Meryem
Sabah İbrahim'in kollarında uyandığımda bunun bir rüya olduğunu sanmıştım. Yavaşça kollarının arasında döndüm. Huzurla uyuyan yüzünü izledim bir süre. Ellerimi yüzüne çıkardım belli belirsiz okşadım. Dudağının kenarı kıvrılınca ellerimi hemen çektim. Gözleri kapalı konuşmaya başlayınca kırmızının her tonuna büründüm.
"Günaydın karıcığım."
Çok utansam da o benim kocamdı artık. Cevap vermek istiyordum ama sesim çıkmayacak gibi geldi bir an. Ağzımı bir kaç kere açıp kapattım. En sonunda utancımı geri plana attım.
"Günaydın kocacığım."
İbrahim'in gözleri birden şokla açıldı. Beni sırtüstü devirip üstüme çıktı. Sanki bebeğinin ilk kelimesini duymuş babalar gibi heyecanlıydı.
"Ne dedin sen?"
Gülümseyip omzumu silktim.
"Kocacığım dedim. Kocam değil misin? Demeyeyim mi?"
Dudaklarımı art arda öptü. Ağzı kulaklarındaydı.
"Hep kocacığım de."
"Derim, sen bana böyle bak yeter ki. Ben hep derim."
Uzunca öptü bu sefer. Omzundan itip dudaklarımızı ayırdım.
"Hadi çekil de banyoya gireyim."
"Sana eşlik etmemi ister misin?"
Gözlerime öyle heyecanla bakıyordu ki geri çevirmek istemedim. Başımı olumluca salladığımda çok şaşırsa da kararımdan vazgeçmemden korkarak hemencecik ayaklandı. Yanıma gelip birden kucağına alınca şaşkın bir çığlık bıraktım odamıza. Doğruca banyoya girdiğimizde aslında yıkanmaktan çok gecenin devamı gibiydi yaşadıklarımız. Çok mutluydum ama evdekilerle karşılaşma düşüncesi aklıma sızdığında utancımdan ne yapacağımı bilmiyordum.
...
Zeynep
"Demek öyle Zeynep Hanım. Bak şimdi sana ne haltlar edeceğim."
....
Hamza'yı bu kadar erken beklemiyordum. Üstelik söylediğimi duymuş hesap sorar gibi bir hali vardı. Heyecandan titremeye başlamıştım. Kollarının arasında dönüp ellerimi sakallarına yerleştirdim. Hafiften baskı uygulayarak dudaklarının biraz öne çıkmasını sağladım. Koca adam öylece ne yapacağımı bekliyordu. Utanmadım, kaçmadım.
"Merakla bekliyorum."
Ellerimi yanaklarından ensesine kaydırıp dudaklarına yapıştım. Bunu beklemiyor olsa gerek ilk bir kaç saniye karşılık vermedi. Sonra gerçekliğin farkına varıp belimdeki ellerini kalçalarımın altından geçirip kucağına aldı. Bacaklarım belini sardığında öpüşmemiz alevlenmişti. Hareket edip yatağıma uzandırdı. Kalçamdaki eli bacağıma ordan da diz altındaki eteğimin içine ulaştı. Korkmuyordum. Ensesindeki saçları çekiştiriyordum. Dudaklarımı bırakıp yanağıma oradan da kulağımın altına geçti. Minik minik öpücükler bırakırken bir yandan da sert soluklar alıyordu.
"Durdur beni Zeynep."
Kırkırdadım. Ellerimi omuzlarına koyup hafif bir baskıyla üzerimden ittim. Etkili bir itiş değildi ama Hamza geri çekildi. Hala üstümde olsa da dudaklarını çekmişti. Saçlarımı yüzümden, omuzlarımdan çekti.
"Öleceğim, artık kavuşalım."
"Şşş... Ölümü anmak yok. Kavuşacağız Allah'ın izniyle."
"Anama en çok iki ay dedim ama ben dayanamıyorum Zeynebim. Konuşalım, en fazla bir aya halledelim. Ne istersen yapalım ama bir aydan fazla deme bana."
"Hamza."
"Hamza deme, lütfen olsun. Kaç zamandır hasretim sana. Kollarımda uyu artık."
"Olur aşkım, çok isterim."
"İtiraz etme hemen Zeynep. Sen ikna olursan herkesi ikna ederiz. Lütfen hemen evlenelim."
Kısık sesle kahkaha attım. Hamza gözlerimin içine bakıyordu. Ellerimi yine sakallarına koydum. Yanaklarına, alnına, çenesine en son da dudaklarına öpücükler kondurdum.
"İstiyorum. Seninle hemen evlenmeyi de, kollarında uyumayı da istiyorum."
Hamza'nın gözlerinden büyük bir ışık geçti. Başını boynuma saklayıp sayısız öpücük bıraktı.
"Seni çok seviyorum."
