Zeynep
"En kısa zamanda düğünü de yapalım derim Fehmi. Sen ne dersin?"
....
Aslında Hamza'ya bir an önce kavuşmak istiyordum. Ama amcanın sorusuyla babamın gözlerindeki hüzün büyüdü. Ağırca yutkundu. Sanki aldığı soluk göğsüne yük gibiydi. Gözlerini önce anama çevirdi. Anam başını hafif sağ omzuna eğip belli belirsiz salladı. Daha sonra babamın gözleri beni buldu. Tepkisiz kaldım. Kalbimin atışı kulaklarımın uğuldamasına sebep oluyordu. Ortamdaki herkes babamın ağzından çıkacak cümleyi beklerken gözlerimin karardığını hissettim. Bir terslik olduğunu fark eden abim önüme geldi. Başımı ellerinin arasına alıp bir şeyler söyledi. Ama kulaklarım o kadar uğulduyordu ki ne söylediğini duyamadım. Gözlerim görüşünü kaybetmeden Hamza da sehpanın üstünde duran su dolu bardağı alıp yanıma geldi. Bardaktan avucuna su döküp yüzümü gerdanımı sildi. Bir kaç yudum da içmem için uzattı. Yüzüme değen su biraz olsun kendime gelmemi sağlamıştı. Abim müsaade isteyip biraz dışarı çıkardı.
"Korkuttun kızım, iyi misin?"
"Babamı öyle hüzünlü görünce kötü oldum abi. İyiyim şimdi, çok şükür."
Dışarıda iyice kendime gelmiştim. Tekrar içeri girdiğimizde kısa bir özür mırıldandım. Babamı da iyi olduğuma ikna etmek için yanına gidip sarıldım. Hamza gözümün içine bakıyordu. Herkesin önüne baktığını gördüğüm bir an minik bir gülümseme gönderip dudaklarımı oynatarak iyi olduğumu söyledim. Tekrar bakışlarımı etrafta gezdirirken Fatma anayla göz göze geldik. Hamza'ya attığım gülümsemeyi görmüş olacak ki şefkatle gülümsüyordu. Utancımdan yerin dibine girmek istedim. Eliyle yanını pat patladı. Çekinerek de olsa yanına yerleştim. Herkes kendi arasında sohbete dalmıştı. Fatma ana yüzümü incelerken ellerimi tuttu.
"İyisin değil mi güzel gelinim?"
Güzel mi gelinim? Heyecandan dilim damağım kurumuştu. Konuşmak için bir kaç kez yutkundum.
"İyiyim, çok şükür."
Anam ve Meryem'in de ilgisi üstümüzdeyken Fatma ana anama hitap etse de aslında hanımlara hitaben konuştu.
"Kimin ne dediğini umursamam Nermin. Kızımın da oğlumun da alnının ak olduğuna eminim. Ama çocuklar da seviyor birbirini uzatmadan yapsak düğünü ne dersiniz? Bizim deli oğlanın yaşı da var malum. Hayırlı işler uzatmaya da gelmez."
Anam dikkatle dinledi.
"Ay ben bilmem ki. Fehmi'de son karar."
...
Artık yavaş yavaş ayaklanmaya başladıklarında Hamza yerinde kıpır kıpırdı. Sürekli amcasının kulağına eğilip bir şeyler söylüyordu. Babam Hamza'ya ters ters baktı, baktı, baktı. Başını sağa sola sallayıp ağzının içinde homurdandı. Sonunda dayanamayıp gür sesiyle Hamza'yı payladı.
"Bir şey mi diyeceksin damat?"
Hamza yakalanmış çocuklar gibi bir iki yutkundu. Ellerini dizlerine sabitleyip babamın gözlerinin içine baktı.
"Baba düğün için bir cevap vermedin de amcamdan onu sormasını istiyordum."
"E hayırlı olsun dedik ya, sonbahara yaparız işte düğünü."
Hamza'nın rengi attı. Babama karşılık vermek de istemedi ama sonbahar dediğimiz nereden bakarsak en az beş aydı. Hamza yardım dilenircesine bana baktı. Ben babamın karşısında bir şey diyemeyeceğimi belli etmek için omuzlarımı silktim. Hamza son bir umut abime çevirdi gözlerini. Abim onu rahatlatmak için gözlerini kırptı. O iş bende der gibi bakışları Hamza'yu biraz olsun rahatlatmıştı. Babama doğru dönüp Hamza'yı çileden çıkaracak cümleleri söyledi.
"Sonbahar çok erken baba seneye yaza bırakalım. Benim düğün biraz belimizi büktü. Hem hazırlıkları daha iyi yaparız."
Hamza yerinden kalkacak gibi oldu. Amcası elini dizine koyup durdurdu.
"Fehmi yanlış anlaşılmak istemem ama konu paraysa yuva parayla kurulmaz. Oğlumuzun da kızımızın da gönlünden geçen her şeyi yapmaya talibim."
Babam gülümsedi.
"Yok, yanlış anlamam. Damat beyi süründüreyim dedim ama kıyamadım."
Sonra sağ elini havaya kaldırıp "Öp bakalım damat." dedi.
Hamza ne olduğunu anlamadı ama kalkıp babamın elini öptü.
"Damat değilim baba, oğlunum inşallah."
Bu lafı babamın oldukça hoşuna gitmişti. Hamza babamdan sonra anamın da elini öptü.
"Ee ne zaman yapıyoruz düğünü?"
Sabırsızdı. Ben de belli etmesem de oldukça sabırsızdım. Amca yine söze atıldı.
"Bir aya olsun o zaman. Siz en kısa zamanda gidip nikah günü alın. Önce nikahınızı kıyarız. Sonra anlı şanlı düğün yaparız inşallah."
Heyecanlanmıştım. Ellerimi birbirine sürttüm istemsizce. Meryem elini elimin üstüne koyup hafifçe sıktı. Abim uzaktan göz kırpmakla yetindi. Anam ve Fatma ana hemen ayrıntıları konuşmaya başlamıştı.
Sonunda gitmek için ayaklandıklarında yine kapıya dizildik. Herkesi tek tek öperken en son Hamza çıkmıştı. Herkesin gözü üzerimizde olduğu için ne sarılabildik ne bir şey konuşabildik. Gittiklerinde hepimiz odamıza çekildik. Bugün temizlik ve ikramlık derken üstüne bir de heyecan eklenince oldukça yorulmuştum. Yine de mutluydum. Elbisemi çıkarıp pijamalarımı giydim. Yatağıma uzandığımda ne kadar yorulduğumu bir kere daha anlamış oldum.
Kendimi uykunun kollarına bırakırken belime dolanan kollara yerimde sıçradım.
"Şşş, benim. Korkma."
Hamza'nın fısıldayan sesiyle yine uykunun kollarına çekildim. Uyumadan önce yönümü çevirip ona döndüm. Çıplak göğsüne kafamı koyup uykuma devam ettim.
....
Gözlerime giren ışıkla birlikte hala Hamza'nın göğsünde yattığımı fark ettim. Tam mutlulukla uyandım diye düşünürken gözüme giren güneş ışığı oldukça geç vakte kaldığımızı gösteriyordu. Hızla göğsünden kalktım, çıplak omuzlarını dürtüp sessizce uyandırmaya çalıştım. Hamza sonunda gözlerini açtığında gülümseyerek dudaklarıma bir öpücük kondurdu. Tam çok geçe kaldığımızı söyleyecekken kapının tıklatılıp açılması bir oldu. Kapıdaki kişiye bakarken nasıl bir açıklama yapmamız gerektiğini düşünüyordum. Ya da bir açıklama yapabilecek miydik?