Lisa
Sabahın ilk ışıkları pencereden içeri sızarken içimde yine aynı ağır his uyanıyor. Güneş herkes için yeni bir başlangıç demek belki ama benim için sadece bitmeyen bir yorgunluğun hatırlatıcısı.
İnsanlar sabahı umutla karşılarken ben gökyüzüne bakıp neden hâlâ devam etmek zorunda olduğumu düşünüyorum.
Sanki güneş her doğduğunda hayat bana tekrar tekrar “dayan” diyor ama içimde o gücü bulmak giderek zorlaşıyor. Gün başlarken bile içimde bir şeyler çoktan tükenmiş gibi.
Yorgun argın şekilde ayağa kalktım görende deve devirdim sanar. Elimi yüzümü yıkayıp mutfağa doğru adımladım.
Herkesin evinde sabahları yemek kokusu yayılırken bizim evde bu çok nadir olurdu,maalesef bu gün o nadir günlerden değildi.
İsteksiz olduğum için hiç bi şey yemedim hazırlanıp evden çıktım.
Jennie dün gece amcamlarda kaldı gerçi onun da teyzesinin eviydi. Jennie haftanın iki günü onlarda kalır mutlaka ,kaç yaşına gelirse gelsin asla değişmedi.
Ne kadar ısrar etsede ‘ben sabah gelirim’ dedim. Şimdi de sözümde durup oraya gidiyorum.
Kapıyı çalıp bi süre bekledim,kapıyı o kadar enerjik açtı ki sabah sabah nereden geliyor bu enerji diye düşündüm.
“Bilir miydin buralara lan sen?” göz devirdim “kes sesini jeon” kahkaha attı “geç içeriye lan” omuz atıp içeriye girdim.
Defalarca ‘lan’ deme dememe rağmen beni görünce otomatikman söylemeye başlıyor.
Yengem beni görünce hafifçe tebessüm etti “hoş geldin kızım” başımı eğdim “hoş buldum yenge” dedim. Jungook’a döndü “Jennieyi uyandır da kahvaltı edelim” dedi.
Ayağa kalktım “ben uyandırırım” Jeon pis pis sırıttı “Lisa uyandırır merak etme anne” tekrar göz devirip üst kata çıktım.
Odaya girdim burası jungkook’un odasıydı tek çocuk olduğu için tek yatak vardı bi aralar. Jennie için bir tane daha aldılar onu çok seviyorlar özelikle yengem,evladından ayırmaz.
Yatakta uyuyan bedeni o kadar güzel görünüyor ki bu manzaraya bakarken ölmek istiyorum.
Yanına gidip saçlarına dokundum uykusu o kadar hafifti ki dokunur dokunmaz uyandı. Gözlerini ovaladı “Lisa” dedi uykulu sesiyle “ne zaman geldin” ellerimi çektim “çok olmadı” dedim.
Ayağa kalktı şaşkınlıkla onu izledim. Ne yani herkes uyanır uyanmaz iki saat tavanı izlemiyor mu?
Lavaboya gidince bende yatağa uzandım başımı yastığa gömdüm,çok güzel kokuyordu bebek gibi.
Ne kadar öyle kaldım bilmiyorum beni dürtünce başımı kaldırdım “yatağımda gözün mü vardı?” dedi gülerek “rahat geldi” kaşlarını kaldırdı “orijinali burada başka şeylerde aramana gerek yok” dedi.
Anlam veremediğim için “ne arıyorum?” dedim. Genişçe güldü “diyorum ki yastık koklamana gerek yok” bende güldüm “haklısın bayan kim” dedim.
Ayağa kalktım yanağından öpüp mutfağa gittim “neyi uyandırdın da bu kadar uzun sürdü” yine konuştu şatafatsız.
“Senin gibi iki dakika da halledemiyorum” yaptığım imayı anlayınca gözlerini kıstı “şerefsizsin şerefsiz” tam o anda Jennie geldi “birileri sevgilime şerefsiz mi dedi?” Jeon ona baktı “birileri mi? rezilsin sende” dedi.
“Düzgün konuş lan at başı” yüzünü buruşturdu “at başı ne lan yar-“ sözünü bitiremedi yengem gelince sustu.
