İçeriğe geç

Müphem

Bölüm 27 · 3 dk okuma

Müphem

Bölüm 27

Bölüm 27: Sessiz Kampüs ve Çizilen Yollar

Gözyaşlarıyla, iç çekişlerle ve ağır bir sessizlikle geçen o uzun gecenin ardından gün ışığı Umay’ın odasına döküldüğünde, yatakta tek bir kırpış bile olmamıştı. Melis gece boyu Umay’ın yanında kalmış, onun saçlarını okşamış, darmadağın olan gururunu toplamaya çalışmıştı. Hakan ise evde bir şeylerin ters gittiğini seziyor ama Melis’in uydurduğu "sınav stresi ve tansiyon" bahanesinin arkasındaki o devasa enkazı bir türlü göremiyordu. Salonda huzursuzca dolanıp Alper’i defalarca aramış, ama ulaşamayınca "Herhalde projeye gömüldü, bu çocuk da iyice delirdi" diyerek kendi kendini teselli etmişti.

Sabahın ilk saatlerinde Umay ve Melis, adeta bir yas havası içinde giyinip evden çıktılar. Umay’ın ağlamaktan şişmiş ve kızarmış gözlerini kapatmak için yapabileceği tek şey, hafif bir makyajın arkasına sığınmak ve bakışlarını yere indirmekti. İçinde, göğsünün tam ortasında amansız, sızlayan bir boşluk vardı.

Eğitim Fakültesi’nin önündeki çimlik alana vardıklarında, bahar güneşinin ısıttığı kampüs her zamanki gibi kalabalıktı. Öğrencilerin kahkahaları, koşturmacaları Umay’ın kulağında sanki çok uzaktan gelen birer uğultu gibi yankılanıyordu.

"Umay, istersen bugün derslere girmeyelim, bir yerlerde oturup çay içelim?" dedi Melis, arkadaşının koluna girerek.

Umay başını olumsuz anlamda salladı. Sesi kısık ve yorgundu. "Yok Melis... Eve kapanırsam daha kötü olacağım. Derslere girelim."

Tam o sırada, mimarlık fakültesinin önündeki açık kafeteryada o tanıdık silueti gördü.

Alper masada oturuyordu. Yanında Ece vardı.

Alper, dünkü o büyük patlamanın ve yüzleşmenin ardından geceyi kendi evinde, tavana bakarak geçirmişti. İçindeki kızgınlık hâlâ tazeydi. Umay’ın onun zihniyle oynamasını, yılların dostluğuna ve Hakan’a olan sadakatine gölge düşürmesini kabullenemiyordu. Zihni reddediyordu: *O Umay’dı. Hakan’ın küçük kız kardeşiydi. Büyümüş olabilirdi, oyunlar oynayabilirdi ama Alper’in gözünde hâlâ o küçük kız çocuğu olarak kalmak zorundaydı.*

Alper, içindeki bu kabullenemeyişi ve suçluluk hissini bastırmak için Ece’ye tutunmaya çalışıyordu. Ece’nin elini tutmuş, ona bir şeyler anlatıyor, ilişkisini "olması gereken düzene" sokmak için çabalıyordu. Ama gözlerindeki o dalgın, fırtınalı ifadeyi Ece bile fark edebiliyordu.

Umay ve Melis kafeteryanın yakınındaki yoldan geçerken Alper başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Ancak bu kez Alper’in gözlerinde ne o eski "bücür" diyen sıcak bakışlar vardı ne de cumartesi gecesinden beri süregelen o merat dolu sarsıntı. Alper, buz gibi bir soğuklukla baktı Umay’a. Ardından, Umay orada hiç yokmuş, sıradan bir yabancıymış gibi bakışlarını anında çevirip Ece’ye döndü ve onun elini biraz daha sıkı tutarak gülümsemeye çalıştı. Umay’ın varlığını tamamen yok sayıyordu.

Umay adımlarını durdurmamak için kendini zor tuttu. Göğsüne saplanan o keskin acı, dün geceki ağlama krizlerinden çok daha ağırdı. Alper onu sadece reddetmemişti; onu tamamen silmiş, görünmez kılmış ve hayatındaki "doğru" kadına sarılarak Umay’a en sert mesafeyi koymuştu.

Umay’ın gözleri bir anlığına doldu ama başını dik tuttu. Dudağındaki o eski mağrur tebessüm artık yoktu; yerini derin, acı dolu bir kabullenişe bırakmıştı.

Melis, Umay’ın kolunu daha sıkı tuttu. "Bakma onlara Umay, yürü gidelim."

Umay, Alper’in Ece’ye doğru eğilip bir şeyler fısıldayışını arkasında bırakarak yürümeye devam etti. Alper ise dışarıdan son derece sakin ve Ece’yle ilgili görünse de, masanın altındaki diğer elini yumruk yapmış, tırnaklarını avucuna geçiriyordu. İçinde kopan o büyük fırtınayı; kızgınlığı, şoku ve kendi kendine söylediği *"O sadece Hakan’ın kardeşi"* yalanını bastırmak için üstün bir çaba sarf ediyordu.

İki taraf da kendi içindeki yangınla baş başaydı; ama aralarına örülen o devasa duvar, artık ikisi için de geri dönüşü olmayan bir mesafenin başlangıcıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.