Yana devrilip sırtım göğsüne gelecek şekilde yattı. Ellerini ellerime kenetledim. Öptüm.
"Seni çok seviyorum."
....
Sabah uyandığımda yine Hamza yanımda değildi. İçeriden anamın bana seslenmesini duyduğumda hazırlanmamı hızlandırıp içeri geçtim. Mutfağa girdiğimde ansm kahvaltı hazırlarken Meryem akşam içindi sanırım sarma sarıyordu. Dünkü utangaçlığını üstünden atmış gibi duruyordu. Buna oldukça sevinmiştim. Ben onları izlerken beni fark ettiler.
"Heh, geldin mi yavrum. Sen tepsiyi al içeri sofrayı kur. Hemen gel Meryem'e yardım edelim de üç koldan bitsin sarma. Daha çok işimiz var. Adamları gönderince işe girişiriz."
Başımı sallayıp tepsiyi aldım içeri götürdüm. Abim ve babam ortalarda yoktu. Büyük ihtimalle anam sarma bitmeden uyandırmak istememişti. Mutfağa döndüğümde anamla Meryem akşam için başka ne yapalım diye konuşuyorlardı. Anam Meryem'in önündeki sarma dağını elindeki tencereye dizmeyi bitirdiğinde elini Meryem'in elinin üstüne koydu.
"Yavrum kusura bakmayasın. Yeni gelinsin daha hemen mutfağa koyduk iş buyurduk gibi oldu."
"Ne kusuru ana. Ben halimden memnunum. Zeynep İbrahim'den önce de benim kardeşimdi. Evli olmasaydık da şu an burada olurdum. Kendini üzme böyle."
Anam Meryem'e minnetle bakıyordu. O sırada abim gözleri şişmiş bir şekilde mutfağa girdi. İlk fark eden anamdı.
"Günaydın oğlum."
Hepimizi başımızdan öptü.
"İşte şimdi günüm aydı."
Meryem hafiften kızarsa da yüzünü eğmeden doğruca abime baktı. Abiim bize çaktırmadığını zannederek biricik karısına göz kırptı. Sonra ortadaki henüz yeni sarılmış çiğ sarmalardan iki tane alıp ağzına tıktı. Anamın karnın ağrıyacak sözlerine aldırmadan üçer beşer karısının o dakikadan sonra sardığı her sarmayı yedi.
Sarmayla işimiz bittiğinde anam babamı uyandırmaya gitti. Ben de çaydanlığı alıp çifte kumruları mutfakta yalnız bıraktım. Çok geçmeden hepimiz sofrada yerimizi almıştık.
Kahvaltı faslı çabuk bittiğinde anam babamla abimi tabiri caizse evden kovdu. Meryem'in mutfaktaki konuşması işe yaramış olacak ikimize de iş buyurup kendisi de işe koyuldu.
Akşamüstü olurken etrafı süpürüp silme işi bitmiş ikramlıkların hepsi hazırlanmıştı. Artık yapılacak bir şey kalmayınca banyoya girdim. Odama döndüğümde uzunca bir süre dolabımla bakıştım. İsteme işi bir anda olunca kıyafet düşünecek zamanım yoktu. Üzgün gözlerle çiçekli günlük elbiselerime baktım. O ara kapı tıklatıldı. Kapımı yavaşça açıp kenardan kimin geldiğine bakınca Meryem'i gördüm.
"Ay hazırlandın mı diye bakmaya geldim ama daha giyinmemişsin."
Gözlerim hafiften dolmuştu. Dudaklarımı büktüm. Bu akşam Hamza'ya çok güzel görünmek istiyordum.
"Ne giyeceğimi bulamadım."
"Müsaade edersen dolabına bir bakabilir miyim?"
Elimle bakması için onay verdim. Biraz kurcaladıktan sonra elinde bir elbise çıkardı. Ahmet abim ve Pınar ablamın seneler önceki düğününde giydiğim elbiseydi. Kolları balon şeklinde geliyordu. Belinde ince bir kemeri vardı. Açık mavi renginin tenime yakıştığını düşünüyordum.
"Bence bu çok güzel. Hem bu akşam yüzük de takılır büyük ihtimalle. Söz için çok hoş olabilir. Ne dersin?"
Biraz düşününce güzel olacağına karar verdim.
"Kapıdayım giyinince çağır saçlarını yapalım."
Meryem odadan çıkar çıkmaz havluyu üzerimden atıp elbiseyi giydim. O zamanki çelimsiz vücudumun üstünde ağlayan bu elbise zamanla şekillenen vücudum sayesinde çok güzel durmuştu. Kapıyı açıp Meryem'i çağırdım. Kucağında bir kaç makyaj malzemesi ve elindeki maşayla içeri girdi.
"Çok güzel oldun."
