İçeriğe geç

Müphem

Bölüm 24 · 6 dk okuma

Müphem

Bölüm 24

Bölüm 24: Üçüncü İpucu ve Duvarların Yıkılışı

Çarşamba sabahı, günün ilk ışıklarıyla birlikte evin içine durgun ve sessiz bir hava hâkim olmuştu. Dün akşamki gergin, soru işaretleriyle dolu ve huzursuz saatlerin ardından gelen bu sessizlik, Alper’in zihnindeki gürültüyü bastırmaya yetmiyordu. Sabahın erken saatlerinde Melis, kampüsteki ilk dersine yetişmek üzere yurda dönmüş; Hakan ise bir süredir ertelediği projelerinden biri için şehir dışından gelen eski bir lise arkadaşıyla buluşmak üzere evden ayrılmıştı.

Koca evde sadece iki kişi kalmıştı: Salondaki geniş ahşap masanın üzerine paftalarını, cetvellerini, maket kartonlarını yaymış olan Alper ve koridorun sonundaki odasında Sınıf Öğretmenliği ders notlarını düzenleyen Umay.

Alper, elindeki maket bıçağını kartonun üzerinde gezdirirken ne kestiği çizgiye odaklanabiliyordu ne de maketin ölçeğine. Gözleri sürekli masadaki telefonun kararmış ekranına kayıyordu. İki gündür uykusuzdu; gözlerinin altı morarmış, şakaklarındaki sızı kronik bir hal almıştı. Zihninin içinde birbiriyle savaşan iki farklı hat vardı. Bir yanda ona SMS’lerle ulaşan, zihninin en kuytu köşelerini bilen, flörtöz ve cüretkâr anonim kız; diğer yanda ise son birkaç gündür çocuksu masumluğunu bir kenara bırakıp bambaşka bir çekim alanına bürünen, her bakışıyla ve her hareketiyle dengesini altüst eden Umay…

Alper falçatayı masaya bırakıp derin bir nefes aldı. Yüzünü ellerinin arasına alıp ovaladı. "Çıldıracağım," diye fısıldadı kendi kendine. "Gerçekten çıldıracağım."

Evdeki sessizlik o kadar derindi ki, koridorun sonundaki odadan gelen hafif sayfa sesleri bile duyulabiliyordu. Alper başını kaldırıp koridora doğru baktı. Umay’ın odasının kapısı yarı yarıya açıktı. İçeride, çalışma masasında oturan Umay’ın profili görünüyordu. Üzerine giydiği dökümlü gri kazak, dağınık bir şekilde topladığı saçları ve elindeki kalemle not alırken sergilediği o doğal tavır… Alper, bakışlarını ondan çekmekte zorlandı.

Umay, tıpkı dün gece mutfakta olduğu gibi, tıpkı cumartesi gecesi o siyah elbiseyle koridordan geçerken yaptığı gibi, yine tamamen kendi dünyasındaydı. Ama onun bu duruşu bile Alper’in içinde adını koyamadığı, tarif edemediği garip bir huzursuzluk yaratıyordu.

Alper oturduğu sandalyede geriye doğru yaslandı. Zihni ister istemez anonim kızın son mesajına kaydı. *Burnundaki çikolata lekesini* bile bilen o anonim kız… Nasıl olabilirdi? Salonda, mutfakta veya o odada gizli bir kamera mı vardı? Yoksa Melis ve Umay onunla organize bir şekilde oyun mu oynuyordu? Ama Melis’in de Umay’ın da telefonları gözünün önündeydi. Hakan’ın evinde, bu dört duvarın arasında nelerin yaşandığını anlık olarak bilmesinin tek bir mantıklı açıklaması olmalıydı ama Alper’in mantığı o ihtimalin kıyısına dahi yaklaşmaktan kaçınıyordu. Çünkü Umay’ın o anonim kız olması, Alper’in yıllardır kurduğu bütün dünyayı, Hakan’a olan sadakatini, kendi koyduğu aşılmaz sınırları bir anda yerle bir ederdi.

