Uzun zamandır zihnimin kapılarını zorlayan anıların hepsi..
Tarih: 2 Ekim 2015
Lisenin ikinci yılı..
Cam kenarındaki sıramda oturuyorum...
Yine sırama kafamı yaslamış bir şekilde dışarı bakıyordum.
Okula her zaman erken geldiğim için, sınıf yine sessizdi. Zaten sessiz olmasa da benim içim sessizlikle kaplıydı.
Dışarıdaki insanları seyrettim biraz, sonra büyük ağaçları, sonra bakışımı yere indirip okulumuzun bahçesindeki nergis çiçeklerini.
Zaman geçmek bilmiyordu.
Ama bu hise alışmıştım artık.
Sınıfta sıkıcı bir dersin bitmesini beklerken, bazılarının yapmacık konuşmalarının bitmesini ve ayrılmasını beklerken ve en çok da kendim ile baş başa kaldığım zaman.
Bunları düşünürken sınıfa hocamız Jiwoo geldi. Sevimli, sevecen ve aynı zamanda istediği zamanda merhem gibi işleyen sözleri vardı. Gülerken gözlerinin içi de gülerdi. Tatlı bir kadındı.
"Günaydın Jisung, nasılsın bugün?"
O, hocalar arasında beni en çok anlayandı diyebilirim. Beni sadece "sessiz, içine kapanık bir çocuk" olarak görmüyordu. Ehm, sanırım beni ortaokuldan beri tanıdığı için olsa gerekti.
Hızlıca gülümsedim.
"Günaydın Jiwoo-nim. İyi olmaya çalışıyorum, siz?"
"Bende öyle."
Sınıf yoklamasını eline aldı sonra.
Hızlıca birbirimizi saydı.
"Erken olduğu için... çok gelen yok, ha?"
"Evet."
Sözümden sonra tekrar yoklamaya göz atmaya koyuldu.
"Burada yeni bir isim var, sanırım sınıfa yeni biri gelmiş."
Şaşırmıştım, çünkü bizim okul başarılı olmasına rağmen daha yeni açıldığı için nam salamamıştı, kimdi ki bu 'yeni kişi'?
Ardından sınıfın kapısı üç kez tıklandı.
"Girebilirsiniz!" diye seslendi Jiwoo-nim.
Kapı açılınca içeriye daha önce görmediğim ve sanırsam o yeni kişi girmişti. Siyah, kısa saçları vardı ve de çilleri.
"Geç kalmadım ya, seonsaeng-nim (hocam)?" dedi telaş ile. Eğildi.
Jiwoo hocanın çok komiğine gitmişti bu.
"Hayır, geç gelmedin. Sınıfımıza yeni gelen kişi olmalısın."
"Sanırım adım benden önce gelmiş." dedikten sonra hafif kıkırdadı, eski halinden eser yok gibiydi.
"Evet, yeni geldim. Adım Park Do-hun. Yoklamada umarım vardır."
"Var canım, istediğin yere oturabilirsin. Sonuçta sınıfımız boş."
Yeni gelen Dohun şöyle bir ortalığı süzdü, süzdü...ve benim yanıma oturmaya karar verdi.
Bu çocuk geldiğinden beri bana ikinci bir şok yaratmıştı.
Genellikle insanlar bana karşı uzak dururlardı. Bazen sessiz anları gürültülü anlara tercih ettiğim içindi belki, belki insanlar benim açılmamı bekleyemeden benden soğuyorlardı.
Kafamı ona çevirdim. Hareketimi görünce gülümsedi ve dudakları aralandı.
"Merhaba, az önce duydun mu bilmiyorum ama... adım Dohun. Seninki ne?"
Bir şey yapmalısın Jisung.. put gibi öylece durma.
"Selam, bende Jisung. Han Jisung."
"Güzel bir isim."
"Teşekkür ederim." dedim kısa bir gülümseme ile.
