Not: Bu bölümü ILLIT- Love, older you şarkısı ile okumanız önerilir.
İyi okumalar¡!
--
İnsan, alıştığı şeyleri görmezden gelmeli midir? Zihninin yarattığı o kalın perdeden kurtulmaya çalışmak, insanı daha da mı tehlikeye sokar?
Küçücük, bazen hatırlayamadığınız detaylardan, hayatınızı değiştirecek, sizi şoka büründürecek büyüklükte olaylar çıkabilir mi?
O zamanlar gerek genç kafasıyla, gerek böyle şeyleri yaşamadığım bunları hiç düşünmemiştim, yaşayabileceğim aklımın ucundan geçmezdi...
Ama şimdi bakıyorum da, o eski, duygu dolu anlara.... gerçekten doğru olabilir.
Hayat, hiç kimseye acımadan, belli bile etmeden sert bir biçimde vurabiliyormuş.
≽༏≼ ☆
Tarih; 10 Haziran 2016
Yine sıradan, tipik bir gündü.
Sınıflardan yükselen ders anlatım sesleri, kahkahalar ile başlayan şakalaşmalar, sınav formalitesinden çıkmış grup projeleri -kiminle grup olacağım, zaten belliydi-...
Son derslerin birinde, artık okul kapanmaya başladığı için öğrencilerin hepsi okulu takmadığı dolayısıyla boş bırakmışlardı.
Ama sessiz olmak zorunda olduğumuz tembihlemişlerdi, bu yüzden Dohun'la bir defter ile sohbetimize devam etmek zorundaydık.
İki bölmeli kalem kutumdan mavi renkle boyayan tükenmez kalemimi çıkardım.
Yazmak için elime aldığım sırada, Dohun istedi. Bundan dolayı kalemimi ona verdim ve merakla yazmasını bekledim.
Jisung, sana bir şey soracağım, diye yazdı ilk başta Dohun. Garipsemedim, hızlı hareketlerle bir cevap yazdım.
Sor tabii, ne soracaksın ki?
Yakında bir şirketin seçmeleri var... ve sen çok yeteneklisin. Bence başvur. Çünkü senin gibi çok yönlü birilerine ihtiyaçları var.
Ardından son kelimenin yanına dil çıkaran ve gülümseyen bir yüz çizmişti. Bu durum karşısında hafif, sessizce kıkırdadım. Bu ciddi konuda bile şaka yapmayı ihmal etmiyordu.
O seçmeleri ben de duymuştum, ancak... yapabilir miydim ki?
İçimde yapabileceğime dair umut.... pek yoktu doğrusu.
Belki sesimi yetersiz bulurlardı,
Belki de sözlerimi yeterince anlamlı bulmazlardı.
Ama Dohun'un söyledikleri ile özgüvenim içimde az da olsa dolaşmıştı. Eğer bana güveniyorsa, belli ki bir şansım vardı.
Elinden kalemi hızlıca aldım ve yazmaya devam ettim. Endişelerim aklımdan kağıda döküldü.
Yapabilir miyim ki? diye yazdım.
Ya beni beğenmezlerse?
Hadi ama, ne kadar yetenekli olduğunu gördüklerinde gözleri fal taşı gibi açılacak! Bundan eminim, Jisungie.
Onun yüzüne doğru kafamı çevirdim.
Bana tam şekilde güveniyormuşçasına sıcakça gülümsedi.
Gözlerimi ondan kaçırdım.
İnsan böyle hislere alışık olmayınca, ne garip geliyormuş, içinde bir kıpırtı oluşturuyormuş.
Peki, senin için başvuracağım.
Olmaz ise yıkılacağımı biliyordum, ama yine de risk almıştım onun için.
Onun yüzüne tekrar döndüğümde ise elini havaya kaldırıp aşağı indirerek küçük bir zafer gösterisi düzenledi. Gülümsedim, gerçekten de fark ettiğim gibi mutluluk küçük şeylerde gizliydi.
Tarih ne zaman?
Yarın başlıyor, yarın gitmezsen sana küserim.
Hadi ya, öyle mi? :)
Öyle. :)
Ben de o zaman dostumu üzmeyeyim, değil mi?
Evet!
İçime sıcak Haziran ayından dolayı mı, yoksa Dohun'un hissettirdiği o güven hissinden mi bilinmez, göğsümden başlayarak sıcaklık dolmuştu.
Dohun belki bunu bilmiyordu, ama müzisyenlik hayatımda en çok ihtiyacım olan şeyi vermişti, küçük de olsa bir destek.
Kendimde özgüveni hissedebilmeye başlamıştım sonunda. Dudaklarımın ucu kıvrıldı.
Seçmeler yarın olsa bile şimdiden kendimi kaygılı hissediyordum, ama aynı zamanda da hazır.
---
Tarih; 11 Haziran 2016, Seçme Günü
Bir günlük zaman hızlıca geçip gitmişti.