Güneş salona doğru biraz daha yükselip masadaki maket parçalarını aydınlatırken, Alper’in cebindeki kişisel telefonu ansızın titremeye başladı.

*Bzzzt. Bzzzt.*

Alper yerinden sıçradı. Kalbi sanki bir anda göğüs kafesini yırtıp dışarı fırlayacakmış gibi ritmini kaybetti. Titreyen elleriyle cebine uzandı. Ekranda yine o numara vardı: **+90 538 XXX XX 16**.

Alper yutkundu. Boğazı kurumuştu. Salondaki masanın kenarına sıkıca tutunarak ayakta durmaya çalıştı. Parmakları ekranı kaydırdı ve gelen ilk mesajı açtı.

+90 538 XXX XX 16: *"Artık bu körebe oyununun sonuna geldik sarışın. Bana 'korkak' dedin, 'karşıma çıkacak cesaretin yok' dedin. Ama ben senin hep karşındaydım. Gözlerinin tam içindeydim."*

Alper’in nefesi tıkandı. Odadaki havanın bir anda çekildiğini hissetti. Bakışları hızla koridorun sonuna, Umay’ın odasına kaydı. Umay'ın odasının kapısı şimdi kapalıydı.

Ekran bir kez daha titredi. Mesajlar peş peşe düşmeye başladı.

+90 538 XXX XX 16: *"Sana ilk ipucunu verdim: Cuma günü çınar ağacının altına geldim, Hakan’ın kardeşi Umay yanına gelip mide bulantısından bahsettiğinde ve sen ona nane limon yapmasını söylediğinde ben oradaydım dedim."*

Alper’in şakaklarındaki damarlar attı. Cuma günü... Çınar ağacının altı... O anı çok net hatırlıyordu.

+90 538 XXX XX 16: *"Sana ikinci ipucunu verdim: Cumartesi gecesi Hakan’ın evinde, salonda siyah tişörtünle koltuğa uzanmış maç yaparken seni izlediğimi söyledim."*

Alper’in dizlerinin bağı çözüldü. Ayakta duracak gücü kalmamıştı. Masanın kenarına tutunarak hemen yanındaki koltuğa çöktü. Alnından soğuk terler damlıyordu. Gözleri büyümüş, ekrandan kayan satırlara adeta kilitlenmişti. Kalbinin güm güm vuran sesi kendi kulaklarında çınlıyordu.

Ve ardından o dördüncü mesaj ekranda belirdi:

+90 538 XXX XX 16: *"Ve şimdi sana son, üçüncü ipucunu veriyorum sarışın... Bundan kaçışın yok."*

Alper telefonun soğuk camını sıktı. Bütün vücudu görünmez bir cereyana kapılmış gibi titriyordu. Zihni durmuştu. Dünya etrafında dönmeyi bırakmış, sadece bu telefon ekranı ve koridorun sonundaki o oda kalmıştı.

Mesajlar akmaya devam etti.

+90 538 XXX XX 16: *"Üçüncü ipucu: Sekiz yaşındaydım sarışın... Sen ve Hakan evin bahçesinde futbol oynuyordunuz. Sen hızla koşarken düşüp dizini kanatmış, acıyla yere kapanmıştın."*

Alper gözlerini kapattı. Zihninin karanlıklarında, yıllar öncesinin tozlu bir yaz günü aniden aydınlandı. Şehrin diğer ucundaki o eski müstakil evin bahçesi... Yeşil çimler, Hakan’ın bağırtıları, sertçe vurulan bir top ve Alper’in taşa takılıp yere kapaklanışı... Dizinden süzülen o sıcak kan...

+90 538 XXX XX 16: *"O sırada küçük bir kız çocuğu yanına koştu. Cüzdanından en sevdiği Prenses Elsa’lı yara bandını çıkarıp o kanayan dizine yapıştırdı. Ardından son derece ciddi bir tavırla yüzüne baktı ve 'Ağlama Alper abi, ben büyüyünce seninle evleneceğim, sana hep bakacağım' dedi."*

Alper’in göz pınarları yandı. O anı hatırlıyordu! O detay... O Elsa'lı yara bandı... Bunu dünyada sadece iki kişi bilebilirdi. Bir kendisi, bir de...

