Günler birbirini kovalamaya başladı.
Bir bakmışım pazartesi olmuş.
Bir bakmışım cuma.
Derken cuma da geçmiş.
Haftalar su gibi akıyordu.
Artık sabahları okulun kapısından girerken ilk aradığım kişi Ercan oluyordu.
O da beni görür görmez uzaktan elini kaldırıyordu.
"Günaydın Elif."
"Günaydın."
İlk zamanlar utanarak söylediğim o kelime...
Artık dilime alışmıştı.
---
Teneffüslerde bazen kantinde karşılaşıyorduk.
"Ne aldın?"
"Tost."
"Yine mi?"
"Eee ne yapayım, fakir öğrenci menüsü."
"O zaman afiyet olsun."
"Sağ ol."
Bazen de ben ona takılıyordum.
"Bugün gol var mı?"
"Ona göre izlemeye geleceğim."
Ercan gülüyordu.
"Sen tribündeysen var."
"Yok artık."
"Ciddiyim."
"Uğur getiriyorsun."
Mahalle ağzımla omzunu dürtüyordum.
"He he."
"Laflara bak."
"Bir gün gol atamazsan var ya..."
"Dalga geçeceğim seninle."
"Geç."
"Yeter ki gel."
O bunu söylerken gözlerimin içine bakıyordu.
Ben de ister istemez gülümsüyordum.
---
Otobüs yolculuklarımız da alışkanlık olmuştu.
Artık birbirimizi görünce şaşırmıyorduk.
"Ooo."
"Yine denk geldik."
diyordu.
Ben de,
"Denk gelmedik."
"Aynı otobüse biniyoruz."
diye gülüyordum.
Kalabalık olduğu için yine ayakta gidiyorduk.
Ben önde...
Ercan tam arkamda.
Bazen okuldan konuşuyorduk.
Bazen öğretmenlerden.
Bazen de hiçbir şey konuşmadan camdan dışarı bakıyorduk.
İşin garibi...
Sessizlik bile rahatsız etmiyordu.
---
Bir gün matematikten düşük alınca moralim bozulmuştu.
Koridorda tek başıma yürüyordum.
Ercan uzaktan beni görünce yanıma geldi.
"Hayırdır?"
"Canın sıkkın."
"Nasıl anladın?"
"Bugün gülmüyorsun."
İç çektim.
"Matematik..."
"Batırdım."
Omzumu hafifçe sıvazladı.
"Bir sınav dünyanın sonu değil."
"Sen çalışkansın."
"Toparlarsın."
O kadar normal söylemişti ki...
Ama nedense bütün moralim yerine gelmişti.
"Sağ ol."
"Ne demek."
---
Bir başka gün...
Ben kantinde sıra bekliyordum.
Kasaya geldim.
Tam cebimden para çıkaracaktım.
Bozuk param yere düştü.
"Eyvah."
Eğilecekken Ercan daha hızlı davranıp parayı aldı.
"Buyur."
"Sağ ol."
"Bugün de seni kurtardım."
Ben kaşımı kaldırdım.
"Abartma."
"Bir para kaldırdın."
"Olsun."
"İyilik iyiliktir."
İkimiz de kahkaha attık.
---
Kasım geçti.
Aralık geldi.
Havalar iyice soğudu.
Artık okul bahçesinde nefesimiz bile buhar oluyordu.
Ben atkımı burnuma kadar çekiyordum.
Ercan beni görünce gülüyordu.
"Sen atkının içine kaybolmuşsun."
"Donuyorum."
"Malatyalıyım diye soğuğa dayanıklı sanıyorlar."
"Hiç alakam yok."
O da montunun cebinden küçük bir çikolata çıkarıp uzattı.
"Al."
"Niye?"
"Canın düzelir."
Gülerek aldım.
"Borçlandın ama."
"Olur."
"Bir gün sen de bana alırsın."
"Cimri değilim."
"Alırım."
---
Derken...
İlk dönemin son haftaları gelmişti.
Koridorlar sınav telaşıyla dolmuştu.
Herkes test çözüyor, konu tekrarı yapıyordu.
Ercan ise üniversite sınavı için neredeyse her teneffüste elinde denemelerle dolaşıyordu.
Ben de kendi sınavlarıma hazırlanıyordum.
Eskisi kadar sık konuşamasak da...
Her sabah mutlaka selamlaşıyor,
Her gün en az bir kere birbirimizi görüyorduk.
