Zeynep
Sabah uyandığımda Hamza yanımda değildi. Her ne kadar kapatmaya çalışmış olsa da odamın penceresi aralık kalmıştı. Gece boyu çok güzel bir uyku çekmiştim. İçeriden gelen tıkırtılara daha fazla sessiz kalamayıp hızlıca hazırlanıp odamdan çıktım. Mutfağa girdiğimde Meryem'i hamur yoğururken görünce oldukça şaşırdım.
"Kız yeni gelin. Sabah sabah kocanın koynundan neden çıktın? Bir de hamura girişmişsin."
Yüzüme bakmadan mırıl mırıl bir şeyler söyledi ama anlamadım. Bir sorun var sandım. Hızla yanına gidip kendime çevirdim. Meryem'in suratı kıpkırmızıydı, boynu yer yer kızarıp morarmış bir haldeydi. Yüzüme bakmıyordu. Dehşete düşmüştüm resmen.
"Hiii, bu ne hal?! Abim ne yaptı sana?!"
"Hiç, çok mu kötü görünüyorum?
"Meryem söylesene, ne oldu?!"
O kadar öfke dolmuştum ki tüm bunların sebebini şiddet sanmıştım. Gece Hamza'nın kollarındayken hiçbir şey duymadım diye kendime kızmıştım. Ben Meryem'den cevap beklerken abim mutfağa girdi.
"Günaydın evimin güzelleri."
Neşeli sesine bir de Meryem'in daha da kızaran suratına baktım. Bir insan nasıl bu kadar kızarabilir? Abim yanımıza yaklaşıp Meryem'in arkasından beline sarıldı başının üstüne öpücük bıraktı. Bana da kaş göz işaretiyle ne oldu dedi. Dudaklarımı büktüm olayı anlayamıyordum. Abim Meryem'in kulağına eğilip bir şeyler söyledi. Meryem dirseğini abimin karnına geçirip kollarının hapsinden kurtuldu. Hemen ellerini yıkadı.
"Zeynep, hamura devam eder misin? Yapamayacağım da."
"Ederim tabi."
Meryem hızla mutfaktan çıktı. Abime sert olduğunu düşündüğüm bakışla baktım.
"Bana bak, o kızı üzersen..."
Lafımı burnumu iki parmağının arasında kıstırarak kesti.
"Eee devam et. O kızı üzersem ne yaparsın Zeynep Hanım? Konuş."
"Meryem'e vurdun mu?!"
Sorumla gülümseyen yüzü birden asıldı. Kaşlarını neredeyse birbirine değecek kadar çatmıştı.
"Ne saçmalıyorsun sen?!"
"Kızın halini görmedin herhalde!"
Bağırmamla gözlerini kocaman açtı. Ellerini saçlarından geçirip kendi kendine söylendi.
"Bak Meryem'i utandıracak imalarda bulunma güzel kızım, tamam mı? Meryem'e vurmadım, vurmam. Sadece, ımmm... Nasıl desem, şey... Karı koca arasındaki bir şey. Korkulacak bir şey yok. Tamam mı?"
Abimin söylediğiyle yerin dibine girmek istedim. Sadece başımı salladım. Yeni evlenendiklerini unutmuştum sanki. Abim de durmadan mutfaktan çıktı. Ellerimi yıkayıp hamura devam ettim. Sonra onları kızartmaya başladım. Bir yandan patates ve biberleri kızartırken diğer yandan da çayın suyunu koymuştum ocağa. Ben bunlarla uğraşırken dış kapı açıldı. Anamla babam amcamlardan dönmüşlerdi. Babam mutfağa geldiğinde ocaktakilere bir göz attı.
"Sabah sabah pişi mi yapıyorsun benim gözlerim mi yanılıyor kızım?"
"Yok gözlerin gayet iyi görüyor babacığım. Pişi yapıyorum. Daha doğrusu ben sadece kızartıyorum. Meryem hazırladı. Az önce üstünü değiştirmeye gitti."
Anamla babamın gözlerinden ışık geçti. Meryem yapmasa da onu yargılayıp kusur bulmazlardı eminim. Ama yapması oldukça sevindirmişti.
"Hadi babacığım siz geçin odaya ben de sofrayı kurayım."
Babam gitti ama anam yanımdaydı.
"Meryem nasıl? Şimdi soramam bir şey. Zaten pek utangaç."
"Gayet iyi, ana sen de geç istersen. Ben şimdi seslenirim onlara."
"Seslenmesen mi acaba? Daha yeni evliler ya odalarında mı kalmak isterler, ne dersin?"
"Yok artık ana, abim de kudurmadı ya gündüz vakti sıkıştırmasın kızı."
"Edepsiz edepsiz konuşma Zeynep!"
Hafif kızgın konuşmasıyla mutfaktan çıkması bir oldu. Hazırlanan pişi ve kızartmalarla birlikte kahvaltılıkları da elimdeki küçük tepsiye dizerken Meryem girdi mutfağa.
"Kusura bakma Zeynep. Bütün işi sana yıktım."