Neden bilmiyorum ama diğer insanlardan aldığım havaya sahip değildi. Utangaçtı, ama çekingenliği cesurluğundan azdı.
"Nelerden hoşlanırsın peki, Jis?"
Jis derken?
Gözlerim açıldı. Lakap mıydı?
"Sen az önce bana lakap mı taktın?" dedim başımı hafif yana yatırarak.
"Evet, herkese böyle yaparım, ve bence tatlı."
"Peki..."
Daha ilk tanışmada lakap takmak mı...
"...müzikten." dedim cevaplayarak. Sorusunun cevapsız kalmasını istemedim.
"Müzikten hoşlanırım.."
"Ne güzel!" diyerek sıcakça gülümsedi.
"İnsanlara hep böyle mi davranırsın?"
"Evet, neden ki?"
"Garipsin."
Hızlıca omuz silkti.
"Olmayı severim."
---
Sonraki günlerde, ilk teneffüsteydik.
Ortalık bomboştu, bende kafamı dağıtmak için çantamdan defterimi çıkarmıştım. Bir şeyler karalıyordum. Aklıma gelen sözleri yazıyordum.
Bahçeden gelen kuş sesleri eşlik ediyordu bana. Hatta öyle kendimi kaptırmıştım ki, kendi kendime konuşmaya başlamıştım.
"Oh, yok, hayır böyle olmaz." deyince deftere daha çok gömülüyordum,
"Aha, buldum!" deyince de gülümseyerek daha çok karalıyordum defterimi.
Böyle dakikalar geçmişken, sınıfımızın açık kapısından bir ses duyuldu.
"JİS!"
Bir anda geldiği için yerimde adeta zıpladım, ama sesin sahibi birkaç dakika sonra hem kafamda şekillenince hem de kapının eşiğinden görününce etkisi geçti.
"Ne yapıyorsun! Ödümü kopardın!" dedim sitem ederek. "Umarım başkaları da bu seslenişini duymamıştır."
"Çok abartıyorsun Jis. Başına ne gelebilir ki. Zaten bu koridorda kimse yoktu."
Bende bu söylediklerine cevap bulamadığım için defterime geri döndüm, hayallerime.
Bir süre sonra dalmışken..
"Ne yazıyor orada?"
"Öcü müsün lan, höşt!"
Kahkahalar ile güldü, benim de içimden geçmişti, ama şimdi olmazdı.
"Hayır, memnun oldum, ben de Dohun."
Sonra kendimi tutamadım ve bende güldüm.
"Vay be, ilk defa böyle güldüğünü görüyorum Jis." dedi Dohun şaşkınlıkla.
Utandığım için kafamı başka yöne çevirdim.
"Özel bir şey değilse... ne yazıyordun?"
"Şey..." diye başladım cümleme.
"Hm?"
"Karalamalar falan işte ya.. yazdığım bir şey yok."
"Orada cümleler görüyorum ama... dur seçilebilir aslında."
Önümdeki defteri kucağıma daha çok yakınlaştırdım.
"Görebiliyorsan gör." dedim şakasına meydan okumacı bir tavırla.
"Onun yerine..." Kafasının yanına parmağını koydu.
"....parlak zekamla teori üretebilirim. Ve sende doğru olup olmadığını söylersin."
"Peki, parlak zekanı konuştur bakalım." Artık kendimi gülmekten alıkoyamıyordum.
"Yazdığın şey.....şarkı sözleri. Çünkü müzik sevdiğini biliyorum ve boş derslerde de yazdığını görüyorum."
"Oha lan nereden bildin?" Sezgilerim onun bilemeyeceği yöndeydi, ama şu durum onun tersiydi. Çok iyi bir gözlemciydi.
"Gördüm dedim ya."
Elini kafasına götürüp saçlarını karıştırdı.
"Hatta okumuş olabilirim.."
