorarcasına adımı söylediğinde kaşlarımı çattım.
"Evet, benim."
Pişkince gülümseyip elini tokalaşmak için uzattı. Uzattığı eline sırıtan suratına bakarken bir ses duyduk.
"Kimsin lan sen?!"