Ve artık şunu fark etmiştim...
Ercan, benim okul günlerimin en güzel alışkanlığı olmuştu.
Bir sabah beni görünce uzaktan seslendi.
"Elif!"
"Efendim?"
"Sana bir şey soracağım."
"Sor."
Yüzünde hafif muzip bir gülümseme vardı.
"Yarıyıl tatiline girmeden önce..."
"Bir kahve içmeye ne dersin?"
Kalbim yine yerinden çıkacak gibiydi.
"Galiba..."
"İkinci dönem başlamadan önce hikâyemiz yeni bir sayfa açacaktı."
İlk dönem...
Nasıl bittiğini ben bile anlamadım.
Sınavlar, ödevler, koşuşturmalar derken karneler dağıtıldı.
Koridorda herkes birbirine,
"İyi tatiller!"
diye bağırıyordu.
Ben de Rabia'yla okul kapısına doğru yürüyordum.
Tam çıkacakken arkamdan yine o tanıdık ses geldi.
"Elif."
Arkamı döndüm.
Ercan...
Elinde karnesi, montunun cebine bir elini sokmuş bana bakıyordu.
"İyi tatiller."
İstemsizce gülümsedim.
"İyi tatiller."
"Bayağı çalış."
"Hadi ya."
"Gören de çalışmıyorsun sanacak."
"Görürsün sen ikinci dönem."
"İnşallah."
İkimiz de güldük.
Tam gidecekken Ercan cebinden küçük bir çikolata çıkarıp bana uzattı.
"Al."
"Niye?"
"Tatil hediyesi."
"Durduk yere mi?"
"Durduk yere."
Çikolatayı alırken istemsizce gülümsedim.
"Sağ ol."
"Afiyet olsun."
Ve yollarımız ayrıldı.
---
Yarıyıl tatili...
İlk birkaç gün resmen uyuyarak geçti.
Sabah kalk.
Ye.
Uyu.
Telefonla uğraş.
Tekrar uyu.
Annem bile,
"Kız sen ayı gibi kış uykusuna mı yattın?"
demeye başlamıştı.
Rabia ise her gün görüntülü arıyordu.
"Kalk!"
"Geziye çıkalım."
"Yok."
"Üşeniyorum."
"Sen harbi yaşlandın."
Bir akşam telefonum titreşti.
Bilinmeyen bir numara...
Merak edip açtım.
— Selam. Ben Ercan.
Kaşlarım havaya kalktı.
"Bu benim numaramı nereden buldu?"
Hemen cevap yazdım.
— Selam. Numaramı nereden buldun?
Mesajı gönderir göndermez cevap geldi.
— Rabia verdi. Kızma ona. 😂
İstemsizce güldüm.
Tam Rabia'ya yazacaktım ki Ercan'ın mesajı geldi.
— Dersler nasıl?
— Tatilde ders mi çalışılır?
— Çalışılır. Ben çalışıyorum.
— Sen 12'sin. Mecbursun. 😄
— Haklısın.
O akşam saatlerce yazıştık.
Önce okuldan konuştuk.
Sonra öğretmenlerden.
Sonra çocukluğumuzdan...
Muhabbet öyle aktı ki saatin gece iki olduğunu fark etmedim.
Annem kapıyı açıp,
"Hâlâ uyumadın mı?"
deyince irkildim.
"Yatıyorum anne."
Telefonu kapatmadan önce son mesajı Ercan attı.
— İyi geceler Elif.
Ekrana bakıp gülümsedim.
— İyi geceler Ercan.
---
Tatil bitti.
İkinci dönem başlamıştı.
Okulun bahçesi yine kalabalıktı.
Ben kapıdan girer girmez birini aramaya başladım.
"Nerede bu çocuk?"
Tam o sırada uzaktan ses geldi.
"Günaydın."
Başımı kaldırdım.
Ercan...
Merdivenlerden iniyordu.
Bu kez hiç çekinmeden yanıma kadar geldi.
"Günaydın."
"İyi tatil geçti mi?"
"Evet."
"Senin?"
"Ders çalışarak."
"Yazık lan."
Kahkahayı bastı.
"Harbi."
Rabia da yanımıza gelip omzuma vurdu.
"Hayırdır?"
"Siz iyice samimi olmuşsunuz."
Ben omuz silktim.
"Normal ya."