Dersimize giren hoca aşağı indirmişti, ancak biz üşendiğimiz için sınıfta kalmıştık.
Bir anda, koyu sohbetimizin derinliklerindeyken, fark etmeden gözüm saate kaydı.
Okulun bitmesine yarım saat kalmıştı.
Hayatımı değiştirecek o seçmelere girecektim.
Kalbim deli gibi atmaya başladı.
Gözümü saatten ayırdıktan sonra hızlıca Dohun'a geri döndüm.
Sanırım o da anlamış olacak ki, gözleri heyecanla parlıyordu. Aynı bedende olmasak bile, aynı anda, aynı ritimle atan kalplerimiz vardı.
Birbirimize karşı anlayışla gülümsedik.
"Ah, dur ben sana bir şey verecektim." dedi aramızdaki sessiz anı bastırarak.
Merakla beklemeye başladım.
"Neyi?"
Çantasına doğru eğildi. Ve bir şey çıkardı.
Üzerinde müzik notaları işlemeli yeşil bir defteri.
Ayrıca kapağın üstünde de yıldız şeklinde bir post-it'te
"Sana güveniyorum.
Git ve o seçmeleri al.
▪︎●☆" yazıyordu.
Şoktan ağzımı kapattım. Sonra gözlerim bir anda açılıverdi.
Diğer herkes bunu normal görebilirdi.
Ama bu hayatımda aldığım, ilk özenli düşünülmüş hediyeydi, hediyenin her yanı anlam doluydu ve beni yansıtıyordu.
Bunları düşünürken açılmış vaziyetteki gözlerim buğulanmıştı. Derince bir nefes alıp verdim. Konuşmak için ellerimi ağzımdan çektim.
"Bu hediye çok güzel... teşekkür ederim..."
İçimden ağlamak gelmemişti, ancak sesim çatallı çıkmıştı.
"Senin için."
Sağ gözünü kırptı.
"Seni düşünerek aldım."
Bu hayatta bilge insanlar hep "İki düşün, bir söyle." der.
Ama bu sefer ben iki kez düşünmedim. Onu sıkıca sarıp sarmaladım. Sanki onu hiç bırakmayacakmışım gibi. Zamanın durmasını ister gibi.
Kollarımın arasında şaşkınlıktan hızla alçalıp inen göğsünü hissettim.
Yüksek şiddetle atan kalbini.
Birden sesi kesik kesik duyuldu.
"Han Jisung.... bırakacak mısın... ne-nefes alamıyorum, öldürecek misin beni?"
"Oh."
Panik her yerimi sarmıştı.
Bu sözleri duyduktan sonra onu hemen bıraktım.
Birkaç kez hiddetlice öksürdü.
"Bu normal mi?" dedim kendi kendime.
"Daha önce hiç böyle olmamıştı."
"Bir şey mi yaptım?"
Aklımdan binbir düşünce geçip gidiyordu.
Düşüncelerim onun gülmesi ile son buldu.
Çünkü, biliriz ki bir insan gülerken mutludur, öyle değil mi?
"Rica ederim, ama kaburgalarım kırılacakmış gibi hissettim."
Karşılıklı gülüştük.
Sonra, benim de aklıma bir şey geldi.
"Aslında... ben de sana bir şey verecektim..."
Bende aynı şekilde çantamdan çıkardım. Hediye paketinin hışırtısı ve onun eskisinden biraz farklı hissettiren kahkahası sınıfı doldurdu.
"Vay be.. arkadaşım paketlemiş bile.."
"Ya çok mu komik?" diye cevap verdim dramatikçe.
"Komik."
O kadar ciddi bir ifade ile söylemişti ki gülmekten dizime şiddetli bir şekilde vurdum.
"Aç şunu nolur."
Yavaşça açtı.
"Allah'ım bu çocuk beni kahretmek için mi bu kadar uğraşıyor benimle? Bu kadar sabırlı olmayı nasıl beceriyor?"
Görmesi ile çığlıkla karışık bağırması atması bir oldu.
"OHA, SEN BUNU NEREDEN BİLİYORSUN??!"
Elinde, her tarafı yusufçukla kaplı gümüş, ince bir bileklik vardı artık.
Gururla gülümsedim ve duruşumu dikleştirip ellerimi belime bağladım.
"Sen benim ciğerime kadar nasıl biliyorsan ben de seni öyle biliyorum. Neredeyse her eşyan yusufçuklu şapşal, ben kör müyüm?"
"Doğru diyorsun."
Adeta küçük kardeşiymişçesine saçımı karıştırdı.
"Teşekkür ederim, sincap."
Ve tiz, haber verici okul zili çaldı.
Benim için maraton başlıyordu.
---
Saat 19.22
Saatler sonra nihayet eve geçince elime heyecan ile telefonumu aldım. Parmaklarım ekranın üstünde hızla gidip geldi.
