Ertesi gün Gu-won, istemeye istemeye de olsa Do-hee'nin resmi yakın koruması olarak işe başladı. Jilet gibi siyah takım elbisesi, elindeki telsizi ve cool duruşuyla şirketteki tüm kadın çalışanların aklını başından almıştı. Ancak perde arkasında durum tamamen bir fiyaskoydu. Gu-won’un kendi doğaüstü gücünü "şarj" edebilmesi için gün içinde Do-hee ile fiziksel temasta bulunması gerekiyordu.
Do-hee, odasında yönetim kurulu üyeleriyle çok ciddi ve gergin bir toplantı yapıyordu. Şirketteki rakipleri onu köşeye sıkıştırmaya çalışırken, Do-hee masanın başında dik ve sert bir duruş sergiliyordu. Tam o sırada, masanın altından bir el usulca Do-hee’nin dizine, oradan da bileğine doğru tırmandı.
Do-hee irkilerek masanın altına baktı. Gu-won, arkasındaki koltukta hiçbir şey olmamış gibi ciddi bir koruma pozu kesmişti ama masanın altından Do-hee’nin elini sıkıca yakalamıştı. Do-hee dişlerinin arasından fısıldadı:
"Ne yapıyorsun sen? Bırak elimi, toplantıdayım!"
Gu-won, hiç istifini bozmadan, sadece Do-hee’nin duyabileceği bir sesle mırıldandı:
"Gücüm tükeniyor, kendimi halsiz hissediyorum. Sadece birkaç dakika şarj olmam lazım. İşine bak sen, beni umursama."
Do-hee, adamın elini bırakması için parmaklarını tırnakladı ama Gu-won daha da sıkı tuttu. Toplantıdaki yöneticiler Do-hee’nin yüzündeki bu tuhaf ifadeyi fark edince sordu:
"CEO Do, bir sorun mu var? Yüzünüz kızardı."
Do-hee, Gu-won’a ölümcül bir bakış atarak sahte bir gülümseme takındı:
"Hayır, hayır... Sadece odanın havası biraz fazla sıcak geldi. Devam edin lütfen."