Ercan gülerek,
"Arkadaş olduk."
dedi.
Rabia bana öyle bir baktı ki...
"Arkadaşmış..."
der gibi.
Ben de gözlerimi devirdim.
---
İkinci dönem ilerledikçe...
Artık okulda neredeyse herkes bizi tanıyordu.
Koridorda karşılaşınca mutlaka selamlaşıyorduk.
Otobüste denk gelince sohbet ediyorduk.
Kantinde yer ayırıyor
İlk maçına gidenler hep biz oluyorduk
Bir gün teneffüste kantinden tost alıp koridora çıktım.
Tam o sırada Ercan karşıdan geliyordu.
Beni görünce yine gülümsedi.
"Afiyet olsun."
"Sağ ol."
"Sen de bir şey almadın mı?"
"Birazdan alacağım."
İki dakika ayaküstü sohbet ettik.
Sonra zil çaldı.
Sınıfa doğru yürürken arkamdan bizim matematik hocasının sesi geldi.
"Elif."
Döndüm.
"Efendim hocam?"
Hoca gülümseyerek gözlüğünü düzeltti.
"Son zamanlarda seni hep aynı çocukla görüyorum."
Ben bir anda ne diyeceğimi şaşırdım.
"Şey..."
"Hocam..."
"Arkadaşız."
Hoca hafifçe güldü.
"E tamam."
"Arkadaş olabilirsiniz."
"Ben bir şey demedim ki."
Yanımdaki Rabia kahkaha atmamak için dudağını ısırıyordu.
Ben ise utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
Ertesi gün beden dersindeydik.
Biz tribünde otururken beden hocası düdüğü çaldı.
Sonra bana dönüp seslendi.
"Elif."
"Efendim hocam?"
"Bugün amigo sen misin?"
Şaşkınlıkla güldüm.
"Niye hocam?"
"Her maçta buradasın."
"Ercan'ın takımını destekliyorsun galiba."
Tribündeki kızlar bir anda "Ooooo!" çekmeye başladı.
Ben yüzümü ellerimin arasına sakladım.
"Hocam ya..."
"Yok öyle bir şey."
Beden hocası kahkaha attı.
"Tamam tamam."
"Şaka yaptım."
Ama o gün bütün sınıf bana takıldı.
Rabia ise fırsatı kaçırmadı.
"Duydun mu?"
"Hocalar bile fark etmiş."
Koluma hafifçe vurdum.
"Sus kız."
Birkaç hafta sonra yine kantindeydik.
Ercan yanıma geldi.
Tam o sırada nöbetçi öğretmen bizi gördü.
Gülümseyerek yanımızdan geçti.
"Gençler."
"Ders zili çalmadan sınıflara."
"Tamam hocam."
Öğretmen iki adım attıktan sonra dönüp esprili bir ifadeyle ekledi:
"Bir de sohbeti teneffüse sığdırın."
Ercan utançla ensesini kaşıdı.
Ben ise gülmekten başımı eğdim.
Öğretmen uzaklaşınca Ercan bana baktı.
"Galiba..."
"Artık bizi herkes tanıyor."
Ben de mahalle ağzıyla gülerek cevap verdim.
"Desene okulun gündemi olduk."
İkimiz de kahkahaya boğulduk.
O gün ilk kez şunu hissettim...
Artık sadece Rabia değil,
Koridorlar,
Kantin,
Hatta öğretmenler bile...
Bizim yavaş yavaş yakınlaştığımızı fark etmeye başlamıştı.
Bir başka gün...
Ben sınıftan çıkmış, su almaya gidiyordum.
Ercan da tam karşı koridordan geliyordu.
Ayaküstü konuşmaya başladık.
O sırada müdür yardımcısı bizi gördü.
"Ercan!"
"Efendim hocam?"
"Senin sınıf nerede?"
"Üçüncü katta hocam."
"E sen neden ikinci kattasın?"
Ercan gülerek,
"Su almaya indim hocam."
dedi.
Müdür yardımcısı bana baktı.
"Elif."
"Efendim?"
"Senin de sınıfın burada zaten."
"Evet hocam."
Sonra ikimize birden bakıp gülümsedi.
"Tamam."
"Ama sohbeti teneffüse sığdırın."
"Zil çalınca kaçak yok."
Ben de Ercan da aynı anda,
"Tamam hocam."
dedik.