"YA O NEREDEN AKLINA GELDİ YA! BU HAKLARIN İHLALİ OLUYOR!!"
"Sinirlenme, birkaç şey zaten."
Ekledi, "Yeni bir parça mı?"
Gözlerimi kaçırıp cevap verdim.
"Evet."
İçten içe okumasını istiyordum, ama ne tepki verirdi ki?
"Ey Han Jisung hazretleri..! İzniniz ile okuyabilir miyim?" diye yalancıktan eğildi Dohun.
Süzme salaksın ha Dohun, ama.. seninleyken nedensizce rahat hissediyorum.
"Tabii ki okuyabilirsin sevgili hizmetçim..!" dedim kral rolüne iyice girerek.
"BEN NİYE HİZMETÇİ OLUYORUM YA?"
"Ben kral isem.. sana o kalıyor Dohuncum."
"Kalmıyor bir kere!! Prens var!"
"O zaman sen benim oğlum oluyorsun şapşal!"
"Ha.. doğru. Ya çok uzattın ver hadi okuyayım."
Tedirginlikle verdim.
Tepkisini şöyle bir süzdüm. Ama bir şey çıkartamadım. Sadece okumak için dudaklarını kullanıyordu.
Bitirdikten sonra sıramızı üstüne koydu.
"Bu...."
Pür dikkat onu dinliyordum.
"...HARİKA! CİDDEN BUNLARI NASIL YAZABİLİYORSUN JİSUNG!!?"
Bir anda böyle abartılı bir hale gelmesini hem şaşkınlıkla hem de keyifle izledim.
"Ben mi?"
"Ben hayaletlere mi konuşuyorum, evet yahu evet!"
"T-teşekkür ederim."
O kadar şaşırmıştım ki sesim uzun zaman sonra titrek çıkmıştı.
"Vay be.. arkadaşım ne zamandır besteciymiş...yeni anlatıyor...'"
Okula geleli 1 hafta oldu olmadı Dohun.. şimdiden bana çok samimi davranıyorsun.
Zil çaldı ve yanıma oturdu. Ders başlayacaktı. Ama bu umurumda mıydı, sanırım hayır...
"Cidden güzelmiş ama, tebrik ederim." dedi aynı ilk gündeki gibi sıcakça gülümseyerek.
Bende aynı şekilde gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Evet çocuklar...dersimiz Matematik.
Yaa!!!!
----
Tarih: 5 Haziran 2016
Öğle teneffüsünde, bahçede duruyorduk. Neden mi? Çünkü Dohun istemişti.
Ama kafamıza konuşmak esmediğinden dolayı öylece oturuyorduk. Ben de dalmıştım.
Daha geçen yıl tamamen yalnız olduğumu düşünürken.. bir anda o çıktı karşıma. Nasılsa, o beni buldu.
Diğer insanların aksine, beni tanımak için uğraştı. Bazen sessiz olmamı umursamadı, onun yerine o anları yaşamayı, bazı zamanlar ise kendi düşünceleri ile doldurmayı tercih etti.
Dostum olmuştu.
Sonunda dostum diyebileceğim biri vardı.
"Jisung."
Cevap vermedim.
"Jisung, ölü balık gibi bakıyorsun gökyüzüne."
Buna da.
"Acaba sana Jis yerine ölü balık mı desem?"
"Ha?"
"Ha." diyerek yansıladı beni.
"Yok ya." diye ekledi.
"Sen ölü balık değil, tombul yanaklı bir sincapsın. Baksana şu yanaklara... tombiş tombiş, sıkılası sıkılası."
Bunları derken sağ yanağımı işaret parmağı ile baş parmağının arasına almıştı.
Kahkahalar ile güldük.
Yanağım ne kadar acısa da bırakmasını istemedim.
Aklımdakileri de söylemedim.
Ama ona çok minnettarım.
---
1115 kelime... haydi bakalım 🫡🫡
İyi okumalar... ♡
