İçeriğe geç

Mwjskwksks

Bölüm 11 · 7 dk okuma

Mwjskwksks

Bölüm 11

11 bölüm Sevgili Olmuştuk

Nisan ayının sonlarıydı.

Okul bahçesinde ağaçlar çiçek açmıştı.

Öğle arasıydı.

Her zamanki gibi bahçenin arka tarafındaki banklara geçmiştik.

Burası okulun en sessiz yerlerinden biriydi.

Ne kantindeki kalabalık vardı...

Ne de koridordaki koşuşturma.

Sadece biz.

Ben elimdeki meyve suyuyla oynarken Ercan derin bir nefes aldı.

"Elif."

"Hı?"

"Sana bir şey soracağım."

"Sor."

Bu kez sesi her zamankinden daha ciddiydi.

"Uzun zamandır konuşuyoruz."

"Evet."

"Birlikte maçlara gittik."

"Evet."

"Kahve içtik."

"Otobüste eve döndük."

"Birbirimizi kıskandık."

İkimiz de istemsizce güldük.

"Doğru."

Sonra gözlerimin içine baktı.

"Ben artık bunu adı konmamış bir şey gibi yaşamak istemiyorum."

Kalbim hızlanmaya başlamıştı.

"Ne demek istiyorsun?"

Elini dizlerinin üzerine koydu.

"Ben..."

"Seninle sevgili olmak istiyorum."

"Gerçekten."

"Öyle birkaç günlük değil."

"Hayatımda ciddi bir yere koyarak."

Bir an konuşamadım.

Yüzüne baktım.

Gözlerinde heyecan vardı.

Ama aynı zamanda çekingenlik de...

Sanki vereceğim cevabı gerçekten merak ediyordu.

Ben hafifçe gülümsedim.

"Ercan."

"Hı?"

"Biliyor musun?"

"Neyi?"

"Ben zaten uzun zamandır seni erkek arkadaşım gibi hissediyorum."

Şaşkınlıkla güldü.

"Ciddi misin?"

"Ciddiyim."

"Ama..."

"Bence bunu resmileştirmenin zamanı geldi."

Elimi uzattım.

"O zaman..."

"Sevgilim olur musun?"

Bu kez gülen taraf Ercan oldu.

Hiç düşünmeden elimi tuttu.

"Olurum."

İkimiz de aynı anda kahkahaya başladık.

"Var ya..."

"Ne?"

"Bunu söylemek için aylarca bekledik."

"Harbiden."

"İki inatçıymışız."

Tam o sırada uzaktan Rabia'nın sesi duyuldu.

"Elif!"

Başımı çevirdim.

Rabia bizi görünce olduğumuz yerde dondu.

Sonra iki elini havaya kaldırdı.

"ALLAH'IM!"

"OLMUŞ!"

Ben utançtan yüzümü kapattım.

"Rabia, bağırma!"

Ama çok geçti.

Rabia koşarak yanımıza geldi.

"En sonunda be!"

"Ben sizden önce yaşlanacağım sandım."

Ercan gülmekten başını eğmişti.

Ben de kahkahamı tutamıyordum.

Rabia ikimize sırayla baktı.

"Eee..."

"Artık resmî olarak yenge ve enişte diyebilir miyim?"

Ben gözlerimi devirdim.

"Başlama yine."

Rabia omzuma sarıldı.

"Yok."

"Bu sefer susmayacağım."

"Çünkü bu hikâyeyi en başından beri izleyen benim."

Ercan bana dönüp sessizce gülümsedi.

Ben de onun elini biraz daha sıkıca tuttum.

İçimden tek bir cümle geçiyordu.

"Bazen en güzel hikâyeler..."

"Bir bakışla başlıyor, cesaretle devam ediyor."

Biz sevgili olduktan sonra...

Aslında hiçbir şey değişmemişti.

Yine aynı okul.

Yine aynı koridorlar.

Yine aynı zil sesi.

Ama...