Hocamız uzaklaşınca ikimiz birbirimize baktık.
Ben gülmeye başladım.
"Vallahi..."
"Yine yakalandık."
Ercan da kahkaha attı.
"Galiba okul bizi ezberledi."
Ben de mahalle ağzıyla,
"Yakında yoklama alırken 'Ercan nerede, Elif'in yanında mı?' diye soracaklar."
deyince ikimiz de gülmekten kendimizi tutamadık.
Öğle teneffüsüydü.
Koridor her zamanki gibi kalabalıktı.
Ben de su almak için sınıftan çıkmıştım.
Tam dönecekken bizim sınıftan Emir yanıma geldi.
"Elif."
"Hı?"
"Bugün saçını farklı yapmışsın."
İstemsizce güldüm.
"Beğendin mi?"
"Yakışmış."
"Eyvallah."
"Vallahi iyi olmuş."
"Rabia yaptı zaten."
"O zaman Rabia'nın da eline sağlık."
"Kesin söylerim."
İkimiz öyle boş boş sohbet ediyorduk.
Mahalleden, okuldan, öğretmenlerden...
Emir arada öyle saçma espriler yapıyordu ki istemeden gülüyordum.
"Bak."
"Dün annem bana diyor ki 'Adam ol.'"
"E oldum zaten."
"Bir tane daha mı olayım?"
Kahkahayı bastım.
"Yürü git ya."
Tam o sırada...
İçime garip bir his düştü.
Başımı kaldırdım.
Koridorun karşı ucunda Ercan vardı.
Yanında iki arkadaşıyla yürüyordu.
Ama...
Arkadaşlarına bakmıyordu.
Bana bakıyordu.
Hem de öyle bir bakıyordu ki...
Az önceki gülümseyen yüzünden eser kalmamıştı.
Yüz kasları gerilmişti.
Çenesini hafifçe sıkmıştı.
Bir an göz göze geldik.
Ben istemsizce el sallayacak gibi oldum.
Ama...
O sadece başıyla hafifçe selam verip yürümeye devam etti.
Ne durdu...
Ne gülümsedi...
Hiçbir şey.
Rabia da o an yanıma geldi.
"Kız."
"Hı?"
"Ercan'ın suratını gördün mü?"
"Biraz..."
"Bozulmuş gibiydi."
Rabia kollarını bağlayıp sırıttı.
"Biraz mı?"
"Resmen kıskandı."
"Yok artık."
"Kız..."
"Az önce sen Emir'le on dakikadır gülüyorsun."
"Ercan da hepsini gördü."
İçimden,
"Yok canım..."
dedim.
Ama...
Nedense onun o bakışı gözümün önünden gitmiyordu.
---
Okul çıkışı yine otobüse bindik.
Her zamanki gibi ben önde duruyordum.
Ercan da gelip tam arkamdaki demire tutundu.
Ama bugün...
Tek kelime etmiyordu.
Dayanamadım.
Arkamı hafifçe döndüm.
"Hayırdır?"
"Ney?"
"Bugün çok sessizsin."
"E yok."
"Normalim."
"Normal değilsin."
Derin bir nefes verdi.
Sonra gözlerini kaçırarak,
"Az önce..."
"O çocuk komikti galiba."
dedi.
İlk başta anlamadım.
"Hangi çocuk?"
"Yanındaki."
"Emir."
Gülmemi zor tuttum.
"Niye?"
"Yok..."
"Öylesine."
"Öylesine değil."
"Anlat."
Bir süre sustu.
Sonra utana sıkıla,
"Biraz..."
"Sinirim bozuldu."
dedi.
"Niye?"
"Bilmiyorum."
"Sen gülerken..."
"Canım sıkıldı."
O an kalbim resmen küt küt atmaya başladı.
"Bu..."
"Bu kıskançlık mıydı?"
Gülümsememi saklamaya çalışarak,
"Ercan."
"Emir hep böyle dalga geçer hep
Başkasını bulamamış mı
Önüne geldiğinde
Önüne geleneyse senin önünde ne kadar kişi vardı
Ercan gerçekten öyle değil ya
Bir dahaki şaka olursa gel izleme sende onunla dalga geç
O benle dalga geçerse ağzını burnunu dağıtırım dedi resmen içimden bu ercanmı diye geçirmeye başladım neyseki benim durağım geldi
Yarın görüşürüz dedim ilk diyen bendim
Görüşürüz
Eve geldim yemek yedim derken uyuya kaldım sonra rabiayla konuştum yine uyudum günler böyle geçerken ha bire beni o kıskanıyor ben onu kıskanıyorum artık bu işe bir son verilmeli Nisan...