J-
DOHUN
DOHUN
DOHUN ACİL BAK
DOHUN
@parkdohununuz
DOHUN SEÇMELERİ KAZANDIMMM
YÜZÜME BAKARAK, GÜLEREK ALINDIĞIMI SÖYLEDİLER
ÇOK MUTLUYUMMM
DA NEREDESİİN?
19.52- son mesaj ✔️
Hala bir tikti...?
Zaten çatlamakta olan dudaklarımı kemirmeye başladım.
"Normalde iki dakika içerisinde dönerdi.... noldu ki?"
"Ailesi de evde değil..... evinin anahtarı bende var ama çat kapı girmek??"
"Ya bir şey olduysa??"
O garip, kaygı dolu his göğsüme oturmuştu, nefes almam zorlaşmıştı.
"Hadi canım, banyodadır falan, ondan görmemiştir."
"Öyle mi?"
Bu tür düşünceler zihnimi tırmalıyordu. Endişem giderek büyüyordu.
Bugünkü nefes nefese kalışı zihnimde tekrar oynadı.
Garipsemiştim, ancak yanıldığımı düşünmüştüm.
Şimdi ise tam tersini düşünüyordum.
Sakin kalmalıyım.
Sakin kalmalıyım, diyerek uyardım kendimi. Ancak içimdeki sevdiklerini ölümüne umursayan ve değer veren çocuk bağırmadan duramıyordu.
Genellikle hiç öyle nefessiz kalmazdı. Hatta en sıkı sardığım anlarda bile o beni daha da çok sıkardı.
"Gideceğim."
Kararımı vermiştim.
Açık olan pencereden esen rüzgardan dolayı ürpermiştim.
Yoksa kararımın verdiği ciddilikten ve şüpheden dolayı mı?
Bilmiyordum ama bir an önce yola çıkmam gerekliydi.
Çekmecedeki bölmeden anahtarı aldım.
Elim soğuk metale değdi, elime aldığım anda üzerinde fotoğrafımız olan aksesuar şıngırdadı.
Bir koşu evden çıktım.
Sokaklarımız yakında olduğu için yürüme mesafesindeydi.
Koştum, koştum, koştum.
Yüzüme gelen soğuk esintileri umursamadan, nefes nefese kalmamı ardımda bırakarak.
Kalbim gittikçe daha da hızlanıyordu. Göğüs kafesimi delerek atıyordu.
Sonunda geldiğimde kapıyı hızlıca açtım.
Korkuyla seslendim.
"Dohun?"
"DOHUN!?"
"DOHUN BURADA MISIN SES VER!"
Ancak nafile, evin içinde sesim yankılanıyor gibiydi.
Her ses gelmediğinde, yüreğim ağzıma geliyordu.
"Nolur yaptığı şakalardan biri olsun... nolur...."
Odaları didik didik ettim.
Salon, banyo, mutfak, oturma odası...
Tek kalan oda Dohun'un odasıydı.
Çat kapı odaya girdim.
Ve önümdeki manzara, hayal edemeyeceğim türdendi.
İlk başta şoktan dolayı zihnimin algılamayı yitirdiğini düşünmüştüm, ama sonradan soğuk gerçek yüzüme çarptı, Dohun, yerde baygın bir şekilde yatıyordu.
Gözlerim ondan başka bir şeyi görmemekle beraber titremeye başlamıştı.
Hemen onun yanına çömeldim.
"Dohun, Dohun nolur ses ver, beni duyuyor musun?" diye tekrardan seslendim.
"Jis geldi, Jisungie'n geldi. Hadi, aç gözünü. Yalvarırım."
Yine tık yoktu.
Yüzü, solgun bir şekilde duruyordu. Vücudu hiç hareket belirtisi göstermiyordu.
Kalbini dinlemek için göğsüne başımı yasladım.
Zaman durmuş gibiydi, dünyadaki bütün sesleri boşverip kalbine odaklansam bile kalbi hafif bir ürkeklikle atıyordu. O tanıdık, eski enerjisinden hal kalmamıştı. Duyabildiğimden emin olamadım bile.
Titrek, kendimi yatıştırmayı amaçlayan bir nefes aldım ve verdim.
Duygularım tükenmiş gibiydi, yüzümde bir ifade yoktu, ama içim..? İçim yangın yerinden farksızdı.
Güç alabilmek için onun zayıf, cansız elini sıktım var gücümle. Onu burada tutmak, hayata tutundurmak ister gibi.
Ardından telefondan telaşla 119'u tuşladım.
-----
1376 kelime oldu....
Şu ana kadar en uzun bölüm buydu..
Flashbackin son kısmı yakın zamanda gelecek
Hoşçakalın 🤏🤏
Ve zihninizi koruyun, çünkü bu daha bir ısınma.. ▪︎▪︎