"Meryem kızacağım artık. Siz evlenmeden önce biz daha samimiydik. Aramızda bunların lafı mı olur Allah aşkına."
Gülümsedi. Gerginliğini atmıştı üstünden. Yüzüne baktığımda morluk ve kızarıklıkları kapattığını gördüm. Tepsiyi eline verip içeri gönderdim. Ben de çaydanlığı alıp peşinden girdim. Herkes sofraya kurulmuştu. Sessizce kahvaltımızı yaparken kapı çaldı. Meryem ayaklanacakken abim eliyle durmasını söyleyip kalktı. Kapıdan gelen seslerle hepimiz yerimizden kalktık. Kapıda Hamza'yı gördüğümde sanki dün akşam kollarında değilmişim gibi bir özlem sardı bedenimi.
"Oğlum neden almıyorsun Hamza'yı içeri?"
"Hamza da şimdi gidiyordu baba."
"Yoo, gitmiyorum. Fehmi babam da içeri çağırdı. Çekilsene kapıdan."
Abimle Hamza'nın çocuklar gibi itişmesini izlerken hepimiz gülümsüyorduk. Sonunda abim pes edince Hamza içeri adımladı. Anamla babamın elini öpüp hal hatıralarını sordu. Meryem'e bir baş selamı verdi. Abim başımızda cehennem zebanisi gibi dikilmeseydi belki beni de öperdi. Bana göz kırptığında abim öksürür gibi boğazını temizledi. Hamza'yı omzundan itip odaya soktu. Bende temiz çatal bardak alıp odaya girdim. Bu Hamza bizim eve ikinci gelişi olmasına rağmen sanki bu evin kırk yıllık damadıymış gibi sofrada benim yerime oturmuş kahvaltılıklardan yemeğe başlamıştı. Hatta benim yarım bıraktığım çayı içiyordu.
"Şey ben bardak çatal getirdim ama."
Kısık sesimi duyunca hafiften toparlanıp bana da yer açtı. Kulağıma eğilip konuştu.
"O bardağı sen kendine doldur. Benim çayım tam istediğim ayarda olmuş."
Sesini kısarak konuşmaya çalışsa da sofradaki herkes duymuştu. Babam ve anam duymamış gibi yapsalar da yanımda beni hafifçe dürtüp kıkırdayan Meryem ve her an üstümüze atlayacak yırtıcı bir hayvan gibi bakan abim duyduklarını belli ediyordu. Normal şartlarda beni utandırmayacak bu durum abim ve babamın olduğu ortamda biraz utanmama sebep olmuştu. Cevap vermeyeceğimi anlayan Hamza yemeğe devam etti. Arada babamın sorularını yanıtladı. Kahvaltı faslı bittiğinde Meryem'le hemencecik toparladık. Babam kahve içelim dese de Hamza patavatsızlığını konuşturup herkesi şoka beni de utanç dalgasına soktu.
"Yok Fehmi baba ben Zeynep'in elinden ilk kahvemi tuzlu içmek isterim. Çay olursa daha iyi olur."
Babam tövbe estağfurullah diyerek homurdansa da yine de Hamza'nın isteğini yineledi.
"Kızım tekrar çay demleyin."
Cevap vermeden mutfağa gittim çaydanlığı yıkayıp tekrar çay suyu koydum. Bardakları tepsiye dizdim. Şekerliğe tekrar şeker doldurdum. Bu sırada Meryem gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Bir süre yoksaysam da en sonunda dönüp payladım.
"Sakın beni utandırma, sen zararlı çıkarsın."
Ağzına fermuar çekiyormuş gibi işaret yapıp gülümsedi.
"İnşallah çok mutlu olursunuz Zeynep."
Derin bir iç çekip yanıtladım. İnşallah...
....
Sonunda çay demlenince bardakları doldurup içeri geçtim. Benim gelmemle Hamza yerinde doğruldu. Yönünü babama çevirdi.
"Fehmi baba, lafı uzatmak istemem. Yolu yordamı bu mudur, doğru mu yaparım orası da meçhul. Ancak ben kendimi bilirim. Sen de beni bilirsin. Çıkan dedikodular zerre umrumda değil. Zeynep'i ya da sizi zor durumda bırakmak istemedim. O gün sadece konuşmaktı amacım. Zeynep istemeseydi bir yolunu bulur sustururdum ama Zeynep'in de gönlü bende. Açık açık konuşunca edepsiz sayar mısın bilmiyorum ama durum bu. En kısa zamanda evlenmek istiyorum. Sizden müsaade almaya geldim."
Babam bir müddet sustu, düşündü. Sonra göz ucuyla bana baktı. Merakla ne diyeceğini bekliyordum.
"Zeynep..."
"Efendim baba."
Hamza'ya çaktırmadan gözünü hafifçe kırptı.
"Sen ister misin bu oğlanı?"
Duruma hemen uyum sağlayıp utanır gibi yapıp bakışlarımı kucağımdaki ellerime çevirdim.
"Sen nasıl münasip görürsen babacığım."
Döylediğim sözle Hamza yerinde huzursuzlukla kıpırdandı. Sabredemeyip panikle konuşmaya başladı.