Hava sonunda ısınmaya başlamıştı.
Okul bahçesindeki ağaçlar yeşermiş, koridorlardan içeri tatlı bir bahar rüzgârı doluyordu.
Bir an durup etrafa baktım.
"Vay be..."
"Neredeyse bir yıl olmuş."
İlk bakış...
İlk selam...
İlk otobüs yolculuğu...
Hepsi gözümün önünden film şeridi gibi geçti.
Artık birbirimizi görünce utanmıyorduk.
Ama ikimiz de söylememiz gereken şeyi hâlâ söylememiştik.
---
Öğle arasıydı.
Rabia'yla kantine inecekken telefonum titredi.
Ercan: Koridorun sonundaki merdivene gelir misin? Bir şey konuşacağım.
Mesajı görünce kalbim hızlandı.
Rabia hemen telefonuma uzandı.
"Kim yazdı?"
"Ercan..."
"Oha!"
"Git kız."
"Ben oyalarım milleti."
Derin bir nefes aldım.
"İnşallah rezil olmam."
"Olmazsın."
"Git."
---
Koridorun sonundaki merdivenler diğer tarafa göre daha sakindi.
Ercan korkuluklara yaslanmış beni bekliyordu.
Beni görünce doğruldu.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk."
Kısa bir sessizlik oldu.
İkimiz de ne diyeceğimizi bilmiyorduk.
En sonunda ben dayanamayıp güldüm.
"Eee..."
"Beni buraya niye çağırdın?"
Ercan ensesini kaşıdı.
"Aslında..."
"Uzun zamandır konuşmak istediğim bir konu var."
"Söyle."
Gözlerimin içine baktı.
"Şu Mert var ya..."
İstemsizce güldüm.
"Hâlâ onu mu düşünüyorsun?"
"Evet."
"Çünkü..."
"Ben o gün gerçekten kıskandım."
Gülümsemem yavaşça kayboldu.
İlk defa bunu bu kadar açık söylüyordu.
"Ercan..."
"Biliyorum."
"Saçma gelebilir."
"Ama seni başkasıyla gülerken görünce..."
"İçime oturdu."
"Sonra düşündüm."
"Niye bu kadar rahatsız oldum diye."
Bir adım bana yaklaştı.
"Sebebini buldum."
Kalbim artık o kadar hızlı atıyordu ki...
Sanki koridordaki herkes duyacaktı.
"Sebebi ne?"
Derin bir nefes aldı.
"Çünkü senden hoşlanıyorum, Elif."
Bir an...
Zaman durmuş gibiydi.
Koridordan geçen öğrencilerin sesi...
Bahçedeki düdük sesi...
Her şey uzaklaştı.
Sadece onun söyledikleri kaldı.
"İlk seni pencerede gördüğüm günden beri."
"Sonra her gün seni görmek istedim."
"Sabahları selam vermeyi bekledim."
"Otobüste seninle iki dakika konuşunca bütün günüm güzel geçti."
"Sen başkasıyla konuşunca da..."
"Kıskandım."
Başımı eğip istemsizce gülümsedim.
"Ben de..."
"Hep seni bekliyordum."
Başını kaldırdı.
"Ne dedin?"
Ben de cesaretimi toplayıp gözlerinin içine baktım.
"Ben de senden hoşlanıyorum."
"Uzun zamandır."
Yüzündeki o gülümsemeyi hayatım boyunca unutacağımı sanmıyorum.
İkimiz de birkaç saniye hiçbir şey demedik.
Sonra Ercan hafifçe güldü.
"Demek ikimiz de boşuna birbirimizi kıskanmışız."
Ben de kahkaha attım.
"Harbiden."
"O kadar zaman boşuna tribe girmişiz."
"Biraz öyle oldu."
Tam o sırada uzaktan zil sesi duyuldu.
İkimiz de aynı anda,
"Of..."
dedik.
Ercan gülerek geri çekildi.
"Kaçalım."
"Yoksa ikimizi de derste yakalayacaklar."
Merdivenlerden çıkarken bana dönüp son kez gülümsedi.
"Bu arada..."
"Hı?"
