İçeriğe geç

Müphem

Bölüm 36 · 4 dk okuma

Müphem

Bölüm 36

Bölüm 36: Tuzağa Düşen Adımlar

Alper, Mimarlık Fakültesi’nin merdivenlerini tırmanırken adımları o kadar sertti ki attığı her adım binanın taş koridorlarında yankılanıyordu. Kafasının içindeki sesler tam anlamıyla bir kaosa dönüşmüştü.

"Sana ne Alper? Sana ne! Kız büyüdü, istediğiyle konuşur, istediğiyle flört eder... Sen onun abisisin! Hakan’ın en yakın dostusun!"

Kendi kendine söylediği bu mantıklı, ahlaklı ve mesafeli cümleler; gözünün önünde beliren o son kareyle anında kül olup uçuyordu. Umay’ın o masada o çocuğa doğru hafifçe eğilişi, elindeki kalemi alırken parmaklarının temas edişi ve en önemlisi... Alper’i tam oradayken görüp gözlerinin içine baka baka o tebessümü sürdürmesi.

Umay bir oyun oynamıyordu artık. Umay, Alper’in eline tutuşturduğu o "abi" ve "korumacı dost" rolünü, Alper’in boğazına doladığı bir ilmeğe dönüştürmüştü.

Alper stüdyodaki boş masalardan birine kendini bıraktı. Cebindeki sarı kalemi çıkarıp masanın üzerine sertçe vurdu. T-cetvelini, paftaları bir kenara itti. Gözlerini kapattığında bile kızın o meydan okuyan, zafer dolu bakışlarını görüyordu.

Aynı dakikalarda Eğitim Fakültesi’nin kafeteryasında Melis, Umay’ın kolunu sabırsızca dürttü.

"Umay! Kızım Alper az önce şuradaydı, ağacın altında durmuş seni izliyordu! Görmedim sanma, gözlerinden resmen alev çıkıyordu!"

Umay, masadaki Can’ın anlattığı ders notlarını dinler gibi yapıp başını salladı ama zihni tamamen Alper’in o kaçışındaydı. Yüzünde muzip, kendinden emin bir tebessüm belirdi.

"Gördüm Melis," dedi Umay, sesini Can’ın duyamayacağı bir tona düşürerek. "İzlesin. Bir aydır köşe bucak kaçtığı, 'Sen benim kardeşimsin' diye nutuklar attığı kızın bir başkasına gülümsediğini görsün."

"Kızım ama bak, çocuk harbiden seni izlerken çıldırdı," dedi Melis fısıltıyla. "Alper’i hiç böyle görmemiştim. O soğukkanlı, her şeyi mantığıyla çözen mimar gitmiş, yerine kıskançlıktan gözü dönmüş biri gelmiş gibiydi. Ne yapacaksın şimdi?"

Umay çayından bir yudum aldı. Gözlerindeki o mahzun, yaralı ifade son 24 saat içinde tamamen buharlaşmıştı. Alper ona en ağır duvarı örmüştü ama o duvarın arkasında duran adamın aşil tendonunu vurmayı başarmıştı.

"Hiçbir şey yapmayacağım," dedi Umay kararlılıkla. "Bundan sonra hamle yapması gereken ben değilim, o. Madem abime 'Can’dan koruyorum' rolü kesti, madem kıskançlığını bu kılıfın arkasına sakladı... Bırakalım o kılıfın içinde kendi kendini yesin."

Akşam saatlerinde Alper kendi evinin salonunda ışıkları bile açmadan karanlıkta oturuyordu. Masadaki laptopun ekranı yüzüne mavi bir ışık yansıtıyordu ama ekrandaki çizim programına tek bir çizgi bile çekmemişti.

Telefonu masanın üzerinde titredi.

Ekranda "Ece" yazıyordu.

Alper derin bir nefes alarak telefonu açtı. Sesi yorgun ve pürüzlüydü. "Efendim Ece?"

"Alper? Sesin niye öyle geliyor? Dün geceden beri tuhafsın zaten," dedi Ece şüpheci bir sesle. "Buluşacaktık hani akşam? Unuttun mu?"

Alper elini yüzüne sürttü. Şakakları zonkluyordu. Ece’yle olan ilişkisi, Umay’ın hayatına bodoslama daldığı o andan itibaren tamamen yapay bir zorunluluğa dönüşmüştü. Ece’ye sarılırken bile zihni başka bir yerdeydi ve bu durum Alper’e büyük bir vicdan azabı veriyordu.

"Ece, çok yoğunum projem var... Bu akşam gelemeyeceğim, kusura bakma," dedi Alper.

"Alper sen benimle dalga mı geçiyorsun?" dedi Ece, sesini yükselterek. "Dün gece Umay’ın yanındaki o kriz, sonra apar topar kulüpten çıkışımız, şimdi de proje bahanesi! Ne oluyor Allah aşkına? Aranızda bilmediğim bir şey mi var seninle o kızın?"

Alper aniden ayağa kalktı. "Aramızda bir şey falan yok Ece! Umay Hakan’ın kardeşi, kaç kere söyleyeceğim bunu sana?!"

"O zaman niye aklın sürekli orada?!" diye bağırdı Ece. "Bana bak Alper, ben senin o kafa karışıklıklarını çekecek değilim. Kendine gelene kadar beni arama!"

Ece telefonu Alper’in yüzüne kapattı.

Alper elindeki telefonu koltuğa fırlattı. Karanlık salonda tek başına kalmıştı. Ece haklıydı; zihni, kalbi, kontrolü tamamen elinden kayıp gitmişti.

Tam o sırada telefonuna bir bildirim sesi daha geldi. Bu kez bir mesajdı. Alper isteksizce telefonu eline aldı. Mesajın Hakan’dan ya da Ece’den gelmesini bekliyordu.

Ama mesaj numarası rehberinde kayıtlı olmayan, o çok iyi bildigi gizli numara değil Umay'ın kendi numarasıydı.

Umay: "Nasıl geçti günün sarışın? Kafeteryadaki manzara hoşuna gitti mi?"

Alper’in nefesi boğazında tıkandı. Ekrandaki o iki satır yazı, Umay’ın son darbesiydi. Kız artık saklanmıyordu bile. Anonim kimliğin arkasına geçip Alper’le güpe gündüz, herkesin gözü önünde oynadığı o tehlikeli oyunu yüzüne vuruyordu.

Alper titreyen parmaklarıyla klavyeyi açtı. Bir aydır ilk defa o numaraya cevap yazmak için parmakları tuşların üzerinde gezindi:

Alper: "Ne yapmaya çalışıyorsun sen Umay?!"

Cevap saniyeler içinde geldi:

Umay: "Sadece sana verdiğin sözü tutmanda yardımcı oluyorum 'abi'. Hani aramızda mesafe olacaktı ya? Bak, mesafeyi dolduracak birilerini buluyorum işte..."

Alper telefonu avucunda sıkarken gözleri karardı. Umay, onu kendi kurallarıyla vuruyordu. Ve Alper o an ilk defa, bu savaşı durdurmak için o duvarları kendi elleriyle yıkmaktan başka bir çaresinin kalmadığını anladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.