+90 538 XXX XX 16: *"Hatırladın mı sarışın? O gün o kanayan dize yapıştırılan Elsa'lı yara bandını ve o küçük kızın gözlerindeki iddiayı hatırladın mı?"*

Alper elindeki telefonu düşürecek gibi oldu. Göğsü hızla kalkıp iniyor, boğazından hırıltılı bir nefes çıkıyordu. Zihnindeki bütün parçalar, bütün şüpheler, bütün o imalı bakışlar, mutfaktaki dokunuşlar, anonim mesajlardaki o neşeli ve aşık tavır... Hepsi büyük bir gürültüyle birleşti.

Son mesaj ekrana düştü:

+90 538 XXX XX 16: *"O küçük kız büyüdü sarışın... Ve sözünü tuttu."*

Alper koltuktan yavaşça ayağa kalktı. Bacakları onu taşımakta zorlanıyordu. Telefonu avucunun içinde sıkarken gözleri koridorun sonundaki kapıya kilitlendi.

O sırada koridorda hafif ayak sesleri duyuldu.

Umay, odasından çıkmıştı. Elinde tuttuğu ikinci gizli telefonu cebine koymamıştı bile; telefon doğrudan sağ elindeydi. Yavaş, kendinden emin ve son derece sakin adımlarla koridordan salona doğru yürüdü.

Umay’ın yüzünde ne bir çocuksu utanç vardı ne de bir kaçış arzusu. Yıllardır içinden büyüttüğü o muazzam aşkın, o sarsılmaz iddianın ve zaferin gururu vardı gözlerinde. Salona girdi, Alper’in birkaç adım önünde durdu.

Alper, karşısındaki kıza baktı. Hayatında ilk defa Umay’a "küçük kardeş", "bücür" ya da "arkadaşının emaneti" olarak bakmıyordu. Karşısında duran kadın; günlerdir zihnini işgal eden, ona uykusuz geceler yaşatan, kalbini ritimsizce çarptıran o gizemli ve cüretkâr anonim kızın ta kendisiydi.

"Sen..." dedi Alper, sesi bir fısıltıdan farksız çıkmıştı. Dudakları titriyordu. "Sensin..."

Umay başını hafifçe yana eğdi. Dudaklarında o kavisli, büyüleyici tebessüm belirdi. Elindeki gizli telefonu masanın üzerine, Alper’in maket kartonlarının tam ortasına bıraktı.

"Benim sarışın," dedi Umay, sesi o kadar pürüzsüz ve sakindi ki, salondaki bütün gürültüyü tek bir anda yuttu. "Sana hep söyledim... Ben senin kaçmaya çalıştığın ama her adımda tosladığın o gerçekliğim."

Alper şok içinde Umay’a bakmaya devam etti. Zihni kabullenmekte direniyordu ama kalbi çoktan teslim olmuştu. "Umay... Sen ne yaptın? Günlerdir benimle oynadın mı? Kafayı yememe ramak kalmıştı!"

Umay bir adım daha attı. Aralarındaki mesafeyi neredeyse tamamen kapattı. Başını kaldırıp doğrudan Alper’in gözlerinin içine, o sekiz yaşındaki küçük kızın iddialı bakışlarıyla baktı.

"Ben seninle oynamadım Alper," dedi Umay, ses tonu bu kez derin ve sarsıcı bir samimiyetle yüklüydü. "Ben sadece senin yıllardır arkasına sığındığın o sahte 'abi' zırhını kırdım. Seni kendi hislerinle yüzleştirdim. Şimdi söyle bana sarışın... Günlerdir zihnini meşgul eden anonim kızın ben olduğumu öğrendin. Gerçekten rahatladın mı, yoksa asıl tehlikenin şimdi başladığını mı hissediyorsun?"

Alper donakaldı. Karşısındaki Umay, onun ördüğü bütün duvarları tek bir hamlede darmadağın etmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.