"Artık sabahları sadece 'günaydın' demek yetmeyecek."
Kaşımı kaldırıp güldüm.
"Niye?"
"Çünkü artık seni gördüğümde gülümsememin bir sebebi var."
Yanaklarım yine kıpkırmızı olmuştu.
İçimden sadece tek bir cümle geçiyordu.
"Galiba..."
"Bizim hikâyemiz asıl şimdi başlıyordu."
O olaydan sonra...
Nasıl oldu, kim yaydı, hâlâ bilmiyorum.
Ama okul resmen bizden haberdar olmuştu.
İlk başlarda sadece Rabia takılıyordu.
Sonra Dilşah abla...
Sonra kantindeki çocuklar...
Derken bütün okul.
---
Sabah okula yeni girmiştim.
Rabia beni kapıda görünce daha uzaktan bağırdı.
"Hoş geldin yengeee!"
Herkes dönüp bize baktı.
Ben elimle "Sus!" işareti yaptım.
"Rabia!"
"Bağırma!"
Rabia kahkahayı patlattı.
"Ne var?"
"Gerçeği söyledim."
Koluna hafifçe vurdum.
"Bir gün beni kalpten götüreceksin."
"Yok."
"Seni Ercan götürecek."
"Rabia!"
"Tamam tamam."
---
İlk teneffüste kantine indik.
Ben tost sırası beklerken arkamdan bir ses geldi.
"Çekilin lan."
"Yenge sıra bekliyor."
Arkamı döndüm.
11. sınıflardan tanıdığım bir çocuk gülüyordu.
Ben utancımdan yüzümü kapattım.
"Ya bırakın şunu."
Çocuk kahkaha attı.
"Ercan abi duyarsa bize kızar."
"Ne Ercan abisi ya?"
Tam o sırada Ercan içeri girdi.
Çocuk onu görünce bu kez sesini yükseltti.
"Ooo!"
"Enişte geldi."
Kantin bir anda kahkahaya boğuldu.
Ercan önce ne olduğunu anlamadı.
Sonra bana baktı.
Ben de utanmaktan yere bakıyordum.
Arkadaşlarından biri omzuna vurdu.
"Ne bakıyorsun oğlum?"
"Git yengenin tostunu al."
Ercan gülmekten başını eğdi.
"Kesin lan."
"Çocuk rezil oldu."
"Yok."
"Bugün sen olacaksın."
---
Birkaç gün içinde iş iyice büyüdü.
Koridorda yürürken...
"Kolay gelsin yenge."
Bahçede...
"Enişte maç var mı bugün?"
Merdivenlerde...
"Ooo çift geliyor."
Ben ilk zamanlar utanıyordum.
Hatta bazen başka koridorlardan dolaşıyordum.
Ama nafile...
Okul küçük olunca herkes herkesi tanıyordu.
---
Bir gün beden dersinde Ercan'ın takımını izliyorduk.
Hakem düdüğü çaldı.
Tam o sırada sahadan biri bağırdı.
"Enişte!"
"Yenge tribünde."
Sahadaki çocukların yarısı dönüp bana baktı.
Ben yüzümü atkımla kapattım.
Rabia ise yanımda gülmekten nefes alamıyordu.
"Allah'ım..."
"Şuna bak."
"Renk değiştirdi."
Ben dirseğiyle hafifçe dürttüm.
"Sus kız."
"Evde güleceksin."
Maç bitince Ercan tribünün yanından geçti.
Başını iki yana sallayıp güldü.
"Geçmiş olsun."
Ben kaşımı kaldırdım.
"Bana mı?"
"İkimize."
"Bugün okul bizi rahat bırakmadı."
İkimiz de kahkaha attık.
---
Bir süre sonra...
Bu lakaplar bize garip gelmemeye başladı.
Hatta bazen ben koridorda yürürken biri uzaktan,
"Yenge!"
diye sesleniyordu.
Refleks olarak dönüyordum.
Sonra kendi kendime gülüyordum.
"Eyvah..."
"Galiba ben de alıştım."
Ercan da bir gün gülerek,
"Var ya..."
"Ben de artık biri 'enişte' deyince dönüyorum."
dedi.
Kahkahayı bastım.
"Desene okul bize yeni isim koydu."
Ercan omuz silkti.
"Yapacak bir şey yok."
"Bu okul mezun olsa bile..."
"Bence bizi böyle hatırlayacaklar."