Her şey de değişmişti.

Artık birbirimize bakarken içimiz daha rahattı.

Saklanmaya çalışmıyorduk ama okulun ortasında da el ele dolaşmıyorduk.

İkimiz de sınırlarımızı biliyorduk.

---

İlk öğrenen tabii ki Rabia oldu.

Daha doğrusu...

Zaten anlamıştı.

"Biliyordum."

"Vallahi biliyordum."

diye diye bütün gün peşimde dolaştı.

Dilşah abla ise beni görünce iki elini beline koydu.

"Ee?"

"Sonunda?"

Ben utana utana başımı salladım.

"Evet..."

Dilşah abla gülmeye başladı.

"Ben dememiş miydim?"

"O çocuğun bakışı boş değil diye."

Rabia hemen atladı.

"Abla, ben olmasam bunlar hâlâ birbirlerine bakıyor olacaktı."

"Haklısın."

"En büyük emek sende."

"Tabii."

"Çöpçatanlık kolay iş mi?"

Ben kahkaha atıp,

"İkiniz de susun."

dedim.

---

İşin komik tarafı...

Ercan'ın arkadaşları da öğrenmişti.

Öğle arasında kantinin önünden geçerken uzaktan sesler yükseldi.

"Ooo!"

"Ercan!"

"Yenge geliyor."

Ben başımı eğip gülmeye başladım.

Ercan ise arkadaşlarına dönüp,

"Kesin artık."

dedi.

İçlerinden biri omzuna vurdu.

"Ne kesmesi oğlum?"

"Bir senedir bekliyoruz."

Diğeri de gülerek bana döndü.

"Elif."

"Bunun kafası bazen çok çalışıyor."

"Arada dinlendir bunu."

Ben de mahalle ağzıyla güldüm.

"Merak etmeyin."

"Ben ayarını veririm."

Bir anda hepsi,

"Vayyy!"

diye bağırınca Ercan kulaklarına kadar kızardı.

"Lan susun."

---

Bizim sınıftakiler de boş durmuyordu.

Bir gün Emir yanıma gelip omzuma dokundu.

"Ne haber Elif?"

"İyi."

"Eee..."

"Enişte nasıl?"

Ben gözlerimi devirdim.

"Siz de başladınız."

Emir güldü.

"Abla bütün okul biliyor."

"Gizli saklı yaşayamazsınız artık."

---

Öğretmenler ise hiçbir zaman özel hayatımıza karışmadılar.

Ama bazen tatlı tatlı takılıyorlardı.

Bir gün nöbetçi tarih hocası koridorda bizi ayaküstü konuşurken gördü.

Gülümseyerek yanımıza geldi.

"Gençler."

"İkiniz de başarılı öğrencilersiniz."

"Bunu bozmayın."

İkimiz de aynı anda,

"Merak etmeyin hocam."

dedik.

Hocamız başını salladı.

"Gerisi sizi ilgilendirir."

"Ben sadece derslerinizi aksatmamanızı isterim."

"Tamam hocam."

O uzaklaşınca Ercan bana döndü.

"Seviyorum böyle hocaları."

"Niye?"

"Nasihat veriyorlar ama yargılamıyorlar."

Ben de gülümsedim.

"Evet."

"Haklısın."

---

Bir gün beden hocası maçtan sonra Ercan'ın omzuna hafifçe vurdu.

"Helal."

"Bugün iyi oynadın."

Sonra beni tribünde görünce gülümseyerek,

"Destek de tam kadroymuş."

dedi.

Ben utandığımdan başımı eğdim.

Ercan ise gülerek,

"Hocam..."

"Şimdi daha çok heyecan yapıyorum."

Beden hocası kahkaha attı.

"O zaman o heyecanı gole çevir."

---

Artık okulun koridorlarında yürürken...

Kimse şaşırmıyordu.

Rabia bizi görünce uzaktan el sallıyordu.

Dilşah abla göz kırpıyordu.

