İçeriğe geç

Mühür: Diğer Yarım

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Mühür: Diğer Yarım

Bölüm 3

Sorular

Esma gülümsedi. Yavaşça tek kişilik yatağa oturdu. Deniz de onu taklit etti.

"Tabii ki yok. Sorabilirsin."

Deniz rahatlamıştı. Ve çok özel şeylere girmeden neler olduğunu öğrenmeliydi.

"Şey... Bu ölüm meselesi nedir?"

Esma önce neden bahsettiğini anlamamış gibi kaşlarını çattı. Ama sonra Cenk'in Murat'a bağırırken söylediklerini hatırladı. Anlatmaya başladı.

"Cenk'in söylediklerinden mi bahsediyorsun?"

Deniz onaylar biçimde kafasını salladı. Esma da anlatmaya başladı. Ancak nerden başlaması gerektiğini bilemedi.

"Eğer... Bir kurtun birine mühürlenmesi nadir bir olaydır. Çünkü mühürlü olanlar yalnız bedenleriyle değil, ruhları ve kaderleri ile de bağlanırlar. Ve bu da bizim gibi genellikle bağımsız olan kurtlar için çok büyük bir olaydır. İki tarafta kabullenmişse, mühür kurtlar arasında evlilikle eşdeğerdir. Ve bu kişilerin birbirine olan sevgisi veya aşkı kaçınılmazdır."

Deniz bir süre düşündü. Peki ya iki kişi tek kişiye mühürlemişse? Esma dalındaki soruyu anlamış gibi devam etti.

"Ancak iki kurt aynı kişiye muhürlendiğinde işler biraz farklı. Mühürlenilen kişi iki kurttan birini seçmelidir. Ve seçtiğinde diğer kişinin kaderi ölümle biter. En iyi ihtimalle kurdu kendini öldürür. Cenk'in bahsettiği şey buydu. Tabi işler alfada biraz daha farklı."

"Nasıl yani?"

"Yani söylentiye göre normal bir kurdun bu konuda seçme şansı yoktur. Çünkü bir kurt birine mühürlendiğinde artık o kişi için yaşar. Ve reddedildiğinde kişinin insan hali değilse de, kurt hali kendine zarar verip öldürmesi kesin sayılır. Ancak alfanın kendisine can yemini etmiş koca bir sürüsü vardır. Yani bir seçme şansı olduğu algısı var. Tabii ki emin olamayız."

"Peki ya alfa ölürse n'olur?"

"Hepimiz ölüme kadar onun peşinden gideceğimize dair söz verdik. Yani kurdumuzun kendini öldürmesine engel olsak dahi yeminimizi tanımadığımız için ölürüz. Can yemini bağlayıcıdır."

"Can yemini mi? Kan yemini gibi mi?"

"Yani tam olarak değil. Kan yemini kara büyüye girer ve yapılması türler arasında da yasaktır. Can yemini çoğunlukla kurtlara özgüdür. Kısaca can yemini ettiğin kişiye sonsuz sadakatle bağlı olduğuna dair bir yemindir. Diğer türlerde de vardır ama kurtlardan daha yaygın. Küçük bir ritüelle uygulanır. Alfalar bu konuda çok titizdir. Genellikle alfalar, sürüdeki kurtların kendisini ölümleri pahasına koruması için can yemini ederken ekledikleri bir kuraldır."

"Hiçbirini seçmezsem? O zaman da mı herkes ölür?"

Esma gülümsedi. Ve cevapladı.

"Bu imkansız. Dediğim gibi, mühürlenen kişiler arasında ruhsal bir bağ vardır. Yani istemesen bile birine aşık olacaksın. Hatta belki ikisine birden. Ama ennihayetinde birini seçmek zorundasın."

Deniz kaşlarını çattı. Eğer ikisi de Esra'ya mühürlüyse bu çok büyük bir sorundu. Çünkü Esra böyle bir sorumluluğu alabilecek biri değildi. Birinin onun yüzünden ölmesine dayanamazdı. Hele bir de koca bir sürünün...