Jennienin yanına geldi yanaklarını sıktı “günaydın benim güzeller güzeli prensesim”Jennie teyzesinin yanında tam bi çocuğa dönüyordu “günaydın teyze” dedi utana sıkıla.
“Annem bana bir gün olsun böyle şeyler söylemedi” bu sefer ona döndü “erkeksin çünkü” Jeon aldığı cevapla drama yaptı “ben mi istedim erkek olmayı ha?” hepimiz gülerek sofraya oturduk.
...
Yemek yedikten sonra koltuğa oturmuş jennie ile televizyon izliyorduk.Jungkook dışarıya çıkmak için hazırlanmaya gitti.
“Jungkook aşık olunca aptalaşıyor ya” dedi,bakışlarımı güzel yüzüne çevirdim “o hep aptal aşka bağlamayalım” genişçe güldü en sevdiğim özelliklerinden biri de buydu.
“Sende aptalaşıyorsun” başımı olumsuz yönde salladım “hayır” dedim. “Keşke şu an bana nasıl baktığını görebilsen” tek kaşımı kaldırdım “nasıl bakıyormuşum?” gözlerini ayırmadı “aptal aşıklar gibi” dedi.
“Hayır” bakışlarını kaçırdı “tam şu an ergenler gibi olduk” dedi. Kahkaha attım “önce sen kapat mevzusuna döndü” hafifçe güldü “cidden ya” dedi.
Ayak sesleri gelince ikimizde oraya döndük taradığı saçları giydiği deri ceketi tam olarak artist gibi görünüyordu ama bunu ona belli edip egosunu okşayamam.
Karşımıza geçti “nasıl olmuşum?” kahkaha attım “fiyasko” dedim. Jennie bana döndü “gayet şık olmuş ünlü şarkıcılar gibi” Jeon bana dönüp sırıttı “teşekkür ederim canım arkadaşım” dedi bastırarak.
“Deri ceket kaç yılında kaldı? kimse seni bu şekilde beğenmez” dedim. Histerek şekilde güldü “beğenen beğeniyor” dedi imayla beraber “kuzenim olmasaydı hiç şansın olmazdı” diye ekledi.
Sinirle ona baktım “öldürürüm seni” kahkaha attı “kızardın lan sinirden” burnumdan soluyordum resmen “Jennie hakında böyle şeyler söyleme seni gebertirim” daha çok güldü.
Şu an kalkıp dövmemek için kendimi zor tutuyorum,Jennie dahil olup “sakin olun” dedi ve ona döndü “hadi defol git sende geç kalıyorsun” gülmeye devam ederken “görüşürüz canım kuzenim” dedi ve evden çıktı.
Jennie ellerini elerimin üzerine koydu “sakin olur musun?” gözlerine baktım “hiç bi zaman burada kalmayacaksın” dedim. Kaşlarını kaldırdı “Jeon’u biliyorsun hep öyle şeyler söylüyor kıskanacak bi şey yok ortada”
Aslında haklıydı hep böyle konuşuyordu beni sinir etmek en büyük zaafıydı.
“Haklısın Jennie” ellerimi daha sıkı kavradı “seni seviyorum” başını omzuma koydu “bende seni seviyorum” dedim.
Sarhoş edecek kadar güzel kokan saçlarının kokusu burnuma dolarken huzurla gözlerimi kapatım,ömrümün sonuna kadar bu şekilde durabilirdim.
Bu mutlu anı bozan şey çalan telefonumdu tam meşgule atacaktım ki arayanın kardeşim olduğunu görünce açtım.
Duruşumu düzelttim haliyle o da omzumdan kalktı,telefonu kulağıma götürdüm.
“Efendim Leo” “abla annem seni eve çağırıyor” sesi kötü geliyordu “ne oldu?” dedim. “Gelince anlatırım” sesi gidip tekrar geldi “çabuk olsan biraz” dedi. Hemen telefonu kapatıp ayaklandım.