Ercan'ın arkadaşları "Enişte!" diye seslenip onunla uğraşıyordu.

Benim sınıftakiler de "Yenge!" diyerek gülüyordu.

İlk zamanlar utandığım o seslenişler...

Artık yüzümde küçük bir tebessüm bırakıyordu.

Çünkü biliyordum.

Bu okuldan mezun olduğumuzda...

Belki herkes farklı şehirlere gidecekti.

Ama bu koridorlar...

İlk bakışımızı,

İlk selamımızı,

Ve sonunda "biz" oluşumuzu hatırlamaya devam edecekti.

O akşam yatağıma uzanmış, telefonda amaçsızca gezinirken okulun itiraf sayfasına yeni bir gönderi düştü.

"Okulun en tatlı çifti belli oldu galiba. E. ❤️ E."

Altında da...

Benimle Ercan'ın bahçede konuşurken uzaktan çekilmiş bulanık bir fotoğrafı vardı.

Bir anda gözlerim büyüdü.

"Rabia!"

diye mesaj attım.

Ben: Kız bunu kim attı ya?

Rabia: Bilmiyorum ama bütün okul bunu konuşuyor. 😂

Telefonu elimden bırakıp derin bir nefes aldım.

"Eyvah..."

"Şimdi kesin Musab da görür."

...

Aynı dakikalarda...

Musab da telefonunda gezinirken gönderi önüne düştü.

Önce fotoğrafa baktı.

Sonra isme.

Bir daha baktı.

"Abla..."

diye mırıldandı.

Hiç vakit kaybetmeden yorumlardaki bir arkadaşından Ercan'ın numarasını istedi.

Birkaç dakika sonra WhatsApp'ı açtı.

Musab:

Sen Ercan mısın?

Birkaç saniye sonra çift mavi tik...

Ercan:

Evet, benim. Sen?

Musab:

Ben Musab. Elif'in kardeşiyim.

Ercan'ın yazıyor kısmı birkaç saniye göründü.

Ercan:

Tanıştığımıza memnun oldum kardeşim.

Musab:

Bak abi.

Ablamın üzülmesini istemiyorum.

Eğer onu kırarsan ilk beni karşında bulursun.

Ama gerçekten seviyorsan...

O zaman ben de saygı duyarım.

Ercan mesajı okuyunca gülümsedi.

Ercan:

Merak etme.

Elif'i üzmek için değil, mutlu etmek için hayatındayım.

Bunu sana zaman gösterecek.

Musab uzun süre ekrana baktı.

Sonunda tek bir mesaj yazdı.

Musab:

İnşallah.

---

Ertesi sabah...

Okula daha yeni gelmiştim.

Çantamı sırama bırakıp koridora çıktım.

Ercan merdivenlerin başında beni bekliyordu.

Beni görünce gülümseyerek telefonunu uzattı.

"Bir şeye bak."

"Ne oldu?"

Telefonu elime aldım.

Mesajları okumaya başlayınca gözlerim büyüdü.

"Musab mı yazmış?"

"Hem de dün gece."

Başımı iki yana sallayıp güldüm.

"Allah'ım..."

"Kesin itiraf sayfasından görmüştür."

Ercan da hafifçe güldü.

"Biraz sert başladı."

"Evet..."

"Tam kardeşimdir."

"Sonra?"

"Sonra konuştuk."

"Merak etme."

"Kavga etmedik."

Telefonu geri uzatırken içim ısındı.

"Özür dilerim."

"Neden?"

"Sana durduk yere böyle yazmış."

Ercan başını salladı.

"Özür dileyecek bir şey yok."

"Ben olsam..."

"Ben de kardeşimi korurdum."

Tam o sırada zil çaldı.

Sınıflarımıza gitmek için ayrılırken Ercan bana dönüp göz kırptı.

"Bu arada..."

"Hı?"

"Galiba kardeşinden geçer not almam için biraz zamana ihtiyacım var."

Kahkaha atıp başımı salladım.