Esma Deniz' in yüzündeki düşünceli hali, bir vicdan azabı olarak algıladı. Ve tekrar açıklama yaptı.

"Esra, endişelenme ya da baskı hissetme. Sonuçta duygularını kontrol edemezsin. Ve birini seçmen için ona aşık olman gerekir. Yani duyguların olmalı. Ne olursa olsun suçlu olmayacaksın."

Deniz, Esma'nın suratına boş bir ifadeyle baktı. Ve sıradaki sorusuna geçti.

"Peki Cenk, neden alfanı suçladı? Kendi iradesiyle mi mühürleniyor kurtlar?"

"Hayır. Cenk biraz içerlediği için böyle sanırım. Sonuçta ilk mühürlenen o olduğundan, muhtemelen onu kendi mutluluğunun önünde görüyor. Normalde o ikisi kardeş gibidir."

Deniz kafasını salladı. İşte en önemli soruya geliyordu.

"Bunların hepsini anlıyorum. Ama anlamadığım bir şey var. Beni neden kaçırdınız? Bu söylediklerinin hepsini normal bir şekilde konuşarak da çözebilirdik."

Esma bir an duraksadı. Ne söyleyeceğini bilemez halde ağzını açtı.

"Bunu şu an söylemek ne kadar doğru bilmiyorum. Murat'a sorsan olur mu? Yanlış bir şey söylemek istemem. Deniz anlayışla kafasını salladı.

"Telefonum nerde biliyor musun? Arkadaşım beni merak etmiştir."

Ve tabii Esra da merak etmiştir. Ama bunu söyleyemezdi.

"Üzgünüm ama onu sana veremem. Kaçmaman gerekiyor. Bu iyiliğin için. Lütfen anla."

Deniz bunu zaten tahmin etmişti.

"En azından salonda filan otursak?"

Deniz bu odadaki yoğun pembeden sıkılmıştı. Burada nasıl uyuyacağını bilmiyordu. O an tek istediği oradan uzaklaşmaktı.

Esma kafasını salladı ve yol gösterdi. Aşağı indiklerinde çok şık dizayn edilmiş bir salon onları karşıladı. Odada kendileriyle birlikte toplam 7 kişi vardı. Murat, Leyla, ve tanımadığı bir adam koltukta oturuyordu. Cenk ve başka bir adam da ayaktaydı. Yine tartışıyorlar gibi görünuyordu. Ancak ikisi odaya girdiğinde herkes sus pus olmuş onlara bakıyordu. Murat hariç.

İçeri geçtiler. Deniz tekli koltuklardan birine Esma da diğerine oturmuştu. Sonra konuşma devam etti. Cenk konuşmaya başladığında kaşlarını çatmıştı.

"Ben neden hissedemedim?"

Leyla

"Neyi?"

Cenk

"Esra'yı. Geldiğini hissedemedim."

Deniz kaşlarını çatmıştı. Normalde hissetmesi mi gerekirdi?

Koltukta oturan adam

"Sen mühürlü olduğun kişinin bu kız olduğuna emin misin?"

Cenk

"Eminim Selim. Kaç defa hissettim, takip ettim. Ama şu an farklı gibi. Neden böyle?"

Ayakta duran adam

"Belki kızda iki mühür olduğu için bağınız zayıflamıştır."

Murat'ın çatık kaşları daha da çatılmıştı. Bu defa Esma araya girdi.

"Murat, sen bir şey hissettin mi?"

Murat'ın gözleri Esma'ya döndü. Deniz nedense Murat'ın kendisine bakmamak için özel bir çaba gösterdiğini hissetti.

Murat

"Evet hissettim."

Deniz biraz gerildi. Bu demek oluyordu ki Murat kendisine mühürlenmiş olabilirdi. Yine de emin olamıyordu. Sadece ayak seslerini de duymuş olabilirdi.

Deniz'in gözleri bu defa Cenk'e kaydı. Ellerini yumruk yapmış, kendini tuttuğunu belli eder şekilde kaşlarını çatmış yere bakıyordu. Deniz, kendi hakkında konuşulmasına karşın orda yokmuş gibi davranışlarından rahatsız olmuştu.

