Gelişimizden sonraki 2 saatin içindeydik.
Herkes farklı yöne dağılmıştı, farklı odalardaydı.
Ben ise oturma odasındaki koltukta Suho ile beraberdim.
Suho ile oynarken Suho'nun bir anda uykusu gelmişti, sonradan benim kucağıma kafasını koyuvermişti.
Artık bir parmağımla onun küçük ellerini tutuyor, boş olan diğer elimle de Suho'nun saçlarını seviyordum. Artık gece olması sebebiyle gökyüzünde ay ve yıldızlar hakimdi, ben de onlara dalmıştım.
Bir gün önce hasretini çektiğim bu duygunun şu anda âlâsını yaşıyordum. Teşekkür amacıyla mışıl mışıl uyuyan Suho'nun başını öptüm. Küçücük bir çocuk, şimdiden hayatımı değiştirmiş gibi hissediyordum.
"Ne tatlı." dedi arkamdan biri. Bir anda yerimden fırlayacak gibi oldum. Kafamı çevirdiğimde ise Minho oradaydı.
"Ödümü kopardın."
"Bölmek istemedim." dedi pişkin pişkin, gülümsedi. Sonra yavaşça koltuğa oturdu.
"Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?"
Donup kaldım. Öylece.
Daha önceden hiç kimse hislerimi bu kadar arşınlamamıştı. Öylesine, sessizlik içinde Suho'nun saçlarını sevmeye devam ettim. Ama aklım, artık anlatamadıklarımdaydı, her an gözümün önüne geliyordu. Yumuşak, kaz tüyü bir yastığı alarak Suho'yu yatırdım yakınımda.
Gözlerim kimsenin fark edemeyeceği kadar doldu, göğsüm ağırlaştı.
O bunu fark etti mi bilmiyorum, ama koltuğun bana doğru olan tarafa yaklaştı.
Ağırca nefes aldı.
"Jisungie."
"Hm." diye karşılık verdim, sesimin normal çıkmasını umarak.
"Sarılmak ister misin?"
Dudaklarım aralandı. Ama cevap veremedim. Sanki dudaklarım birbirine kilitlenmişti.
Sadece hislerim konuştu, bende onlara karşı koyamadım. Ne kadar hızlı olabilirsem o kadar hızlı sarıldım ona sıkıca. Göğsümün ağırlaşmasından dolayı artık nefesimi tutamayıp hıçkırmaya başladım hislice ve sessizce. Aynı anda yüzümü kapatmaya çalışıyordum.
"Sakin ol..." diye fısıldadı.
"Ben buradayım, içini dök."
-🐰-
Bu kadar hislice hıçkırman... bana normal gelmiyor Jis. Nasıl gülmek bulaşıcı ise, ağlamak, hüzün de bulaşıcıdır sanırsam, benim de her yerimi hissizlik kapladı çünkü.
Delice merak ediyorum, ama bu seni üzüyorsa, yaralarını deşmek oluyorsa, buna devam etmeyeceğim.
Yeter ki iyi ol, ve her daim gülümse.
...
-🐿-
Bir süre sonra gözyaşlarım tükendi ve ondan ayrıldım.
"Daha iyi misin?"
"Hıhım."
Birkaç dakika önce aramızda oluşan sessizlik, tekrar bastırmıştı.
Sonra o bozdu.
"Jisung, eğer bu konu seni rahatsız ediyorsa... ve paylaşmak da istemiyorsan... anlarım. Ama her neyse seni içini çok kırıyor gibi. Buna izin verme. Bende daha üstelemeyeceğim."
Kafamı salladım.
"Teşekkür ederim, hyung."
Sonra artık ne olduysa, yüzümü yıkamak için lavaboya gittim geldim, ve artık orada değildi.
---
Birkaç Saat Sonra
Diğerleri ile salonda oturuyorduk.
Soo yengem, bizlere mısır patlatmıştı ve keyif çatarak onu yemekle meşguldük hepimiz.
Yengem de gülerek bize bakıyordu. Onu fark ettiğimde, onun gülen gözlerine minnettarlıkla baktım ve küçük bir hareketle eğildim.
"Eee ne seyredelim, aklınızda öneri var mı? Son saatlerimizi iyi geçirelim." diye fikir attı önümüze abim.
"Uncharted?" dedi Hyunjin. Bu tarz macera filmlerini severdi.
"Avengers: End Game?" dedi arkasından Jeongin, o filmi defalarca izlememize rağmen yeniden açtığımızda Iron Man'e üzülürdü.
"Bence aile temalı bir şey açalım, yanımızda Suho var." Bu sefer fikir öne süren Seungmin'di. Sessizce başı ile bizden bağımsız öteki ahşap küçük masada oturan Suho'yu işaret etti.
"O izlemez ki, hem yanımızda değil." diye Seungmin'in fikrini çürüttü Changbin.
"Korku filmi? Mesela Annabelle?"
"Ben Felix'e katılıyorum." diye atıldım, hele ki Annabelle'i çok severdim.
Yandan göz kırptı. Aynı şekilde bende ona kırptım.
Ardından hızlı adımlara benzeyen bir ses duyuldu.
"Amca, bak sana ne yaptım!!" dedi heyecanla Suho.
Onu öyle görmek beni çok mutlu etmişti, gülümsedim.
İki yanda uzun siyah ipli, ortasından sarkan parlak, yeşil bir yıldız olan bir kolyeydi, yıldızı el yapımı gibi gözüküyordu, belli ki o yapmıştı ve çok güzeldi.
"Harika! Yıldızı kendin mi yaptın?"
"Hıhı. Senin için amca!"
Saçlarını karıştırdım.
"Seni küçük yumurcak. Hayatımda gördüğüm en güzel el yapımı kolye bu." dedim gülümseyerek. O da çocuksu bir şekilde kahkaha attı.
Diğerleri ise pür dikkat bizi seyrediyordu gülerek, utanmıştım ama kalbim Suho'nun sıcaklığı ile yıkanmıştı sanki.
Hediyemi onun önünden aldım ve taktım.
Taktığımda el çırpmaya başladı.
Çocuklar bu tür küçük şeylerden nasıl böyle çok mutlu olabiliyor, diye geçirdim aklımdan.
Çok tatlı gözüküyordu Suho, içimi bir gülme kapladı.
"Aslan yeğenim benim." diye yanıma çektim ve sarıldım ona, o da karşılık verdi.
"Hey! Bence bu ölümsüz anı hiç unutmamak için bir fotoğraf çekmeliyiz siz ikinizin." dedi Hyunjin.
Başımla onayladım.
Klik.
‐---

