İçeriğe geç

Müphem

Bölüm 34 · 4 dk okuma

Müphem

Bölüm 34

Bölüm 34: Gece Yarısı Sızısı ve Kıskançlığın Tohumları

Alper, karanlık koridorda sırtı duvara yaslanmış halde dakikalarca kıpırdamadan durdu. Göğsü, maratondan yeni çıkmış gibi hızla kalkıp iniyordu. Umay’ın kapısının arkasından gelen o en son tıkırtı da kesilmiş, ev zifiri bir sessizliğe bürünmüştü.

Ancak Alper’in zihninin içi, o sessizliğin tam aksine devasa bir kıyametin koptuğu bir harp meydanı gibiydi.

"Can gerçekten benimle flört ediyor..."

Bu altı kelimelik cümle, Alper’in şakaklarında tıpkı gece kulübündeki bas sesleri gibi gümbür gümbür zonkluyordu. Bir aydır kendine sürekli kabul ettirmeye çalıştığı o güvenli alan —Umay’ın çocukluğu, masumiyeti, "Hakan’ın küçük kardeşi" oluşu— tek bir hamlede yerle bir olmuştu. Umay sadece Alper’i bir kıskançlık senaryosunun içine çekmemişti; o senaryonun arkasına gerçek bir erkeğin varlığını yerleştirerek Alper’in zihnine zehirli bir şüphe tohumu ekmişti.

Alper sessiz adımlarla salona döndü. Koltuğun üzerindeki ceketini ve çantasını alırken bakışları orta sehpanın kenarına kaydı. Umay’ın unuttuğu o küçük sarı fosforlu kalem orada duruyordu. Kalemi sıkıca avucunun içine aldı, cebine tıkıştırdı ve dış kapıyı olabildiğince sessizce kapatıp kendisini gecenin buz gibi serinliğine attı.

Ertesi sabah, güneş Bursa'nın üzerine dökülürken Hakan’ın evinde pazar sabahının o ağır mahmurluğu vardı. Umay, şakaklarını zorlayan hafif bir baş ağrısıyla uyandı. Dün gecenin alkolü ve yaşattığı o devasa fırtına bedenini yormuştu ama içindeki o hırslı gurur, son bir aydır ilk kez bu kadar diri ve canlıydı.

Mutfağa geçtiğinde Melis’i tezgahın başında kahve demlerken buldu. Melis, Umay’ı görünce gözlerini kocaman açıp fısıltıyla bağırdı: "Kızım sen delirdin mi?! Dün gece salonda abine söylediklerin... O Can olayı... Alper’in yüzünün aldığı o hali gördün mü?!"

Umay tezgahın kenarına yaslanıp ılık bir bardak su içti. Dudaklarında o dingin, zafer kazanmış tebessüm vardı. "Gördüm Melis. Ve hayatımda ilk defa Alper’in gözlerinde o korumacı 'abi' maskesinin arkasındaki gerçek çaresizliği gördüm."

"Ama abin bugün Can’la ilgili bir şey sorsa ne diyeceksin?" dedi Melis endişeyle.

Umay bardağı tezgaha bıraktı. "Anlattım ya zaten... Can zaten iki haftadır bana kahve içme teklifleri atıp duruyor. Yalan söylemedim ki! Sadece Alper’in önüne bir ayna koydum. Madem beni korumak istiyor, madem 'abim' gibi davranmak istiyor; buyursun, o rolün ağırlığı altında ezilsin."

Tam o sırada Hakan gözlerini ovuşturarak mutfağa girdi. Yüzü hâlâ gergindi. "Günaydın..." diye mırıldandı sandalyeyi çekip otururken. Bakışlarını doğrudan Umay’a dikti. "Umay, kafan ayıldı mı biraz?"

"Ayıldı abi," dedi Umay gayet sakin bir sesle.

