Kız oturduğu kaloriferden yavaşça kalktı. Murat'la ne kadar yakın olduğunu yeni fark ediyordu. Tam araya biraz mesafe koyacaktı ki, Murat kendisinden birkaç adım uzaklaşınca bir şey yapmadı. Murat'ın arkasındaki insanlara baktı. Ve yine sordu.
"Hâlâ beni neden kaçırdığınızı söylemediniz?"
Cenk biraz tereddütle konuştu.
"Boşver şimdi bunları. Tek bilmen gereken bir süre burada kalman gerektiği."
Ben tam itiraz edecekken Esma araya girdi.
"Zaten başka bir problemimiz daha var. Sadece senin çözebileceğin bir problem Esra."
Korkarak cevapladı.
"Neymiş o?"
"Murat'ta sana mühürlü."
"Ne?!"
Kız Cenk'in şaşkınlık nidasıyla hemen kaşlarını çattı. Hemen yanında duran adama bakakaldı. Ancak adam ona bakmıyordu. Tekrar Esma'nın tarafına dönüp cevapladı.
"Bu nasıl olabilir? İki kurt tek kişiye mühürlenebilir mi?"
Aslında bu soruyu ikisinin de Esra'ya mühürlü olup olmadığını kontrol etmek için sormuştu. Acaba içlerinden biri kendisine mühürlü olabilir miydi? Belki de ilk kez tek yumurta ikizinin olması onu rahatsız etmişti. Kafası allak bullak olmuştu.
"Çok nadirdir. Ama mümkün. Böyle bir durumda bütün yük mühürlenilen kişindedir. Birini seçmeli ve öbürüyle mührünü kırmalıdır."
Bu sırada Cenk hâlâ olayın şokuyla Murat'a bakıyordu. Murat'a iyice yaklaşarak elini tereddütle omuzuna koydu ve sordu.
"M-murat, ne demek bu kardeşim? Doğru mu bu?"
Murat, Cenk'in yüzüne bakmadan kafasını salladı ve sanki daha fazla eğilebilirmiş gibi başını biraz daha eğdi. Bunun üzerine Cenk omzundaki elini Murat'ın tişörtünün yakasına çekerek yumruk yaptı.
"Nasıl lan? Ne ara?"
Murat yavaşça kafasını kaldırarak yanıtladı.
"Sence bu önemli mi?"
Cenk, bunun üzerine çileden çıkmış bir şekilde Murat'a yumruk geçirdi. Zaten tedirgin olan Esma ve Leyla da yanlarına gitti ve onları ayırmaya çalışıyordu.
Kız ise öylece kaldı. Hâlâ şoktaydı. O an buraya nasıl deldiği aklına geldi.
-----------
"Yaa, Deniz lütfen!"
"Hayır dedim Esra. Kendin git nereye gidiyorsan."
"Ama şimdi Tülin gelecek. Senin de kıza nasıl davrandığın belli!"
Deniz, omzunu silkti. Pek umurunda değildi bu. Tülin denen kız ona çok sinsi geliyordu. Deniz'in Tülin'den hoşlanmaması onun suçu değildi. Derken yine Esra'nın sitemleri odayı doldurdu.
"Ya Deniz sen ne biçim kardeşin ya. Bir de ikizim olacaksın! N'olur yani benim yerime gitsen?"
"Beni beğenmiyorsan başka kardeş bulabilirsin Esra. Ayrıca gittiğin kütüphanede kimsenin kaybedilmiş kitapları yediğini zannetmiyorum. Yarın gider alırsın!"
Esra'nın yüzü iyice düştü.
"Ama bu gün Tülin'le o kitaptan çalışacaktık! Yarın finaller başlıyor."
Bir süre durdu Esra. Aklına gelen şeyle gülümsedi.
"Tamam o zaman. Madem sen gitmiyorsun, ben giderim. Ama sen de Tülin'le iyi ilgileneceksin."
Deniz' in gözleri büyüdü. Akşamın bu saatinde onu tek başına gönderemezdi. Hava çoktan kararmıştı. Ayrıca kütüphane kapanmadan yetişebileceğinin de bir garantisi yoktu.
Ayrıca o Tülin'e de iyi davranamazdı. O sinir bozucu yılan!
"Hayır tabiki gitmiyorsun! Saçmalama! Hem zaten kütüphane de kapanmıştır. İnternette yada Tülin'de bir kopyası yok mu?"
"Hayır yok! Tülin kendikini kaybetti. Ayrıca kapanışa daha yarım saat var. Hemen çıkarsan 10 dakikada orda olursun. Hadi be Deniz!"
Deniz gözlerini devirdi. Mecburen kabul etti. Üzerine ceketini aldı. Dışarı çıktı. Yürüyüş yapmayı her zaman seven biriydi. Yavaşça ve yolun tadını çıkararak... ancak bu defa biraz daha hızlı olması gerekiyordu. Kütüphanede çalışan hiçbir çalışanı eve gitmekten alıkoymak istemezdi.
O sırada cebinden telefonunu kontrol etti. Telefona baktı. Aylin mesaj atmıştı.
Aylin;
Deniz! Ben ne yapacağım?:'(
Deniz;
Ne oldu ki?