İltifatına gülümseyerek karşılık verdim. Beni oturtup önce makyajımı yaptı. Sonra saçlarımı taradı. Özenle kurutup, ensemde topladı. Saçlarımın önünde bıraktığı küçük tutamları maşayla çok kıvırcık olmayacak şekilde kıvırdı. Aynaya bakarken hiç müdahale etmeye gerek görmedim. Oldukça güzel hissediyordum kendimi. İşimiz bitince elbisemle aynı renk babetlerimi giydim. Odaya geçtiğimizde herkes hazır bir şekilde oturuyordu. Beni görünce babamın gözleri doldu. Ayağa kalkıp kollarını açtı. Kollarının arasına girdiğimde saçlarımdan öptü.
"Çok güzelsin kızım. İnşallah yolunuz hep aydınlık olur."
Sessizce amin dedim. Babamdan sonra abim kolunun altına aldı beni. Tam saçlarıma dokunacaktı ki Meryem benden önce kızdı.
"Sakın bozma İbrahim çok uğraştım."
Beni asla dinlemeyecek abim bir an duraksadı.
"Peki öyle olsun bakalım." deyip o da alnımdan öptü.
Çok beklemeye gerek kalmadan kapı çaldı. Ben kapıyı açmaya gittiğimde herkes arkamda sıra olmuştu. Normalde beni güldürecek bu durum stresten tepkisiz kalmamı sağlamıştı. Kapıyı açtığımda önde sonradan Hamza'nın amcası ve yengesi olduğunu öğrendiğim bir adam ve kadın girdi. Arkasından Fatma teyze sonra da Hamza girdi. Ellerini öpüp içeriye buyur ettim. Hamza'nın ellerinde çiçek ve çikolata vardı. Onları Meryem'e uzatıp bana sarıldı.
"Peri kızı gibisin."
Zaten fazlaca olan heyecanım Hamza'nın dediğiyle tavan yaptı. Gülümsedim. Kollarını çözüp içeri geçti. Meryem'le ben de herkesten sonra içeri girmiştik. Baktığımda herkes sohbete başlamıştı bile. Herkesin bizi izlediği ortamda Hamza'ya hiç bakamadım. Bir süre daha devam eden sohbet sonrasında amcasının boğazını temizlemesiyle anam kaş göz işareti yaptı. Ben mutfağa gitmeden önce Meryem'i de dürtüp benimle gelmesi için gözlerimle yalvardım. Neyse ki sessiz çağrımı anlamıştı. Mutfakta heyecanla kahveleri hazırlamaya başladık. Ben Hamza'nın kahvesini hazırlarken Meryem kalan herkesin kahvesini hazırladı. Hamza'nın kahvesine beklediği üzere tuz değil bal ekledim. Tepsiye hepsini dizdiğimizde Hamza'nın kahvesini karıştırmamak için fincanın kulbuna kırmızı kurdeleden minik bir fiyonk yaptım. Heyecanımı dizginleyip içeri adımladım. Benim içeri girmemle herkes susup beni izledi. Kahveleri tek tek dağıttım. Hamza kahvesini alırken gözlerimin içine bakıp dudaklarını oynatarak beni sevdiğini söyledi. Aynı şekilde karşılık verdim. Tepsiyi kenardaki sehpanın üzerine bırakıp sessizce ortamı dinledim. Kahveler içilince amcası yine söze gireceğini belli edercesine yerinde kıpırdandı. Babama baktığımda çok gergin olduğunu gördüm.
"Fehmi, Hamza abimin emaneti bize. Koca adam oldu babasını, anasını, bizi hiç utandırmadı sağ olsun. Zaten Hamza'yı da bilirsin. Hanım kızımızı da çok severiz. Anlaşmışlar, belli ki sevmişler birbirlerini. Bize de onların yolunu açmak düşer. Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızımız Zeynep'i oğlumuz Hamza'ya istiyoruz."
Babam dolu gözleriyle bana baktı.
"Kızım önce Allah'a sonra Hamza'ya emanet. Hayırlı olsun inşallah."
Babamın konuşmasıyla herkes gözle görülür bir rahatlama yaşadı. Herkes ayaklandığında Hamza ve beni ortaya aldılar. Fatma ana çantasından alyansları verdi. Babam parmaklarımıza geçirdi. Kurdeleyi keserken konuştu.
"Allah tamamına erdirsin. Allah utandırmasın."
Kurdelenin kesilmesiyle Fatma ananın koluma üç bileziği geçirmesi bir oldu. Şaşkınlıkla bileziklere bakarken Hamza yanımda sırıtıyordu.
Herkesin yerine geçmesinden sonra ikramlık hazırladığımız yiyecekleri getirdik. Bir yandan da çay içerken sohbet oldukça koyuydu.
Amca babamın hazırlıksız anında bombayı patlattı. Babamın zaten hüzünlü olan gözleri daha da hüzünlendi.
"En kısa zamanda düğünü de yapalım derim Fehmi. Sen ne dersin?"