Sekiz esas üye henüz var edilmemiş, o devasa okyanusun tavanı boşlukta ilk kez omuzlanmamışken, her şeyin ve herkesin öncesinde tek bir varlık vardı: Aşirath. O, zamansızlığın ve mekânsızlığın ortasında, doğrudan doğruya Yaratıcı'nın sözünü, iradesini ve kadim planını bağrında taşıyan ilk komutandı. Ne etten ve kemiktendi ne de sekizli gibi sadece saf elementel enerjiden; o, bizzat o büyük yapılışın ilk ilahi kelamı, evrenin karanlık bağrına düşen ilk bilinçti. Sekizli yerini almadan çok önce, bu muazzam nizamın tüm geometrisini ve mühürlerini bilen tek güç oydu.
Aşirath, o dilsiz boşlukta belirdiğinde, elinde ne bir kılıç vardı ne de orduları harekete geçirecek maddi bir nişan. Onun tek kudreti, o muazzam yaratılışın sarsılmaz yasalarını ve Yaratıcı'dan gelen büyük sözleri taşıyor olmasıydı. Sekiz yüce varlık okyanus yatağındaki yerlerini aldıklarında, karşılarında kendilerinden önce uyanmış olan bu mistik komutanı buldular. Aşirath, her birinin yüzüne dilsiz bir tebliğle baktı ve onlara okyanusun tabanını gökte nasıl tutacaklarını, hangi mühürlerle bu tahtı sabitleyeceklerini aktardı. O, sadece bir emir komuta zincirinin başı değil; sekizlinin bağlandığı o ilk ilahi nizamın sarsılmaz tercümanıydı.
Bu kadim komutanın varlığıyla birlikte, suyun altındaki yönetim nihayet ilk meşruiyetini ve sarsılmaz yönünü bulmuş oldu. Sekiz esas üye, kendi muazzam ordularını kurup mühür kapılarına çekilirken, başlarını Aşirath’ın taşıdığı o ilk söze doğru eğdiler. O, tahtın hemen önünde, sekiz ordunun ve sekiz gücün tam merkezinde sarsılmaz bir kutup gibi dikildi. Artık su gökteydi, ordular nöbetteydi ve Aşirath, okyanusun derinliklerinde yankılanan ilk sözün koruyucusu olarak, bu kusursuz askeri krallığın ilk büyük çağını dilsizce başlatmış oldu.