"İyi," dedi Hakan, masadaki zeytin tabağına uzanırken. "Alper sabahın köründe mesaj atmış, 'Sitede güvenlik toplantısı var, erken çıktım' diye. Bana bak, şu okuldan Can mıdır nedir... O çocuk seni rahatsız falan ediyorsa söyle bana, ben gideyim konuşayım. Alper’in niye bu kadar bilendiğini şimdi anlıyorum, haklı adam. Seni korumaya çalışıyor."

Umay, Melis’le göz göze geldi. Melis dudaklarını ısırarak başını başka yöne çevirdi.

"Yok abi," dedi Umay, çayından bir yudum alarak. "Rahatsız etmiyor. Sadece biraz fazla ilgili, ben de mesafemi koruyorum zaten. Alper abim biraz fazla abarttı durumu, hepsi bu."

Hakan söylenerek kahvaltısına devam ederken Umay masanın altındaki telefonunu eline aldı. Dün geceden beri Alper’e tek bir mesaj bile atmamıştı. Ve artık anonim numarayı kullanmasına da gerek kalmamıştı; çünkü oyun artık mesajlarda değil, gerçek hayatın tam ortasında oynanıyordu.

Öğleden sonra Mimarlık Fakültesi’nin stüdyosunda Alper, önündeki çizim masasına eğilmiş, T-cetveliyle çizgiler çekiyordu. Ancak çizdiği her dikey çizgi eğri çıkıyor, ölçüler birbirini tutmuyordu.

Yanındaki arkadaşı gelip paftasına baktı. "Oğlum Alper, senin bu ölçek ne böyle? 1/50’lik projeye 1/200’lük kolon koymuşsun, kafan nerede senin?"

Alper hırsla kalemi masaya fırlattı. "Dalgınım biraz, tamam düzelteceğim!"

Cebindeki telefonu titredi. Hızla cebinden çıkardı. Ekranda Hakan’ın adı vardı. Yutkunarak açtı kulağına götürdü.

"Efendim Hakan?"

"Oğlum neredesin sen?" dedi Hakan. "Sabah kaçar gibi gitmişsin. Neyse, dün geceki şu Can meselesini konuştum Umay’la."

Alper’in sırtından aşağı soğuk bir ter süzüldü. Cetveli tutan eli kaskatı kesildi. "Ne... Ne dedi Umay?"

"Yok ya, abartılacak bir şey yokmuş," dedi Hakan rahat bir sesle. "Çocuk biraz fazla ilgiliymiş sadece, Umay da 'Mesafemi koyuyorum' dedi. Ama ulan Alper, helal olsun sana vallahi. Kız kardeşimi benden çok koruyorsun. 'Abin duyarsa olay çıkarır' diye araya girip kızı uyarman falan... Aslanım benim, senin gibi dost dost değil öz kardeştir."

Hakan’ın o katıksız, içten ve güven dolu sözleri, Alper’in göğsüne en keskin bıçaktan daha derin saplandı. Hakan ona "öz kardeşim" derken, Alper’in zihninde Umay’ın dün gece kulağına fısıldadığı *"Can gerçekten benimle flört ediyor"* cümlesi yankılanıyordu.

"Şey... Önemli değil Hakan," dedi Alper, sesi bir fısıltı kadar cılız çıkarak. "Görüşürüz sonra, çizim yapmam lazım."

Telefonu kapattıktan sonra Alper masaya çöktü. Başını ellerinin arasına aldı. Umay onu tam kalbinden vurmuştu. Hakan’ın bu sonsuz güveni, Alper’in vicdanını bir cenderede ezerken; Umay’ın başka bir erkekle flört ediyor oluşu ihtimali, içindeki o canavarı, o kontrolsüz kıskançlığı uyandırıyordu.

Alper cebindeki o sarı fosforlu kalemi çıkardı. Masanın üzerine bıraktı.

Artık kaçacak bir yer kalmamıştı. Umay’ın hamlesi kusursuzdu; Alper’i hem kendi vicdanının hapsine koymuş hem de onu kıskançlığın alevleriyle baş başa bırakmıştı. Ve Alper ilk kez, o "kardeş" duvarının arkasında durmanın, Umay’ı başka bir erkeğe kaybetmek anlamına gelebileceği fikriyle yüzleşiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.