Birden bir çift gözü üzerinde hissetti. Etrafına baktı. Murat ona bakıyordu. Ne düşündüğünü bilmek o an imkansızdı. Ama bakışları şefkatle karışık tereddüt duygusu içeriyordu. Deniz o an doğruyu söylemeyi bir kez daha düşündü. Ama bir kez daha bu düşünceyi aklından def etti.

Esma oturduğu tekli koltuktan Deniz'e seslendi.

"Esra, açsındır sen ne zamandır bir şey yemedin. Gel sana yiyecek bir şeyler hazırlayayım."

Deniz, Esma'nın kendisini konuşulanlardan uzaklaştırmak istediğini anlamıştı. O yüzden ikiletmeden normalde göstermeyeceği bir uysallıkla Esma'yı takip etti. Mutfağa girdiklerinde duvara bitiştirilmiş yemek masasının sandalyelerinden birine oturdu Deniz. Esma ise buz dolabını açmış bir şeylere bakınıyordu.

"Ee, Esra. Ne yemek istersin? İstersen sipariş de edebiliriz."

Bu Deniz'in aklında bir şimşek çaktı. Birini çağırabilirlerdi. Ama şu anda gelen kuryeyle konuşmasına izin vermezlerdi. Eğer bir kez kaçmayı dener ve başaramazsa her şey onun için çok zorlaşırdı. Bu yüzden bu fikri şimdilik erteledi.

"Yok gerek yok. Ne varsa yerim ben sorun değil."

"Yani hazırda bir tek çorba var. İstersen makarna, pilav filan da yaparım."

"Çorba ne çorbası?"

Böyle sorunca biraz tuhaf kaçmış gibi gibi hissetmişti Deniz. Ama huyu kurusun küçüklüğünden beri yemek seçerdi. Her şeyi sevmezdi öyle. İster istemez sormak zorunda kalıyordu. Gerçi çorbaların çoğunu severdi ama belli de olmazdı.

"Mercimek."

Deniz'in o eve geldiğinden beri ilk kez yüzü güldü. En sevdiği çorbaydı mercimek. Artık ses çıkarmaya başlayan midesi adına çok mutluydu.

"Olur ya çok acıkmışım."

Esma dolaptan tencereyi çıkarınca Deniz de ona yardım etmek için atakta bulunup kızın elinden tencereyi alıp ocağın üzerine koydu. Tencerenin kapağını açıp içinde ne kadar olduğuna baktı. Epeyce vardı. Hepsini ısıtmak için dolapların birkaçında elindekine göre daha küçük bir tencere aradı.

"Ne arıyorsun?"

"Tencere arıyorum. Bu çorbanın hepsini ısıtmayalım. Küçük bir şey varsa ısıtabileceğim çok iyi olur."

"Ya yok hepsini ısıt onun."

Deniz, bir süre anlamsızca baktı.

"Niye?"

"Benle, Leyla da yiyeceğiz."

"Diğerleri?"

"Onların bu gün başka işleri var. Hem zaten normalde de burası Leyla'yla benim evim. Rahat etmen için seni buraya getirdik."

Deniz kafasıyla onayladı. Kendisine mühürlü olduğunu sanan o iki kişiden birine gitse muhtemelen rahat etmezdi. Rahat etmeye fırsat da olmazdı muhtemelen. Özellikle Cenk denen kişi büyük kavga çıkarırdı kesin.

Çorbayı ısıtıp tabaklara doldurmuş, sofrayı kurmuşlardı. Geriye tek kalan Leyla'yı çağırmaktı. Ama bir an Deniz, içeri o kalabalığa gidecek cesareti bulamadı kendinde. Esma'nın girişken ruhuna güvenmeliydi. Sandalyelerde birine masaya paralel şekilde oturdu. Esma sonunda işlerini bitirmiş Deniz'e dönmüştü.

"Esra ben Leyla'yı çağırıp geliyorum. Sen başla istersen."