Jennie endişeyle bana baktı “ne olmuş Lisa?” tebessüm ettim “benim eve gitmem lazım hadi görüşürüz” diyip ceketimi aldım. Peşimden gelip kolumdan tuttu “yüzün kireç gibi oldu bende geliyorum” dedi.
Hızla arabama bindim yan koltuğa geçti “in arabadan” başını olumsuz anlamda salladı “bende geleceğim beni itmeyi bırak” dedi. Sinirle ona döndüm “söz dinle bi kerede inat etme” bakışlarını kaçırdı “beni ne zaman hayatına dahil edeceksin?”
“Hayatımın merkezindesin daha ne istiyorsun benden?”dedim. Bakışları camdayken arabaya çalıştırdım o ise sessizliğe büründü kırıldığını anlıyorum ama her şey şeffaflığıyla anlatılmaz.
Yol boyunca ikimizde tek kelime etmedik, arabayı park edip apartmana girdim,asansöre bindim yanıma gelip düğmeye bastı.
Üçüncü kata çıkınca kapıyı çaldım stresten elerim titriyordu,Leo kapıyı açtı dudağının kenarı yara olmuştu.
Hızla içeriye girdim “annem nerde?” dedim. “Yatak odasında seni bekliyor” bakışlarım Leo ve Jennie arasında gidip geldi. Onları koridorda bırakıp annemin odasına girdim.
Beni görünce hemen sarıldı “yine aynı şeyleri yapıyor” kollarımı beline sardım “geçti anne geçti” dedim sakinleştirmek için.
Karşımda hüngür hüngür ağlıyordu ama biliyorum sabahına affedeceğini.
“Leo’ya nasıl zarar verir o şerefsiz” dedim bağırarak “düzgün konuş”dedi. Boş bakışlarla anneme baktım “şerefsizin teki ne düzgün konuşacağım ha?” sustu.
Eve günlerce gelmez geldiği günde sorun çıkarır bu döndgüden bıktım artık. Leo zarar görüyor, ben evde olunca bi şekilde üstesinden geliyorum.
“Lana çok korktu onu dışarıya çıkart” dedi. Lana benim beş yaşında ki kız kardeşimdi. Başımı salladım “tamam çıkaracağım” devam ettim “lütfen bu sefer boşan” bakışları değişti.
“Haddin olmayan şeylere karışma” sesi yüksek çıkınca “Jennie burada sesiz ol” dedim. “Burada olsun ne yapabilirim” sinirle güldüm “kendi bencilliğiniz yüzünden bizim hayatımızı mahvediyorsunuz” dedim.
“Bencil olsaydım defolup giderdim sizin iyiliğiniz için katlanıyorum” başımı olumsuz anlamda salladım “çok mu iyiz şu an? sırtımda ki kemer izleriyle iyi mi görünüyoruz” dedim sesiz şekilde. Bakışlarını kaçırınca odadan çıktım.
Sende biliyorsun anne sende görüyorsun. Susup duruyorsun hayatımızı çaldınız hevesimiz kursağımızda kaldı. Evlenmeden evlilik ne onu anladık beni soğutunuz her şeyden.
Jennie ve Leo koridorda konuşuyorlardı yanlarına gidip elimi kardeşimin omzuna indirdim “Lana’yı getir parka götüreceğim” başını sallayıp yanımızdan ayrıldı.
Jennie yüzüme endişeyle bakıyordu hafifçe tebessüm ettim,bağırış seslerini umarım duymamıştır.
Lana elinde ki ufak çantasıyla yanıma geldi “nereye gidiyoruz abla?” yanaklarını sıktım “sen nereye gitmek istersen oraya” dedim.
Annem odadan çıktı hepimizin üzerinde gözlerini gezdirdi “Leo evde kalsın ne olur ne olmaz”dedi. Tam konuşacağım esnada yanımda Jennie olduğunu hatırladım.
Hızla evden çıktım sinirden ağlamak üzereydim,Leo kalsın çünkü dayak yemesi gereken biri lazım.
Ne ara arabaya bindim hatırlamıyorum şu an boş boş direksiyona bakıyorum,avucumda ki baskıyı hissedince direksiyonu bıraktım o kadar sıkı tutmuşum ki elerim kızarmış.