Aylin;
Ne olmadı ki?
Bir hafta sonra dolunay varr!!
Deniz;
Ee? Zaten her ay dönüşüyorsun bu senin için neden sorun oldu ki?
Aylin;
Çünkü regl dönemim de o zamana denk geliyor!
Deniz;
Eyvah eyvah!
O zaman bana dolunayı atlatana kadar yazma Aylin!
Aylin;
Hainsin!! :/
Deniz telefonu kapattı ve gülümseyerek cebine attı. Gerçekten iki dönemin üst üste gelmesi hiç iyi olmuyordu. Daha önceki tecrübelerinden dolayı böyle zamanlarda ona karışılmaması gerektiğini biliyordu. Çünkü Aylin gerçekten birini öldürebilecek kadar sinirlenebiliyordu. Hatta Deniz, Aylin'in bunu istemeden de olsa yapmış olabileceğine dair bir şüphesi vardı. Ancak bunu doğrulamanın hiçbir yolu yoktu. Çünkü kurta dönüştüğünde hiçbir şey hatırlanmıyordu. Dolayısıyla kurt formunda da kimseyi tanımıyordu. Herkese zarar verebilirdi.
Deniz sonunda kütüphaneye ulaşmıştı. Kapıyı hafifçe itti. Ancak açılmadı. Zaten ışıklar da kapalıydı. Ancak emin olmak için Deniz birkaç kez daha itti ve çekti. Erken kapatmış olabilirlerdi. O günün pazar olduğu düşünüldüğünde bu şaşırtıcı değildi.
Deniz de en son pes etmiş ve geri dönmeye hazırlanıyordu. Ancak birinin arkadan uzanıp ağzını tuttuğunu hissetti. Deniz burnuna gelen sarhoş edici kokunun eter olduğunu tahmin etti. Yaklaşık bir iki dakika kadar çırpındı. Onu tutan adamın yüzünü görmeye çalıştı. Bu sırada başkaları da gelip elini ve ayaklarını tutmuştu. Ve yavaşça bilincinin kaybolduğunu ve vücudunun ağırlaştığını hissetti. En sonunda da gözleri kapandı.
-------------
Deniz düşüncelerden sıyrıldığında hâlâ kavga ediyorlardı. Daha doğrusu Cenk ısrarla Murat'ın yakasına yapışıp vurmaya çalışıyor, Murat ise gözü yerde Cenk'in hakaretlerini dinliyordu. Bu anlamsız dövüşten sıkıldığını hissetti Deniz.
Gerçekte kime mühürlendiklerini bile bilmiyordu. Bir an kendisinin Esra olmadığını söylemeyi düşündü. Ama bu düşünceyi aklından def etti. Karşısındaki insanlar, sırf mühürlediler diye insanları kaçırabiliyorlarsa Esra'nın bundan uzak olması daha iyi olurdu.
Elini şakalarına götürdü ve ovmaya başladı. Ve Cenk'in dediklerine yoğunlaştı.
"Ya ben sana kardeşim dedim be! Ne adi bir insanmışsın sen! Ama andım olsun Esra'nın seni seçmemesi için elimden gelen her şeyi yapacağım. Anladın mı? Ölüme terk edilen sen olacaksın!"
Ölüm?! Bu de ne demek oluyordu? Derken Leyla'nın bağırışları duyuldu.
"Cenk saçmalama! O ölürse nolur biliyorsun değil mi?"
Cenk hayal kırıklığı ve öfkeyle baktı onu tutmaya çalışan Leyla'ya.
"Ne yani Leyla? Bunu öylece kabul mü etmeliyim? Hem biliyorsun Alfaların ölüp ölmeyeceği belli olmuyor. Ama ben terk edilirsem ölürüm!"
Bu ölüm meselesi de neydi? Neden ölümden bahsedip duruyorlar ki?
Murat hızlıca odayı terk etti. Bununla birlikte Cenk de sakinleşmişti. Hâlâ söylenirken Leyla onu da dışarı çıkarttı. Şimdi Esma'yla baş başa kalmıştı. Esma bir süre sessiz kaldı. Sonra gülümsemeye çalışarak konuştu.
"Hadi seni rahat edebileceğin bir odaya götüreyim."
Deniz ona baktı. Onaylar biçimde kafasını salladı. Ve demir kapıdan çıkan Esma'yı takip etti.
Birlikte merdivenlerden yukarı çıktılar. Ve Esma bir odaya girdi. Gayet sade ve tatlı bir odaydı. Kitaplarla dolu bir kitaplık ana gülümsüyordu. Esma nazikçe sordu.
"Beğendin mi? Bu oda senin için yapıldı."
O odanın Esra için yapıldığı belliydi. Kitaplıkta açık pembe ve bebek mavisi kitaplarla, hepsinin romantizm türünde olduğunu tahmin ediyordu, odaya genel olarak hakim olan yoğun beyaz ve pembe tonları vardı. Esra'ya gerçekten bir prenses odası yapmışlardı. Ancak bu onun zevkine pek uymazdı. Yine de şüphe çekmemek için yapabileceği bir şey yoktu.
Esma'ya döndü. Ve biraz tereddütle sordu.
"Aklıma takılan şeyler var. Sormamın sakıncası var mı?"