Esma kapıdan çıkmadan içeriden bır patırtı yükseldi. Esma'yla Deniz bir an birbirlerine döndüler. Sonra Esma önde Deniz arkada içeri adımladılar.

Esma

"Yine noluyor?"

Salondan içeri girdiklerinde yerde bir vazo kırılmış olduğunu gördüler. Vazonun içindeki su her tarafa dağılmıştı. Cenk ise kırılan vazonun içindeki çiçeklerin tam dibinde ayaktaydı. O an herkes, bunun Murat'a gözdağı vermek için yapılmış bir atak olduğunu anlamıştı. Ama saçmalıyordu Cenk, Deniz'e göre. Gerçi bir yandan da bu olayın ucunda hayatları olduğu düşünülürse bu derce panik olmak tamamen normaldi de.

'Belki de sadece yaşamaya çalışıyordur.'

Deniz bu çaresizliği iyi tanıyordu. Her şeye rağmen ayakta durmak zordu. İki kız kardeş yalnız büyümek zorunda kalmışlardı. Özellikle yurttan çıktıktan sonra işler çok kötü noktalara gelmişti. Kendisinin birkaç kere sırf bu baskı yüzünden sinir krizi, panik atak geçirdiği olmuştu. Bu yüzden Cenk'in yaptıkları abartı gelse bile, onu yargılayabilecrk son insan bile değilmiş gibi geliyordu.

Onlar içeri girdiğinde Murat ve Cenk pür dikkat birbirlerine bakıyordu. Sanki gözleriyle savaşıyorlardı. Birkaç saniyelik sessizlikte hiç kimse bir şey sormadı. Bu sessizlik Deniz'e garip gelmişti ama o da sesini çıkarmadı. En sonunda Murat'ın sesi yükseldi odada.

"Selim, Caner. Alın Cenki götürün. Sakinleştirin sonra konuşmaya geleceğim."

Selim ve Caner Cenk'i tutmak için yaklaşırken Cenk, öyle kolay gitmeye niyetli değildi.

Cenk

"Bir dakika ya, ben gideceğim sen de hemen Esra'ya yanaşacaksın değil mi? Yok öyle dünya! Hiçbir yere gitmiyorum."

Murat, sinirle gözlerini kapattı ve derin bir nefes bıraktı. Son olaylar sabır sınırlarını çok zorluyordu.

"Cenk! Durum ne olursa olsun, ben senin alfanım. Doğru konuş benimle. Sana anlayış gösteriyorum diye sınırını aşamazsın."

Son cümlede Cenk'e yaklaşmış ve uzun boyuyla tehtidkar şekilde bakıyordu. Cenk itiraz edecek gibi olduğunda Caner ve Selim onu çekti.

Murat'ın keskin bakışlarını hedefi bu defa Deniz'di.

"Otur hadi."

Esra

"Murat biz yemek için Leyla'yı çağırmak için gelmiştik aslında. Sonra patırtı oldu filan. Kız çok şey yaşadı. Bu gün dinlensin istersen. Yarın konuşursunuz."

Murat bir süre düşündü. Gözleri Esma'da bir süre oyalandı. O zaman emin oldu Deniz. Kesinlikle kendisine bakmamak için özel bir çaba içerisindeydi Murat. Vicdan azabı olabilir miydi ki?

Murat hafiçe başını sallayarak onayladı Esma'yı. Son kez Deniz'e kaçamak bir bakış atarak evden çıktı. Esma'ya oldukça minnettardı Deniz. Buna hiç hazır değildi.

Bu iş kafasını karıştırmış olsa da kurtların mühürlülerinin peşinden ölümüne gittiklerini biliyordu. Bu durumda kaçmayı başaracak olsa dahi Esra'nın varlığından haberdar olurlarsa ne olacağını kestiremiyordu. O ana kadar pek bir şey olmamış olsa da, Özellikle Cenk denen kurt onu çok tedirgin ediyordu. Çok fevri davranıyordu, üstelik etrafına zarar da veriyordu. Bu durumda onlara güvenmesi imkansızdı. Önce kendisini kaçırma sebeplerini öğrenmeliydi.

Bölüm sonu

1 yorum