"Öyle denir mi? Kızım ya, ya babam olmaz derse, öyle denir mi?"
Ben gülmemek için direnirken sakince omzumu silktim. Hamza'nın yüzü git gide kızarırken odadaki herkesin kahkahasıyla şaşkın bakışlar attı. Ben de dayanamayıp kıkırdadım. Oturduğu yerde geriye yaslanıp derin bir nefes aldı, kendisi de gülmeye başladı. Oturuşunu düzeltip tekrar babama dönüp cevap bekledi.
"Tamam oğlum. Ne zaman derseniz buyrun gelin."
"Şey Fehmi baba. Bu akşam olsa?"
Babam başını sağa sola sallayıp homurdandı.
"Yarın gelin bari, hazırlık falan yaparlar."
"Tamam baba, ben gideyim o zaman."
Ayaklanıp babamın annemin elini öptü.
"Hadi kızım sen geçir Hamza oğlumu."
Annemin sesiyle yerimden fırlayıp Hamza'yı geçirmeye çıktım. Kapıyı açmadan dönüp birden dudaklarımı kavradı. Öpüşüne karşılık veremeden de bıraktı.
"Çok şükür Zeynebim. Pencereni açık bırak gece geleceğim."
Başımı sadece sallamakla yetindim. Dilim damağım kurumuş gibiydi. Son kez de alnımdan öpüp çıktı. Odaya geri döndüğümde abümin suratı beş karıştı. Meryem'e dönüp kaş göz işaretiyle ne olduğunu sordum. Gülümseyip omzunu silkti. Abimin yanındaki boşluğa oturup göğsüne sarıldım.
"Hadi beni biraz sev."
"Evlenen kardeşler sevilmez öyle."
"Aa kim demiş? Hem daha güzel sevilir. Hadi sev."
Kollarını sıkıca doladı etrafıma.
"O iti benden çok seversen küserim he."
"Yani sen Meryem'i benden az mı seviyorsun abi?"
Sorumla Meryem kaşlarını kaldırıp hadi yanıtla der gibi baktı. Abim mırın kırın etti. Dönüp Meryem'in kulağına bir şeyler söyledi. Meryem yüzü yine kıpkırmızı oldu. Birden kalkıp bardakları topladı. Abim dönüp alnımdan öptü. Sorumu yanıtsız bırakması umrumda değildi açıkçası. Ben de daha fazla durmayıp Meryem'in peşinden mutfağa gittim. Anamla Meryem akşam için yapılacakları konuşuyorlardı. Yarın akşam için yapılacakları da konuştuk. Karar verdikten sonra annemi dinlenmeye yollayıp Meryem'le hemencecik yaptık. Ertesi gün içinde bir kaç şey hazırladık.
O kadar heyecanlanmıştım ki herkes uyuduğunda bile uyuyamadım. Bahçeye çıkıp oturdum. Yanımda bir kıpırtı hissedince kendime geldim. Abim kolunu omzuma sarıp iyice kendine yasladı. Şakağımdan öptü. Saçlarımı kokladı.
"Yuvadan uçacaksın he? Ben sen hiç büyümezsin sanmıştım."
Yüzümü göğsüne gömdüm. Kokusunu içime çektim. Titrek nefesimden ağlayacağımı anlayıp daha sıkı sardı. Sessiz hıçkırıklarla ağladım uzunca bir süre.
"Kendime onu öyle bir yasaklamışım ki şimdi inanamıyorum. Rüya mı acaba diye çok korkuyorum. Onunla olmak da çok korkutuyor beni. Bir şeyler oluyor ve ben arada savruluyorum sanki. Bundan hoşnut olmadığımı sanma. Hayalimin de ötesi bu. Ama çok garip. Bazen korkunç geliyor gözüme. Beni anlıyorsun değil mi?"
"Ben her zaman yanındayım güzel kızım. Korkma, Hamza'nın gözlerinde sevgi görmesem emin ol sokağından geçirmezdim. Birbirinize sahip çıkın. Hayırlı işleri uzatmamak en doğrusu. Sen her şey hızlı olduğu için korkuyorsun biliyorum. Ama korkma sakın. Sen Bozkurtsun. Biz her zaman yanındayız."
"İyi ki varsınız. Siz olmasaydınız ne yapardım bilmiyorum."
Elini kalbime bastırdı.
"Biz olsak da olmasak da yanındayız. Buradayız."
Alnımdan öptü. Gülümseyerek konuştu.
"Hadi, gir uyu. Yarın ölü gibi çıkma karşılarına seni almaktan vazgeçerler bak."
Saçımı savurup ağzımı bükerek konuştum.
"Halt etmiş o. Beni beğenmeyen adamı kim beğensin?"
Abim gülerken elimden tutup kaldırdı.
"Hadi odana, hadi."
Tekrar saçımı savurup odama geçtim. Tam kapımı kapatmıştım ki birden belime Hamza'nın kolları sarıldı.
"Demek öyle Zeynep Hanım. Bak şimdi ben sana ne haltlar edeceğim."
...