Jennie yanımda oturuyordu ve Lana arkada,arkaya baktım “nereye gidelim prenses?” yaşadığı şoku atlatmıştı sanki “parka gidelim abla” başımı sallayıp önüme döndüm.
Bakışlarım ona kaydı “bildiğin çocuk parkı olan kafe var mı?” dedim. Aslında bende biliyorum ama konuşmak için bahane arıyorum.
Başını sallayıp telefonu önüme koydu konum açıktı “teşekkür ederim” hafifçe tebessüm etmeye çalıştı “rica ederim” dedi.
“Bu ablanın adı ne?” dikiz aynasından kardeşime baktım “Jennie Ruby Jane” dedim. Bakışarı donuklaştı “Koreli değil mi?” bu sefer Jennie cevap verdi “Koreli’yim prenses” başını salladı “o zaman adın neden ruby falan” konuşma tarzına kahkaha attım.
Jennie de güldü “kulanıcı adım öyle gerçek adım sadece Jennie” Lana başını salladı “oyunda ki adın öyle demek ki” Jennie başını salladı.
...
Direksiyonu sağ tarafa çevirdim az kalmıştı yolun bitmesine. Kafenin önüne gelince arabayı park ettim.
Çocuk parkı kafenin içindeydi kardeşim orayı görür görmez ellerimi bırakıp oraya gitti. Bizde masaların birinde oturduk ikimizden de çıt çıkmıyordu.
Sesizliği bozan kişi garson oldu “ne alırdınız?” gözlerimi onun üzerinde gezdirirdim “espresso” dedim. Jennie de espresso istedi ve garson siparişleri getirmeye gitti.
Jennie’ye baktım bana bakmıyordu etrafta gözlerini gezdiriyor arada sırada derin nefesler alıyordu.
“Özür dilerim”dedim. Gözleri beni buldu “Aile olsun her ne olursa olsun bana anlatabilirsin Lisa” başımı salladım “tamam” dedim.
Ellerini ellerimin üzerine indirdi “tamam diyorsun ama hiç bi şey anlatmıyorsun” sıkıntıyla iç çektim “beni zorlama lütfen” bakışlarını kaçırdı “tamam” diyip ellerini önüne bağladı.
Tam o sırada garson kahveleri masaya bıraktı bi yudum alıp tekrar masaya bıraktım.
Bakışları hâlâ bende değil parka baktığımda kardeşimin bize doğru geldiğini gördüm.
Lana yanıma gelip sandalyeye oturdu “ne oldu?” dudaklarını büzdü “annemi özledim” dedi. Jennie ona şefkatle baktı “ablan seni birazdan götürecek tamam mı?” dedi.
Lana başını salladı “tamam Jennie” kardeşimi uyarırcasına “Jennie abla” dedim. Hafifçe güldü “Jennie abla sende bizimle gelmiyor musun?” Jennie bakışlarını bana çevirdi.
“Hayır güzelim babam beni almaya geliyor” hafifçe başımı salladım. Soğuk davranıyor bunu anlıyorum o yüzden babasını çağırdı.
“Benim babam eve gelmiyor” sinirle kardeşime döndüm “sus” dedim. Suçlu çocuklar gibi başını önüne eğdi.
“Lana bile senden daha çok şey anlatıyor” sesin sahibine baktım. “Saçma sapan triplerini çekecek halim yok Jennie” yüzü anında düştü cevap bile vermedi.
Bi süre telefona baktı daha sonra yüzüme bile bakmadan masadan kalktı,Lana’nın yanağından öptü “görüşürüz prenses” dedi. Lana ona gülerek baktı “görüşürüz abla” vedalaşmaları bitikten sonra kafeden ayrıldı.
Bazı şeyleri anlatmanın bir yolu yok. Çünkü insan, hiç görmediği bir hayatı gerçekten anlayamaz.
Ne kadar kelime dökersen dök, karanlığın içinden hiç geçmemiş birine o
soğuğu hissettiremezsin.
O yüzden susuyorum biz farklıyız o çok farklı,hayatlarımız çok farklı kendi karanlığıma onu bulaştıramam…
Okuduğunuz için teşekkürlerrr💖🎀