"Evet."

"Biraz değil..."

"Oldukça fazla."

Zaman yine su gibi akıp gitmişti.

Sınav haftaları bitmiş...

Koridorlardaki telaş yerini yaz heyecanına bırakmıştı.

Ben de bütün derslerimi başarıyla verip 10. sınıfa geçmiştim. Ercan ise 12. sınıftaydı ve bu yıl mezun oluyordu; yani seneye ben 11. sınıf olacaktım.

İçimde tarif edemediğim bir mutluluk vardı.

Ama o mutluluğun içinde minicik bir hüzün de saklıydı.

Çünkü...

Ercan'ın bu okuldaki son günüydü.

---

Mezuniyet günü okul her zamankinden daha kalabalıktı.

Bahçe rengârenk süslenmişti.

Her yerde cübbeli öğrenciler, aileler ve fotoğraf çeken insanlar vardı.

Ben Rabia'yla uzakta durup onları izliyordum.

Bir anda kalabalığın arasından Ercan çıktı.

Üzerindeki cübbe ona çok yakışmıştı.

Beni görünce doğruca yanıma geldi.

"Eee?"

"Nasıl olmuşum?"

Başımı yukarı kaldırıp uzun uzun baktım.

"Yakışmış."

"Hem de çok."

"O kadar mı?"

"Evet."

"Şimdi gerçekten mezun olmuş gibi görünüyorsun."

Gülümsedi.

"Ben mezun oluyorum..."

"Seneye de seni 11. sınıfta ziyaret etmeye geleceğim."

"Rahatsız etmeye mi?"

"Tabii."

"Seni okul kapısında bekleyeceğim."

Kahkaha attım.

"İzin verirlerse."

"Vermezlerse de uzaktan el sallarım."

---

Yaz tatili göz açıp kapayıncaya kadar geçti.

Ve sonunda...

Okullar yeniden açıldı.

Ben artık 11 sınıf öğrencisiydim.

İlk gün heyecandan erkenden evden çıktım.

Sokağın başına geldiğimde...

Birini gördüm.

Ercan.

Duvara yaslanmış, elinde kahvesiyle beni bekliyordu.

"Günaydın."

"Sen..."

"Ne işin var burada?"

"Söz vermiştim ya."

"Seni okula götüreceğim."

İstemsizce gülümsedim.

"Her gün mü?"

"Üniversite başlayana kadar..."

"Her sabah."

"Vaktim olduğu sürece."

O günden sonra bu bizim küçük rutinimiz oldu.

Sabahları aynı sokak başında buluşuyor...

Birlikte okula yürüyorduk.

Okul kapısına geldiğimizde bana dönüp,

"İyi dersler."

diyordu.

Ben de,

"Akşam beni unutma."

diye takılıyordum.

O da gülerek,

"Unutursam sen zaten ararsın."

diyordu.

---

Ders bitince...

Okulun kapısından çıktığım anda gözüm onu arıyordu.

Ve neredeyse her gün...

Aynı yerde duruyordu.

Duvara yaslanmış...

Kollarını bağlamış...

Beni bekliyordu.

Beni görünce yüzünde oluşan o gülümseme...

Günün bütün yorgunluğunu alıp götürüyordu.

"Hadi."

"Bugün neler oldu?"

diye soruyordu.

Ben de öğretmenleri...

Rabia'nın bitmeyen muhabbetlerini...

Sınıfta yaşanan komik olayları...

Bir nefeste anlatıyordum.

O ise gülerek dinliyordu.

Mahallenin başına kadar birlikte yürüyorduk.

Vedalaşırken her zamanki gibi bana dönüp,

"Yarın sabah aynı saatte."

diyordu.

Ben de gülümseyerek,

"Geç kalma."

diye cevap veriyordum.

Ve böylece...

Artık okul farklı olsa da...

Her sabahın ve her akşamın en güzel kısmı, onunla geçen o kısa yürüyüşler oluyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.